Buruk Bir Ben

Bu adaya getirildiğimde on yaşlarımdaydım. Çocuk olduğumuz için o zamanlar bize pek fazla sorumluluk verilmezdi. Konak içerisinde belli alanlarda gezmemize izin verirlerdi. Arada bir de tarlaya götürürlerdi ki iş öğrenelim. Tarla sürmek, tarlayı sulamak ya da ekinleri biçmekten başka bir işe yaramıyorduk. Bir keresinde efendimiz sadece çocuklara özel bir sepet meyve getirmişti bize. Belki vicdanına dayanıp yapmıştı, belki de ilerde yapacağımız işlerin karşılığını şimdiden verip borçlu çıkarmak istiyordu bizi. Ben dahil kimse bilmiyor. Bu Akdeniz civarlarındaki ülkelerden gelen turuncu bir meyveydi. Adına portakal diyorlardı. Bu duvarlarla çevrili konak içerisinde geçirdiğim seneler boyunca, duvarların ardını merak ettim hep. Bu meyveyi yerken içinden çıkan sert şeyleri yaslandığım duvarın dibine atmıştım. Çocuğum tabi çevre temizliğinden de anlamıyorum. Efendimizin baş yaveri geliyordu. Yüzü asık, hiçbir şeyi beğenmeyen birisiydi ve bizi sürekli azarlardı. İster istemez hepimiz duvar dibinde sıraya geçtik. O sırada üzerine basılan oradan oraya sürüklenen sert şeyler toprağa gömüldü. Okumaya devam et “Buruk Bir Ben”

Yolculuk

Ben bir delilik edip, içeru yola çıkmışam
Meşalem kitab idi, okuyup durmuşam
Ruh ilmine hakim, dediğim idi yoldaşım

Yolda yürüdükçe, köhne olmuş, yoldaşım

Her yoldaş şeyh idi, huzuruna varmışam
Hakikatim o idi, kör göz ilen vurulmuşam
Beni bilir benden iyi, dediğim idi yoldaşım

Yolda yürüdükçe, köhne, olmuş yoldaşım

Fikir dergahına varıp da, demişim dervişem
Gözde noksan görünce, şeyhimi devirmişem
Fikir etmeyeni hor görüp zorladım nefsim ilen

Hayyam der ki, izle şu hengameyi bir köşeden

Bu rubaide hisar ilen fikri teşbih yapmışam
Hisarın heybetiyle övünür, sanardım işim iş
Yılların inşa ettiğini, kendi elim ilen yıkmışam

Yol çizmek, kumdan kaleler yapmak işi imiş

Dün hakikat dediğime, bugün yalan demişem
Bunu duyan dostun fikrinde, bir yalancı imişem
Hor görme ey dost, ben hakikati arayan bir seferi

Elbet gelir bir dalga, yıkar gider kaleyi değil ebedi

Azrail kapıda, vakit akar diye na’ab olmuşam
Nasıldır bilinmez, sonunda farkına varmışam
Gözlere tahir ağızlara murdar olurmuş aşım

Kendi münazara ateşimde, pişmezse başım

Vakit gelir şimdiye, avuç içinde kaybolmuşam
Vücut benim evim, memleketimde el olmuşam
Şehri tasvire kalksam, bana yardım edemez
Nice şeyhleri devirdi bu dil, kendine yetemez

Eserinin Ötesinde, Sen Nesin?

Kanıtını göster bana var olduğunun
Dersin ki beni ben yapan benim eserim
Farkında mısın sorduğum sorunun

Maymun da bağırır, bu benim eserim

Nesin sen eserinin ötesinde
Gördüğüm tek şey mi madde
Ardındakine mi demişler irade
Asla bilemeyeceğim herhalde