Category Archives: Genel

Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –d–

İçerik: Geçmişe mazi derler; belgesi, kaydı kuydu falan varsa tarih derler.

Fizik –15 / d–

‘İnsanın düşüşü’ Fizik’in konusu değildir henüz; çünkü, insanın düşüşünün deney ve gözlemlerini yapamadığımız gibi, yapsak bile elde edilecek verinin nasıl değerlendirileceğini bilmiyoruz henüz.
Benzerleriyle etkileşmeyen noktasal bir kütleye etkiyen kuvvet altında nasıl hareket edilecek olduğunu biliyoruz ama ‘benzerleriyle etkileşmeyen noktasal bir kütle’ bulamıyoruz evrende. Dolayısı ile, ‘benzerleriyle etkileşmeyen noktasal bir kütle’nin devinim denklemlerini elde etsek ve onların sözcüğün tam anlamıyla ‘deterministik’ olduğunu bilsek bile, ancak şu ya da bu denli yaklaşık sonuçlar elde edebiliyoruz.
Dahası, elimizdeki Fizik yasaları, evrendeki olayların çok küçük bir kısmına ilişkin. Hani derler ya, ‘okyanusta bir damla’; o kadar. O kadar bile olmayabilir; evrendeki her olayı da algılayabiliyor, her olayın farkında olabiliyor da değiliz aslında. Bu zayıflığın en tipik göstergelerinden biri bizatihi Fizik’in gelişim hızı. Bakınız mesela, ilk Fizik yasalarını ortaya koyan Arşimet –bu yasalar statik olaylara ilişkindi– ile ilk devinim yasalarını ortaya koyan Galileo_Newton arasında yaklaşık 1800 yıl var. Ama, arada başka Fizik yasası yok. İlginç değil mi; Newton günlerinde bile Fizik’in adı bile yoktu ortalıkta?!
İyi de, Arşimet ile Newton arasındaki sürede hiç mi buluş yapılmadı Fizik’le ilişkili olan?
Yapılmaz olur mu? Hiç durmaz ki, buluşlar; her an her konuyla ilişkili bir buluş yapıladurur. Çevresine şöyle bir bakan herkes görür ki, gördüğü her nesne bir süre öncesinin buluşudur. Öte yandan, Arşimet’in, yanlış bir adlandırmayla, ‘Suyun Kaldırma Kuvveti’ diye bilinen yasası bulunmazdan evvel de gemiler yüzüyor, ‘Kaldıraç Yasası’ bulunmaz evvel de kayık ve gemilerde kürek kullanılıyor, ağır nesneler kaldıraç sayesinde kaldırılıyordu yukarı. Örneğin, Mısır piramitlerinin inşasında yaygınca kullanılmışlardı.
Gelgelelim, Fizik ne denli eksikli olursa olsun, Fizik’siz yapamayız. Eksikli ve zayıflıklı şimdiki hali ile bile neler başarıldığını tek tek saymak kimbilir kaç sayfa doldurur.
Elbette, insan geliştikçe Fizik de gelişecektir. Örneğin, insan anlağı, zaman içinde değişen kuvvetlerin önemini kavradığında Galileo denklemlerinden çok daha yetkinlerine kavuşacağız. Bunun yanı sıra, nesneler ile sebep-sonuç ilişkileri hakkında daha gelişmiş bulgulara gereksinimimiz olduğu açık. Örneğin, herhangi bir sonucun sebebi değil sebepleri, sebeplerinin hepsi ayrıştırılmış olmalıdır. Bu da hiç kuşkusuz, insan anlağının gelişkinliğine yakından bağlıdır.
Örneğin, bir futbol maçının sonucunun bir taneden çok daha fazla mı sebebi olduğu, yoksa –hadi diyelim en belirleyicisi olan– bir tek taneye mi indirgenebileceğinden emin değiliz henüz. Kaldı ki, 90 dakikalık bir futbol maçını bile tüm incelikleriyle birlikte izlemekten, gözlemekten mahrumuz henüz.
Özetle, kaplamı olmayan noktasal parçacıklar, kaplamı olmayan iki noktasal parçacık arasındaki etkileşimden kaynaklı devinimlere ilişkin tek sebep tek sonuç bağlamındaki bilgi dağarcığımızda etkileşmelerin nasıl oluştuğunu bilmediğimiz gibi, noktasal parçacıklara ait kütlenin de ne olduğunu bilmiyoruz. Bu etkileşme ve devinim dışındaki her şeyin aynı kaldığını varsayıyoruz. İşte bu daracıklıkta da Fizik’i geliştirmeye çalışıyoruz.
Futbol maçları da eni konu birkaç yüz metre karelik bir alancıkta yapılıyor, 22 kişi bir tek top peşinde koşturuyor ve o topa her vurulduğunda bir yeni devinim oluşuyor. Ama, Futbol Fizik’imiz yok henüz. Çünkü, futbol maçında tek sebep-tek sonuç bağıntısı çalışmıyor. Topa vuruldukta, diğer her şey aynı kalmıyor. Daha pek çok gerekçe de ileri sürülebilir bu konuda.

Bütün bunlardan sonra, bir de, 90 dakikadan çok daha uzun süreli olan tarih konusunda çok daha umutsuz olduğumuz düşünülebilir. Ama bu bir yanılgıdır. Çünkü, yakın ileride haylice konu edeceğimiz gibi, Tarih’in yasaları vardır.

Bu son cümleyi yadırgamış olanlar için Tarih’in kıyısından bir örnek vermek uygun olabilir. Bilindiği gibi, enerjisi E frekansı da 1/τ olan dalga için Einstein kuvantum bağıntısı ile doğrusal momentumu P, dalga boyu da λ olan dalga için De Broglie bağıntıları şöyle yazılabilir; Eτ=Pλ=h (=Planck Sabiti). Bunun gibi, şu anki dağılımda tüm ülkeler genelinde nüfusu N kadar (N ile ΔN arasında) olan kent, kasaba gibi yerleşke sayısı n ise, şu bağıntı empirik olarak saptanmış durumdadır; Nn=1. Yani, nüfusu N kadar olan n kadar yerleşke varsa, nüfusu N’ kadar olan n’=(N/N’)n kadar yerleşke vardır.
İşitir gibiyim; ‘İyi de, bir üst paragraftaki Pareto_Zipf yasası (*) Tarih’e değil, şimdiki zamana ve demografiye ait.’
Öyle olsa bile, aynı dağılım geçmiş zaman içinde oluşmadı mı? Ayrıca, geçmiş zamanda yani Dünya nüfusu bugünküne kıyasla çok daha az olduğu zamanlarda yerleşke nüfusu ve sayısı arasındaki ilişki acep aynı mı idi? (**)
Tarih’in daha az itiraz edilebilir ve hatta hiç itiraz edilemeyecek olan yasalarından da söz edeceğiz.

(*) https://www.google.com/search?q=Pareto_Zipf+yasas%C4%B1

(**) i) arXiv:0802.4064 A theoretical approach for Pareto-Zipf law Authors: Caglar Tuncay
Abstract: We suggest an analytical approach for Pareto-Zipf law, where we assume random multiplicative noise and fragmentation processes for the growth of the number of citizens of each city and the number of the cities, respectively.

ii) arXiv:0710.2023, Model of World; her cities, languages and countries Authors: Caglar Tuncay
Abstract: The time evolution of Earth with her cities, languages and countries is considered in terms of the multiplicative noise and the fragmentation- processes, where the related families, size distributions, lifetimes, bilinguals, etc. are studied. Earlier we treated the cities and the languages differently (and as connected; languages split since cities split, etc.). Hence, two dis- tributions are ob… ▽ More

iii) https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/00222500212987 The nonlinear and scaled growth of the ottoman and Roman empires, Güngör Gündüz.

Abstract

In this work, mathematical models for the growth of the Ottoman and Roman Empires are found. The time interval considered for both cases covers the time from the birth of the empire to the end of the fast expansion period. These empires are assumed to be nonlinearly growing and self-multiplying systems. This approach utilizes the concepts of chaos theory, and scaling. The area governed by the empire is taken as the measure of its growth. It was found that the expansion of each empire on lands, seas, and on both (i.e., lands+seas) can be expressed by power laws. In the Ottoman Empire, the nonlinear growth power of total area is approximately equal to the golden ratio, and the nonlinear growth power of the expansion on lands is approximately equal to the square root of 2. In the case of the Romans, some numbers associated with the golden ratio, or the square root of 2, appear as the power of the nonlinear growth term. The appearance of both the golden ratio and the square root of 2 show that both empires had intention on achieving stability during their growth.

