Hatırladığım ilk anı, çocukken ormanın içindeki kimsenin henüz keşfetmediği ince akarsuya gittiğimdi boş zamanlarımda. Adanın sınırında ise bu suyun gözlerimin alamadığı kadar devasa hali vardı. Fakat o kadar geniş alanlara yayılmış su beni boğuyordu. Boğazımı birinin sıkar gibi olduğunu hatırlıyorum. O el kadar genişlikte akan su ise çok daha ilginçti. Suyun akışını, bulutlar kızdıktan sonraki günlerde daha doygun bulurdum. Yere çömeldikten sonra iki elimi dizime koyar ve ellerimin arasından akan suyu izlerdim. Bazen o kadar dalardım ki ona, uyanırken evimize uğrayıp, çalışırken bize ve toprağımıza yaşam veren, biz yorulunca ise (etrafın karanlığa büründüğü vakitlerde) rengini kızıla döndürüp uzaklaşan tanrının gitme vaktini kaçırıyordum. Okumaya devam et “Yamyam”
Tanrı Tanı
Sahte mümin, tanrı tanıtmaktır
Sabah akşam, tanrı anmaktır
Seferinin dili, tanrı tanımazdır
Yegane gaye, tanrı tanımaktır
Tanrı ile Sohbet
Elçine bile şüphe ekersin, ben edince cehenneme
Senin aracından bir sual geldi, niçin edersiniz şüphe
Gün oldu devran döndü, elçiyim diyen tımarhaneye
Şimdi sual sırası bana geldi, nasıl etmeyelim şüphe
Kara kalpliler beni dinsiz imansız diye taşlarlar
Şeytana kul olunup, secdeden kalkmaz başlar
Sen de beni sual ederim diye yakacaksan eğer
Kabul ederim, sevgin yalnız elçineymiş meğer
Var mısın yok musun belli değil, beni bul dersin
Nereden bilsin ki bu varlık, bulduğu şey sen misin
Kime vaaddir cennet, sen sanıp başını kaldırmayana mı
Ömrü boyunca putlara baş kaldırıp da seni arayana mı
Ne bu eziyet ey Tanrı, garezin mi vardır bana
İstemem gayrı, yemek için zaman bile, aşımı
Kara melek musallat et, gene de kızmam ama
Tek koyar bana, anlamadan kesersen başımı
Hakikat Mi? İnanç Mı?
Bugünün doğrusu yarının yanlışı
Doğru kılan yalnız kişinin bakışı
Ne hayatlar adanır hakikat diye
Geçebilir mi ki inançtan öteye?
