Monthly Archives: August 2026

UNUTKANLIK ile YAŞAMAK

ÖN NOT: https://blog.metu.edu.tr/caglart/2026/07/12/matematik-ve-matematiklestiris-mathematization-1/ adresteki “Matematik ve Matematikleştiriş (‘Mathematization’ (#1))” konusunu, bazı mücbir sebeplerle ihmal ettim, affola! Yakında tamamlamak sözüyle…

İlk gençlik yıllarımdayken, bir ahbabım “—Yaşlılığın için kanser mi yoksa Amnesia (#1), Demans(#2) veya bunların türlerinden birini tercih edeceğine şimdiden karar versen iyi olur!” demiş idi. Zaten yeterince tuhaf bir arkadaş olduğu için, bu sözlerini fazlaca umursamış değil idim.
Geçenlerde, yine gayet tuhaf bir vesile ile bu konu aklıma gelince, orasını burasını mıncıklamadan yapamadım.
Bu yazının ileriki satırlarında arz edeceğim efe’nim!

(#1) https://www.google.com/search?q=amnesia&client=firefox-b-d&hs=hq3&sca_esv=2f1abba19fd960eb&sxsrf=APpeQnudHkW1gj5P__16LlD-dcu7ZE7l9Q%3A1786002843060&udm=50&fbs=ABfTbFVyMZGZf1hfvX9uKjN_-G8c4u0nXx4bEIpwm1lnNH832VstEKsVDqPorK0Gahnm2no1YAFtlsByIZaJlK7yr6gIQnNXX16KI5TUYfGThGd0K6TaBNoKaeqlR-RHliAO5WkdXhchaZ7LXj5xbNw4utpERj9ADCYBgOhpxN-U-yCIzSYB97__AYWb4-g6OitchKITXshqv9nn0pdfRE7HYMlPyprH6A&aep=1&ntc=1&cs=0&sa=X&ved=2ahUKEwi61JyIw4uWAxV4nf0HHU8eCKAQ2J8OegQIExAD&biw=1146&bih=638&dpr=1.62&atvm=2&mstk=AUtExfC_4gikI2RJTrp2wAtZMshfiTZQt5w2H2LPAB6HyUwCSkvoYFlGp0iVhAVvskPSnzSxQu3GxFHlpKFJzNrK6gA7iwSz3_RM20z6_mjEAFOxANZ7UgEAia6p3pDVX7xPaqnNc9LvXMyRRSAmxfK2aBBWhAbX_sfFgJkoctMJi5gSeOaXr6QwU7-cekooOeCpKWdjnMCypKcyVUstJ62IDDPTtY4QSVUSWCWeX-rZIZoyREdw_IQfr53WYL825UuDuaTPJvwf3doLhk3T89YEkacXrr-gtCduaUXl1ReveDdAnf3HdVdXj0N7lxJk6YW7Etga4WoWHfldg6K_BRbskADpyqptz0jGBFAMvV3TgnQqV4SkxOBQN7l-9_2NmFB2c74JNMh62W1pufN5oPS_Q1LV7N8xYyf3gEdHxOQS6SajlCo-J60X8Q&csuir=1&mtid=6T10ar6jNq6oi-gPiLKVsAQ

(#2) https://www.google.com/search?q=demans&client=firefox-b-d&hs=jq3&sca_esv=2f1abba19fd960eb&sxsrf=APpeQnsb5ILYGHVT8xWQstybrnM_szAqVg%3A1786003001838&udm=50&fbs=ABfTbFVyMZGZf1hfvX9uKjN_-G8c4u0nXx4bEIpwm1lnNH832cSpkWkfSwsmpNIrD_OQ-UcbyNc1IAMReVybHU31OS8Mih-_OhEBY7WyIpdvMaNa5n6OV8yv3D3DMq_YOAkei2dJwbYdL8dwPBvuLiVpOexKl-qpijyDXteBvHy72a-2C1LnizDqgWfQgOmjSn8qeKe1a08UOq0XqhiQkXMYbknnREtoUw&aep=1&ntc=1&cs=0&sa=X&ved=2ahUKEwiJ5_fTw4uWAxW-hv0HHaVuCMAQ2J8OegQIERAD&biw=1146&bih=638&dpr=1.62&atvm=2&mstk=AUtExfCnJ91OIK_h3fBsx6Bc4ZxDSXpGHr6HAIEmSO2KG43nH8b4D3ktj9Z7EtSK_MSDq6GxxXfc2YapR9r1byTlc8_vzPIDFSogIXnPhVey79PGwJa_ySmlCXFN7r6DcDPmW9pMYedSeMJiO-hoRBSEBJ5U8YqmsScpGLQKCM1mkUFf0rCDH8R34RbOzH0e266mzZHHsCtb36NiFeM18jI_gZQSmXmU2q57zdwD2JT-0kSpB-MDN-WfEtX6rQjtkeiO2COcm7uObpFXwaCbQfZSz7SqPhRx6Dp75AVUR2le9iCRXzsIbV_-q3J94IN1lyOMcM9kFJGf82FpTotPJ8RRUJplAKZaWsAYS5b7Euvg6uVbXHDXFRI8RauxtzZgd-KMYvV11LaRXcL-W7oMR9Gm5Agjx1MLnataD6Hii4XZD0pdrdwlbI3hAA&csuir=1&mtid=az50aqm6EsfAi-gPnt_RiQ4

========================================================================

Yaklaşık 50 yıllık bir ömürde yaklaşık (50*365.25*24*360=) 157788000=1.58E+08 saniye vardır. Her saniye bir anı noktasına karşılık gelse, 1.58E+08 adet anı sahibi olacaktır ilgili kişi. Bu denli anıyı zihinde (anlak) depolamak bir yana düzenlemek, gerektiğinde (hatta, gereksiz biçimde) çağrıştırarak anımsamak da epeyi karmaşık bir zihinsel (fizyolojik) donanım gerektirir. Bu paragrafın konumuzla ilgili yanı şudur: Demek ki, her saniye içinde yaklaşık bir milyar adet anıyı anımsamamaktayız. Geçici (belki de tümden) unutmuş durumdayız. Ama, yaşıyoruz.

Hoş, herhangi bir olayın (90 dakikalık bir futbol maçının) kaçta kaçını aklımızda tutabiliyoruz ki? Diyelim ki, geçen yıl Kapadokya’ya gitmiştiniz, hatta dün gittiniz. Daha iyisi, varsayalım ki, şu an oradasınız. Kapadokya anılarınızın kaçta kaçı şu an aklınızda?

Claude Monet de, belki de tam da bu nedenlerle, 1872 tarihli bir sergiye yolladığı ‘Impression, Sunrise’ (#3) adlı tablosuna ilişkin olarak “—Bakıp başınızı çevirdiğinizde aklınızda kalandan fazlası resim için gereksiz yüktür.” mealindeki savı ileri sürmüştür.

(#3) https://www.google.com/search?q=%22Impression%2C+Sunrise&rlz=1C1YTUH_trTR1178TR1178&oq=%22Impression%2C+Sunrise&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOTIHCAEQABiABDIHCAIQABiABDIHCAMQABiABDIHCAQQABiABDIHCAUQABiABDIHCAYQABiABDIHCAcQABiABDIHCAgQABiABDIHCAkQABiABNIBCDExNDFqMGo3qAIAsAIA&sourceid=chrome&source=chrome.ob&ie=UTF-8

========================================================================

Bilmek ile anımsamak da ayrı şeylerdir. Bu fakir, bir Lise Biyoloji dersi sözlüsünde tahta başında iken “Zararlı Su Kaynakları” konusunda tarım ilaçları, sanayi artıkları ve benzeri bir iki maddeyi daha sıralamış ama önemli bir tanesini mümkünü yok dile getirememişti. Oysa 10 alması zaruri idi. Öğretmeni zorladı ama şu karşılığı alınca hayli güldü “—Biliyorum ama hatırlayamıyorum.” ve dedi ki, “—Biliyor olsaydın hatırlardın.”

Sevgili Biyoloji dersi öğretmeni yanılmıştı; ilgili sözcük, o tarihlerde pek yaygınca bilinmeyen radyoaktivite idi ve 9 aldıktan sonra kös kös sıraya dönerken akla gelivermişti de adeta kursakta kalıvermişti.

========================================================================

Unutuş yaşam_AN_ın vaz geçilmez bir parçası. Hayli ileriki yazı bölümlerimizden buraya bir aşırma yaparak, diyebiliriz ki, unut_A_masak yaşa_YA_mayız.

Örneğin; milyarlarca anı öbeğinden ayrıştırılmış bir minik anı yumağı aklımızdayken otomobil kullanamaz, bilgisayar işi yapamaz, iki paragraflık bile olsa bir yazıyı toparlayamaz, bırakın bütün bunları televizyonda radyoda haber dinleyemez, dizi izleyemeyiz. Herhangi bir işin başında iken, bu işle ilgisiz tüm bilgi anısını, onları anımsamak gerekene dek, geçici olarak unuturuz. O kadar ki, unuttuğumuzun bile farkında ol_A_mayız.

========================================================================

Günlük hayatın pek çok zaman diliminde ve pek çeşitli işler yaparken de diğer hemen her şeyi unuturuz. Örneğin, telefondakine “—Kusura bakma canım, acele etmeliyim. Sonra devam etsek olmaz mı? Bir işe başvurmuştum da, görüşmeye gidiyorum. On dakikaya İnsan Kaynakları’nın kapısında olmalıyım.” söylemindeki “görüşme” sözcüğünü, çoğu kez anlamını tam hissetmeden kullanırız. O, pek çok diğer sözcük arasında sıradanlaşmış, grileşmiş, anlam silikliğine uğramıştır. İşe girmenin, işe alımın zaruri, yerine getirilmesi gereken herhangi aşamalarından biri gibi durur.

Bu sözcüğün birazcık derinini düşleyecek olursak görmek edimine (fiiline) dayalı olduğunu saptayabiliriz kolayca. Yani, göz ana eksendir. İkincileyin, birden fazla sayıda kişinin gözü iş yapıyor olmalıdır ki, bir kişiye ait görmek değil çok kişiye ait andaş görmek edimi gerçekleşiyor olsun.

Söz konusu durumda, aslında, en doğru Türkçe sözcük ‘görüşüş’tür ama sesletim (telâffuz) açısından pek yeğlenmediği için az buçuk yanlışı olan ‘görüşme’ yaygınlık kazanmıştır.

Benzer başka pek çok edim sözcüğü de, kullanım sırasında anlam silikliğine uğrar. Hemencecik akla geliveren bir örnek, ‘konuşma’dır. Tek kişininkine söylemek, söylenmek denir.

========================================================================

 

c

Şu önerme, önceki bazı yazılarımızda da değinildiği gibi, yanlıştır. “Herhangi bir yönde sabit hızla giden bir okun boyu kısalır çünkü o yöndeki uzay, gidişe dik yönlerde değişiklik olmazken, büzüşür.(Okun zamanı da yavaşlar.)” A. Einstein’ın da bu önermeyi destekleyecek herhangi bir önermesi yoktur.
İkincileyin, uzay_zaman (“space_time”) gerçeklik (“reality”) olmayıp, sıradan bir matematiksel modeldir.