Kalpten Bir Soru

Telefonumu ve kulaklığımı aldım. Usulca kapıyı açtım ve dama giden merdiven basamaklarını teker teker çıktım. Bu esnada kimse benim orada olduğumu bilmiyordu. Çünkü bütün o karmaşa ve gerginliğin içinde karşısındakini dahi göremeyen insanlar, nasıl olup da arka planda bir sinek gibi hareket eden önemsiz bir detayı görecekti. Onların sesleri kulağıma geliyordu fakat hiçbir yorum katılmadan diğer kulağımdan çıkıyordu. Dama çıktım. Zaten var olan sandalyemi gölgeye çektim. Azıcık eğildiğim zaman yatabileceğim bir duvar ve masmavi gökyüzü altında birkaç ev ile süslenmiş koyu yeşil bir dağ vardı karşımda. Söğüt ve dut ağaçlarının yanında, evimin dışında ama yakınında bulunan çiçekler ve çim de vardı manzaramda. Rüzgârın hafif esintisi her bir yaprağı, her bir yaprak bir dalı, her dal ise bütün gövdeyi hafifçe oynatıyordu. Okumaya devam et “Kalpten Bir Soru”

Küçük Pencereler

“Bir evin ne kadar büyük penceresi olursa o kadar ufku açık olur o ailenin.” diye bir varsayım var. Oldu olacak evin tüm duvarlarını da cam yaptırsınlar! Her gün, her saniye görürsek ne değeri kalır ki ışığın? Hiç sıkılmaz mı insan, gölgesi gibi yanında gezen bir sevgilisi olduğunda? Sıradanlaşmaz mı artık? Küçük pencere umuttur. Canın sıkıldığında gidebileceğin yegâne uğrak noktasıdır o pencere. Yokluk içinde imkân bulmak gibidir. Tüm manzara, karşısında belirmez insanın bir anda. Sokağın başından itibaren yürüyen yaşlı amcanın nereye gittiğini görmek için az daha yaklaşmayı gerektirir. Okumaya devam et “Küçük Pencereler”