Hatırladığım ilk anı, çocukken ormanın içindeki kimsenin henüz keşfetmediği ince akarsuya gittiğimdi boş zamanlarımda. Adanın sınırında ise bu suyun gözlerimin alamadığı kadar devasa hali vardı. Fakat o kadar geniş alanlara yayılmış su beni boğuyordu. Boğazımı birinin sıkar gibi olduğunu hatırlıyorum. O el kadar genişlikte akan su ise çok daha ilginçti. Suyun akışını, bulutlar kızdıktan sonraki günlerde daha doygun bulurdum. Yere çömeldikten sonra iki elimi dizime koyar ve ellerimin arasından akan suyu izlerdim. Bazen o kadar dalardım ki ona, uyanırken evimize uğrayıp, çalışırken bize ve toprağımıza yaşam veren, biz yorulunca ise (etrafın karanlığa büründüğü vakitlerde) rengini kızıla döndürüp uzaklaşan tanrının gitme vaktini kaçırıyordum. Okumaya devam et “Yamyam”
Küçük Pencereler
“Bir evin ne kadar büyük penceresi olursa o kadar ufku açık olur o ailenin.” diye bir varsayım var. Oldu olacak evin tüm duvarlarını da cam yaptırsınlar! Her gün, her saniye görürsek ne değeri kalır ki ışığın? Hiç sıkılmaz mı insan, gölgesi gibi yanında gezen bir sevgilisi olduğunda? Sıradanlaşmaz mı artık? Küçük pencere umuttur. Canın sıkıldığında gidebileceğin yegâne uğrak noktasıdır o pencere. Yokluk içinde imkân bulmak gibidir. Tüm manzara, karşısında belirmez insanın bir anda. Sokağın başından itibaren yürüyen yaşlı amcanın nereye gittiğini görmek için az daha yaklaşmayı gerektirir. Okumaya devam et “Küçük Pencereler”
Asıl Yolumuz
Farklılığı hoş görmek amacımız
Kitleler arkamda baş kaldırmak değil de
