NOT 28 EURUSD hakkında

Geçenlerde de EURUSD’nin değerinin yükseleceğini öngörmüş idik. Lâkin gerçekleşmesi gecikti. (*) O öngörünün dayanaklarından biri D. Trump’ın zayıf USD sağlayacağı yönünde açıklama yapabileceği idi. Faiz indiriminden yana olduğunu açıkladı ama devamı gelmedi.
O öngörüyü yineliyoruz; EURUSD önümüzdeki bir, iki hafta içinde hayli yükselme potansiyeline sahip. Bu arada grafiği de hayli olgunlaştı zira. Yine de, Avrupa’da işlerin pek de iyi gitmediği göz ardı edilmemeli elbet. (**)

(*) Hani, Aristo’nun “Bizim teorilerimiz doğru ama malzeme bozuk!” dediği rivayet edilir ya, o hesap işte! (Şaka, şaka!)
(**) İtalya’da MD sanayi üretimi Aralık’ta yıllık %-7.1 (Önceki:%-1.5)
12.02.2025 12:00:35 İtalya’da MD sanayi üretimi Aralık’ta yıllık %-7.1 (Önceki:%-1.5)
12.02.2025 12:00:28 İtalya’da MD sanayi üretimi Aralık’ta aylık %-3.1 (Beklenti:%-0.2 Önceki:%+0.3)

NOT 25 DAX ve BRENT hakkında

içerik: Çatışkılı fikirler

Yakında, ‘Uzun erimli tahminler’ hakkında konuşacağız. O zamana dek ve NOT 24 ile de ilgili olarak, geleceğe dair şu iki göstergeyi hayli önemsemek gerektiği kanısındayım.

Frankfurt Borsası endeksi DAX tüm zamanların rekorunu bugün kırdı. Ama, BRENT petrol (vadeli) fiyatları alttaki grafikteki kırmızı çizgiyi (aşağı) kırarsa, Dünya’da işlerin iyiye gideceğine dair fikrim hayli zayıflar ve tahterevallinin diğer ucundaki yani NOT 24’deki listenin gerçekleşeceğine dair fikrim hayli kuvvetlenir.

NOT 24 Yüklü alışlar için fiyatlar

İçerik: Umut fakirin ekmeği, ne kadar yesem doyarım?

Günümüzde fiyatlar düşerken de para kazanmak mümkün tabii ki. Lâkin alttaki fiyatlar, en azından 1 hafta veya tatminkâr kazanç görene dek elde tutmak düşüncesiyle ve tamamen öznel gerekçelerle ileri sürülmüştür.

Üstteki tablo, sevgili Nasreddin Hoca’mızın göle maya çalması, koyunların yoluna çalı dikmesine benzer. Bakalım kaçta kaçı doğru çıkacak? Süre, önümüzdeki Nisan_Mayıs’a dek!

TARİH (4) Film, Fizik, Veterinerlik ve Tarih

İçerik: Mevlana Celaleddin-i Rûmî’ye atfen denir ki, “Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.” (*)

Anlatıların şablonuna uygun olarak (**) şöyle başlayalım: Olay Tucumcari’de geçer. (***)

Filmin ilk dakikalarında gördüğümüz trenden indikten sonra L. V. Cleef, aranan bir cinayet suçlusunun (‘wanted’) karakalem portresinin (****) olduğu kâğıdı çivilenmiş olduğu yerden çeker alır. Çünkü L. V. Cleef bir kelle avcısı da denen ödül avcısıdır. Az sonra perdeyi/ekranı silme dolduracak olan o resimden anlarız ki, Guy Callaway adlı katil sarkık bıyıklıdır. (#)

Gel zaman git zaman, (film zamanıyla) 10. dakika dolayında L. V. Cleef o kâğıdı bir kapı altından içeri sürüp duvarı siper alarak kapıyı tıklatır ve içeriden sıkılan 4 el mermi 4 delik oyar ahşapta. Garip! İçerideki niçin tabancanın topundaki (o zamanlar şarjörlüsü henüz yoktu zira) mermilerin hepsini boşaltmamıştır acaba? O ara, tabii ki dikkatli seyirci, ‘Vardır elbet Sergio Leone ustanın bir hikmeti.’ beklentisini yazmış olabilir aklının bir kenarına. Zira, Leone ustanın ustalığından sual olunmaz ki! İçeridekinin aranan katil yani Guy Callaway olduğu, şıpın işi ve de kesin kes kanıtlanıvermedi mi o 4 delik sayesinde? Ona ne şüphe, elbet öyledir?!

