Monthly Archives: June 2026

Fizik ile Müzik

kafiyeli sözcükler olmasının ötesinde gayet yakın anlamlar taşır, yaygınca bilindiği gibi. Bundan sonraki sayfalarda, işte bu anlamlara da değineceğiz. Örneğin, hemen bir önceki yazıda yer verdiğimiz Halk Müziğimiz’de Maurice Ravel’in Bolero’sunu anıştıran bazı parçaların varlığına dair olan notumuzu genişletip değerlendireceğiz.

Şimdilik, Yine Dertli Dertli (Turnalar Semâhı/Sivas) ve Yine Dertli Dertli İniliyorsun ve benzeri adlarla anılan türkümüzle kulaklarımızın pasını silebiliriz biraz biraz; bkz., solo söylenişi için https://www.youtube.com/watch?v=nQbhVs2AnQY ve koro söylenişi için https://www.youtube.com/watch?v=JoEvXkD2qT4

Tam Bilim ya da Bilimlerin Birleştirilişi (‘unification’) -1-

Hemen belirtelim, özellikle Rudolf Carnap’ın çabalayıp bir sonuca bağla(ya)madığı Bilimlerin Birleştirilişi (#1) konusu, abesle iştigaldir. İnsan tarihinde sıkça görüldüğü gibi, piramiti tepesi üstüne kurmaya çalışmaktan ibarettir. Sanki pek çok bilim var imiş de, bunların birleştirilmesi (‘integration’) iyi olur imiş de, evrenin bir dili var imiş de, ve saire, ve saire, ve saire. (#2)

Hoş “Matematik, evrenin dilidir.” diyen de çok çıkmıştır Yer üstünde. Benzeri daha pek çok şatafatlı, çatapatlı, cafcafalı, janjanlı kelâm da mevcuttur ilgili kitap ve makale sayfalarında.

Oysa, pek çok kez değindik, bırakın Matematiğin evrenin dili olmasını, (bilebildiğimiz, gözleyebildiğimiz) evrene bile ait değildir Matematik. Evrende Matematik yoktur. Matematik, evrendeki bazı düzenlilikleri (#3) izah için biz insanların uydurduğumuz, tümüyle hayâli bir kurallar silsilesidir. Hani, mesela derler ya “–Satranç’ın da bir matematiği var.” İşte bu kelâm doğrudur. Çünkü, ikisi de biz insanların koyduğu kurallar silsilesine sahiptir.

Sadede gelecek olursak; Tam Bilim Bilgisi kuruluşundaki engellerden birinin insanlığın zekâ (zihin, anlak) düzeyinin düşük oluşu gerçeğini dile getirmiştik. Bakınız, şimdi bir örnek daha verelim: Nobel Ödülü sahibi bilimcilerin IQ’ları 125-150 ortalamasıyla yaklaşık 135 diyelim. Bu şahıslar dahil, herkes için çevrilen filimler, yazılan ve sergilenen tiyatro oyunları kadrosu 15_20’yi geçmez. Niçin? Niçin mesela, 150 oyunculu film çekilmez, tiyatro oyunu yazılıp sergilenmez? Yanıt açık; çünkü, o sayıda karakteri, tipi, figürü bile insan zekâsı, anlağı izleyebilemez. Bir de bunun yanında, herhangi birindeki entrika (dolantı) çeşitliliğinin yoğun olduğunu var sayalım. Durum tam bir kâbusa, karabasana benzemez mi?
En iyi teatral temalar, en yalın olanlardır. Düşman iki ailenin çocuklarının aşkı gibi.

Oyuncu sayısı 150_200’cük kadar olan filim, tiyatro izleyemeyen, dizi filimlerin her bölümü öncesi illâ ki, özet bölümü isteyen biz nâdan Dünyalılar mı tüm evreni tam anlayacak da Tam Bilim Bilgisi’ni kuracak?

İkinci engeli de kesin ölçüm yapamayışımız ve herhangi bir teoriyi kanıtlamak için kaç deney yapılması gerektiğini bil(E)meyişimizdi. Örneğin, K. Popper’ın “Güneş’in her sabah doğmuş olması, yine doğacağının kanıtı olamaz.”ına pek çok kez değinmişdik.

Bu konulara, Bolero misali, ileride de döne duracağız. (#4) Şimdilik Ludwig Wittgenstein merkezli şu değerlendirmeyi gözler önüne sermekle yetinelim. (#5)

(#1) https://www.google.com/search?q=Rudolph+Carnap+unification+of+science&rlz=1C1YTUH_trTR1162TR1162&oq=Rudolph+Carnap+unification+of+science&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOTIICAEQABgWGB4yCggCEAAYgAQYogQyBwgDEAAY7wUyCggEEAAYgAQYogQyCggFEAAYgAQYogTSAQgxMzAzajBqN6gCALACAA&sourceid=chrome&ie=UTF-8
Ayrıca:
https://www.routledge.com/The-Unity-of-Science-Routledge-Revivals/Carnap/p/book/9780415679701

(#2) Yul Brynner, “The King and I” filminden.

(#3) Hadi bakalım, buyrun! “Evren tümüyle rassal olduğu için, sergilediği bazı düzenlilikler de rassaldır, yani raslantı sonucudur. Düzenlilikler de raslantı sonucu oluşur.” desem, siz ne dersiniz?

(#4) Halk Müziğimiz’de de bolerolar var. Belki ileride değiniriz bu konuya.

(#5)
https://www.google.com/search?q=vittenstain+filizof&rlz=1C1YTUH_trTR1162TR1162&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOTIHCAEQABjvBTIHCAIQABjvBTIHCAMQABjvBTIHCAQQABjvBTIHCAUQABjvBdIBCTUzNzk1ajBqN6gCCLACAfEFIc-Oa4dd7qI&sourceid=chrome&ie=UTF-8&udm=50&fbs=ADc_l-aN0CWEZBOHjofHoaMMDiKpaEWjvZ2Py1XXV8d8KvlI3p-ML-906rRL_m6h4jR-tdCeKIwp94h-QiJ4lJfObsqU79yRFgWBtc5FGpXu1cRl7ZgTFhVm8qygFNRRug_YO90BDK6YW9Yj42jm00JNq16qI3512riNNnuBqroShMfWqIIZ9Nr2UqBsNV0P8Rr6KG1DJQ0F6JUd2RSQPayaONGIZGnMJg&aep=10&ntc=1&mstk=AUtExfDAUp6EfDqWfn7GmPtHj3VcFdE_6T256ruXeVtm7rLwRahFpYRQvSkzAmExyAMfgQEZ9cBZe1llWnhmWrFGcNfG-I835HYr5DbqoKnwPHTkvg67uahAhlBCm4mDYD2VgDbPumNnSWf9VhqkHzseYIssffkSb-SAc-sWptT6mQqK0Jiyk1fkaovitrx0gxHWL5ZvEqGv74l7C2frB7SUQXwvrnR4iIEC1e4lLRDt9W0rx-hMQIrXhLO8RJVjPyM9LJTWfbGXCI0GdpefphS1E0FMW40C5Q4JhgN5dAJtHJeFl03aB-izQh-WBk_aGyz1en9VpWhFuyBiv0jBDdZFxu3WcYUPTRiHSCIYfYSbmsawSy2pRUjw4Zg&aioh=3&csuir=1&cs=0&mtid=Ul00av25Ab-H9u8PxOK8mAo

Düzelti

Hemen bir önceki İnce işler 4 bkz., https://blog.metu.edu.tr/caglart/2026/06/19/ince-isler-4/ yazımızda “yerel tepe (‘local maximum’)” ve “yerel dip (‘local minimum’)” ifadeleri mevcut. Aynı ifadeleri yıllardır pek çok herkese açık (‘public’) ve kişiye/kuruma özel (‘under contract’) makalelerimde de kullanmıştım. Ne ki, hiç uyarı almamıştım. Ben de dün geceye dek fark etmemiştim ki, o tanımlar yanlış! Şu nedenlerle:

1) Verinin periyodu belirtilmedikçe, yerel tepe veya dip tanımlanamaz. Çünkü, örneğin 5dkk periyotlu zaman serisinde yerel uç değerler (max. ve min.) daha uzun periyotlu örneğin 1saat zaman serilerinde görünmeyebilir.

2) Söz konusu dip ve tepelerin hangi zaman diliminde belirdiği de belirtilmiş olmalıdır. Çünkü, herhangi bir periyoda sahip zaman serisinin kısa bir parçasındaki uç değerler ile, aynı dilimin aynı uzunluktaki komşu dilimi de göz önüne alındığındaki uç değerler aynı olmayabilir.

