Hemen belirtelim, özellikle Rudolf Carnap’ın çabalayıp bir sonuca bağla(ya)madığı Bilimlerin Birleştirilişi (#1) konusu, abesle iştigaldir. İnsan tarihinde sıkça görüldüğü gibi, piramiti tepesi üstüne kurmaya çalışmaktan ibarettir. Sanki pek çok bilim var imiş de, bunların birleştirilmesi (‘integration’) iyi olur imiş de, evrenin bir dili var imiş de, ve saire, ve saire, ve saire. (#2)
Hoş “Matematik, evrenin dilidir.” diyen de çok çıkmıştır Yer üstünde. Benzeri daha pek çok şatafatlı, çatapatlı, cafcafalı, janjanlı kelâm da mevcuttur ilgili kitap ve makale sayfalarında.
Oysa, pek çok kez değindik, bırakın Matematiğin evrenin dili olmasını, (bilebildiğimiz, gözleyebildiğimiz) evrene bile ait değildir matematik. Evrende matematik yoktur. Matematik, evrendeki bazı düzenlilikleri (#3) izah için biz insanların uydurduğumuz, tümüyle hayâli bir kurallar silsilesidir. Hani, mesela derler ya “–Satranç’ın da bir matematiği var.” İşte bu kelâm doğrudur. Çünkü, ikisi de biz insanların koyduğu kurallar silsilesine sahiptir.
Sadede gelecek olursak; Tam Bilim Bilgisi kuruluşundaki engellerden birinin insanlığın zekâ (zihin, anlak) düzeyinin düşük oluşu gerçeğini dile getirmiştik. Bakınız, şimdi bir örnek daha verelim: Nobel Ödülü sahibi bilimcilerin IQ’ları 125-150 ortalamasıyla yaklaşık 135 diyelim. Bu şahıslar dahil, herkes için çevrilen filimler, yazılan ve sergilenen tiyatro oyunları kadrosu 15_20’yi geçmez. Niçin? Niçin mesela, 150 oyunculu film çekilmez, tiyatro oyunu yazılıp sergilenmez? Yanıt açık; çünkü, o sayıda karakteri, tipi, figürü bile insan zekâsı, anlağı izleyebilemez. Bir de bunun yanında, herhangi birindeki entrika (dolantı) çeşitliliğinin yoğun olduğunu var sayalım. Durum tam bir kâbusa, karabasana benzemez mi?
En iyi teatral temalar, en yalın olanlardır. Düşman iki ailenin çocuklarının aşkı gibi.
Oyuncu sayısı 150_200’cük kadar olan filim, tiyatro izleyemeyen, dizi filimlerin her bölümü öncesi illâ ki, özet bölümü isteyen biz nâdan Dünyalılar mı tüm evreni tam anlayacak da Tam Bilim Bilgisi’ni kuracak?
İkinci engeli de kesin ölçüm yapamayışımız ve herhangi bir teoriyi kanıtlamak için kaç deney yapılması gerektiğini bil(E)meyişimizdi. Örneğin, K. Popper’ın “Güneş’in her sabah doğmuş olması, yine doğacağının kanıtı olamaz.”ına pek çok kez değinmişdik.
Bu konulara, Bolero misali, ileride de döne duracağız. (#4) Şimdilik Ludwig Wittgenstein merkezli şu değerlendirmeyi gözler önüne sermekle yetinelim. (#5)
(#1) https://www.google.com/search?q=Rudolph+Carnap+unification+of+science&rlz=1C1YTUH_trTR1162TR1162&oq=Rudolph+Carnap+unification+of+science&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOTIICAEQABgWGB4yCggCEAAYgAQYogQyBwgDEAAY7wUyCggEEAAYgAQYogQyCggFEAAYgAQYogTSAQgxMzAzajBqN6gCALACAA&sourceid=chrome&ie=UTF-8
Ayrıca:
https://www.routledge.com/The-Unity-of-Science-Routledge-Revivals/Carnap/p/book/9780415679701
(#2) Yul Brynner, “The King and I” filminden.
(#3) Hadi bakalım, buyrun! “Evren tümüyle rassal olduğu için, sergilediği bazı düzenlilikler de rassaldır, yani raslantı sonucudur. Düzenlilikler de raslantı sonucu oluşur.” desem, siz ne dersiniz?
(#4) Halk Müziğimiz’de de bolerolar var. Belki ileride değiniriz bu konuya.
(#5)
https://www.google.com/search?q=vittenstain+filizof&rlz=1C1YTUH_trTR1162TR1162&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOTIHCAEQABjvBTIHCAIQABjvBTIHCAMQABjvBTIHCAQQABjvBTIHCAUQABjvBdIBCTUzNzk1ajBqN6gCCLACAfEFIc-Oa4dd7qI&sourceid=chrome&ie=UTF-8&udm=50&fbs=ADc_l-aN0CWEZBOHjofHoaMMDiKpaEWjvZ2Py1XXV8d8KvlI3p-ML-906rRL_m6h4jR-tdCeKIwp94h-QiJ4lJfObsqU79yRFgWBtc5FGpXu1cRl7ZgTFhVm8qygFNRRug_YO90BDK6YW9Yj42jm00JNq16qI3512riNNnuBqroShMfWqIIZ9Nr2UqBsNV0P8Rr6KG1DJQ0F6JUd2RSQPayaONGIZGnMJg&aep=10&ntc=1&mstk=AUtExfDAUp6EfDqWfn7GmPtHj3VcFdE_6T256ruXeVtm7rLwRahFpYRQvSkzAmExyAMfgQEZ9cBZe1llWnhmWrFGcNfG-I835HYr5DbqoKnwPHTkvg67uahAhlBCm4mDYD2VgDbPumNnSWf9VhqkHzseYIssffkSb-SAc-sWptT6mQqK0Jiyk1fkaovitrx0gxHWL5ZvEqGv74l7C2frB7SUQXwvrnR4iIEC1e4lLRDt9W0rx-hMQIrXhLO8RJVjPyM9LJTWfbGXCI0GdpefphS1E0FMW40C5Q4JhgN5dAJtHJeFl03aB-izQh-WBk_aGyz1en9VpWhFuyBiv0jBDdZFxu3WcYUPTRiHSCIYfYSbmsawSy2pRUjw4Zg&aioh=3&csuir=1&cs=0&mtid=Ul00av25Ab-H9u8PxOK8mAo