Özgür müsünüz?

“Zorunluluk varsa, özgürlük yoktur.” sözü doğru mudur? Değilse, özgürlük nedir? Örneğin, “Bazı zorunlulukları umursamayıp (‘neglect’, ‘ignore’), onlar yokmuş gibi davranırsak özgür oluruz.” sözü tanımlar mı özgürlüğü?

Hergün besin yemek, su içmek zorunda olmak, özgürlük karştı mıdır?
Peki, nefes almaya zorunlu olmak özgürlük karşıtı mıdır? Yani “Nefes almaya zorunlu oluşumuzdan ötürü, özgür değiliz.” desek, doğru olur mu, olmaz mı?

Peki ya Dünya denen aslında bir mütevazı karadelik olan bu gezegenin (akvaryumdaki Çöpçü Balıkları gibi) dibinde yaşamaya zorunlu oluşumuz ile özgürlük bağdaştırılabilir mi?

Şu anki bunalımın tonunu biraz daha koyulaştıralım: Biliyorsunuz atomlar renksizdir ve nu nedenle nesneler de renksizdir. Yani, şu ya da bu renkli göz, saç, ten vb. yoktur. Tümümüz renksiziz. R. Descartes’ten beridir de biliriz ki, kırmızı elma yoktur. Elmanın rengi yoktur çünkü. Renklerin hepsi, ışığın nasıl kırıldığı, yansıtıldığının resmidir aslında; tıpkı, örneğin cam prizmadan geçerkenki ışığın renklere ayrışması, Ebem Kuşağı’nda pek çok rengin nemli yahut yağmurlu atmosferdeki ışık kırılmaları ve geçişlerinden kaynaklanışı gibi.

Geçenlerde yazdı idik; “Past is not penetrable.” Yani geçmişe dönülemez! Acaba, bu olanaksızlık özgürlüğümüzü ortadan kaldırıyor mudur? (#1)

Haydi bakalım, daha fazla çekinmeden soralım: Sevişmek zorunda mıyız? Evet! Peki niçin sevişiriz? “Üremek için mi?” Topu topu üç beş çocuk için mi, neredeyse tüm ömür boyunca sevişiriz? (#2)

“Sevişmek zorunda mıyız?” sorusu ile “Niçin sevişiriz?” farklı sorulardır. Örneğin, karşı cinsin “cinsel bölgeleri” denen gövde bölümleri niçin etkilidir? Hoş, kimi fetişistler karşı cinsin tırnaklarından bile cinsel uyarı alabilir ama herkes değil. El_kol veya ayak_bacak bilekleri ile, etkileyicilik uyarıcılık bakımından göz, dudak, bacak vb. diğer cinsel organlar arasında büyük farklar var, ama niçin var? El_kol veya ayak_bacak bilekleri ile tamı tamına cinsel organ görmek arasında niçin kalp atışı, kan basıncı, nabız ve tansiyon (belki kan şekeri vd.) değerlerinde fark oluşur?

Hiçbir zaman anlam veremediğim, ne olduğunu anlayamadığım “Ten hazzı!” ve “Ten uyumu!” ya da “Ten uyumsuzluğu veya uyuşmazlığı!” ile sevişmek arasında ne ilgi, nasıl bir ilgi olabilir ki?

İşte, gençlik döneminden tecrübeli gençlik dönemine geçmekte olan bencileyin bir nâdan kulun şu fikrine ne dersiniz? Cinsel uyarılar da, yani “Niçin sevişiriz?” sorusunun yanıtı, doğrudan doğruya “Kırmızı elmayı niçin severiz?” sorusunun yanıtı ile çok yakından ilgilidir. Kırmızılık elmaya ait değil iken, öyle sanırız. Bakılan elmanın kırmızı (Isparta Gelendost ise, Golden ise Sarı, Granny ise Yeşil) değil de renksiz olduğunu düşünerek onu ısırır mısınız?

Konumuzla az çok ilgili şu saptama, akla geldikçe hep gülümsetir bu fakiri: “Sen sevişirken, başka hiç kimsenin sevişmediğini sanırsın. Sevgilin yok iken de, herkesin seviştiğini sanırsın.”

Karşı cinsin “cinsel bölgeleri”ni görmek, “cinsel bölgeleri”ne dokunmak niçin uyarır bizi? Kısa yoldan; “cinsel bölgeleri” gövdenin diğer bölgelerinden ayırt eden(ler) ne(ler)dir?

İleride döneriz yine bu konuya.

(#1) Zamanda Yolculuk

Zamanda Yolculuk

(#2) Çocukluğumdan beri, yıllar boyu taşıdığım bir soru idi. Wilhelm Reich’ın “Bedensel Boşalmanın İşlevi”nin sayfaları sadece “Sevişmek zorunda mıyız?” soruna yanıtın “Evet.” olması gerektiğini söyledi ama sanırım genelde ayrımına varılmamış olduğu gibi, “Niçin?” sorusuna yanıt yok idi o sayfalarda.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *