Yamyam

Hatırladığım ilk anı, çocukken ormanın içindeki kimsenin henüz keşfetmediği ince akarsuya gittiğimdi boş zamanlarımda. Adanın sınırında ise bu suyun gözlerimin alamadığı kadar devasa hali vardı. Fakat o kadar geniş alanlara yayılmış su beni boğuyordu. Boğazımı birinin sıkar gibi olduğunu hatırlıyorum. O el kadar genişlikte akan su ise çok daha ilginçti. Suyun akışını, bulutlar kızdıktan sonraki günlerde daha doygun bulurdum. Yere çömeldikten sonra iki elimi dizime koyar ve ellerimin arasından akan suyu izlerdim. Bazen o kadar dalardım ki ona, uyanırken evimize uğrayıp, çalışırken bize ve toprağımıza yaşam veren, biz yorulunca ise (etrafın karanlığa büründüğü vakitlerde) rengini kızıla döndürüp uzaklaşan tanrının gitme vaktini kaçırıyordum. Okumaya devam et “Yamyam”

Şeytan

Şeytan iki yüzlülük der diye onu öyle sanır
Yanlış bilir mahluklar, iki yüzlü olan insandır
İnanamaz, olmadığına rağmen gözlerim ermiş

Yemin eder, şeytandan dürüstünü görmemiş

Bir gün özlemle ararsam, özü sağlam olan
Vücut bulsa da zuhur etse huzuruma şeytan
Dostumdan iyi ağırlamazsam namerd olam
Şundan ki, tek odur Tanrıya ettiği yemini tutan

Yolculuk

Ben bir delilik edip, içeru yola çıkmışam
Meşalem kitab idi, okuyup durmuşam
Ruh ilmine hakim, dediğim idi yoldaşım

Yolda yürüdükçe, köhne olmuş, yoldaşım

Her yoldaş şeyh idi, huzuruna varmışam
Hakikatim o idi, kör göz ilen vurulmuşam
Beni bilir benden iyi, dediğim idi yoldaşım

Yolda yürüdükçe, köhne, olmuş yoldaşım

Fikir dergahına varıp da, demişim dervişem
Gözde noksan görünce, şeyhimi devirmişem
Fikir etmeyeni hor görüp zorladım nefsim ilen

Hayyam der ki, izle şu hengameyi bir köşeden

Bu rubaide hisar ilen fikri teşbih yapmışam
Hisarın heybetiyle övünür, sanardım işim iş
Yılların inşa ettiğini, kendi elim ilen yıkmışam

Yol çizmek, kumdan kaleler yapmak işi imiş

Dün hakikat dediğime, bugün yalan demişem
Bunu duyan dostun fikrinde, bir yalancı imişem
Hor görme ey dost, ben hakikati arayan bir seferi

Elbet gelir bir dalga, yıkar gider kaleyi değil ebedi

Azrail kapıda, vakit akar diye na’ab olmuşam
Nasıldır bilinmez, sonunda farkına varmışam
Gözlere tahir ağızlara murdar olurmuş aşım

Kendi münazara ateşimde, pişmezse başım

Vakit gelir şimdiye, avuç içinde kaybolmuşam
Vücut benim evim, memleketimde el olmuşam
Şehri tasvire kalksam, bana yardım edemez
Nice şeyhleri devirdi bu dil, kendine yetemez

Göz Aşamaları

Göz acziyetinin özüdür
Sabbah’ın bir sözüdür
Vakıalar mutlak değil

Külliyen mümkündür

Gözün gördüğü, tek taraf
Diğer gözden gören, şaşkın
Öze kör göze her şey araf

Olur mahlukat, ilkin bitaraf

Her mahluğa davranır taşkın
Körse kaderidir, dünyayla ihtilaf
Resme geniş bakan, olur şaşkın
Özünü gördüğü zaman, aşkın

Gerçek Yolunda

Bir balondur ben, yüzen gri bulutlar arası
Ömür şimşek kadar, yolu aydınlatır, ışığı
Görmek için gerçeği, yeter iki göz sanırsın
Asıl göz balonun ateşi,  yolu, aydınlatır ışığı