Hayretlere şayân! Hani bir avuç leblebiyi ağzınıza attığınızda sert taneler sona kalır ya çiğnerken; mental manada buna çok alışkınımdır. Pek çok benzeri örnek, pek çok kez gece yastığa baş koyduğumda ya da gündüz gözüyle de kafama dank edivermiştir. Ama, şimdiye dek hiç yukarıdaki kadar uzun sürmemişti her hangi bir aymazlığım.

Kim bilir, geçmişten süregelen daha nice aymazlıklarım da vardır.

Hamiş: İşbu örnekle, maddi hataların düzeltilmesi dışında önceki yazılarımızda asla değişiklik yapılmadığını da notlamış olayım.

İnce işler 4

Finans piyasalarında al/satçılar (‘trader’) için yararlı takiplerden biri de momentumdur, genelde bilindiği gibi. Momentum takibinden kasıt, ilgili fiyatların hiç değilse bir kaç saat ama genellikle de birkaç gün süreceği beklentisidir. Haftayı aşan momentum sürekliliği sıkça görülmez.
Buradaki temel dinamik (‘underlying mechanism’) alışların ya da satışların bir kaç saat ya da bir kaç gün sürdürülecek oluşudur.
Gelgelelim, genellikle mal çıkmak için de, özellikle küçük sermayeli şirket paylarında yukarı yönlü momentum yapay olarak yaratılabilmektedir.
Buradaki can simitlerinden biri, ilgili hareketi destekleyen haber(ler), gelişme(ler) olup olmadığını araştırmaktır. Hoş, bir sürelik yukarı (aşağı) hareketten sonra iyi (kötü) haber geldiği de olur ki, yapanlar için ilk kuşkulanılacaklarım sermayeye yakın kişiler ya da içeriden haber alanlar (‘insider trader’) olur.
İkinci can simidi ise, küçük sermayeli şirket paylarından uzak durmak ve özellikle endeks çalışmaktır. Dahası, küçük sermayeli şirket payları için varant yoktur.

Yukarıdaki konuya ek olarak 5 yaşındaki çocuk finansal AL/SAT yapabilir mi? https://blog.metu.edu.tr/caglart/2026/06/14/5-yasindaki-cocuk-finansal-al-sat-yapabilir-mi/ yazımızda belirttiğimiz grafiklerdeki özel ve özgün formül eğrilerinin önceliğinin zararsız işlem, sonra kazançlı işlem ve en sonunda yerel tepeye (‘local maximum’) yakın satış ve yerel dibe (‘local minimum’) alış yapması olduğunu notlayayım. Oran vermeyeyim ama zararlı işlemin ihmal edilebilecek kertede olduğunu söyleyeyim. Yerel tepe ve yerel diplerden veya bunların çok yakınlarından işlem yapış oranı ise %50 dolayında.

Dikkat buyurunuz! Burada herhangi bir dışarıdan habere veya bilgiye hatta içeriden haber almaya bile gerek kalmaz.
Eh, “—Bundan iyisi, Şam’da kayısı!” dense yeridir.
“Bahçede mişmil, sararıp yere düşmüş” (*)

(*) arabım fellahi https://www.google.com/search?q=arab%C4%B1m+fellahi+s%C3%B6zleri&oq=arab%C4%B1m+fellahi+s%C3%B6zleri&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOTIKCAEQABgTGBYYHjIKCAIQABgTGBYYHjIKCAMQABgTGBYYHjIKCAQQABgTGBYYHjIKCAUQABgTGBYYHjIHCAYQABjvBTIKCAcQABiABBiiBDIHCAgQABjvBdIBCDExMjhqMGo3qAIIsAIB8QV7lJIn1R05tfEFe5SSJ9UdObU&sourceid=chrome&ie=UTF-8

Bu bir yatırım tavsiyesi değildir!

Yatırım tavsiyesi verebilecek kişilerin kapsamı genişletilecekmiş! Yani, sadece fon veya kurum uzmanları değil, benzer işler yapan (bencileyin) kişiler de yatırım tavsiyesi verebilecekmiş.

Bu konuyla ilintili olarak ezelden beri anla(YA)madığım 2 husus var:

1) Parayı (çalıştırmak, işletmek) yerine, niçin yatırasın ki? Bir de bu yönde tavsiye mi verile?

2) Velev ki, yatırım tavsiyesi işe yaraya, kazanç sağlaya. E, o zaman veren niye vere? O özbeöz tavsiyesini kendisi tutsa uygulasa da, kazanç sağlasa da, başkalarına tavsiye vererek kazanç sağlamaya çalışmasa? Olma mı?

Şükür, posta kutuma gelen tavsiyeleri açmazam. İşe yarayacak olsa, kendileri kazanç sağlar, bana niçin göndersinler?

Özgür müsünüz?

“Zorunluluk varsa, özgürlük yoktur.” sözü doğru mudur? Değilse, özgürlük nedir? Örneğin, “Bazı zorunlulukları umursamayıp (‘neglect’, ‘ignore’), onlar yokmuş gibi davranırsak özgür oluruz.” sözü tanımlar mı özgürlüğü?

Hergün besin yemek, su içmek zorunda olmak, özgürlük karştı mıdır?
Peki, nefes almaya zorunlu olmak özgürlük karşıtı mıdır? Yani “Nefes almaya zorunlu oluşumuzdan ötürü, özgür değiliz.” desek, doğru olur mu, olmaz mı?

Peki ya Dünya denen aslında bir mütevazı karadelik olan bu gezegenin (akvaryumdaki Çöpçü Balıkları gibi) dibinde yaşamaya zorunlu oluşumuz ile özgürlük bağdaştırılabilir mi?

Şu anki bunalımın tonunu biraz daha koyulaştıralım: Biliyorsunuz atomlar renksizdir ve bu nedenle nesneler de renksizdir. Yani, şu ya da bu renkli göz, saç, ten vb. yoktur. Tümümüz renksiziz. R. Descartes’ten beridir de biliriz ki, kırmızı elma yoktur. Elmanın rengi yoktur çünkü. Renklerin hepsi, ışığın nasıl kırıldığı, yansıtıldığının resmidir aslında; tıpkı, örneğin cam prizmadan geçerkenki ışığın renklere ayrışması, Ebem Kuşağı’nda pek çok rengin nemli yahut yağmurlu atmosferdeki ışık kırılmaları ve geçişlerinden kaynaklanışı gibi.

Geçenlerde yazdı idik; “Past is not penetrable.” Yani geçmişe dönülemez! Acaba, bu olanaksızlık özgürlüğümüzü ortadan kaldırıyor mudur? (#1)

Haydi bakalım, daha fazla çekinmeden soralım: Sevişmek zorunda mıyız? Evet! Peki niçin sevişiriz? “Üremek için mi?” Topu topu üç beş çocuk için mi, neredeyse tüm ömür boyunca sevişiriz? (#2)

“Sevişmek zorunda mıyız?” sorusu ile “Niçin sevişiriz?” farklı sorulardır. Örneğin, karşı cinsin “cinsel bölgeleri” denen gövde bölümleri niçin etkilidir? Hoş, kimi fetişistler karşı cinsin tırnaklarından bile cinsel uyarı alabilir ama herkes değil. El_kol veya ayak_bacak bilekleri ile, etkileyicilik uyarıcılık bakımından göz, dudak, bacak vb. diğer cinsel organlar arasında büyük farklar var, ama niçin var? El_kol veya ayak_bacak bilekleri ile tamı tamına cinsel organ görmek arasında niçin kalp atışı, kan basıncı, nabız ve tansiyon (belki kan şekeri vd.) değerlerinde fark oluşur?

Hiçbir zaman anlam veremediğim, ne olduğunu anlayamadığım “Ten hazzı!” ve “Ten uyumu!” ya da “Ten uyumsuzluğu veya uyuşmazlığı!” ile sevişmek arasında ne ilgi, nasıl bir ilgi olabilir ki?

İşte, gençlik döneminden tecrübeli gençlik dönemine geçmekte olan bencileyin bir nâdan kulun şu fikrine ne dersiniz? Cinsel uyarılar da, yani “Niçin sevişiriz?” sorusunun yanıtı, doğrudan doğruya “Kırmızı elmayı niçin severiz?” sorusunun yanıtı ile çok yakından ilgilidir. Kırmızılık elmaya ait değil iken, öyle sanırız. Bakılan elmanın kırmızı (Isparta Gelendost ise, Golden ise Sarı, Granny ise Yeşil) değil de renksiz olduğunu düşünerek onu ısırır mısınız?

Konumuzla az çok ilgili şu saptama, akla geldikçe hep gülümsetir bu fakiri: “Sen sevişirken, başka hiç kimsenin sevişmediğini sanırsın. Sevgilin yok iken de, herkesin seviştiğini sanırsın.”

Karşı cinsin “cinsel bölgeleri”ni görmek, “cinsel bölgeleri”ne dokunmak niçin uyarır bizi? Kısa yoldan; “cinsel bölgeleri” gövdenin diğer bölgelerinden ayırt eden(ler) ne(ler)dir?

İleride döneriz yine bu konuya.

(#1) Zamanda Yolculuk

Zamanda Yolculuk

(#2) Çocukluğumdan beri, yıllar boyu taşıdığım bir soru idi. Wilhelm Reich’ın “Bedensel Boşalmanın İşlevi”nin sayfaları sadece “Sevişmek zorunda mıyız?” soruna yanıtın “Evet.” olması gerektiğini söyledi ama sanırım genelde ayrımına varılmamış olduğu gibi, “Niçin?” sorusuna yanıt yok idi o sayfalarda.

Menfaatçi misiniz?

Pek çok kişi yakın çevresindeki pek çok kişiyi (aşırı) menfaatçi olmakla suçlamıştır. Oysa, menfaat sözcüğünün anlamı hakkında düşünen pek olmaz. Her şeyden önce, yaptığımız ettiğimiz her şey tamı tamına menfaatimiz gereğidir, menfaatimiz öyle, o yönde olduğu içindir. Örneğin açken yemeğe yönelmemiz, yemekte menfaatimiz olmasındandır. Uyku da menfaatimiz gereğidir. Alkollü içki kullanışımız da veya içkiyi bırakışımız da böyle. Özetle, menfaat gereği olmayan hiçbir şey yapmayız.

Evet, doğru! Pek çok okuyucumuzun fark etmiş olacağı gibi, burada bir eşitlik var gibidir; “Yaptığımıza göre, menfaatimiz böyle gerektirdiği içindir.” ve “Menfaatimiz öyle gerektirdiği için yapmışızdır.” arasında ayrım yok gibidir. (#1)

Bir de şuna dikkat çekilse yeridir; yukarıdaki ifade tüm canlıları kapsamaktadır. Bizi bu yaz günlerinde iğneleyen arı da menfaatçidir, arılardan kurtulmak için kuru kahve yakarak duman sağlayanlar da. Bu blogun sayfalarına da aktardığımız, “Fiziğin F’si” kitabımızn önsözünde yazılı olan Holotrichia (tümkirpikliler) altsınıfının Hymenostomatida takımının
Paramacium cinsi olan tekhücreli Terliksi Hayvan’ın tuzdan kaçışı da menfaati gereğidir. Tabii ki, Latince adı Orthocoronavirinae olan koronavirüs de kendi menfaati gereği salgına yol açmıştı. Biz insanlar da kendi menfaatimiz gereği olarak onu ortadan kaldırmak veya etkisini en aza indirebilmek için büyük çaba harcadık.

Bir de, yukarıda tariflenmiş organik, (biyolojik, zorunlu, ‘default’) menfaat dışında bilinçli, hesaplı sözcükleriyle niteleyebileceğimiz başka türü vardır menfaatin. Örneğin, gün boyu aç ve susuz kalarak oruç tutmak, bu sınıftandır. İyi bir akşam yemeği (örneğin davet veya düğün, vb.) öncesi atıştırmayıp aç kalmak da aynı sınıftandır. Bankaya borsaya para yatırmak da böyledir, para kazanmak amacıyla ticarethane açmak da.

Gelgelelim, pek çoğumuz, ileriki orta ve uzun erimli (vadeli) menfaatlerimizi hemen hiç (belki de farkında bile olmadığımızdan) yahut başarı sağlayacak şekilde hesaplayamadığımızdan, düzenleyemediğimizden ötürü çok zarara uğrarız.

Sözü uzatmadan, şuraya getirmek isterim: Borsada, hatta günlük ticaret hayatında zarara uğrayanlara, batanlara bakın! Hemen hepsinin bilinçli (hesaplı) menfaat fakiri olduğunu göreceksiniz.

Eğlenceli bir bilinçli (hesaplı) menfaat örneği için bkz., Brindisi (“Libiamo ne’ lieti calici”) from La Traviata : Giuseppe Verdi

(#1) Burası biraz da Fizik bilgisindeki potansiyel kavramına benzer. Herhangi bir başlangıç enerjisine sahip bir parçacık, içinde bulunduğu potansiyel haritasına göre şöyle ya da böyle davranır. Tersten, parçacığın izlediği yörüngeyi (‘trajectory’) izleyerek de alttaki potansiyel haritasını, hiç değilse ilgili yörünge yakınındakini belirlemek olasıdır.

5 yaşındaki çocuk finansal AL/SAT yapabilir mi?

Ben bir Fizik ürünüyüm ama benim de bazı ürünlerim var. Bunların sonuncularından biri bir yazılım. Daha doğrusu yazılım sistemi. Aynı anda 5 dizüstü, tik (anlık) veri irdeleyerek farklı finans piyasalarında eş anlı AL/SAT sinyalleri veriyor. Niçin mi, sadece sinyal veriyor da bot yönlendirmiyor AL/SAT için? Bir kaç yazımızda değinmiş idik ki, bot (OtomatikAlımSatım) işlemleri karşı tarafça farkedilme, engellenme ve yanlışa yöneltilme riski barındırıyor. Bu nedenle, elle yapmayı yeğliyorum.

Deniz dalgaları bazen kallavi olabiliyor bazen de gayet düşük yeğinlikli. İşte şu üstte nak’lettiğim sistem düşük yeğinlikli ama gayet sıklıkla oluşan fiyat dalgalanışlarından gayet başarıyla yararlanıyor.

Tuhaftır ama konumuz burada biraz Newton Fiziği ile Kuvantum Fiziği ilişkisine benziyor. Nasıl ki, kuvantum yaklaşımıyla Ay’ın yörüngesi hesaplanamıyorsa, üstte nak’ledilen sistem de, en yavaşından 1/saat frekansında işlem (*) önerebiliyorken, trend değişikliklerini algılamakta hayli zorlanıyor. Gerçi zorlansa, ne gam! Algılamazsa algılamasın; kazandırmayı sürdürüyor. Zira, kallavi dalgalar da mini dalgalar barındırmıyor mu? Üstelik, kısa süreli zarara uğratmış olsa da, kızabilir miyim hiç? Hemen ardından kazandırıyor ve günlük kazanç sağlayabiliyor ne de olsa!

Lâkin, insan evladı işte! Çiğ süt emmiş, rahat durur mu hiç! İllâ da, büyük dalgalarda da kazançlı iş yapabilen yazılımlar kotaracak! Olsun varsın, iki buçuk yıl kadarlık bir sürede ve yoğun çalışmayla kotarılmış olsun. Sonuca bakalım!

Hay hay, bakalım! Özellikle yerlide XU030, GARAN ve EREGL üstünde gayet başarılı sonuçlar elde etmekteyim. Yabancıda ise, özellikle EURUSD ve DAX üstünde biraz daha az parlak sonuçlar elde etmekteyim. Buradaki ortak özellikler, tek bilgisayarın yeterli olması ve işlem frekansının yaklaşık 1/gün olması.

Ammmaaaa! Bu son işlemleri 5 yaşındaki normal yeteneklere sahip her çocuğun yapabileceğini (gerçi denemedim ama) söyleyebilirim. Buna ne dersiniz? Bu veled otursun ekran başına, herhangi bir borsa uygulamasının sinyal sesine bile ihtiyaç duymaksızın grafiklerdeki özel ve özgün formül eğrilerini izleyerek AL/SAT yapsın. Gayet hoş! Değil mi?

Daha da çarpıcı olan, yukarıda anılan algoritmaların aşırı güvenli (=başarılı) olması sebebiyle üslü (‘exponential’) büyümeye ve kaldıraçlı işlemlere cevaz vermekle kalmayıp özendiri özendiriverişidir.

Ah, sahi! Kuvantum Bilgisayar ne alemde acaba? Gelişi gelişiveriyor mu(dur)?

(*) Somutlaştıralım; Frekanslar XAUUSD ve XAGUSD için yaklaşık ortalama 1/saat petroller için bunun on katı kadar yüksek.