Yukarıdaki makalelerdeki referanslara da bakılabilir, https://arxiv.org/ arama motorundan da yararlanılabilir, https://www.jstor.org/ arama motorundan da.

Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –c–

İçerik: Al gözüm seyreyle salih, seyredebilirsen.

Fizik –15 / c–
Noktasal ve m kütleli bir nesne üstündeki kuvvet sabit ise, konumunun zaman içindeki değişimini veren denklemi, kinci dereceden bir polinomdur. Bu polinomun da iki tane bağımsız parametresi vardır ki, çoğu kez bunlara başlangıç konumu ve başlangıç hızı (sürati) denir. Tam da bu nedenlerle, ilgili Fizik için ‘deterministic’ sıfatı kullanılır.
Kuvvetin sabit oluşundan kaynaklanan bu ikinci dereceden polinomun hayli ünlü oluşunun bir nedeni, Yeryüzü’ne yakın yerlerdeki nesnelerin üstündeki Kütleçekim Kuvveti’min sabit oluşudur. İkinci nedeni de, zamana bağlı ve dolayısı ile karmaşık kuvvetlerin öneminin henüz farkında ol_A_mayışımızdır.
Örneğin, günümüzden 2000 yıl kadar evvel, uygarlık metre mertebesinde duyarlılığa (‘hassa’) dayalı idi. Sonra santimetre, milimetre derken; teleskop ve (tersten teleskop olan) mikroskop kullanımının yaygınlaşması ile mikrometre (‘micro’=milyonda bir) düzeyine indi. Günümüz uygarlığı ise, nano_teknolojiye (‘nano’=milyarda bir) dayalı.
Sabit olmayan kuvvetlerle haşır neşir olamayışımızın bir nedeni de, bunların çözümünün analitik fonksiyon olmayışıdır. Aynı anlamı başka bir deyişle söyleyecek olursak; sabit olmayan kuvvetler için analitik fonksiyon elde etmeyi henüz bilmiyoruz. Yapabildiğimizin en fazlası, nümerik ve yaklaşık değerler elde edebilmekten ibaret.
İşte bu gibi nedenlerle de ‘Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –b–‘ başlıklı yazımızın Eşitlik 7’sindeki ve temelde Newton’un Devinim Yasaları’na dayalı denklem, Yeryüzü’ne yakın, Yeryüzü’nde ve Yer altındaki olayların gayet mini minnacık bir oranındakilerde işe yaramaktadır. Örneğin, Bodrum ilçemizdeki bir villanın terasından düşen (itilen?) bir insanı kapsamaz. (*) Zaten, https://arxiv.org/’de de insan düşüşü ile ilgili makale bulunmaz. Çünkü, hem insan noktasal tanecik değildir, hem de düşerken hava ile temasta iken ’aerodinamik’ etmenler sebebiyle; etkisi altındaki net kuvvet sabit değildir. Dolayısı ile, ‘insan düşüşü’ Fizik’in konusu değildir henüz.
Futbol maçları da Fizik’in konusu değildir henüz. Zaten, herhangi bir anındaki topun üstündeki etkileri, yani sebepleri saptayabilmekten mahrumuz henüz. En başta, bir futbol maçının her anını top yekûn gözleyemeyiz. Çünkü, birbiriyle eşgüdümle çalışan iki gözümüz var topu topu. Sineklerinki gibi petek gözlerimiz olaydı belki maçları baştan sona an be an ve tam olarak gözleyebilirdik. O sırada, her andaki olayların her birinin sebep-sonuç ilişkilerini ayrıştıraMAyabilirdik yine de. Çünkü, o olayları hakkıyla değerlendirebilmek; gelişkin zihin, akıl, anlak, zeka işidir. Belki tam da bu nedenle, futbol maçları hayli eğlenceli, heyecanlandırıcıdır. Her an, (sebeplerini bilmediğimiz) her şey olabilir adeta.
Geçen de tartışmış idik ki, bir maç oynanırken veya bittikten sonra, hatta çok sonra bile tarihi yazılabilir mi acaba? Peki ya bilimi yapılabilir mi?
Yakın ileride de tartışacağımız gibi, Tarih’in Bilim’i (Bilimsel Tarih deyimi uygun olur mu acaba?) mümkündür.
Bu yöndeki ilerlemelerin başlangıcı da neden-sonuç ilişkilerinin ayrıştırılması (**) ve ardından ölçümlere dayalı nümerik değerlerin eldesi olacaktır diye öngörmek çok da abartılı sayılmasa gerektir.
Hazır, Trendyol Süper Lig 2024-2025 ilk yarısı henüz bitmişken bir öznel çıkarsayıştan söz etmek yerinde olabilir.
Alttaki PDF 2.sayfadaki grafikte (***) görüleceği gibi, takımların puanı (kırmızı, kahverengi çizgi) ile attığı gol sayısı (mavi çizgi) arasında gayet yakın bir ilişki var. Tabii ki, bu gözlem rastlantısal olabilir. Çok sayıda ligin (hem bu yıla hem de geçmiş yıllara ait) daha (****) incelenmesi elzemdir.
Yine de, anılan grafiğe dayalı olarak, ülkemizde bugünkü futbolun teknik direktöre değil sermayeye dayalı olduğunu iddia etmek mümkündür. Çünkü, ‘ne kadar golcü futbolcu o kadar puan’ ilkesi geçerliymiş gibi görünmektedir. Daha açıkçası, iyi kaleci(ler), iki_üç defans oyuncusu ve bolca ofans oyuncusu hayli çok puan sağlayıp takımı üst sıralarda tutabilir.

