Sekiz dokuz yaşlarımda iken, kendisi ev işi yapacak diye sokağa salardı annem bizi. İşime yarayacak ya, ben de seve seve koşardım sokağa. Aynı oyunlar olmasına rağmen sanki ilk defa oynuyormuşuz gibi coşkuyla oynardık. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız o günlerde, arada bir gözüme takılan ve içimi hüzün kaplayan bir pencere vardı. Ahşaptan yapılmış, iki camı olan, önünde ise küçük bir saksı bulunan bir pencereydi. Perde aralanınca yaşlı bir teyze belirirdi ardında. Okumaya devam et “Özlem Teyze”
Usul
Bilirim zihnin darma duman olunca
Gözün arar durur yanıtları etrafta
Sana yön veren histir, zihindeki fikir değil
Dinleyeceğin gönül sesidir, konuşmalar değil
Aç gözünü kulağını, fikrin yatağı histir
Onarman gereken şey fikir değil histir
Olumsuz hisler kara buluttur gözün önündeki
Savaştığın insan değil, hayalettir boşluktaki
Cevaplar sende saklı, bak geçmişine
Vardır hikayesi, konuş çocuk halinle
Aradığın kalptedir kapıyı açabilene
Anahtarsa sualdir, doğru sorabilene
Kapıyı açmaz ise canın, sakın acele etme
Tohum tek suya çıkar mı toprak yüzüne?
Sual sorup cevap bulmakla bitmez iş
Dile döküp itiraf etmek ise en zor iş
Sakladığını dök dile, azalt iyice yükünden
Kim bilir, belki birikenler akar gözünden
Sanma ki dile dökmek başkasına, yalnız kendine
Düşünce olan yara da aynıdır, anca kendi kendine
Bilirim, gün boyu tadını kaçırır ama
Karşı çıkmaz isen huzur gelir ardına
Atacağın küçük bir adım, gerisi gelir
Yarının birikimi, bugünler değil midir
