Gençliğime dair pek de bir şey hatırlamıyorum. Çok eskiye dair hatırladığım tek şey; koyu renkli, iri gövdeleri olan yüzünde şekil şemal kalmamış yaşlılar arasında büyüdüğümdü. Artık su içip yemek yiyemeyen çürümüş ve kurumuş kökleri, topraktaki tüm yemekleri benim yememi sağlıyordu. Bazılarının gözlerinin ışığı sönmüş, sanki “Bu dünyaya olan hizmetimi yeterince verdim, artık yolculuk vakti.” diyordu. Onların elinde ve onların bilgeliğinde büyüdüm. Dilleri vardı ama hiç konuşmazlardı. Lakin o sessizlik içinde bile bana birçok şey öğrettiler. Onların dallarını nereye uzattıkları, ne zaman meyve verdikleri, misafirleri nasıl karşıladıkları, rüzgarlara nasıl direndikleri benim olgunlaşmamı sağlayan şeylerdi. Onların yaşadığı çoğu şeyi yaşamamıştım henüz ama onların hayatı geleceğimin habercisi gibiydi. Bana ait yazılmış kaderin birer ön gösterisi gibiydiler. Okumaya devam et “Köyün Portakal Ağacı”
Usul
Bilirim zihnin darma duman olunca
Gözün arar durur yanıtları etrafta
Sana yön veren histir, zihindeki fikir değil
Dinleyeceğin gönül sesidir, konuşmalar değil
Aç gözünü kulağını, fikrin yatağı histir
Onarman gereken şey fikir değil histir
Olumsuz hisler kara buluttur gözün önündeki
Savaştığın insan değil, hayalettir boşluktaki
Cevaplar sende saklı, bak geçmişine
Vardır hikayesi, konuş çocuk halinle
Aradığın kalptedir kapıyı açabilene
Anahtarsa sualdir, doğru sorabilene
Kapıyı açmaz ise canın, sakın acele etme
Tohum tek suya çıkar mı toprak yüzüne?
Sual sorup cevap bulmakla bitmez iş
Dile döküp itiraf etmek ise en zor iş
Sakladığını dök dile, azalt iyice yükünden
Kim bilir, belki birikenler akar gözünden
Sanma ki dile dökmek başkasına, yalnız kendine
Düşünce olan yara da aynıdır, anca kendi kendine
Bilirim, gün boyu tadını kaçırır ama
Karşı çıkmaz isen huzur gelir ardına
Atacağın küçük bir adım, gerisi gelir
Yarının birikimi, bugünler değil midir