Lig

(*)https://www.google.com/search?q=asl%C4%B1+ba%C5%9F+cinayeti+odt%C3%BC&sca_esv=fb57592daf8c32c6&sxsrf=ADLYWIIZ3SVvEH0BGte7lakT8ykz3N9WBA%3A1736794892923&ei=DGOFZ630N9uQxc8PtbOriQw&ved=0ahUKEwitqo-VsfOKAxVbSPEDHbXZKsEQ4dUDCBA&uact=5&oq=asl%C4%B1+ba%C5%9F+cinayeti+odt%C3%BC&gs_lp=Egxnd3Mtd2l6LXNlcnAiGWFzbMSxIGJhxZ8gY2luYXlldGkgb2R0w7wyCBAAGIAEGKIEMgUQABjvBTIFEAAY7wUyBRAAGO8FSIAaUN8HWLkWcAF4AJABAJgBrQGgAf0EqgEDMC41uAEDyAEA-AEBmAIEoAKRBMICBRAhGKABmAMAiAYBkgcDMC40oAeRDQ&sclient=gws-wiz-serp

(**) Örneğin, Kleopatra’nın burnu Dünya Savaşı’nın sebebi olmayabilir ama Avusturya-Macaristan tahtının veliahtı Arşidük Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914’te Gavrilo Princip adında bir Sırp milliyetçisi tarafından Saraybosna’da öldürülmesi de olmayabilir. İlgili bir tartışma için; bkz., https://anabilgi.anadolu.edu.tr/?contentId=32567

(***) Kaynak: https://www.tff.org/Default.aspx?pageID=198&hafta=19#grpctl00_MPane_m_198_12491_ctnr_m_198_12491

(****) Ama kaç tane? Viyana Çevresi’ni ve Karl Popper’ı muhabbetle analım!

HCl

AYKIRI SORULAR -8-

SORU : Tuz Ruhu olarak da bilinen Hidroklorik Asit’i (HCl) yediğiniz içtiğiniz gıdaların hangilerinden ve nasıl elde ediyorsunuz?

A_aa! Nasıl bilmezsiniz? Her gün üretiyorsunuz.

https://www.google.com/search?q=midede+sindirim+nas%C4%B1l+ger%C3%A7ekle%C5%9Fir
‘Yediğimiz içtiğimiz gıdalar ağızdan geçer, yemek borusundan aşağı mideye iner; midede öğütülür, mide asitleri ve enzimler tarafından sindirilir.’

Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –b–

İçerik: Hayal dünyasına ben bazı bazı (*)

Fizik –15 / b–
Hemen bir sorgulama ile başlayalım: Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –a– yazımızın Eşitlik 3’ündeki denklemde değişken değiştirelim ve x yerine t ile f(x) yerine y(t) yazalım. ‘Denklemin anlamında herhangi bir değişiklik yapmış olmayız.’ savı doğru mudur, değil midir? Yapılmış olanın sadece, harf değiştirmekten ibaret olduğuna dikkat edelim.
Bu satırların yazanına göre, anlamda herhangi bir değişiklik oluşmaz.
Şimdi de, ne demek olduğunu bilmediğimiz kütleye sahip bir –yine ne demek olduğunu bilmediğimiz–noktasal cisim hayal edelim. Böyle bir şeyi hayal etmek bile hayli zor çünkü ne öylesine ne de benzerine hiç rastlamadık. Yine de, hayal edebileceğiz kadar küçük bir nesne hayal edebiliriz. Ama, kütle konusunda tam olarak çaresiziz.
Şimdi de, hemen yukarıda tanımladığımız cismin, evrenin diğer bazı cisimleriyle etkileştiğini varsayalım ve bütün bu etkileşmeleri özetleyip ‘cismimiz üstündeki F kuvveti’ diye adlandıralım.

İşte şimdi, karşılığı gerçeklikte kısmen de olsa var olan bir varsayıma sahip olduk. Yine de, dikkatli okuyucu fark etmiştir ki, Kütleçekim (‘Gravity’), Elektromıknatıslık (‘Elektromagnetism’), Zayıf Etkileşim (‘Weak Interaction’) ve Kuvvetli Etkileşim (‘Strong Interaction’) diye ve sadece dört tür olarak bildiğimiz etkileşimlerin nasıl olup da meydana geldiğini hiç mi hiç bilmiyoruz. Örneğin, nasıl olup da Yer’e bastığımızı veya mıknatısın nasıl olup da demiri çektiğini bilmiyoruz.
Bütün bu zayıflıklara karşın, çok sayıdaki şu ya da bu hassalıktaki (duyarlı) ölçümlere dayalı olarak yapılmış gözlem ve deney sonuçlarına göre şu kadarını gayet iyi biliyoruz: Gerçeklikte, m kütleli ve ‘miniminnacık’ bir cismim üstüne uygulanan F kuvveti, o cismin gidiş yönünde ise, cismin anlık süratini F/m kadar arttırır. Bu gerçeklik, kitaplarda Newton’un 1. Yasası olarak geçer. F’nin yönü ile gidiş yönü aynı değilse, hızın yönü de gidiş yönü de değişir. Örneğin, kuvvet gidiş yönüne göre ters yönde uygulanıyor ise, anlık hız azalır. Not etmekte yarar var; hız vektörel değer, sürat de o vektörün boyu yani hızın büyüklüğü anlamındadır.


Ne dersiniz; bu iki denklemdeki benzeşim, örtüşüm nereden kaynaklanıyordur acaba?

(*)https://www.google.com/search?q=Hayal+d%C3%BCnyas%C4%B1na+ben+baz%C4%B1+baz#fpstate=ive&vld=cid:bc85d6ea,vid:MshSf5Q-mTc,st:0
https://www.google.com/search?q=Hayal+d%C3%BCnyas%C4%B1na+ben+baz%C4%B1+baz%C4%B1

(**) Eşitlik 1’de kuvvetin türü yani Kütleçekim mi, Elektromıknatıslık mı, Zayıf Etkileşim veya Kuvvetli Etkileşim mi olduğu hiç önemli değildir. Önemli olan kuvvetin büyüklüğü ve yönüdür. Demek ki, her türden kuvvet, eğer büyüklüğü ve yönü aynı ise, aynı ivmeye yol açar. İşte Büyük Birlik Kuramı’nın ana fikri bu denli yalındır. Bkz., https://www.google.com/search?q=grand+unification+theory .

Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –a–

İçerik: Hayal ve gerçeklik de dense olur, özgürlük ve kader dense de.

Fizik –15 / a–

Fizik konulu bir önceki yazımızdan devam edelim. Bkz., https://blog.metu.edu.tr/caglart/2024/12/30/fizikte-belirlilik-belirlenircilik-belirlemecilik-determinism/
Asıl konumuza girmezden evvel de not düşelim; hayallerimizi gerçekleştirebiliriz ama hayallerimizdekileri evrenin parçası haline getiremeyiz. Örneğin, Kuzey Kutbu’na gitmeyi hayal ediyoruzdur. Bu ediş sırasındaki hayalleri (sanki bir filmmişçesine) evrenin parçası haline getiremeyiz; buna rağmen o hayallerimizi gerçekleştirip Kuzey Kutbu’na gitmeyi başarabiliriz.
Yukarıdaki örnekteki gibi; Matematik fonksiyonları da tümüyle hayalidir ve ancak bir yere yazarsak evrenin parçası haline getirebiliriz onları. Bu durum ise, o fonksiyonların evrende karşılığı olduğu anlamına gelmez.


Eşitlik 3’de yan yana üç noktanın ∞’u temsil ediyor oluşundan başkaca bir hile barınmamaktadır. Ama, Eşitlik 3’deki terimleri de 10, 100, 1000 gibi sınırlı sayıda tutabileceğimizi ve böylelikle her türlü hileden arındırmış olacağımızı aklımıza yazalım.
Şimdilik, burada soluklanalım ve Eşitlik 3’ün herhangi bir gerçeklik yani evrenin herhangi bir parçasını içerip içermediğini, inceden inceye sorgulayalım. Çünkü buradan Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –b–‘ye devam edeceğiz ve bu sorgulamanın sonucunu orada tartışacağız.

(*) https://en.wikipedia.org/wiki/Power_series

NOT 23 Pisagor ve Harvard Üniv.

Alttaki görüntü şu adrestendir: https://www.youtube.com/watch?v=ytGtlTbBqP4

Belli ki, vidyodaki matematikçi şu yazımızı okumamış: https://blog.metu.edu.tr/caglart/2024/12/22/pisagor-zeno-g-galileinin-babasi-ve-kuvantum-tunellemesi-quantum-tunelling/

Keşke okumuş olsaydı. (!)

Okumuş olsaydı, x ve y adlı Doğal Sayıların Çift (2 sayısının katlarından) olması gerekliliğini hemencecik görüverir ve sonuca çabucacık erişebilirdi.

Kırmızı daire

AYKIRI SORULAR -7-
SORU 1: Alttaki dairenin rengini sizin gördüğünüzün tıpa tıp aynısı kırmızı olarak gören başka bir kişi bulunabileceğini kanıtlayabilir misiniz, bundan %100 emin olabilir misiniz? (Gördüğünüz rengi başkasına nasıl tarif edersiniz?)

SORU 2: Alttaki daireye yarın baktığınızda da renginin bugünkü ile tıpa tıp aynı görüneceğini kanıtlayabilir misiniz?

İpucu: O daireyle sizin aranıza hiçbir aygıt veya hiçbir kimse giremez. Evren mâhkumu olmak işte tam da böyle bir şey!

TARİH (3) Kleopatra’nın Burnu ve İki Dünya Savaşı

İçerik: Fizikokimya, Biyofizik gibi Tarihselfizik mümkün mü?

Ön not; bu yazıda tarih sözcüğü geçmiş, Tarih sözcüğü ise, geçmişte önem atfedilmiş olaylar hakkındaki bilgi dizisi (dizgesi) anlamında kullanılmıştır.

‘Küt burunlu Kleopatra’nın o özelliği başka türlü olsaydı, iki Dünya Savaşı çıkmazdı.’ önermesi doğru mudur? Peki ya tersi, yani ‘Küt burunlu Kleopatra’nın o özelliği başka türlü olsaydı da iki Dünya Savaşı çıkardı.’ önermesi doğru mudur?
Üstteki iki önermenin de doğru olup olmadığı bilinemez elbet. Çünkü, onların doğruluğunu veya yanlışlığını saptayabileceğimiz herhangi bir yöntemimiz, teknolojimiz yok, ne yazık ki.
Daha derindeki soru ise şudur: ‘Tarih, deterministik midir?’ Dikkatli okuyucu fark etmiştir ki, Tarih bilgimizi oluşturan bilgi ve belgelerin sayısı çok büyük olsa da ve giderek büyüse de; bir Doğal Sayı’ya eşittir eninde sonunda. Dolayısı ile, o bilgi ve belge bütünlüğüne bağıl olarak şöyle sormak da mümkün: ‘Tarihteki yani geçmişteki herhangi bir olayın sebebini şimdi belirleyebilir miyiz?’
Böyle bir çabanın herhangi bir ölçüme dayanmayacağı açıktır. Bu durumda, salt ‘uslamlama’, ‘akıl yürütme’ yani ‘muhakeme’ gibi gayet öznel yöntemler kullanmaktan başka çare yoktur henüz. Aynı durumda, herhangi bir olayın tüm etkilerini belirleye_BİL_mekten de mahrum olduğumuz açıktır.
Düzenli olarak, her hafta başında o gün için çok yakın geçmişimizde kalan örnek olaylar, kısaca futbol maçlarını değerlendirecek olursak, şunu ayan beyan görürüz. Çok çeşitli yazılı ve görüntülü belge ve bilgiye kolay erişim mümkün iken ve on binlerce yaşayan tanık olmasına rağmen; ofsayt, korner, serbest vuruş, taç, penaltı vd. önemli olaylarda hakemlerin doğru karar vermiş olup olmadıkları konusunda oydaşmaya (‘consensus’) nadiren rastlanır. Oysa futbol, öyle pek de rastlantısal değildir. Onlarca yıl içinde süzüle gelmiş sıkı kurallar altında oynanır. Gelgelelim, 90 dakika sonundaki sonucun sebebi (bir tane değilse) sebepleri konusunda hemfikir olmuş aynı renklerin iki fanatiğini bile bulmak mümkün olmaz çoğunlukla. Düşünün ki, o maçın izlemişleri o maçın 90 dakikalık Tarih’ini yazmış olsalar, o yazılarda pek nadiren ortak görüşler var olacaktır. Dahası, o izlemişlerden kaçı maçın yüzde onunu, kaçı yüzde yirmisini net olarak anımsayabilir dersiniz? Tamamını net anımsayan, ‘film şeridi’ gibi gözü önünden berraklıkla geçirebilecek bir kişi bile çıkar mı dersiniz?
Kim bilir, belki de şöyle diyeceksiniz; “—Zaten Tarih, ilgili olayların üstünden ancak makul bir süre geçtikten sonra yazılabilir.”