L. V. Cleef’in kapıyı tekmeleyerek içeri girişiyle eş zamanlı olarak Guy’ın silüetini balkondan kaçarken görüveririz de, tabancasında mermi kalmamış olduğuna hükmederiz! Öyle ya, mermisi olsa sıkıverirdi içeri dalan yabancıya, L. V. Cleef’e! Kimbilir, belki de Guy’ın paniğe kapılmış olmasındandır bu eksiklik.

L. V. Cleef odadan sakince çıkarken şunu görürüz; kapıdaki mermi izleri, dışarıdan yani kapıdan çıkarkenki gibi yani param parça değil gayet dairemsi şekildedirler oda tarafında. Bu incelik nedeniyle de, Aslan yönetmeni tebrik etmek isteyebiliriz.

Muhtemelen, avını elden kaçırdığına üzgün üzgün aşağı inen Cleef, Guy’un kaçmakta olduğunu görünce, atın eyeri altındaki silahlığını açarak bir tüfek çıkarıp alır. İlk atışta, Guy’ın atını vurur. Arka taraftan ateş edip tek mermide hayvancağızı yere kımıltısız yapıştırdığına göre, ‘Merminin kalibresi hayli büyük olmalı.’ diye düşünmüş olabilir belki az önce andığımız dikkatli seyirci, belki de bir başkası. Belki de bunları düşünmeye bile vakit kalmadan, Guy yüzünü bize döner. Epey bir süre de bakar bu yana! Sarışındır, bıyıksızdır! ‘Hımm! Bıyıksız! Demek ki tanınmamak için kesmiş.’ diye düşünecek süreye de kavuşmuş oluruz o ara! Hani, o az önceki kapı altından resim sürme olayı olmamış olsaydı, insan kuşkulanırdı yani, ‘Bu avcılar da avlarının kimliğinden nasıl emin olabiliyorlar acaba?’ gibilerden. Öyle ya; Dimyat’a pirince, pardon ava giderken bir masumun katili olmak da var!

Gelgelelim, o koskoca atı tek mermide kımıltısız kılan L. V. Cleef, uzun uzadıya nişan almış olmasına rağmen Guy’ı, sol omzundan vurmuştur. Guy’un sol eliyle tuttuğu yarasına bakarak bu kez de, tüfek mermilerinin sinek sıklet kalibrede oldukları düşünülebilir. Dahası, Guy ayağa kalkar ve ne gariptir ki tam 5 mermi daha ateşler L. V. Cleef’e!

Guy, namlusunu yere paralel veya az yukarı tutmasına karşın 5 mermi de, adeta heykel gibi durup duran L. V. Cleef’in ayakları dibine düşer. Demek ki, Guy’un tabancasındaki mermilerin menzilini bilmektedir L. V. Cleef. Kendi tabancasındaki mermilerin menzilinin daha uzun olduğunu da. Ama, az önce kullandığı tüfeğinine yeni mermiler sürmek yerine, ceketayının yeninden çıkardığı bir tak_çıkar kabzayı, göbek hizasında taşıyadurduğu silahşorlük tabancasına monte etmeyi yeğler. Omzuna dayar, nişan alır, ateş eder. Tek atışta tam da alın çatından vurur Guy’ı. Çünkü kameranın hemen önüne sırt üstü düşmüştür Guy, tam da film zamanının da 13. dakikasına girilmişken.

