Of anam of!
Ellerim halâ titriyor. İki günde otuz saat uyku uyunur mu? Uyunursa böyle olur işte! On, on beş bardak çayı da cabası. Bu koltuk büyümüş adeta, pabuçlar da bir iki numara bol.
Epeyi kilo vermişim anlaşılan. Nasıl vermeyeyim? Günler boyu bir iskemle görmedi ki mabadım. Dinel dur! Sabahın köründen taa gece yarılarına. Çay demle, kahve pişir! Çay demle, kahve pişir! Hay eşek arısı sokaydı dilimi de o lâf çıkmayaydı ağzımdan. Sana ne lan! İster toplantı yapar ister yapmaz. Ne karışırsın adamın işine! Koskoca dekan! Sana mı soracak? Bi daa adam hakkında lâf edersem şart olsun!
Yarın bakalım ne olacak. Çay kahve faslı gene başlarsa yandım! Onlara göre hava hoş! Oturdukları yerden salvo! “-Memet efendi çay getir! Memet efendi çay ver, açık olsun! İki sade bir orta Memet! Duydun mu beni? İkidir söylüyorum.” Tam bir hengâme yahu! Otuz kırk kişi sığar mı o odaya? Tamam dekan odası diye büyük, büyük olmaya. Ama, o kadar insanın, sandalyesi, koltuğu!
Bi de hiyerarşi meselesi var. Herkesi titrine göre oturtatacaksın. Doçenti koltukta, kanepede; profu iskemlede oturtamazsın ki. O odadan bu odaya taşımak da var onca koltuğu kanepeyi. Ben çaycıyım, benim işim değil! Ama ne yapacaksın ki seslendiler mi “-Memet efendi!” diye. Hoş, bizim fakülteden olanlar dekanın bozulduğunu bildiğinden fazla ses çıkarmadılar ama başka fakültelerden gelenler de var! Bilgisayar Bilimleri Bölümü bizim fakülteye bağlı ya! O bakımdan işte, koskoca teknik üniversitenin her dekanı, dekan yardımcısı, bölüm başkanı, senato üyeleri, yönetim kurul üyeleri… Hınca hınç doldurdular billahi bizim dekanın odasını. Nefes alacak hava bile kalmadı da yüklen klimaya! Pencereleri açamadı bile garibim. Gizliymiş sözüm ona toplantı! Neler olup bittiği duyulmamalı, anlaşılmamalıymış.
Önce beni bile almadılardı. Ama sonra baktılar getir götürle olmuyor bu iş! Hemen Fizik Bölümü atölyesindekiler tekerlekli bir çek çek kaynaklayıverdiler de şıpın işi, benim emektar semaveri seyyar semaver yapıp soktuk dekan odasına. İyi oldu aslında, odamdan odaya koşturmaktan kurtuldum.
Ama demlikler büyük değil ki, herkesin çayına yetişsin. O yüzden dayan açık kahveye.
İşin en pis tarafı da fincanları bardakları temizlemek, yani bulaşık yıkamaktı milletin gözü önünde. Kampus marketten satın alınan fincanlar bardaklar da pırıl pırıl yıkandı çayhanede ilkin. Ama herkese yeterli gelmedi tabii ki. Bana sorarsanız, çayı kahvesi beleş diye bol keseden içi içiverdi hocalar! Neyse ki, az sonra bir tepsiyle dışarı çıkarıp çay odasında yıkatmayı akıl ettik boş bardakları fincanları da milletinin ağız tadı pek bozulmadı.
Rektör Aydın Yaramaz Hoca Bey talimat vermiş, “-Herkesi elden geçirin.” demiş. “-Ucu kime dokunursa dokunsun. Bakın bakalım bizde de sahte diplomalı eleman var mı?”
Görüyorsunuz işte! Akılsız başın cezasını ayaklar çekmiyor sadece! Taa öbür üniversitedeki elemanlar da çekiyor.
Gerçi ben tanımam etmem ama; duymuşsunuzdur, okumuşsunuzdur. ÇÖMÜ’de uyanık bir hademe, bilgi işlem sistemine sızarak sahte öğrenci kaydı ve diploma oluşturmuş. Bu yolla memur statüsü kazanmış. Durum fark edilince de tutuklanmış. Sonra da geçen değil bir önceki Perşembe, yani 7 Mayıs 2026’da serbest bırakılmış. Ben de hikâyenin tamamını gazetelerde okudum. Buyrun siz de okuyun. (*)
Benim merakım, bakalım yarın ne olacak? Dekanlıktaki toplantılar kaldığı yerden devam mı? Hocaların hepsi uyanık valla! Saat beşten sonraya toplantı uzayınca, ek ders yazıyorlar kendilerine. İş bu fakir çaycıya gelince avucunu yala. Ama yarın diyecem; bana da bir sakal atın! Hiç değilse, bir hafta on gün ücretli izin yazın da, kendime geleyim. Yoksa telef olup gidecem o hay huy arasında!
Ne olur ne olmaz! Çayhanemi toparladım yarın için!..
Gidip kestireyim bakalım, sabah kalkabilecek miyim erkenden?..
Ahh haaa! Vallahi tutulmuş her yanım! Çatur çutur!
(*) https://halktv.com.tr/turkiye/comudeki-skandalda-hademe-serbest-birakildi-okul-sistemine-sizip-kendini-yonetici-yapmisti-1029251h