Böyle olsa bile, şurası kelimenin tam anlamıyla belirlidir: Hem o makul sürenin nasıl saptanacağı hem de olaylardaki önemin neye göre, kime göre saptanacağı da hayli belirsizdir. Yani, sözü edilen belirsizlik belirgindir.

Bu gibi ve benzeri pek çok başka nedenle, hoş göreceğinizi umarak İngilizce’de ‘The’ harfi tarifi ile başlayan Tarih kitabı olmaz. Yani, Tarih ‘unique’ değildir, yazanına bağıldır, özneldir. (*) İkincileyin de, yapısı gereği, özettir. Yoksa, örneğin, up uzun bir Orta Çağ’ı hangi kitaba sığdırmak mümkün olabilir ki?

Bir önceki yazımız, Fizik gibi ölçüme dayalı ve nesnel bir bilgi dizgesindeki belirlenebilirlikle ilgili çeşitli zorlukları konu edinmişti. Eh, şimdi diyebiliriz ki, Fizik’te bile onca belirlenemezlik varken Tarih’te çok daha fazlasının oluşuna şaşmamalı.
Bugünkü haliyle Tarih, ağırlıkla muhakeme üstünden tartışılmakta. Bununla birlikte, yakın ileride sözünü edecek olduğumuz bazı tarihsel konularda sayısal veri elde edilebildiği biliniyor. Örneğin, herhangi bir bölgedeki pişmiş topraktan yapılma kap kacaktaki kalıntılardan, o tarihteki insanların beslenme alışkanlıkları, tükettiği gıdalar ve buna göre de beslediği hayvanların nitelik ve nicelikleri sayılara dökülmüş olarak inceleniyor ve işleniyor. Buradan da ağız ve diş yapılarının evrimi, boy, pos, ağırlık gibi türev veriler elde edilebiliyor. Keza, Batık Arkeolojisi’nde olduğu gibi, çıkarılan veya yerinde yapılan gemi kalıntısı ölçümlerinden, özellikle antik dönemlerin Gemicilik Tarihi’ne, taşınan yüklerden ticaret kalemleri, yolları ve hacimlerine ilişkin pek çok sayısal veri elde edilebiliyor. Belki, daha ileride, tarihin bazı konularına ilişkin olacak denklemlerinin de var olduğu keşfedilebilir.

Bütün bu yukarıdakilerin ışığında, işbu TARİH dizisi içinde yer alacak ileriki yazılarda tartışmaya devam edeceğimiz üzere, ‘tarihin şaşmaz akışı’ vardır. Dahası, Tarih’in bir bölümü, tıpkı Fizik gibi Bilim olmanın, Bilim sayılabilmenin tüm özelliklerini taşımaktadır.
Fizik hakkında, önceki yazılarda söz ettiğimiz zayıflıkların nasıl giderilebileceği ve dahası ‘Bilimler’in birleştirilmesin mümkün olup olamayacağını da zaman içinde irdeleyeceğiz.

(*) Bu sitedeki geçmişe dair bilgiler de aynı kategoridendir.