İşte hemen alttaki vidyoyu gerçek olaylar silsilesi saysak, yukarıdaki anlatı Tarih sayılır mı sayılmaz mı? Temel sorumuz budur.
Dileyen okuyucu, alttaki vidyoya göre kendi tarihini de yazabilir elbette! (##)

Tali sorumuz da var, şudur: Ne kadar süren olayın tarihi, toplamda ne kadarlık minik zaman dilimlerini kapsadı?

Noktasal sorularımızdan bazıları ise şunlardır:
1- Lee Van Cleef, Tucumcari istasyon memuruyla konuşurken öğreniriz ki, aranıyor afişi üzerindeki ödül miktarına ($1,000) iki sıfır ekleyen Guy’ın bizzat kendisidir. ‘Gayet ince bir şaka, gayet ince bir espri.’ diye düşünürken ihmal edilmiş olması hayli muhtemel olan soru şudur: Guy, yanında kalem kömür çubuk gibi yazı araçları mı taşımaktadır?
İpucu: Gişe memurundan da edinmiş olabilir.
2- Lee Van Cleef, afişi duvardan çekip alırken görürüz ki, dört köşedeki dört çivi eğriltilmemiş, bükülmemiştir bile. Yani, hafif bir yel bile, onu oradan sökebilecekken niçin uçuverip gitmemiştir de afiş orada dura kalmıştır onca zaman?
İpucu yok! Doğrudan cevap: Yağmur yağar ama demek ki, rüzgar fırtına falan çıkmaz Tucumcari’de. Zaten, pek çok benzeş filmde gördüğümüz çalı çırpı yumakları da uçuşaraktan hiç dönüp durmaz etraflarda.
3- Guy’ın tabancası kaç mermilikti?
İpucu: Toplam dokuz atış yaptı ve otel odasında başka tabanca veya tüfek yoktu.
4- Guy’un atı sağrısından mı, bacaklarından mı tek mermi ile vuruldu da hayvancağız anında yere kımıltısız yapıştı kaldı?
İpucu: Akıl ve bilgi danıştığım Veterinerlerin hiçbirinden doyurucu yanıt alamadım, ne yazık ki!
5- Sorusu olmayan ipucu: Guy’ı omuzdan yaralayan ‘mermi gövde içindeyken, tabancayla hem de ayak üstüne kalkıp durarak 5 el ateş edecek güç bırakmaz’ diyen epeyi ahbap çıktı. İhtimalen, mermi omuz kemiğini kırarak dışarı çıkmıştı. Aslan yönetmen zorda kalmış galiba; mermi gövdede kalsa bıyık, çıksa sakal!
Bunca ayrıntı filmde var ama yanıt ya yok ya da çelişkili ise, yönetmen (kimdir biliyoruz da) ve hatta yöneticiler (kimdir bilmiyoruz) niçin böyle yapmışlardır acaba?
“—Aman, canım! Altı üstü spagetti western işte! Daha ne olsun?” diyebilecek itirazcılarla birlikte, hemen alttaki (filmin yaklaşık 63.üncü dakikasında başlayan) vidyoya geçelim lütfen. (###)

Hadi bakalım sorunun kallavisi geliyor!

6- Filmin yönetmeni ve yöneticileri mi salaktır, yoksa seyirciyi mi salak sanmaktadır ki, yakın mesafeden 3 mermiyle vurulan adamdan zerre gıdım kan çıkmaz?

Sahi kuzum, yukarıdakilerin tarihçisi mi olmak isterdiniz, yönetmeni veya yöneticisi mi, oyuncusu mu, seyircisi mi? Yoksa, o olayı şu vukuatı mıncıklayıp mıncıklayıp durmak yerine kulak üstüne yan gelip yatarak sefa sürmeyi mi?

(*) İşte Tarih’in ve yöneticilerinin bir sırrı da orada yatmaktadır: ‘Sadece karşındakinin anlayabileceklerini söyle!’ İleride, Claude Monet’in ‘İzlenim: Gün Doğumu’ adlı tablosunu konuşurken de değineceğiz Mevlana’nın o sözüne.

(**) Woody Allen’ın kulağı çınlasın diyedir; Hani, bir süredir devam ettiği hızlı okuma kursunda 20 dakikada bir kitap bitirmiş de (rivayet muhtelif; kimi ‘Savaş ve Barış’ diye nak’leder kimi ‘Anna Karenina’) olay Rusya’da geçiyormuş.

(***) https://tr.wikipedia.org/wiki/Tucumcari,_New_Mexico

(****) Eşkali; bkz., https://www.haberturk.com/eskal-ne-demek-eskal-nasil-yazilir-eskal-tdk-imla-2590660 şimdilerde ‘robot resim’ deniyor.

(#) L. V. Cleef de bıyıklıdır. Ama bu yazıda, filmdeki adıyla değil gerçek, yani nüfus kayıt adıyla anılacaktır. Çünkü, filmdeki adı (Albay Douglas Mortimer) canlandırdığı karakterin uydurması olabilir. (Yarı ciddi, yarı şaka!)

(##) Şu ‘you tube’ vidyosunun 9.uncu ile 12.nci dakikaları arası: https://www.google.com/search?sca_esv=029406e1c61d5581&sxsrf=AHTn8zpGk0JOIzECGpSZJKs7ARjOoPBl8Q:1738172477973&q=dollars+trilogy&udm=7&fbs=ABzOT_AeWVZgM1ygG9loIv1sab0j2HB687sEni7_6XgT5zHBctPQQWJnv2cP3Dmrkn2lJOgsbfHmVGgQVXlaZGFgFFx9EKRBCQIsb1k0U0ke7X6qJ6r0LjLGUh6HnmhbsC4C-taIFWB3PnGPZ5hJS15eWy5zI2I9BEjYulZRsyHTzsntvtw1wkabN3mCQ7qB3lpLObO9qI_GSpsdLSqmV-CsWVBCK4ecFQ&sa=X&ved=2ahUKEwj4pO6IvZuLAxVt-DgGHcIdJvUQtKgLegQIEhAB&biw=1920&bih=955&dpr=1#fpstate=ive&vld=cid:3310a3d9,vid:cIqLodn26CI,st:0

(###) Hemen üstteki vidyonun 63.üncü dakikasından itibaren.

POP QUiZ -18- Arşimet’in ve sizin hakkınızda

Bir önceki yazımızda (*) demiş idik ki,

‘Öte yandan, Arşimet’in, yanlış bir adlandırmayla, ‘Suyun Kaldırma Kuvveti’ diye bilinen yasası bulunmazdan evvel de gemiler yüzüyor, ‘Kaldıraç Yasası’ bulunmaz evvel de kayık ve gemilerde kürek kullanılıyor, ağır nesneler kaldıraç sayesinde kaldırılıyordu yukarı. Örneğin, Mısır piramitlerinin inşasında yaygınca kullanılmışlardı.’

Şimdi de şu soruyu soralım: Arşimet’in Kaldıraç Yasası en çok nere(ler)de kullanılmaktadır, hem de sürekli olarak?

İPUCU başlıkta!

(*) https://blog.metu.edu.tr/caglart/2025/01/18/matematik-fizik-futbol-maci-ve-tarih-d/

Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –d–

İçerik: Geçmişe mazi derler; belgesi, kaydı kuydu falan varsa tarih derler.

Fizik –15 / d–

‘İnsanın düşüşü’ Fizik’in konusu değildir henüz; çünkü, insanın düşüşünün deney ve gözlemlerini yapamadığımız gibi, yapsak bile elde edilecek verinin nasıl değerlendirileceğini bilmiyoruz henüz.
Benzerleriyle etkileşmeyen noktasal bir kütleye etkiyen kuvvet altında nasıl hareket edilecek olduğunu biliyoruz ama ‘benzerleriyle etkileşmeyen noktasal bir kütle’ bulamıyoruz evrende. Dolayısı ile, ‘benzerleriyle etkileşmeyen noktasal bir kütle’nin devinim denklemlerini elde etsek ve onların sözcüğün tam anlamıyla ‘deterministik’ olduğunu bilsek bile, ancak şu ya da bu denli yaklaşık sonuçlar elde edebiliyoruz.
Dahası, elimizdeki Fizik yasaları, evrendeki olayların çok küçük bir kısmına ilişkin. Hani derler ya, ‘okyanusta bir damla’; o kadar. O kadar bile olmayabilir; evrendeki her olayı da algılayabiliyor, her olayın farkında olabiliyor da değiliz aslında. Bu zayıflığın en tipik göstergelerinden biri bizatihi Fizik’in gelişim hızı. Bakınız mesela, ilk Fizik yasalarını ortaya koyan Arşimet –bu yasalar statik olaylara ilişkindi– ile ilk devinim yasalarını ortaya koyan Galileo_Newton arasında yaklaşık 1800 yıl var. Ama, arada başka Fizik yasası yok. İlginç değil mi; Newton günlerinde bile Fizik’in adı bile yoktu ortalıkta?!
İyi de, Arşimet ile Newton arasındaki sürede hiç mi buluş yapılmadı Fizik’le ilişkili olan?
Yapılmaz olur mu? Hiç durmaz ki, buluşlar; her an her konuyla ilişkili bir buluş yapıladurur. Çevresine şöyle bir bakan herkes görür ki, gördüğü her nesne bir süre öncesinin buluşudur. Öte yandan, Arşimet’in, yanlış bir adlandırmayla, ‘Suyun Kaldırma Kuvveti’ diye bilinen yasası bulunmazdan evvel de gemiler yüzüyor, ‘Kaldıraç Yasası’ bulunmaz evvel de kayık ve gemilerde kürek kullanılıyor, ağır nesneler kaldıraç sayesinde kaldırılıyordu yukarı. Örneğin, Mısır piramitlerinin inşasında yaygınca kullanılmışlardı.
Gelgelelim, Fizik ne denli eksikli olursa olsun, Fizik’siz yapamayız. Eksikli ve zayıflıklı şimdiki hali ile bile neler başarıldığını tek tek saymak kimbilir kaç sayfa doldurur.
Elbette, insan geliştikçe Fizik de gelişecektir. Örneğin, insan anlağı, zaman içinde değişen kuvvetlerin önemini kavradığında Galileo denklemlerinden çok daha yetkinlerine kavuşacağız. Bunun yanı sıra, nesneler ile sebep-sonuç ilişkileri hakkında daha gelişmiş bulgulara gereksinimimiz olduğu açık. Örneğin, herhangi bir sonucun sebebi değil sebepleri, sebeplerinin hepsi ayrıştırılmış olmalıdır. Bu da hiç kuşkusuz, insan anlağının gelişkinliğine yakından bağlıdır.
Örneğin, bir futbol maçının sonucunun bir taneden çok daha fazla mı sebebi olduğu, yoksa –hadi diyelim en belirleyicisi olan– bir tek taneye mi indirgenebileceğinden emin değiliz henüz. Kaldı ki, 90 dakikalık bir futbol maçını bile tüm incelikleriyle birlikte izlemekten, gözlemekten mahrumuz henüz.
Özetle, kaplamı olmayan noktasal parçacıklar, kaplamı olmayan iki noktasal parçacık arasındaki etkileşimden kaynaklı devinimlere ilişkin tek sebep tek sonuç bağlamındaki bilgi dağarcığımızda etkileşmelerin nasıl oluştuğunu bilmediğimiz gibi, noktasal parçacıklara ait kütlenin de ne olduğunu bilmiyoruz. Bu etkileşme ve devinim dışındaki her şeyin aynı kaldığını varsayıyoruz. İşte bu daracıklıkta da Fizik’i geliştirmeye çalışıyoruz.
Futbol maçları da eni konu birkaç yüz metre karelik bir alancıkta yapılıyor, 22 kişi bir tek top peşinde koşturuyor ve o topa her vurulduğunda bir yeni devinim oluşuyor. Ama, Futbol Fizik’imiz yok henüz. Çünkü, futbol maçında tek sebep-tek sonuç bağıntısı çalışmıyor. Topa vuruldukta, diğer her şey aynı kalmıyor. Daha pek çok gerekçe de ileri sürülebilir bu konuda.

Bütün bunlardan sonra, bir de, 90 dakikadan çok daha uzun süreli olan tarih konusunda çok daha umutsuz olduğumuz düşünülebilir. Ama bu bir yanılgıdır. Çünkü, yakın ileride haylice konu edeceğimiz gibi, Tarih’in yasaları vardır.

Bu son cümleyi yadırgamış olanlar için Tarih’in kıyısından bir örnek vermek uygun olabilir. Bilindiği gibi, enerjisi E frekansı da 1/τ olan dalga için Einstein kuvantum bağıntısı ile doğrusal momentumu P, dalga boyu da λ olan dalga için De Broglie bağıntıları şöyle yazılabilir; Eτ=Pλ=h (=Planck Sabiti). Bunun gibi, şu anki dağılımda tüm ülkeler genelinde nüfusu N kadar (N ile ΔN arasında) olan kent, kasaba gibi yerleşke sayısı n ise, şu bağıntı empirik olarak saptanmış durumdadır; Nn=1. Yani, nüfusu N kadar olan n kadar yerleşke varsa, nüfusu N’ kadar olan n’=(N/N’)n kadar yerleşke vardır.
İşitir gibiyim; ‘İyi de, bir üst paragraftaki Pareto_Zipf yasası (*) Tarih’e değil, şimdiki zamana ve demografiye ait.’
Öyle olsa bile, aynı dağılım geçmiş zaman içinde oluşmadı mı? Ayrıca, geçmiş zamanda yani Dünya nüfusu bugünküne kıyasla çok daha az olduğu zamanlarda yerleşke nüfusu ve sayısı arasındaki ilişki acep aynı mı idi? (**)
Tarih’in daha az itiraz edilebilir ve hatta hiç itiraz edilemeyecek olan yasalarından da söz edeceğiz.

(*) https://www.google.com/search?q=Pareto_Zipf+yasas%C4%B1

(**) i) arXiv:0802.4064 A theoretical approach for Pareto-Zipf law Authors: Caglar Tuncay
Abstract: We suggest an analytical approach for Pareto-Zipf law, where we assume random multiplicative noise and fragmentation processes for the growth of the number of citizens of each city and the number of the cities, respectively.

ii) arXiv:0710.2023, Model of World; her cities, languages and countries Authors: Caglar Tuncay
Abstract: The time evolution of Earth with her cities, languages and countries is considered in terms of the multiplicative noise and the fragmentation- processes, where the related families, size distributions, lifetimes, bilinguals, etc. are studied. Earlier we treated the cities and the languages differently (and as connected; languages split since cities split, etc.). Hence, two dis- tributions are ob… ▽ More

iii) https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/00222500212987 The nonlinear and scaled growth of the ottoman and Roman empires, Güngör Gündüz.

Abstract

In this work, mathematical models for the growth of the Ottoman and Roman Empires are found. The time interval considered for both cases covers the time from the birth of the empire to the end of the fast expansion period. These empires are assumed to be nonlinearly growing and self-multiplying systems. This approach utilizes the concepts of chaos theory, and scaling. The area governed by the empire is taken as the measure of its growth. It was found that the expansion of each empire on lands, seas, and on both (i.e., lands+seas) can be expressed by power laws. In the Ottoman Empire, the nonlinear growth power of total area is approximately equal to the golden ratio, and the nonlinear growth power of the expansion on lands is approximately equal to the square root of 2. In the case of the Romans, some numbers associated with the golden ratio, or the square root of 2, appear as the power of the nonlinear growth term. The appearance of both the golden ratio and the square root of 2 show that both empires had intention on achieving stability during their growth.

Yukarıdaki makalelerdeki referanslara da bakılabilir, https://arxiv.org/ arama motorundan da yararlanılabilir, https://www.jstor.org/ arama motorundan da.