İnsan Keman Olsa

Sen bir keman misali, nota ve arşe ötürü
Notan bir harmoni olsa, arşesiz neye yarar
Arşen pürüzsüz olsa da, notasız neye yarar

Nota senin içindir, arşen ise dışın
Biri can ateşindir, diğeri ise ışığın
Seni ala yapan, ahengidir müziğin

Bir Tren Penceresi

İç donduran bir Aralık gecesiydi. St. Petersburg’dan Moskova’ya yol alan bir yolcu trenine binmiştim. Elimde siyah, birkaç cebi olan çantam ile en arka vagonun pencere kenarına oturmuştum. İkili ikili birbirlerine bakan oturaklara sahipti vagon. Karşımda beresini giymiş, sıkıldığını belli ederek camdan dışarıyı seyreden sekiz yaşlarında bir çocuk oturuyordu. Yanında ise elinde paketi açılmış ve yarısı bitmiş kurabiyeleri tutan annesi duruyordu. Kafamı dışarıya çevirdiğimde ise gardan ayrılırken tren yolunu aydınlatması için dikilen sarı lambalar ilişti gözüme. Yavaş yavaş yağmaya başlayan kar taneleri pencerenin camına dokunuyordu. Soğuyan hava ile birlikte camın üzeri ancak dikkatli bakıldığında görülebilecek kristal şekilleriyle doluydu. Gevşeyen vidalar, tren açık araziye geldiğinde yanlardan vuran rüzgârı kaçırmasına sebep oluyordu pencerenin. Okumaya devam et “Bir Tren Penceresi”

Yolculuk

Ben bir delilik edip, içeru yola çıkmışam
Meşalem kitab idi, okuyup durmuşam
Ruh ilmine hakim, dediğim idi yoldaşım

Yolda yürüdükçe, köhne olmuş, yoldaşım

Her yoldaş şeyh idi, huzuruna varmışam
Hakikatim o idi, kör göz ilen vurulmuşam
Beni bilir benden iyi, dediğim idi yoldaşım

Yolda yürüdükçe, köhne, olmuş yoldaşım

Fikir dergahına varıp da, demişim dervişem
Gözde noksan görünce, şeyhimi devirmişem
Fikir etmeyeni hor görüp zorladım nefsim ilen

Hayyam der ki, izle şu hengameyi bir köşeden

Bu rubaide hisar ilen fikri teşbih yapmışam
Hisarın heybetiyle övünür, sanardım işim iş
Yılların inşa ettiğini, kendi elim ilen yıkmışam

Yol çizmek, kumdan kaleler yapmak işi imiş

Dün hakikat dediğime, bugün yalan demişem
Bunu duyan dostun fikrinde, bir yalancı imişem
Hor görme ey dost, ben hakikati arayan bir seferi

Elbet gelir bir dalga, yıkar gider kaleyi değil ebedi

Azrail kapıda, vakit akar diye na’ab olmuşam
Nasıldır bilinmez, sonunda farkına varmışam
Gözlere tahir ağızlara murdar olurmuş aşım

Kendi münazara ateşimde, pişmezse başım

Vakit gelir şimdiye, avuç içinde kaybolmuşam
Vücut benim evim, memleketimde el olmuşam
Şehri tasvire kalksam, bana yardım edemez
Nice şeyhleri devirdi bu dil, kendine yetemez

Gerçek Yolunda

Bir balondur ben, yüzen gri bulutlar arası
Ömür şimşek kadar, yolu aydınlatır, ışığı
Görmek için gerçeği, yeter iki göz sanırsın
Asıl göz balonun ateşi,  yolu, aydınlatır ışığı