Küçük Pencereler

“Bir evin ne kadar büyük penceresi olursa o kadar ufku açık olur o ailenin.” diye bir varsayım var. Oldu olacak evin tüm duvarlarını da cam yaptırsınlar! Her gün, her saniye görürsek ne değeri kalır ki ışığın? Hiç sıkılmaz mı insan, gölgesi gibi yanında gezen bir sevgilisi olduğunda? Sıradanlaşmaz mı artık? Küçük pencere umuttur. Canın sıkıldığında gidebileceğin yegâne uğrak noktasıdır o pencere. Yokluk içinde imkân bulmak gibidir. Tüm manzara, karşısında belirmez insanın bir anda. Sokağın başından itibaren yürüyen yaşlı amcanın nereye gittiğini görmek için az daha yaklaşmayı gerektirir. Karmaşık bir bulmacayı önümüze sermez cam duvarlar gibi. Tane tane gösterir bize dünyayı, anlaşılır kılar. Her şeye aynı anda sahip olamayacağımızı, hayatın bir tarafına bakınca diğer tarafından habersiz olduğumuzu anlatır bize gizliden. Tohumdur minik pencere aslında. Diğerleri gibi maket ağaç değildir. Yaşadığımız o anda ormanlar kadar gücümüz olmadığını anlatırken bir yandan, sulamadıkça içinden ne çıkacağını bilmediğimiz bir cevhere sahip olduğumuzu anlatır aynı anda. Devasa pencereler gün batımını duvar kâğıdı yapmak gibi sıradan iken küçük pencere ise az kişiye nasip olan gün doğumunu izlemek gibidir. Aslında asıl ufuk, o minik penceredir…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir