Trafik Psikolojisi Öğrencileri Trafikte Yaşam ve Trafikte Yaşatmak için Bizlere Seslendi! – Part 4

Bu postta okuyacağınız köşe yazıları, 2021-2022 Bahar dönemi kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünce verilen PSY 354 Introduction to Traffic Psychology dersinin final ödevi olarak dersi alan öğrenciler tarafından yazılmıştır. Introduction to Traffic Psychology dersinin amacı, trafik psikolojisi alanındaki temel yaklaşımlar, metotlar ve uygulamalar hakkında öğrencilere bilgi sunmak ve onlara günlük hayatlarında önemli bir yer kaplayan trafik ve ulaşım kavramları hakkında farkındalık kazandırmaktır.

Introduction to Traffic Psychology dersi, Prof. Dr. Türker Özkan tarafından araştırma görevlileri Derya Azık, Gizem Fındık, Burcu Arslan, Şerife Yılmaz, Nesrin Budak, Uluğhan Ergin ve Gözde Atalan asistanlığıyla verilmektedir. Ekibimiz, 2005 yılında kurulan Safety Research Unit (SRU) – Güvenlik Araştırmaları Birimi (GAB) adı altında, genel güvenlik ve trafik güvenliği konularında uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Ekibimiz hakkında detaylı bilgi için:

Introduction to Traffic Psychology Dersinin Öğrencilerine Kulak Verelim: 

Sena YILDIRIM – Trafikle İlgili Güncel Kalması Gereken Bazı Konular Üzerine

Trafik tüm elementleriyle çok geniş bir ekosistemi ifade etmektedir. Hem sürücü hem de yaya olarak edindiğimiz tecrübeler hayatın birçok alanından etkilendiği gibi aynı zamanda eşsiz birer deneyim niteliği taşır. Trafik ortamının hayatın başka alanlarıyla kesişimi aslında trafik içerisinde ortak bir dil sağlar; bu dil kimi zaman sevinçli kimi zaman öfkeli kimi zaman ise hüzünlüdür.  İnsanla trafik ortamı arasına yansıtılan bir ayna olan “araç” ise aslında kullanım biçimleriyle kişiye ve çevreyle etkileşimine dair birçok bilgi verir.

Trafik içerisinde sürüş tarzımız ve davranış biçimimiz çoğu zaman anlık durumlarla belirleniyor gibi görünse de trafik davranışları yalnızca bundan ibaret değildir. Kişilik gibi görece daha stabil olan ve sürüş tarzı ile davranış biçimlerini etkileme potansiyeli olan çok önemli bir değişkeni göz ardı etmemek gerekmektedir. Kişilik ve sürüş davranışları literatürde geniş bir yer kapladığı gibi oldukça ilgi çekici bir alandır. Trafiği sadece deneyimlenen değil deneyim üzerine öğrenme olanağı sağlayan bir alan olarak gördüğümüzde trafik davranışlarımızı daha iyi anlayabilir ve alternatif yolları daha iyi tespit edebiliriz.  Bunların sonucunda daha sağlıklı davranmak konusunda eyleme geçmek adına da öncül adımları atmış oluruz.

Trafik güvenliği açısından kritik olan birçok davranış biçimi bulunmaktadır. Her ne kadar trafiğin olağan akışı içerisinde kimi zaman davranışlarımızı irdelemeyi ihmal etsek ya da bazı durumlarda benmerkezci düşünme handikabına düştüğümüz için öz eleştiri yapmaktan kaçınsak da aslında bireysel gelişime katkı sağlayacak ve trafikte dönüşüm yaratacak kilit noktalar bunlardır. Trafikteki insan etkileşimi sağlıklı olduğu müddetçe yaşam boyu öğrenim ve gelişim vazifesine yönelik en önemli sağlayıcı haline gelebilir. Bir başka sürücünün yapıcı eleştirisi veya bireylerin trafik ilişkileri içerisindeki uyarı mekanizmaları dikkate alındığında trafik ortamı olumlu yönde etkilenebilir.

Trafik içerisinde agresiflik, tez canlılık, kaygı ya da pervasızlık kazalara sebep olan en önemli faktörlerdendir. Hem kırsal yollarda hem otoyollarda hem de sokaklarda her yıl yaklaşık olarak 1,25 milyon kişi maalesef ki hayatını yitirmektedir. Trafikte yaşanan hiçbir kaza yolda kalmamakta, on binlerce aileyi hem psikolojik hem sosyal hem de ekonomik olarak etkilemektedir. Ülke genelindeki kaza haberleri en çok düştüğü yeri yaksa da tüm bu kaza haberlerine rağmen daha güvenli bir trafik ortamı için değişim yaratmak adına bireysel olarak çaba sarf etmeyen herkes bu yangınları daha da alevlendirmektedir. En nihayetinde bireysel bilinçlenme toplumsal değişimin ilk adımıdır.

Trafik güvenliğinin neden önemli ve gerekli olduğu konusu sadece günlük haberleri izleyerek bile anlaşılabilmektedir. Hem artan nüfus hem de ekonomik gelişmelere paralel olarak motorlu taşıtların sayıca artması ve buna bağlı artan ölüm ve ciddi yaralanmalar ortadadır. Yol tasarımlarının iyi şekilde yapılamaması, ulaşım seçeneklerinin sınırlı olması, uygun nitelik taşımayan hız sınırları ve yollardaki planlama eksiklikleri neticesinde gerçekleşen trafik kazaları 15-29 yaş arası gençlerin hayatlarını yitirmelerindeki en önemli sebep olmakla birlikte bu kazalar şayet gerekli ve yeterli önlemler alınmazsa 2030 yılı itibariyle dünya sıralaması genelinde 7.sıraya yerleşecektir (WHO, 2015).

Hepimiz trafikte genç, yaşlı ya da çocuk demeden hayatını kaybeden insanların haberlerine tanık olmakta, hatta bazen bu olayların yan rollerinde yer alabilmekteyiz. Sıklığından ötürü kimi zaman maalesef ki yabancılaştığımız bu haberlerin bizi daha derinine iten detayları ise genellikle alt metinleridir: Hayatını kaybeden kişinin “arkadaşıyla beraber kaldırımda habersizce yürüyor” olduğu, “sevdiklerini ziyaret etmek için yolculuk yapıyor” olduğu, “çiftin mutlu bir günden eve dönüyor” olduğu ve daha birçok haber başlığı bizi yiten canlarla ortak hayatlar yaşadığımız hissine daha da yakınlaştırır. Trafiğin günlük rutini içerisinde karşılaştığımız insanların kendi dünyalarına ilişkin düşünmediğimiz birçok detayı kaza haberleri sonrası düşünür hale geliriz. Bu hassasiyet bizde ortak bir trafik belleği oluşturur fakat beraberinde getirdiği farkındalık ancak trafik ortamına doğru bir şekilde kanalize edilebildiğinde güvenliğin artmasıyla sonuçlanabilir.

Trafikte özellikle belirli risk grupları diğerlerinden daha fazla ön plana çıkmaktadır. Bu gruplara geniş ölçekte baktığımızda ülkelerin sosyoekonomik düzeylerinden başlamak doğru olacaktır. Düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleşen trafik kazaları sonucu yaşanan can kayıplarının yanında yaralanmaların da oldukça ciddi seviyelerde olması ve günden güne artış gösterdiği aşikardır. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı 2010 ve 2013 verilerini içeren yol güvenliği çalışmalarını kapsayan iki adet Küresel Durum Raporu arasında geçen kısa periyotta meydana gelmiş olan trafik kazalarının 100.000 kişideki oranı tamı tamına %32’lik bir artışa işaret etmektedir (WHO 2013; WHO 2015).

Ülkemizde ve dünyada sürdürülebilir ve güvenli trafik ortamı için mevcut olan önemli yaklaşımlardan biri “Güvenli Sistem” yaklaşımıdır. Bu yaklaşım yol güvenliğini dinamik bir sistem olarak ele alarak farklı parçalar arasındaki etkileşime bakmasıyla ön plana çıkmaktadır. Yaklaşımın temel çıkış noktası insanları trafik ortamı içerisinde hayata düşebilir bireyler olarak görmesidir. Sadece trafik kazalarının azaltılması üzerine değil aynı zamanda trafikteki can kaybı ve yaralanmaların da azaltılması üzerine de bir politika izler. Güvenli Sistem yaklaşımıyla sağlanacak güvenlik aynı zamanda hem yayalar hem de sürücüler için erişilebilirliği artırmayı hedeflemektedir. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik üzerinde durması bir diğer önemli özelliğidir. Yani iyi tasarlanmış bir Güvenli Sistem yaklaşımı sadece can kurtarmakla kalmayacak aynı zamanda birçok getirinin sahibi olacaktır.

Güvenli Sistem yaklaşımının getirilerine baktığımızda karbondioksit salınımının azaltılması ile hava kalitesinin artırılmasını görebiliyoruz fakat sistemin en ayırt edici yönü olan tüm bu faktörleri aynı zamanda trafik güvenliğiyle ele almasına da değinmeliyiz. Örneğin taşıt kullanımının ve taşıtların artışının en önemli etkilerinden biri karbon emisyonudur. Emisyonun düşürülmesi adına taşıt trafiğini azaltılmasının hem yayalar hem bisikletliler için daha güvenli ortam oluşturduğu ortaya konmuştur (Lefevre vd., 2016). Bir başka çalışmaya göre küresel iklim senaryosunda 4 derecelik artışın 2 derecelik bir artışa dönüştürülmesi için Uluslararası Enerji Örgütü’nün tavsiyesine uyularak seyahatlerin kilometre bazında düşürülmesi hedeflenirse yıl içerisinde gerçekleşebilecek yaklaşık 200.000 kişinin ölümüyle sonuçlanabilecek kazalar engellenebilir (Hidalgo ve Duduta, 2014). Bisiklet kullanımının yaygınlaşması ise daha güvenli yolculuk imkânı yaratmasıyla beraber düzenli hale getirildiğinde 2050 yılı itibariyle salınan karbondioksit oranını %10 oranında düşürebilir (Mason vd., 2015). Toplu taşımaların temiz enerji kullanımını merkeze koyması ve karayolu sisteminin motorsuz ulaşım alternatifleri baz alınarak yeniden geliştirilmesi ise 2050 yılı itibariyle toplu taşımanın yarattığı emisyonun %40 oranında azaltılmasını sağlayabilir (Replogle ve Fulton, 2014).

Bahsettiğimiz tüm hedeflerin yanında bahsi hiç kapanmaması gereken en önemli faktörlerden biri insan faktörüdür. Trafikte hata yapmak ne kadar insani ise bu hatalardan çıkarımlarda bulunmak ve hatta bu tecrübeleri aktarmak da o kadar elzemdir. Sorumluluk bilinciyle hareket etmek öncelikle sorumlulukları bilmeyi gerektirir. Trafikte yer almak sadece ehliyet sahibi olmak değildir ve trafik çevresinin devamlı bir öğrenim alanı olduğunu unutmamak gerekir. Amacımız yiten canların sadece birer nicelik olmaktan çıkarılıp nitelikleri göz önünde bulundurularak daha kalıcı önlemler alınmasına destek olmak olmalıdır. Bireysel olarak bu hedefe doğru adım atmanın en önemli yolu ise kurallara uymak ve gerekli noktalarda geri bildirimlerde bulunarak dönüşüm hareketine katkı sağlamaktır. Birbirimizin haklarına saygı duyarak hassasiyetlerimizi ortak paydada buluşturabildiğimiz güvenli sürüşler ve sağlıklı yarınlara…

Simay OLGAÇ 

Sokağa adımınızı her attığınızda ne kadar tehlikede olduğunuzu ya da ne kadar tehlikeli olabileceğinizi hiç düşündünüz mü? Bir pazar sabahı hızlıca fırına gidip güzel bir kahvaltı yapmayı planlarken yoldaki tehlikelere ne kadar açık olduğumuzu ve kolayca yaralanabilir olduğumuzu düşünmek sizi memnun etmeyecektir ama gerçek şu ki yayalar, bisikletliler, motor sürücüleri, 7 yaş altındaki çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi toplumun hemen hemen her kesimini kapsayacak bir çoğunluk için trafik bir risk taşımakta. Her gün yola çıktığımızda kendimizi ölüm riskine attığımız düşünülürse trafik güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Arabanıza bindiğinizde kendinizi güvende hissediyorsanız da yanılıyorsunuz, şimdi de siz bir tehlike olabilirsiniz! Peki bir sürücü olarak sizin davranışlarınızı belirleyen faktörler neler? Eğer kendinizi çok başarılı bir sürücü olarak görüyorsanız da yanılıyor olabilirsiniz çünkü yaşam stiliniz, yaşınız, cinsiyetiniz, inançlarınız, deneyiminiz ve algı kapasiteniz gibi pek çok etken sizin nasıl bir sürücü olduğunuzu etkiliyor. Diyelim ki çok deneyimli bir sürücüsünüz ve yolda giderken birinin sizi hatalı sollamaya çalıştığını görüyorsunuz. Bu durumda ne yapmaya karar verirsiniz? Büyük ihtimalle deneyiminize güvenip bir risk alacaksınız ve ona engel olmaya karar vereceksiniz. Yani deneyimli bir sürücü olmanın avantajını bir dezavantaja çevirmiş olacaksınız… deneyimsiz sürücülerin deneyimli sürücülere kıyasla daha dikkatli olduğu biliniyor, o yüzden deneyiminize güvenmeyi bırakmalısınız. İnsan faktörü trafiğin seyrini bu kadar etkilerken trafiği daha güvenli hale getirmek için neler yapabileceğimizi herkes kendi payına düşen kadar değerlendirse bile büyük bir yol kat edebiliriz. Kendimizden yola çıksak da makro seviyede ne gibi sıkıntılarımızın olduğunu fark etmeliyiz. Ülke olarak trafikle ve sürücünün nasıl davranması gerektiğiyle ilgili kalıplaşmış ve değişmesi zor inançlarımız var. Örneğin hepimiz artık trafiğin taksi ve otobüs sürücüleri tarafından domine edildiğini kabullenmiş durumdayız. Önce ülkemizden başlayıp sonra tüm dünyaya yayılan bir trafik düzenlemesi hayal edelim birlikte. Sokağa adım attığımızda tehlikelerle karşılaşmadığımız, dünyayı kirletmediğimiz, daha sürdürülebilir ve güvenilir bir trafik. Aslında bunun için gösterilen pek çok çaba var ama biz yanından yürüyüp gitmeyi tercih ediyoruz. Trafik güvenliğiyle ilgili eğitimlerle ilgilenmiyoruz, kampanyalara katılmıyoruz ve kamu spotu gördüğümüzde kanalı değiştiriyoruz. Herkes emniyet kemerinin önemini gösteren bir afişin ne kadar sıradanlaştığını farkında ama hala emniyet kemeri takmamak konusundaki ısrarımız neden? Ülkemizdeki tek problem elbette kemer kullanımı değil; yollarımız yeterince güvenli değil, özel araç kullanımını azaltıp çevreyi korumak gibi bir derdimiz de yok. Bunların ne kadar önemli olduğunu fark etmeden ne kendimizi ne yakınlarımızı trafiğin tehlikelerinden koruyamayız gibi görünüyor. Trafik levhaları, trafik ışıkları, yolun durumu, kaza anında yardımın hızlıca gelmesi gibi çevresel şeyleri gelişen teknolojimizle birlikte düzenleyebiliriz ancak kendimizi öncelikle kendimizden korumalıyız. Siz hala alkol aldıktan sonra araba kullanıyor veya bir yere yetişmek için hız yapıyor musunuz? Eğer yapıyorsanız bilin ki suçun büyük bir kısmı size ait olsa da bir kısmı da cezaların yeterli bir şekilde uygulanmamasında. İnsan araç kullanmakta deneyim kazandıkça fark ediyor ki aslında trafik cezaları kolayca önlenebilir hatta bazen sadece trafik polisinin olduğu rotadan geçmemekten ibaret. İşte belki de tüm dünyada en çok dikkat edilmesi gereken ve geliştirme konusunda en çok şansımızın olduğu konu bu. Trafik kurallarının ihlali teknolojik çözümlerle kotarılabilecek bir konu ve trafik cezaları da doğru uygulandığı takdirde büyük bir caydırıcılığa sahip olabilir. Bana sorarsanız en temel çözüm ise ehliyetin daha az kişiye ve daha dikkatli ölçümlerle verilmesi. Bunun için çok farklı ölçme yöntemleri bulunmakta ancak kullanımı henüz pek de yaygın değil. Maalesef herkes sürücülük konusunda aynı beceriye sahip değil ve herkes kendini kapasitesi kadar geliştirebilir. Bunu söylediğim için biraz sivri bir yazar olarak görülebilirim ama evet bence ehliyet herkese verilmemeli! Kampanyalar, eğitimler, çevresel düzenlemeler gibi mühendislerimize düşen büyük bir pay ve sürücülere uygulanacak ölçme değerlendirmeler gibi genel düzenlemelerin dışında bir de kendi başımıza yapabileceğimiz bir şeyler olmalı. Eğer daha güvenli bir trafik hedefliyorsak en azından kendi gittiğimiz yolda etrafımızı tehlikeye atacak hareketler yapmamalıyız. Örneğin bugün arabanıza bindiğinizde etrafınıza dikkatlice bakın ve tehlike yaratabilecek her şeyi not alın. Telefonuna bakarak yürüyen bir yaya bile tehlike sayılabilir. Sonra bir sokak daha gidin ve oradakileri de not alın. Bu risk algınızı geliştirme yolunda büyük bir adım olabilir. Unutmayın değişim bireyden başlar!

Simge ÇETİN – Daha Güvenli Bir Trafik Çevresi Mümkün

Sürücülerin yetenekleri ve araba sürme stilleri bütün bir trafiğin güvenliğini oluşturur. Ancak trafik güvenliği sadece bu iki faktörden mi etkilenir? Tabii ki de hayır, çünkü trafik güvenliği hayatımızda düşündüğümüzden daha önemli bir rol oynuyor olabilir. Gerek kendi aracımızda sürücü olarak gerek başka araçlarda yolcu olarak gerek ise yaya olarak sürekli trafik akışının içindeyiz. İnsanoğlu olarak, bir günümüzün azımsanamayacak miktarını yolda geçirirken bu yolların güvenli olup olmadığına gereken önemi vermiyor gibiyiz. Oysaki, içinde olduğumuz trafik güvenli olmazsa kazalar kaçınılmaz olabilir, bu kazalar sonucunda ciddi yaralanmalar ve hatta ölümlerle karşılaşabiliriz. Yani, kısaca, trafik güvenliği insan hayatının devamı için kritik bir rol oynar. İçinde olduğumuz trafiğin güvenliği kadar yaşıyor sayılabiliriz. Ve trafik kullanıcıları olarak bizim hayatımızı sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmemiz için trafik çevresini maksimum düzeyde güvenli tutmalıyız. Bunun için de hali hazırda var olan trafik kurallarının yanına yenileri ekleniyor ya da olanlar daha da katılaştırılıyor ve cezalar arttırılıyor böylece trafik güvenliğini bozan davranışların caydırılması ve uzun vadede trafik çevresinin daha güvenli olması planlanıyor. Bunun yanında; trafik işaretlerinin geliştirilmesi/okunaklaştırılması, yollarda iyileştirme çalışmaları ve şerit güncellemeleri ile bu trafik güvenliğini arttırmak için fiziksel çevrenin de desteğine başvuruluyor. Cezalardan ve kurallardan bahsettik, peki bunlar gerçekten sürücüler tarafından iyi biliniyor mu? İşte tam bu noktada da ehliyet kurslarının son 10-15 sene içindeki eğitim sisteminin değişmesi devreye giriyor. Eğitim süreci boyunca trafik kurallarını ve işaretlerini öğretmenin yanında, eski sistemde üzerinde durulmayan ama trafikte hayat kurtarıcı birçok konu müfredata dahil edildi. İlk yardım manevraları ya da motor bilgisi bunlara örnek olabilir, çünkü trafik çevresi her türlü sürprize açıktır, bu nedenle güvenliği arttırabilmek için motorun sinyallerini iyi dinleyebilmek ya da engel olamadığımız durumlarda hayat kurtarabilmek çok kritik bir hal alır. Bütün bu gelişmeler, bu hızda ilerlemeye devam ettikçe gün be gün daha güvenli bir trafik çevresine sahip olabiliriz. Yine de trafik çevresi ne kadar güvenli olursa olsun her yol kullanıcı bir tehlike altındadır. Çünkü dediğimiz gibi trafik sürprizlerle doludur. Ancak bazı çevrelerde bazı kullanıcılar daha çok tehlikededir, buna da savunmasız yol kullanıcıları denir.

Ülkemizdeki duruma bakacak olursak bu savunmasız yol kullanıcılarına örnek olarak sırasıyla yayaları, bisikletlileri daha sonra da motosikletlileri gösterebiliriz. Yani yayalar en çok tehlike altında olan gruptur, ancak bu, yaya okurlarımızı korkutmasın. Çünkü trafiği iyileştirmek için yapılan düzenlemelerin çok yüksek miktarı yayalar lehinedir. Bu düzenlemelere en büyük örnek olarak, yaya geçitlerinde yaya üstünlüğünü korumak için yapılan denetlemeleri verebiliriz. Yine de sadece savunmasız yol kullanıcıları tehlike altında değildir, trafik akışı içinde bulunan her kişi tehlikede olabilir, sadece bazılarının riski daha yüksektir.

Hepimiz bu riskin farkında olup belli davranışlardan uzak durup belli davranışları yapmaya özen göstermeliyiz. Peki bu davranışlar neler diye düşünüyorsanız hemen cevaplayayım. Öncelikle trafikteyken bütün odağımızı yola vermeliyiz, kafamızın içindeki yol dışındaki şeyleri düşünmeyerek daha dikkatli ve güvenli bir sürüş sağlayabiliriz. Tabii bu dediğim yayalar için de geçerli, yola odaklanıp araçların farkında olmak lazım. Bunun yanında kazaların oluşmasının üç büyük nedeni vardır: İnsan faktörü, araç ekipmanları ve yol çevresi. Biraz önce bahsettiğimiz dikkat etmek, odaklanmak gibi faktörlerin insan faktörüyle alakalı olduğunu görüyoruz. Hem bu çıkarım hem de bilimsel araştırmalar sayesinde insan faktörünün önemi yadsınamaz. Bunu aynı zamanda Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ODTÜ Psikoloji bölümüyle yaptığı ortak bir araştırma raporunda da görebiliyoruz. Şöyle ki hem kazaya karışma riski olan kişi hem de karşı taraftaki kişiler o kazanın oluşmasında rol oynayan en büyük etmenlerdendir ve ülkemizde oluşan kazaların büyük bir oranı bu şekilde gerçekleşir. Peki kazaları azaltmak için ne mi yapmalıyız? Bireyler kendisinin de karşısındakinin de bir canı olduğunu unutmadan kimseyi riske atmamalı, riske atacak davranışlardan kaçınmalıdır, böylece daha güvenli bir sürüş/davranış gerçekleştirebilirler. Bunun yanında kazaları azaltıp içinde bulunduğumuz trafik çevresini daha güvenli hale getirmek için toplumsal ve bireysel bazı öneriler vermek istiyorum.

Toplum olarak toplumsal bilinci arttırıp bir yanlış gördüğümüzde, toplumca tepki vermeliyiz, eğitim düzeyi yetersiz olan kişileri toplumdan dışlamak yerine onları belirleyip gerekli eğitimi sağlamalıyız. Daha güvenli bir trafik çevresi oluşturabilmek için bildiklerimizi çevremizle de paylaşmalıyız. Kişisel olarak ise tehlike algılarımızı arttırmaya çalışmalı, etraftaki tehlikeli şeyleri algılayamayan kişilerle bunu paylaşmalı ve bu durumdan en güvenli kaçış yolunu bulup uygulamaya koymalıyız. Bunun yanında trafik kurallarına uymak, emniyet kemeri takmak, hız yapmamak gibi çok basit gözüken ama çoğumuzun gözden kaçırdığı noktalara belki de ekstra özen göstermek hayat kurtarıcı olabilir. Bunları birer alışkanlık haline getirirsek dünyanın neresinde olursak olalım daha güvenli bir trafik çevresi oluşturmak için bir etken olabiliriz. Ben değişirsem ne olacak, etraftaki trafik canavarlarının yanında benim ne gibi bir etkim olabilir demeyin, unutmayın ki değişim ve gelişim bireyle başlar ve topluma yayılır.

Peki gelecekte bizi neler bekliyor? İnsanlar gün geçtikçe bilinçleniyor ve buna bağlı olarak kazalara neden olacak davranışlar azalıyor ve de bu azalmaya devam edecek gibi gözüküyor. Ancak bunun yanında trafik çevresi de değişmeye devam ediyor. E-scooterları ve otonom arabaları trafikte daha yaygın görmeye başladık ve de biz insanlar olarak bunların neden olduğu kazalara karşı çoğu zaman çok savunmasız ve kafası karışmış bir durumda kalıyoruz. Bunu da otonom araçların yaptığı kazaların davalarında oluşan etik tartışmalardan anlayabiliyoruz. At arabalarından motorlu araçlara, buradan da otonom araçlara giden bu dünyada trafik çevresinin gelişmesini ve değişmesini engelleyemeyiz ama o değişiyor diye arkasından da izleyemeyiz. Bu değişen dünyaya ayak uydurmalıyız ve onu kontrolümüz altına almayı hedeflemeliyiz. Bu çevre kendi kendini değiştirirken onu insanlığa en az zararı dokunacak şekilde yontmalıyız, bunu yaparken de maksimum güvenli trafik çevresini yaratmak ana hedefimiz olmalı ve bu hedef uğruna hep çok çalışmalıyız. Buna da yukarıda saydığım bireysel değişimleri yaparak başlayabiliriz.

İSİMSİZ YAZAR 

Sigara sizi yavaş yavaş zehirler, diyabet zamanla iç organlarınızın iflas etmesine sebep olur, hareketsiz yaşam yaş aldıkça hareket kabiliyetinizin düşmesine sebep olur ve kalp damar rahatsızlıklarına yol açar.. Fakat bu saydıklarımızın hiçbiri sizi gerektiğinde önlem alıp gidişata dur demekten alıkoyamaz. Yıllar sonra dahi belki bir beslenme egzersiz programı, belki bir ilaç takviyesi veya bir yenilikçi tedavi vücudunuza verdiğiniz tahribatı gidermeye yardımcı olabilir, yani hiçbiri saniyelik bir hatanın sonucu olarak ölümünüze sebep olamaz. Peki ya alkollü bir mezuniyet yemeğinden çıkıp aracınızın anahtarını kontağa taktığınız o an? Veya fevri bir hareketle aydınlatması yetersiz bir yolda karşıdan karşıya geçtiğiniz gece? Ufak bir dikkatsizlik, uykusuzluk ve yorgunluk hali ya da bir “küçük” kural ihlali sağlıklı bir bedenin tüm yaşam fonksiyonlarını saniyeler içinde yitirmesi için yeter de artar. Tonlarca ağırlıkta heybetli araçlarımız içinde kendimizi yenilmez ve güçlü hissetme sanrısına kapılırız fakat ne yazık ki gerçekler çok daha farklıdır. Trafik gibi kompleks bir ekosistemin önde gelen unsuru olan insan kusurludur ve insan psikolojisi, bireylerin trafikteki etkileşimi maalesef dünya üzerinde meydana gelen ölümcül kazaların %95’inin bir numaralı sorumlusudur.

Trafik gibi böylesine tehlikeli, karmaşık bir sistemde elbette sürdürülebilir, güvenli trafik çözümlerine ihtiyaç duyuyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan istatistiğe göre

“kara yolu ağında 2021 yılında gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 47,6’sı sürücü, yüzde 30,3’ü yolcu, yüzde 22,1’i ise yayalardan oluştu” (Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri, 2022).” Kazaya neden olan kusurlar içinde sürücü kusurları %87,1 ile ilk sıradadır

Türkiye’de 2021 yılında ölümlü yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 224 bin 418 kusura bakıldığında kusurların %87,1’inin sürücü, %8,2’sinin yaya, %2,6’sının taşıt, %1,8’inin yolcu ve %0,4’ünün yol kaynaklı olduğu görüldü.”

Bir diğer dikkat çeken istatistik ise ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının %50,5 gibi oranının ikili araç kaynaklı olması. “Ülkemiz karayolu ağında 2021 yılında ölümlü yaralanmalı trafik kazasına karışan toplam 308 bin 442 taşıtın %49,4’ü otomobil, %20,9’u motosiklet, %15,1’i kamyonet, %2,3’ü çekici, %2,3’ü minibüs, %2,2’si kamyon, %1,6’sı otobüs, %0,9’u traktör ve %5,3’ü diğer taşıtlardan oluştu.” Bu sebeple unutulmamalıdır ki güvenli ve sürdürülebilir bir trafik trafikteki araç/yaya etkileşiminin kontrollü ve kurallar çerçevesinde yürütülmesi ile sağlanabilir.

“İncinebilir gruplar, yüksek hızlı ve yoğun trafik ortamında, kendilerini tehlikelerinden koruyacak doğal ya da sentetik bir «kabuk» ile çevrelenmemiş olduklarından, zarar görmeye en açık, dezavantajlı grup olarak betimlenmektedir” (Akdemir, 2017).

Ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının yalnızca %20’si motosiklet ve %8,2’si yaya kaynaklı olsa dahi bu grup bizim incinebilir yol kullanıcısı dediğimiz gruba giriyor ve maalesef bir kaza durumunda diğer araçların hatalarının sonuçlarını dahi en ağır şekilde üstlenen grubun “gençler, çocuklar, yaşlılar, yayalar, bisikletli ve motosikletliler” olduğu istatsitikler tarafından gözler önüne seriliyor. Aynı şekilde istatistikler gösteriyor ki, Dünyada yolda hayatını kaybeden insanların yarısı, ülkemizde ise dörtte üçü incinebilir yol kullanıcısı kategorisine girmekte. Ve hatta 15-29 yal grubunda birinci ölüm sebebi olarak trafik kazaları gösterilmekte.

Yalnız yayalar değil kullandıkları araç grubu bakımından motorsikletliler ve bisiketliler de incinebilir yol kullanıcısı olarak görülmelidir. Özellikle, Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede araç sahibi olmak ekonomik endişeler sebebiyle erişilebilir olmaktan neredeyse çıktığı için, motorsiklet ve bisiklet kullanımı gün geçtikçe artıyor fakat ülkemizin altyapısı maalesef bu araçların güvenli trafiğine hiç de elverişli gözükmüyor. Bu durumda incinebilir yol kullanıcılarının kendi güvenliklerini sağlamak adına tedbirler alması kritik ve önemli olduğu gibi, araçlı yol kullanıcılarının da incinebilir grupların güvenliğini sağlamada hassas davranmaları hayati önem taşımaktadır.

İncinebilir yol kullancılarından ve istatistiklerden bahsettik fakat durum bize iç açıcı bir tablo sunmaktan çok uzakta. İnsan faktörünün ve insan psikolojisinin çalışma alanlarından biri de anlayabileceğimiz üzere trafik, özellikle Türkiye gibi trafik atmosferinin yer yer gergin olduğu bir ülkede sürücü davranışı çalışmak çok daha önemli.

“Hatalı davranışlar olarak; ilk başta aşırı hız ve alkollü otomobil kullanmak gelmektedir.  Diğer davranışlar:

Yorgun, stresli ve panik halinde araç kullanımı,

Trafikte iken telefon ile uğraşmak,

Şoförün dikkatini dağıtacak unsurların olması,

Sürücülerin trafik kurallarına uymadan araç kullanmaları,

Hatalı sollama ve trafik ışıklarına uygun davranmamak,

Öndeki araç ile takip mesafesini ayarlayamamak” (Trafik Kazasına Sebep Olan Davranışlar”, 2021)

Kazalar yalnızca sürücü hatası sonucu meydana gelmiyor, trafik kazalarında yayaya ait kusurlar ise şöyle sıralanmış:

  • Yayanının yola ansızın çıkması,
  • Kaldırımda yürümemek,
  • Araçlara çok yakın hareket etmek
  • Yoldaki hakkın yayaya ait olmadan yayanın hareket etmesi

Peki ya ülkemizde önlemler ve yasal düzenlemeler neleri kapsıyor? Türkiye’de etkisi yeterli olmamakla birlikte bir çok trafik güvenliği önlemi ve trafikle ilgili yasal düzenleme bulunuyor fakat güncel çalışmalar bu durumun 2030 yılına kadar değişmesi için umut verici gözüküyor. Yayımlanan Trafik Eylem Planı şu alt başlıklarda güvenli ulaşım için çözümler geliştirmeyi amaçlamakta:

  • Aşırı ve uygunsuz hızla mücadele
  • İncinebilir yol kullanıcılarının korunması
  • Kaza noktalarının iyileştirilmesi ve etkin, sürekli, yoğun denetimler yoluyla can kayıplarının önlenmesi
  • Yol kullanıcılarına yönelik eğitimler, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları ile kampanyalar
  • Kural ihlali odaklı trafik denetimleri (hız denetimleri, alkol denetimi, uyuşturucu ve uyarıcı madde denetimi, emniyet kemeri denetimi, koruyucu başlık denetimi, kırmızı ışık denetimi, agresif sürücü davranışları denetimi, sürücülerin yorgunluk ve uyksuzuluk denetimi)

Bahsettiklerimiz dikkate alındığında, trafik ekosisteminin insan faktörü tarafından ne denli etkilendiğini ve ne kadar kompleks bir mekanizma olarak işlediğini görmek zor değil. Bu durum kulağa korkutucu, hatta elden hiçbir şey gelmeyecek kadar çaresiz gelse dahi aslında birey olarak trafik sisteminin çarklarında bir dişli olduğumuzu ve elimizde büyük bir güç tuttuğumuzu unutmamamız gerekir. Kurallara uymak, toplumsal faydayı gözetip fevri davranışları kontrol etmek en kritik bireysel çözümlerden olduğu gibi, ülkemizde altyapı çalışmaları ve yasal düzenlemeler “sıfır ölüm” hedefine giden yolun yapıtaşlarını oluşturmalıdır. Aynı zamanda teknoloji de arge çalışmaları ile insan faktörünün hatarını kompanse edecek çözümler ulaştırmaya devam ediyor.

Trafik kullanıcısı olmak günümüzde bir hak ve kaçınılmaz bir ihtiyaç. Umuyorum ki gelecekte bizi daha güvenli ve sağlıklı bir trafik ekosistemi bekliyor.. Çünkü tek bir can bile trafikte saniyelik bir duyarsızlığa, dikkatsizliğe kurban gidecek kadar değersiz değil ve olmamalı.

Şeyda DEMİREL – Güven dolu yollar, mutlu biten sonlar!

Hayatta bazı şeyler vardır ki başımıza gelmeden ne acısını tahayyül edebiliriz ne de sevdiklerimizde açacağı yaraların derinliğini. Bitmek bilmeyen “Bana bir şey olmaz”larımız vardır bizim, “Benim başıma gelmez”lerimiz.  Ama gelir işte; Hiç beklemediğimiz bir anda sevdiklerimize gider kara haberimiz. Gecenin bir yarısı acı acı feryat eder ölüm haberini vermek için çalan zil seslerimiz…

Siz hiç kavuşmak için yolunu gözlediğiniz birinin, yanınıza güvenle varması için, telefonun diğer ucundan “İyiyim, yoldayım, geliyorum.” dediğini duyabilmek için çaresizce gözyaşı döktünüz mü? Ve en nihayetinde, korkuyla beklediğiniz o acı sözler döküldü mü bir yabancının dudaklarından: “Trafik kazası geçirdi, olay yerinde can verdi.” Ben duydum…Eğer siz hala duymamışsanız ne kadar da şanslısınız ve umarım hiç duymazsınız!

Yollar bazen bizi sevdiklerimize bağlayan köprüler olur; bazense bir acı haberle üstümüze yıkılan enkazlar… Tam da bu noktada devreye girmiyor mu o önemsemediğimiz kurallar, canımızı hiçe sayıp aştığımız sınırlar, tolere edemediğimiz ufacık hatalar, bitmek bilmez bir hırsla yapılan sonu belirsiz yarışlar?

Böyle bir girişle sizleri korkutmak ya da üzmek miydi sizce hedefim? Kesinlikle hayır! Sadece her insanın içine düştüğü “Bana bir şey olmaz.” batağından sizleri geç olmadan kurtarabilmek niyetindeyim.

Toplumda yaşayan her bireyin uyması gereken kurallar ve yerine getirmesi gereken sorumlulukların yanı sıra güvenli bir sürüş ve yolculuk hakkı da vardır. İnsanoğlunun en öncelikli hakkı ise yaşama hakkıdır ve bu hak bir başkasının eğlence malzemesine kurban edilemeyecek kadar kutsaldır.

Modern çağda hayat artık daha hızlı akıyor ve insanlar sürekli bir yerlere yetişmek için çırpınıyor. Hal böyleyken trafik yoğunluğu da her geçen gün önüne geçilmez bir şekilde artıyor. Peki araçların arttığı, trafiğin her geçen gün daha da yoğunlaştığı bu düzende kazalar nasıl azaltılabilir? Önceliğimiz yetenekli sürücüler yetiştirmek mi yoksa güvenli çevre koşulları oluşturmak mı olmalı dersiniz?

Son zamanlarda teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan ve güvenli sürüş sağlama vaadiyle icat edilen otonom araçlar bizlere pirüpak bir gelecek, güvenli bir trafik vaat etmeye yetti mi? Kazaların en büyük sebebi olarak gösterilen insan faktörünü trafikten çıkarmak bizlere daha güvenli bir sürüş sağlayabilecek mi? İşte sorun tam da burada idi: İnsan elinden çıkan otonom araçların kazalardaki insan faktörünü ortadan kaldırmasını ummak (!) Sürücü faktörünü ortadan kaldırmak yerine onları bilinçlendirmeye çalışmak çok daha masrafsız ve uygun bir yöntem değil midir?

Bu noktada psikoloji biliminin trafiğe entegre edilmesinin öneminden de söz etmek gerekir. Sürücülerin sürüş teknikleri ve yeteneklerinin yanı sıra karakter ve tutumlarının, dikkat seviyelerinin, insani değerlerinin de kazalara etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Rekabetçi, hırslı ve düşmanca tutumlara sahip sürücülerin araçlarında bulunan ve aynı yolu paylaşan tüm sürücü ve yayalar ne yazık ki farkında olmasalar dahi risk altındalar. Bu nedenle, en büyük gereklilik yetenekli sürücülerin ötesinde toplumsal bilince sahip ve diğergam sürücüleri artırmayı hedeflemektir. Bir sürücü bilinçli ve güvenli bir sürüş stili benimsediği takdirde ufak kazalara karışabilme ihtimali her daim olsa da kendisinin, sevdiklerinin ve çevresinin en azından ölümcül kazalara karışma riskini minimuma indirebilir.

Eğer ki, mevcut sürücü sınavı düzeninde yalnızca belirli bir güzergâh üzerinde haftalarca çalışıp, sadece ve sadece düzgün park yapabilme, araç hakimiyetini sağlayabilme gibi temel becerilerimize odaklanılması yerine, gerektiğinde sürücülerin karakter analizleri, tutumları ve öfke kontrolleri üzerine çalışılabilecek bir müdahale programı uygulansaydı sizce trafikteki kaza oranlarımız yine de bu denli yüksek olur muydu?

Herkes motorlu araç kullanmayı öğrenebilir bu memlekette fakat sadece bu kriter yeter mi güven dolu bir trafik inşa etmeye?

Gelin yarın ülke genelinde bir yarışma düzenlensin. Herkes bir günlüğüne en hızlı, en cesur, en kurnaz şoför olmak yerine, en sabırlı ve dikkatli sürücü olmaya çalışsın ülke genelinde. Bakalım bir günde kaza oranlarındaki düşüş ne olacak? Kaç kişi ölümcül bir kazadan farkında bile olmadan kurtulacak? Babasının işten dönüşünü bekleyen kaç çocuk mutluluk içinde onlara kavuşacak? Evlatlarının yolunu gözleyen kaç anne derin bir oh çekip onları şükürle kucaklayacak?

Hayatta engel olamadığımız bazı şeyler vardır. Fakat trafik kazaları çoğu zaman bunların dışındadır. Tek ihtiyacımız olan bilinçli ve yetkin sürücüler ve onlara sağlanması mecburi olan güvenli çevre koşulları ve teknik yeterlilikler…

               Güven dolu yollarda, nice huzurlu yolculuklara ve sonu mutlu biten kavuşmalara…

Şeyma Buse AYDIN – Trafik Algısı

Zaman zaman sosyal medyada havalı görünmek adına trafikte dehşet yaratan kişilerin videolarını izlemişizdir. Bunlardan çıkarabileceğimiz en kritik sonuç; her gün, günün her anı ‘‘trafik’’ kullanan, trafikle yolumuz kesişen insanlar olarak sürekli bir olası tehlikeyle yüz yüze olduğumuz olmalı çünkü kendimiz kadar başkalarına da bağlıyız. Karşılaştığımız tehlikelerin çeşitliliği değişse de, hangi trafik kullanıcısı olduğumuz fark etmeksizin bu tehlikenin varlığı yadsınamaz şekilde değişmemekte. Hepimizin de her gün yüzleştiği gibi, kullandığımız kaldırımların eksikliği veya yanlış tasarımı bizi yaya olarak ölümle sonuçlanabilecek bir tehlikeye sokuyor. Bisikletler için gereken düzenlemelerin eksikliği ile bisiklet kullanıcıları da aslında her trafiğe çıktığında aynı tehlikeyle karşı karşıya kalıyor. Toplu taşıma işin içine girince işler daha da karışıyor. En can alıcı nokta; bu tehlikeler kazayla veya ölümle bitmiyor, hayatımızın geri kalanında da izleri devam ediyor. Nasıl derseniz, bu tehlikenin yarattığı sonuçlar bitmek bilmeyen dava süreçlerine sebep olup, her iki taraf için de psikolojik, maddi ve manevi sonuçlar yaratıyor. Hatta, ölüm sonrası canımızın bir değerlemesi yapılıyor desek kötü hisseder ama yanlış söylemeyiz. Peki biz her şeyiyle bizi tehdit eden bu trafik canavarını ne kadar önemsiyoruz? Hayatımızın birçok alanında güvenliğimizle bu kadar ilgiliyken, neden insan hayatıyla bizi tehdit eden trafik güvenliğiyle bu kadar alakasızız? Sevdiğim bir dersten hocam derste şöyle demişti; sevgilinle kavga edip barışabilirsin ama onun dalgınlığıyla trafiği umursamamanın geri dönüşü olmaz. Trafik güvenliği hepimiz için önemli çünkü hepimizin tek kurtuluşu var; riskli bir durumun içine en baştan düşmemek. Neyse ki, bizi bu tehlikeye düşürmemek için bu bağlamda bizi bizden daha çok önemseyen düzenlemeler, eğitimler ve kampanyalar var. Tüm bunların ortak hedefi ise bizi farkına vardırmak çünkü her bir trafik kullanıcısı tehlikenin büyüklüğünün farkında olmadığı sürece tamamen güvenli trafikten bahsedilemez. Ülkemiz de dahil dünyada, okullarda aldığımız trafik dersleri, trafik kurslarında anlatılanlar, güvenliği arttırmak uğruna konulan hız ve alkol gibi durumlara konulan cezalar, emniyet kemeri ile ilgili kamu spotları bize sürekli akan trafiği anımsatmak için yapılıyor. Zorunluluktan önemsediğimiz bu çalışmaların genellikle sürücüleri hedef alması bir yana, ne kadar özümsediğimiz ise tamamen tartışmaya açık. İstatistiklere bakılırsa, trafikte farklı yerlerde tıkandığımız aşikar, aslında tam da bu yüzden trafik birçok bilim alanının ortak uğraş konusu. Psikoloji de bu noktada insanı ele alarak denkleme dahil oluyor, nasıl davrandığımızın incelenmesi aslında çözümlerin etkili hale getirilmesi için ön koşul. Bizim basit olarak adlandıracağımız sürücü davranışlarımız bir araştırma konusu desem, şaşırır mıydınız? Trafiğe çıkmadan rotayı belirlemek, takip mesafesi gibi uyduğumuz kurallar, diğer bir aracın hareketini hızlı algılama yeteneğimiz bile bizi anlamaya çalışanlar tarafından sınıflandırılıp inceleniyor. Bilgilerimiz, stratejilerimiz ve yeteneklerimizden ibaret olmadığımız için isterseniz bize dair başka bulgulardan da söz edelim. Hepimizin düşünüp bulabileceği gibi, saldırgan olarak nitelendirebileceğimiz insanların ya da gece 3 saatten fazla araba sürmüş sürücülerin trafikteki risk olasılığı daha fazladır. Kişiliğimiz de bu nedenle küçümsenmeyecek ölçüde yorgunluğumuz kadar kritik bir öneme sahiptir. Hatta cinsiyetimiz ve yaşımız bile… Ancak tüm trafik sorumluluğunu insana yüklemeyin dediğinizi duyar gibiyim, meraklanmayın, kritik alanlar arasında; yolun ve aracın durumu, trafik uyaranların yeterliliği, hava durumu gibi çevresel durumlar da bulunmakta. Yine de hatırlatmakta fayda var, bunları hesaba katmadığımız takdirde yine suçlu ‘‘biziz’’, bizler trafik ikliminin yegane oluşturucusuyuz. Bu yegane oluşturucuların ilk hedefi en kısa zamanda varış yerine ulaşmak olsa da, bilinçlenmenin de öngörüsüyle, bu hedef yerini ‘‘herkes için en güvenli şekilde seyahat etmeliyim’’ tutumuna bırakmalı. Radarlara yakalanmamak değil, ceza alınması gereken durumlarda bulunmamak önemsenmeli. Bunlar her ne kadar kültürümüz, ekonomik durumumuz sebebiyle otomatik cevaplar olsa da, her zaman değişim için umut vardır. Karamsarlığa düşmeden, insan etkisini kaza gibi durumlarda en aza indirmek için kurallara uymalı, kendimizin yani ön yargılarımızın ve tutumlarımızın farkında olmalı, etrafı da bunların önemi konusunda bilinçlendirmeliyiz. Bunları toplum geneline yaygınlaştırmak için kurumların desteğine de ihtiyacımız var, eğitimler farklı alanların bulgularıyla zenginleştirilmeli, daha dikkat çekici hala getirilmeli ve yaygınlaştırılmalı. Çağımızın üzerindeki medyanın gücünü de lehimize çevirmeliyiz. Değişimin ateşini başlatmak için kendimizden başlayıp tüm bir trafik iklimini değiştirmeyi hedeflemeliyiz çünkü biz birbirimize bağlı ve birbirimizden etkilenen bir toplumuz.

Tuğçe YALÇINKAYA 

Hepimizin her gün yaşadığı bazı şeyler var. Yemek yemek, uyumak gibi temel ihtiyaçlar mesela. Bir diğeri de trafiğe çıkmak. Bunu meşhur İstanbul trafiğini hayal edip bıkkınlık içinde karşılamış olabilirsiniz ama ondan bahsetmiyorum. İster yaya olun ister araba kullanın ister toplu taşıma kullanın isterseniz bisiklet hatta scooter (diğer bir deyişle trotinet) kullanın, her halükârda trafiğin içindesiniz. Hiç aracın olmadığı yerlerde de trafiğin içindesiniz, örneğin büyük meydanlar gibi, oralarda da insan trafiği var. Yaşınız da önemli değil, her yaştan insan herhangi bir trafiğe katılabilir, bebek arabasındaki bebekler de buna dahil. Hatta insan olmayan şeyler bile dahil, en basitinden köpeğinizi dışarı çıkardığınızı düşünebilirsiniz.

Bir diğer temel ihtiyaç ise güvende olmak. Hayatımızın her alanında güvende olmak isteriz, buna ihtiyaç duyarız. Neticede tüm amacımız yaşamak ve güvenlik bunu sağlayan öğelerden biri. Şimdi bu olguları birleştirelim ve bir ihtiyacı daha isimlendirelim: trafik güvenliği. Peki trafik güvenliğini sağlamak için ne yapılmalı, neden yapılmalı, ne için kimin için yapılmalı?

En basit sorudan başlayalım: kimin için? Trafik güvenliği herkesin ihtiyacı olan bir şey olduğuna göre herkes için. Bu güvenlik sağlanmadığında maalesef herkes tehlikede. Sürücü de yolcu da dışarıdaki yaya da öndeki ve arkadaki araçlar da. Dolaylı yoldan evinde oturan insanların bile tehlikede olduğunu söyleyebiliriz. Trafikteki insanların yakınları olma ihtimallerinin yanı sıra, toplum içindeki bir vatandaş olarak olası bir kaza sonucu yolların kapanması gibi bir senaryodan etkilenebilir ya da sadece haber izleyen bir insan olarak psikolojik olarak bu güvensizlikten zarar görebilir.

Neden kısmına gelirsek yine yukarıdaki maddeleri söyleyebiliriz aslında. Kısacası herkesi tehlike altında bırakan, herkesi bir şekilde etkileyen bu olumsuzluğu trafik güvenliğini sağlayarak engellemek için. Bu nedenlerle trafik güvenliği önemli ve kesinlikle gerekli. Herkesi mutlu, güvende ve hayatta tutmak için.

Peki bunun için ne yapmalıyız? Öncelikle şunu netleştirelim, trafiğin üç ana öznesi vardır ve bunlar insan, araç ve çevredir. İnsan kısmı sürücü, yolcu ve yayalardan oluşur. Araç kısmı araba, motosiklet, otobüs, vapur gibi kullandığımız makinelerden oluşur. Çevre kısmı da insan ve araç dışındaki fiziksel çevre ve normlar, kurallar gibi sosyokültürel çevreden oluşur. Bu üç grup da birbiriyle etkileşim halindendir ve beraber trafiğin gidişatını belirlerler. Dolayısıyla güvenli bir trafik için bu üçünün etkileşimin güvenli olmasını sağlamalıyız. İnsanı eğitmeli, bilinçlendirmeliyiz. Aracı mümkün olduğu kadar güvenli bir şekle getirip onu üretmeliyiz. Çevreyi mümkün olduğunca tanımalı ve doğru inşa etmeliyiz, hem yolları hem kuralları hem trafik kültürünü. Genel olarak bu üç faktörü de güçlendirmeliyiz, bilgiyi ve bilinci artırmalıyız ki trafik güvenliğini sağlayabilelim. Gerek eğitimle gerek kurallarla bunları yapmalıyız. Ama trafiğin içinde de o anda da sorumluluğumuz var. Sürücüyken nasıl sürdüğümüze, ne zaman sürdüğümüze dikkat etmeliyiz. Dahası diğer sürücülerin de nasıl sürdüğüne dikkat etmeliyiz. Yayayken ve yolcuyken de pürdikkat olmalıyız. Örneğin yolcuyken tüm yola hâkim olmak zorunda olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz ama güvenliğe hâkim olmalısınız. Emniyet kemerlerinizi takmalısınız mesela, sürücüyken de takmak zorunda olduğunuz gibi. Trafik çok fazla değişkeni içinde barındıran bir ortam, siz de trafikteki rolünüz fark etmeksizin trafiğin içindeki bir insan olarak o değişkenlerin farkında olmalısınız. Kısacası dikkatinizi tamamen trafiğe vermelisiniz. Mesela mesajlaşmamalısınız, telefonla konuşmamalısınız, şerit değiştirirken ya da hareketli bir yoldayken radyoyu değiştirmeye çalışmamalısınız. Bu örnekler çoğaltılabilir maalesef. Trafiği bütün ilgi alakayı kendine isteyen bir bebek gibi düşünebilirsiniz, kafanızı çevirdiğiniz an hayatınızın mahvolma ihtimali var.

Size daha ayrıntılı ve bilimsel fikir vermesi adına 7 E’de bahsetmek istiyorum. Bu 7 E trafik güvenliğini sağlamak için gerekli olan faktörler. Birincisi benim de yazının büyük bir çoğunluğunda bahsettiğim Eğitim (Education) faktörü. Devamında ise Yasal Uygulamalar ve Denetimler (Enforcement) geliyor, eğitimin yetersiz kaldığı durumlarda kurallarla güvenliği desteklemek gerekiyor. Sonrasında ise daha çok araç faktörünü etkileyen ve daha güvenli ekipmanlarımızın olmasını sağlayan Mühendislik (Engineering) faktörü var. Maruz Kalma (Exposure) ise daha çok araştırma kısmıyla ilgili, kimler nasıl insanlar kazalara maruz kalıyor tespit edip daha spesifik çözümler üretmeye yardımcı oluyor. Yeterlik ve Uygunluk Denetlemesi (Examination of Competence and Fitness) faktörü daha çok insanla ilgili, yeterli ve yetersiz sürücüleri tespit edip onları bir süre trafikten uzaklaştırmayı ve sonrasında trafiğe geri kazandırmayı hedef alıyor. Acil Durum Müdahalesi (Emergency Response) ise kaza anıyla ilgili, o an kim ne yapmalı ve nasıl yapmalı bununla ilgileniyor, kaybı ve zararı en aza indirmeyi amaçlıyor. Son olarak da Değerlendirme/İzleme (Evaluation) faktörü, adından da anlaşıldığı gibi denetim üzerine, diğer altı faktörün işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek ve ona göre ileri adımları belirlemek gerek ve bu faktör bunu hedef alıyor.

Trafiğin güvenli olmasını istediğimiz kadar sürdürülebilir ve mobil (hareketli, akıcı ya da işler de diyebiliriz) olmasını da isteriz. Peki bunlar ne demek ve bunları nasıl sağlarız? Trafik, bizi bir yerden bir yere götüren oluşumdur aslında, hiçbirimiz orada kalıcı olarak bulunmuyoruz ve bulunmak da istemiyoruz. Dolayısıyla mobil bir trafik hepimizi asıl amacımıza daha çabuk ulaştıracağı gibi trafikte kaybettiğimiz zaman ve enerjiyi azaltarak daha güvenli ulaşmamızı da sağlayacak. Sürdürülebilirlik ise enerji kaynaklarını ve kirlilikleri ilgilendiren bir konu. Demek istediğim, trafik egzozlarla çevre ve hava kirliliğine ya da kornalarla gürültü kirliliğine yol açabiliyor. Ya da petrol gibi yenilenemez yakıtlar çevreye zarar verebiliyor. Bunlar yerine daha çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek, araçları bunu da gözeterek üretmek (mesela elektrikle ya da hidrojenle çalışan araçlar) daha sürdürülebilir bir trafiğe sahip olmamıza sebep olur. Alınan kararlar, uygulanan yasa ve yönetmeliklerle, küçük yaştan itibaren alınan eğitimlerle ve anlayışlı bir trafik kültürü oluşturmakla güvenli, sürdürülebilir ve mobil bir trafik oluşturabiliriz. Ülkemizde yapacağımız değişikliklere (yasalar ve uygulamalarla) ek olarak dünyada da bir şeyler yapılmalı tabii ki. Buna da çeşitli anlaşmalar ve uluslararası kuruluşlar örnek gösterilebilir. Trafik evrensel bir olgu olduğundan bu konuya daha çok eğilmeli ve daha fazla girişimde bulunmalıyız.

Trafik güvenliği için önemli ve kritik olan aslında bu saydığım her şey ancak bana göre en önemli şey bilinç. Ve bu bilinçle beraber gelen dikkat. Trafiğin riskli ve tehlikeli bir yer olduğunun farkında olmalıyız ve buna göre davranmalıyız. Ne yazık ki trafiğe her gün maruz kalmak bu bilinci ve dikkati azaltabiliyor. Bu nedenle bu özelliklerimize ekstra özen göstermeliyiz çünkü tek bir can hakkımız var ve o hak bizim için de çevremizdeki diğer insanlar için de önemli. Bu yüzden eğitime, trafik kurallarına, trafiğin içindeki diğer arabalara, insanlara ve göstergelere dikkat etmeliyiz ki kendimizi ve diğer trafik kullanıcılarını koruyabilelim.

Peki biz nereye gidiyoruz, amacımız ne ve aslında ne amaçlamalıyız? Normalde daha negatif olurdum ama çalışmalar beni yanıltıyor. Örneğin üç yılı inceleyen Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığının çalışmasında emniyet kemeri kullanımının neredeyse her kişi tarafından (sürücüler, ön koltuk yolcuları, otobüs sürücüleri, kamyon sürücüleri ve birkaç kişi daha) üç yılda arttığı görülmüş. 2013, 2014 ve 2016 yılları incelenmiş ve grafik neredeyse hep yükselmiş. Ancak TÜİK’in kaza verileri pek iç açıcı değil, 2020 yılı dışında her sene bir milyonun üstünde kaza gerçekleşmiş ve grafik maalesef düşüşte değil. Ayrıca kazalarda ölenlerin sayısı da azalan bir grafik çizmiyor. 2020 yılının sonuçlarını da daha az dışarı çıkmamıza ve daha az trafik olmasına bağlayabiliriz sanırım. Hayatlarımızın geri kalanı 2020 yılı gibi olmayacağından (buna birçok açıdan şükredebiliriz) bu konuda bir şeyler yapmayı amaçlayabiliriz. Emniyet kemeri kullanımı trafik güvenliğinin önemli bir taşı olsa da belli ki çok büyük bir değişim yaratamamış. Yeni amaçlarımız eğitim ve kurallar üzerine olabileceği gibi kaza ve ölüm nedenlerini tespit eden çalışmalar da yapmalıyız. Böylece yolumuzu bilerek ve daha verimli şekilde çizebiliriz.

Trafik insandan, insanın ürettiği araçlardan ve yine insanın yarattığı fiziksel ve sosyokültürel çevreden oluşuyor. Dolayısıyla insanı tanımalı ve ona yoğunlaşmalıyız. İnsanın ihtiyaçlarını, isteklerini, güçlü ve zayıf yönlerini; kısacası psikolojisini bilmeliyiz ki bunları hesaba katarak güvenli bir trafik yaratabilelim. Sizin ve çevrenizdeki herkesin bilinçli ve dikkatli bir trafik deneyimi geçirmesi ve bunu her gün tekrarlaması temennisiyle…

Umut SEVİM – Psikoloji ve Trafik Güvenliği

Son yüz yılda gelişen teknoloji ile ulaşım alanında büyük değişim ve ilerlemeler oldu. Bu değişim ve ilerlemenin sonucunda, ulaşımda oluşan aşırı kullanımdan dolayı ulaşım ve trafik alanında güvenliği sağlayabilmek için çeşitli araştırmalar yürütüldü. Yol kullanıcıları olarak insanlar trafiğe, kültüre ve çevreye bağlı çeşitli sebeplerden dolayı çeşitli motivasyonlarla çıkıyor. Trafik kültürünü oluşturan insan, çevre ve araç etkileşimi ile yol kullanıcılarının ulaşımdaki yoğun kullanımları açıklanabilir. Örneğin yol güvenliğini kişilerin bireysel davranış tutumları etkileyebildiği gibi organizasyon seviyesindeki ve topluluk seviyesindeki faktörler de yol güvenliğinde etkiye sahiptir. Ek olarak bu iki seviyenin üstlerine doğru çıkıldıkça kültürün trafik güvenliğindeki rolü görülebilir. Tüm bunlar gösteriyor ki ulaşımda güvenliği sağlamak ve kazaları veya ölümleri azaltmak ciddi bir çalışma gerektiriyor.

Yapılan araştırmalar sayesinde trafik güvenliğinin psikolojik, çevresel ve araca bağlı etmenlerden nasıl etkilendiği ortaya konuldu. Önceleri trafikte güvenliği ölçmek için yapılan araştırmalarda genellikle kaza istatistikleri kullanıldı. Bu araştırmalardan özellikle psikoloji alanında yapılanlar trafik ve ulaşım sistemleri için önemli bulgular ortaya koydu. Ayrıca psikolojinin alana katkısıyla trafik kullanıcılarının davranışlarının ölçülmesi, bu davranışların tehlike arz edip etmediği, eğer davranış tehlike arz ediyorsa kasten veya taksirle yapılıp yapılmadığı ve trafik kullanıcılarının davranışlarının nasıl daha güvenli hale getirilebileceğine dair birtakım önermeler ortaya çıktı. Psikolojik araştırmalar, yol kullanıcılarının davranışlarını; tutum, normlar ve kullanıcının davranışları üzerinde kontrol sahibi olma inançları üzerinden kasıtlılık ile bağdaştırarak açıklamışlardır. Psikolojinin alana katkısı hiç şüphesiz çok büyük bir şekilde olmuştur. Örneğin bir trafik ortamında hangi trafik kullanıcısının en savunmasız olduğunu ya da daha çok tehlike arz eden trafik kullanıcısının trafikte güvenliğe karşı ne gibi bir tutum sergilediğini trafik psikolojisi alanındaki araştırmalar ile ölçebilmek mümkün hale gelmiştir. Burada bahsedilen trafikte savunmasız olanlara değinmek gerekirse motosiklet kullanıcıları ve yayalar yol kullanıcıları arasında en savunmasız olanlardır. Ayrıca motosiklet kullanıcıları yayalara göre daha büyük bir hassasiyete sahiptir. Motosiklet kullanıcılarının savunmasızlığı insan faktörü, çevre faktörü ve aracın özelliklerinden büyük ölçüde etkilenir. Bununla birlikte motosiklet kullanıcılarının oldukça sınırlı fiziksel koruyucu ekipmana sahip olmaları da onlar için büyük tehlike arz eder. Örneğin hava koşullarının kötü olduğu bir günde kasksız yola çıkmış bir motosiklet sürücüsü eğer ihlale meyilli başka bir yol kullanıcısı ile etkileşime girerse bu durum motosiklet kullanıcı için ölümcül olabilir.

Ülkemizde ve dünyada, trafikte savunmasız yol kullanıcılarının faydasına olabilecek ve diğerlerine göre daha tehlikeli olabilen yol kullanıcılarını kısıtlayabilecek bir takım mühendislik ve uygulama alanında iyileştirmeler yapılmaktadır. Örneğin mühendislik alanında, yollarda araç kullanıcılarının hızlarını güvenli noktaya düşürebilecek setler ve kavşaklar inşa edilmiştir. Özellikle bazı kavşaklar hem araç kullanıcıları hem de savunmasız yol kullanıcıları için çok büyük güvenlik katkısı vermektedir. Ayrıca yollarda bulunan trafik işaretleri de bu konuda ciddi destek sağlamaktadır. Uygulama alanında ise yol kullanıcılarının yararına olacak bazı yasal düzenlemeler olmakla birlikte, tehlikeli olabilecek yol kullanıcılarının davranışlarını kısıtlamak için ciddi yatırımlar yapılabilmektedir.

Trafikte güvenliğin sağlanabilmesi için trafikte kişiliğe bağlı farklılıklar, teknolojinin trafikteki etkisi, trafikteki tutumlar, kavrama ve algılama ve bitkinliğin yol kullanıcılarının güvenliğine olan etkisi incelenmelidir. İlk olarak kişilik bazında, farklı kültürlerin empoze ettiklerinden etkilenen ve farklı yollarla sosyal öğrenme gerçekleştiren her bireyin trafikte farklı davranış göstereceği unutulmamalıdır. İkinci olarak son dönemlerde araçların güvenlik ekipmanlarındaki ciddi gelişmeler ile araç ile sürücünün etkileşiminin trafik güvenliğine etkisi azımsanmayacak derece fazladır. Ancak yine de teknoloji ile gelen kolaylıkların kişilerin kavrama ve algılama düzeylerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğu da ciddi bir sorun olarak ortaya çıkar. Ayrıca sürücülerin tutumlarına bağlı olarak tehlikeli sürüş davranışları göstermeleri ya da kasıtsız bir şekilde güvenlik tehdidi oluşturmaları da trafikte güvenlik için ciddi bir durumdur. Son olarak sürücülerin sürüş esnasında uykusuzluğa ya da mesai saatlerine bağlı olarak bitkinlik yaşayabilecekleri ve bundan dolayı trafikte güvenliği zedeleyebilecekleri bir gerçek söz konusudur.

Son olarak trafik güvenliği bu kadar ciddi bir problem veya konu haline gelmişken bireysel olarak bizler neler yapabiliriz? Öncelikle trafikte güvenli bir yol kullanıcı nasıl olabileceğimiz hususunda kendimizi eğitebiliriz. Bu eğitimlerden öğrendiklerimizi kendi sürüş tarzımıza uygulayıp çevremizdeki insanların da trafikte bu şekilde davranmalarına destek olabiliriz. Örneğin trafik güvenliğinde insan, çevre ve araç üçgeninin ne denli önemli olduğunu ve yol kullanıcılarının kasıtlı şiddetten nasıl uzaklaştırılabileceğini tartışıp bu konuda bireysel ilerleme kaydedebiliriz.

Yelda ARLI – Trafik Güvenliği

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre her yıl yaklaşık 1,3 milyon insan trafik kazasında hayatını kaybederken 20 ila 50 milyon arasında insan yaralanmalara maruz kalıyor. TÜİK’e göre ise 2020 yılında Türkiye’de hayatını kaybeden insanların sayısı 150 bin 275 olmuştur. Tüm karayolu trafik ölümlerinin yarısından fazlası yayalar, bisikletliler ve motosikletlilerden oluşmaktadır. Karayolu trafik kazaları çoğu ülkeye gayri safi yurtiçi hasılalarının %3’üne mal oluyor. Görüldüğü üzere bu ciddi sayılar çoğu araştırmacının yönünü trafik güvenliği konusuna çevirmesine neden olmuştur.

Trafik güvenliği trafikte meydana gelen ölüm ve yaralanmaları en aza indirmek için yapılan çalışmalar bütünüdür. Trafik kuralları, trafik eğitimleri, altyapı iyileştirmeleri, denetimler, araç iyileştirmelerinin hepsi trafik güvenliği çalışmaları arasındadır. Trafikte ölüm ve yaralanmaların yanında oluşan maddi ve manevi hasarları da en aza indirmek trafik güvenliğinin amaçlarındandır. Bu nedenle trafik güvenliği hem bireysel hem de ülke çapında önemli bir konudur.

Trafik güvenliğini sağlayabilmek için öncelikle trafik oluşumlarını ve bunların aralarındaki etkileşimleri anlamak önemlidir. Trafikte öncelikle araç etkeni vardır. Mühendisler araçları en güvenli hale getirmek için çalışmalar yürütürler. Bu çalışmalar arasında kaza sırasında sürücüyü koruyacak akıllı güvenlik sistemlerini içerirken ayrıca sürücü yardım sistemleri ile sürücü hatalarını en aza indirerek kazaları önlemeyi de amaçlar. Diğer bir trafik etkeni çevredir. Çevre, tüm altyapı iyileştirmelerini içermektedir. Örneğin yollardaki hız sınırlamaları, şerit düzenlemeleri, trafik işaret düzenlemeleri bu gruptadır. Son etken ise insan faktörüdür. İnsanın yaşı, cinsiyeti, kişiliği, bilişsel yetenekleri trafikteki davranışlarını etkilemektedir. Aslında trafiğin en önemli faktörü insandır. Çünkü trafik kurallarına uyacak olan da, akıllı araba sistemlerini kullanacak olan da insandır. Bu nedenle trafik güvenliğini sağlayabilmek için insan davranışını ve psikolojisini anlamak gerekir, yoksa tüm çalışmalar insanla olan uyumsuzluğu nedeni ile çöp olur.

Trafik psikolojisi insanı merkeze koyarak trafik güvenliği konusuna katkı sağlamaya çalışır. Bunu yaparken trafikteki tüm sistemleri hesaba katarak geniş çaplı bir anlayış geliştirir böylece eğitim, mühendislik, denetim ve mevzuat alanlarının çalışmalarına katkı sağlar. Trafik psikolojisi trafiği bir kültür içerisinde inceler. İnsan-araç-çevre etkileşimleri aslında büyük bir trafik kültürünün içerisinde gerçekleşmektedir. Yani yukarıda sayılan faktörler trafiği oluştururken onları çevreleyen daha büyük bir çerçeve vardır ki bu genellikle göz ardı edilir. Bu büyük çerçevede ülkelerin ekonomik durumları, kültürel özellikleri, politik durumları gibi faktörler yer alır. Trafik güvenliği konusunu daha iyi anlamak ve daha yapıcı çalışmalar sağlamak için trafik psikolojisi alanına daha çok önem verilmelidir.

Trafik güvenliği konusunda hem dünyada hem de ülkemizde pek çok çalışma yürütülmektedir. Türkiye 2030 yılına kadar uygulanacak olan trafik güvenliği strateji belgesi yayınlamıştır. Bu belgede eğitim, denetim ve yol iyileştirmeleri ön plandadır. Öte yandan gelişmiş ülkeler akıllı araçlar, görünürlüğü ve dikkati arttıracak yol işaretleri gibi daha teknolojik girişimlerde bulunmaktadırlar.

Ülke olarak trafik güvenliği konusundaki araştırmaları arttırarak hem kazalardaki ölüm ve yaralanmaları azaltacak hem de kazayı önleyecek tedbirler geliştirmeliyiz. Bunun için öncelikle trafik sistemlerini iyi anlayabilmiş olmamız gerekmektedir ve bu sistemlerin iç içe bir bütün halinde çalıştıklarını unutmamalıyız. Trafikteki insan davranışlarını iyi anlayarak geliştireceğimiz kuralların ve sistemlerin insan doğasına uygun olduğundan emin olmalıyız.


Posted by safety research unit on 16.07.2022 under PSY 354 Köşe Yazıları

Trafik Psikolojisi Öğrencileri Trafikte Yaşam ve Trafikte Yaşatmak için Bizlere Seslendi! – Part 3

Bu postta okuyacağınız köşe yazıları, 2021-2022 Bahar dönemi kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünce verilen PSY 354 Introduction to Traffic Psychology dersinin final ödevi olarak dersi alan öğrenciler tarafından yazılmıştır. Introduction to Traffic Psychology dersinin amacı, trafik psikolojisi alanındaki temel yaklaşımlar, metotlar ve uygulamalar hakkında öğrencilere bilgi sunmak ve onlara günlük hayatlarında önemli bir yer kaplayan trafik ve ulaşım kavramları hakkında farkındalık kazandırmaktır.

Introduction to Traffic Psychology dersi, Prof. Dr. Türker Özkan tarafından araştırma görevlileri Derya Azık, Gizem Fındık, Burcu Arslan, Şerife Yılmaz, Nesrin Budak, Uluğhan Ergin ve Gözde Atalan asistanlığıyla verilmektedir. Ekibimiz, 2005 yılında kurulan Safety Research Unit (SRU) – Güvenlik Araştırmaları Birimi (GAB) adı altında, genel güvenlik ve trafik güvenliği konularında uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Ekibimiz hakkında detaylı bilgi için:

Introduction to Traffic Psychology Dersinin Öğrencilerine Kulak Verelim: 

Mustafa GÖNEN – TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

Evden çıkıp sokağa adımınızı attığınız an siz artık bir yol kullanıcısınız. Bir yaya olarak en savunmasız grupta bulunuyorsunuz. Zira,tüm dünyada yol kazalarında ölenlerin yarısı bisiklet ve motosiklet sürücüleri ile birlikte yayalar. Sadece dün, 1 Temmuz 2022’de, 3712 insan yollarda can verdi (WHO). 20 uçak dolusu insan… Günlük hayatın telaşından fark etmesek bile trafikte büyük bir risk altındayız. Bu riski azaltmak bizim elimizde.

Uluslararası Taşımacılık Forumu’nun Yol Güvenliği 2020 raporuna göre, hızı azaltmak demek ölüm ve yaralanmaların azalması demek. Yerleşim yerleri ve okul çevrelerinde belirlenmiş hız limitlerine uymamız şart. Dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var ki kırsal kesimde bulunan yollar. İstatistiklere göre en ölümcül kazalar burada gerçekleşiyor (Ölümlerin yarısından fazlası, hatta bazı ülkelerde üçte ikisi, ITF 2020). Özellikle, altyapı konusunda yetersiz ve kontrolün olmadığı bu yollarda çok daha dikkatli olun.

İkinci önemli hususta emniyet kemeri kullanımı. Şapkadan tavşan çıkmadı değil mi? Kullanımı en basit, maliyeti en az ve etkinliği en yüksek ekipman: Emniyet kemeri. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2016 raporuna göre, olası bir trafik kazası sonucu ölüm ve yaralanma riskini yüzde 75’e varan oranda önlüyor. Yani, Allah korusun, dört defa kaza geçirdiğinizi varsayalım. Emniyet kemeri takılıysa bunların üçünde ‘paçayı sıyırma’ şansınız yüksek. Emniyet kemeri gerçekten hayat kurtarıyor.

“Bu kadar basitse neden bu kadar çok kaza oluyor?” diye aklınıza gelebilir. Trafikte her şey insan, araç ve çevre üçgeninde cereyan ediyor. İnsan bu sistemin kalbinde yer alıyor. Emniyet ve Jandarma’nın verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de gerçekleşen kazaların yüzde 97’si insan kusurundan kaynaklı. Çoğu zaman bir durumun yanlış algılanması veya hatalı bir karar sonucu kaza meydana geliyor. “Beşer şaşar!” diye
boşuna dememişler. Bununla birlikte, sadece insan kusurlarını tespit etmek ve düzeltmekle mesele bitmiyor. Doğru teşhisi koyabilmek için sürücü-araç-çevre mekanizmasının bir bütün olarak ele alınmasına ihtiyaç var.

İnsan odaklı, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir bir ulaşım mümkün. Dünya’da 2000’ler sonrası benimsenen ‘Veriye dayalı yeni trafik güvenliği’ anlayışı bir dönüşüm başlattı. BM çatısı altında, 2009 yılında 150 ülkenin imzaladığı Moskova Deklarasyon’u çok önemli bir adım. Bu doğrultuda hazırlanan BM Yol Güvenliği Eylem Planı ile 2011-2020 yılları arasında trafikteki ölümlerinin %50 azaltılması hedeflenmiştir. Bu da 5 milyon
insanın yaşatılması demek. Türkiye de aldığı önlemlerle 2019 yılı itibariyle trafikteki can kaybını 2011’e oranla yüzde 35 azaltmayı başarmıştır.

‘Güvenli sistem’ odaklı 2030 Trafik Stratejimiz, öncelikle insanoğlunun hata yapabileceğini kabul etmek ve trafikteki olası hataları telafi edecek sistemler geliştirmek olarak duyuruldu. Bu yaklaşımın temelinde yol güvenliğini geliştirme sorumluluğunun tüm paydaşlara dağıtılması var. Hem yol kullanıcısı hem sorumlu bir vatandaş olarak hepimiz bu ortak stratejinin önemli bir parçasıyız.

Peki ne yapabiliriz? Bisiklet gibi sürdürülebilir ulaşım modlarını tercih edebiliriz. Başta kendimiz ve ailemizin yol güvenliğini sağlamak için trafik kurallarına uyarak topluma örnek olabiliriz. Unutmalayalım. Trafik güvenliği bir halk sağlığı sorunudur. Çözümü de katılımcı bir irade ve kararlılıkla mümkündür.

Mustafa MORKOÇ

Gün içinde işe, okula ya da ulaşmak istediğimiz yere gitmek için neredeyse hepimiz şoför, yaya, bisikletli, motorlu ya da elektrikli scooter kullanıcısı olarak bir şekilde trafiğin içinde yer alıyoruz. Bu yolculuk sürecinin güvenlik tedbirleri gerektirdiğini düşünüyorum. Peki, trafik güvenliği neden önemli ve gerekli?

Bu sorunun cevabı aslında gayet basittir. Trafik güvenliğini sağlamak için alınacak önlemler ve kurallar; kazaların, yaralanmaların ve hatta ölümlerin önüne geçebilmemizde bize çok büyük faydalar sağlıyor. Örnek olarak hız sınırları, trafik işaretleri, trafik ışıkları ve yol işaretleri gibi göstergeler, yol kullanıcılarının (şoför, yaya, bisikletli vb.) kazaya sebebiyet vermesini önlemede yardımcı olur. Yol kullanıcılarının sadece şoförler olduğu düşünülebiliyor. Ancak herhangi bir amaçla yolda olmak, yol kullanıcısı olmak için yeterli bir gerekliliktir. Yayalar ve bisikletliler gibi daha savunmasız, trafik işaretlerine güvenen yol kullanıcıları da vardır. Yaya geçidi işaretleri, yayalar için güvenli bir geçiş bölgesi olduğunu gösterirken sürücüler için de dikkatli olunması gerektiğini bildirir. Bisikletliler için de geçerli olan kurallara uyulması, yolun güvenli şekilde kullanılması açısından önemlidir.

Şöyle bir gerçek var ki trafikte en savunmasız yol kullanıcıları yayalardır. Şoförler için ehliyet ve yaş sınırı gibi gereksinimler trafik güvenliğini arttırırken; yayaların, çocuk, yaşlı, fiziksel ya da mental engeli bulunanlar olabilmesi, onları diğer yol kullanıcılarına göre daha savunmasız hale getiriyor. Bunu nedeni ise yaya olmak için gerekli minimum standardın olmayışıdır. Bu yüzden, maalesef ki yayalar en hassas ve en çok tehlike altında olan yol kullanıcıları olarak kabul edilebilir. Yayalar olarak, yaya geçidinden karşıya geçmek, trafik ışıklarına uymak ve kaldırımdan yürümek gibi alınabilecek önlemler her ne kadar önemli olsa da bir noktada sürücüler tarafından fark edilebilme ve saygı duyulabilmenin etkisi göz ardı edilemez.

Kazalara ve ölümlere neden olan temelde 3 faktör bulunuyor. Bunlar, insan davranışları (sürüş becerileri, hatalar, kural ihlalleri vb.), çevre faktörleri (yollar, trafik işaretleri, altyapı) ve araçlardır. Çevre faktörlerinin iyileştirilmesi yöneticilere bağlıyken, araçların daha ergonomik hale getirilip kazaların ve ölümün en düşük seviyede tutulmasını sağlamak ise araç üretim şirketlerine bağlıdır. Ancak insan davranışları konusu ise tamamen bireylerin davranışlarına (hatalar ve ihlaller), kişilik ve bireysel farklılıklarına (karakteristik özellikler vs.), önyargılarına, bilişsel süreçlerine ve diğer yol kullanıcılarıyla olan etkileşimlerine bağlıdır.

TÜİK, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın verilerine göre 2010-2020 arasında meydana gelen ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarındaki kusur oranlarına baktığımız zaman ortalama %88-90 arası sürücünün, ortalama %6-9 arası yayanın kusurlu olduğunu görebiliriz. Bu veriler doğrultusunda, trafik güvenliğinde tehdit yaratan en önemli faktörün sürücüler olduğunu açıkça görebiliyoruz. Kazalara sebep olan şey ise aslında sürücülerin sürüş tarzlarıdır. Sürüş tarzı, bir sürücünün sürüş sırasında ne yapmayı seçtiğidir. Bu da sürücünü kişilik özellikleriyle şekillenir. Bu özellikler, sürücünün tahammül seviyesi, uyaranlara karşı hassasiyeti, hızlı karar verme becerisi ve farkındalıkları olabilir. Bunların ülkemizde çok gelişmiş olduğunu maalesef ki düşünmüyorum.

Türkiye’de trafik kurallarına uyma eğiliminin sürücülerde çok yüksek olmadığını istatistiklerdeki kusur oranlarında gördük. Bunun nedeninin cezaların sürücüler üzerinde caydırıcılığının olmadığını düşünüyorum. Örneğin ülkemizde hız sınırının aşımının yalnızca para cezasıyla karşılık bulması, alkollü araç kullanımının ilk seferde para cezası ve 6 ay ehliyete el koyma, ikinci seferde para cezası ve 2 yıl ehliyete el koyma gibi hafif kalan cezalar bulunuyor. Danimarka’da ise hız sınırının aşılması durumunda, aracın şoföre ait olup olmamasına bakılmaksızın, araca el konuyor. Bu ciddi cezanın uygulanabilmesi ve caydırıcılığıyla trafik güvenliği konusunda Danimarka için çok güzel bir nokta.

Peki, bizim asıl amacımız nedir? Kazaları ve ölümleri azaltmak, maddi ve manevi kayıpları en düşük seviyede tutmaktır. Peki, bunun içi ne yapabiliriz? Yukarıda bahsettiğimiz gibi kazalarda büyük farkla en kusurlu olan sürücülere odaklanmak. Ehliyet alacak olan adaylara, uzman bir sürücünün zihniyeti ve trafik ortamının karmaşık zihinsel modeli hakkında farkındalık yaratmak. Risk farkındalığı, öngörü eğitimi, yorum sürüşleri gibi çeşitli eğitimlerle sürücü adaylarını daha iyi bir süreçten geçirip trafik güvenliğini arttırabiliriz.

Mustafa YILDIRIM – TRAFİK KÜLTÜRÜNDE VAR OLMAK ÜZERİNE

Trafik yaşayan her varlığın bulunduğu bir ortamdır. En büyük topluluklardan birisidir desek yanlış olmaz. Canlılar gibi trafik de büyüyen, gelişen ve çeşitli zorlukları olan bir olgudur. Yollar ve insanlar birbirinden bağımsız değerlendirilemeyecek iki parçadır. Tüm dünya tarihine baktığımız zaman da trafiğin her zaman var olduğu görülmektedir.

Trafik güvenliği toplumların ve insanların hayatlarına sağlık, ekonomi ve sosyal alanlar gibi birçok farklı noktadan etki etmektedir. İnsan nüfusunun artışı, teknolojinin gelişimi ve sistemlerinin iyileşmesi sonucunda otomobil kullanımı çarpıcı bir şekilde artmaktadır. Ancak artışların sonucunda trafik kazaları güncelliğini koruyan ve iyileştirilmesi gereken bir durum olarak hepimizin karşısına çıkmaktadır. Birçok farklı nedene bağlı olarak gerçekleşen trafik kazaları neredeyse savaşlar kadar insan kaybına yol açtığı için hepimizin bu konuda enine boyuna düşünmesi gerekmektedir.

Gittikçe yoğunlaşan trafik ortamlarında dünyada her sene ortalama 1,3 milyondan fazla insan trafik kazaları sonucu hayatını kaybetmektedir. Sadece ölümlerle kalmayan trafik kazaları sonucunda her yıl 50 milyon insan da yaralanmaktadır. Bu korkunç tablonun yanı sıra trafik kazaları tüm ölüm nedenleri arasında 9.sırada yer almaktadır. Bu sıralamanın da 2030 yılına kadar 5.sıraya yükseleceği tahmin edilmektedir.

Trafik kazaları sonrası çoğu zaman tek düşünülen hayatını kaybetmiş veya yaralanmış kişi oluyor. Ancak trafik kazalarında sadece kazaya karışan kişi değil ardında bulunan tüm yakınları oldukça derinden etkilenmektedir. Hayatta kalan insanların kendileri gibi tüm sosyal çevreleri hem psikolojik hem de fiziksel zorluklarla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Sosyal açıdan insanlara ve topluma birçok yönden zararı bulunan trafik kazaları sadece bu yönüyle kalmayıp ekonomik olarak da bizlere zarar vermektedir. Kazalar sonucu oluşan hastane masraflarının yükünün yanı sıra eğer bir can kaybı varsa ve bu kayıp evin geçimini sağlayan bir kişi ise aile ekonomik olarak bir çöküntüye girmektedir. Bireysel açıdan oldukça üzücü olan bu durum sistemsel açıdan da farklı değildir. Hem kaza anlarında hem de yaralıların tedavi sürecinde oluşan maliyetler ülkenin ekonomisinde çeşitli yaralar oluşturmaktadır.

Tüm bu durumlar ve artan trafik yoğunluğu sebepleri ile trafik güvenliği oldukça kritik bir öneme sahiptir. Ayrıca üstüne düşülmesi gereken bir konu olmasının diğer bir sebebi ise kazaların önlenebilir ve düzeltilebilir bir toplumsal sorun niteliğinde olmasıdır. Her gün internette, televizyonda boğazlarımızı düğüm düğüm eden trafik kazası haberlerini görmemek için hepimizin şapkasını önüne koyup düşünmesi ve bu konuda adım atması gerekmektedir.

    Yola atlayan çocuğa araba çarpması sonucu son yolculuğuna uğurlandı, yolun karşısına geçerken otomobilin çarptığı 73 yaşındaki yaşlı kadın hayatı kaybetti, motorlu sürücü bariyerlere çarparak can verdi, bisiklet sürücüsünü görmeyen araç arkadan bisikletliye çarptı ve bisiklet sürücüsü hastanede son nefesini verdi ve daha onlarca başlık. Yabancı değiliz değil mi bunlara? Her gün sosyal medyada, haberlerde ve gazetelerde gördüğümüz duyduğumuz belki de bir yakınımızın başına gelen olaylar. Neden peki trafikteki bu insanların haberlerini çok duyuyoruz? Neden motoru birçok insan “motor işi şeytan işi” diyerek nitelendiriyor hiç düşündünüz mü? Çünkü yaşamımız boyunca belli grupların trafik kazalarında daha fazla yaralandığını veya öldüğünü gördük. Bu gruplar gittikçe yoğunlaşan trafik ortamlarında daha da zor zamanlar geçirmektedir. Savunmasız yol kullanıcıları olarak nitelendirilen bu gruplar daha korunmasız ve hassastırlar. Yeni bir araba alacakken ilk dikkat edilenlerden bir tanesi hava yastığının olup olmamasıdır. Ancak hassas yol kullanıcılarını trafikte tehlikeden koruyacak ne bir kabukları ne de hava yastıkları bulunmaktadır. Bundan dolayı zarar görmeye en açık topluluklardan oluşurlar. Yayaların, bisiklet sürücülerinin, motosikletlilerin, araç içerisinde bulunan çocukların hatta giderek yaygınlaşan e-scooter sürücülerinin kaza anında daha çok zarar görmeleri ve can kaybı riskinin daha fazla olma ihtimalinden dolayı bunlar savunmasız yol kullanıcıları olarak adlandırılır. Aynı zamanda fiziksel özelliklerinden dolayı kazalarda zarar görme olasılığı fazla olan çocuklar, yaşlılar ve engelliler de bu grubun parçalarıdır. Trafikte bu grupların da olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Sürücüler, tüm hassas yol kullanıcıları ile çarpışmayı önlemeye özen göstermelidir, çünkü daha savunmasız bir yol kullanıcısı her zaman daha kötü durumda olacaktır.

Hepimiz günlük hayatımızda bir noktadan diğer bir noktaya giderken güvenli ve sorunsuz bir şekilde ulaşmak isteriz. Kimse o gün, bana bir araba çarpsın diyerek yola çıkmaz veya kimse o gün birine çarpmayı hedefleyerek de yola çıkmaz. Ancak bazı araç sürücüleri bilerek veya bilmeyerek insanların hayatlarını zora sokarlar. Bireylerin trafikte daha bilinçli ve daha düşünceli bir şekilde hareket etmesi gerekmektedir. Trafikte nasıl davranılacağı kanunlar çerçevesinde belirlenmiştir. Tabi ki adabımuaşeret kuralları da yazılı olmasa ve sonunda bir ceza yemeyecek olsanız bile trafikteki davranışları etkilemektedir. Türkiye’de trafik canavarları her sene ortalama 130 bin trafik kazasına sebep olmaktadır. Ve bu kazaların çoğu da trafik kurallarının ihmali ve ihlali sebebi ile oluşmaktadır. Trafikte nasıl davranmamız veya nasıl araç kullanmamız gerektiği ile ilgili kamu spotları, reklamlar, afişler gibi tüm bilgilendirmeler vardır. Alkollü araba kullanıcıları, zincirleme kazaya sebebiyet verecek kadar takip mesafesini korumayan sürücüler, ışıklara uymayanlar gibi birçok durum aslında yasalarla engellenmeye çalışılsa dahi insanların canlarını hiçe sayan sürücüler kural dinlemeyip trafikte var olmaya devam ediyorlar. Ayrıca sürücülerle beraber yayaların da karıştığı saygı ve nezaket sınırlarını aşan tartışmalardan doğan kıvılcımlar fitilin yanmasına ve sonrasında giderek büyüyen bir yangına neden olabilmektedir. Hepimizin aslında tek istediği basit bir şekilde A noktasından B noktasına ulaşmakken trafik bu kadar komplike ve insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı. Trafikte güvenli bir ortam oluşturabilmek için kanunlar çerçevesinde hareket etmeli ve aynı zamanda toplumun saygı penceresinden de bakmalıyız. Böylece hem bireysel çerçevede hem de toplumsal çerçevede güvenli bir trafik ortamını el ele inşa edebiliriz. Güvenli trafik ortamı refahı getirir. Hepimiz yola çıkıyoruz, kimimiz okuluna, kimimiz işine kimimiz ise sevdiklerimizin yanına. Temel olarak iki nokta arasında gidip-gelmek olsa da trafik bu olgudan ibaret değildir, büyük bir ekosistemdir. Bu ekosistemde var olabilmek için kişisel sınırlara saygı duyup başkalarının haklarına da özen göstermeliyiz. Trafikte etkileşimde olan her insan birbirinden de sorumludur aslında, hiç kimsenin hayatı bir diğerinden daha değerli veya daha az değerli değildir. Herkesin ardında gözü yaşlı sevdikleri kalabilir. Senin de benim de veya trafikte yanımızdan geçen, belki bir daha görmeyeceğimiz herhangi bir insanın da yaşamı o kadar kıymetli ve değerlidir ki bunun her zaman bilincinde olmalı ve ona göre hareket etmeliyiz.

Amacımız sadece ulaşmak değil güvenli ve huzurlu bir şekilde ulaşmak olmalı. Ancak trafiğin ikliminin etkileri sadece insanlar üzerinde değildir. Dünya da insanlar kadar yaşayan bir varlıktır. Oksijeniyle, suyuyla, doğasıyla nefes alan bir varlıktır yer küremiz. Giderek yoğunlaşan trafik ortamında artan gaz emisyonu her geçen gün karbon ayak izini arttırmaktadır ve bunun yaşayan Dünya’mıza zararları tartışılmazdır. Bunlara hem küresel hem de ülkemiz çapında müdahalede bulunmazsak dünyamızı kendi ellerimizle yavaş yavaş yok ediyor olacağız. Danimarka hükümeti 2030 yılına kadar uçaklarında biyoyakıt kullanımına geçmeyi hedefliyor, aynı zamanda Fransa’da reklamlarda yenilebilir enerji kaynaklarına yönlendirici kamu spotları getirmek zorunlu oldu. Yurtdışında daha birçok örnek bulunurken Türkiye’de de bu konuda emin adımlar atılmaya başlandığını görüyoruz. Toplu taşıma araçlarında elektirikli araçlara yönelinirken, şehir içi ulaşımlarda paylaşımlı bisiklet kullanımı da giderek yaygınlaşmaktadır. Çevre dostu toplu taşımanın teşvik edilmesi, araç paylaşımları gibi durumlar hem ülkemizde hem de dünyada önem verilen konulardır. Bu gibi birçok sürdürülebilirlik hareketi dünyamızın çocuklarımıza, geleceğimize miras bırakılmasını sağlamanın yanı sıra trafik sıkışıklığı konusunda da oldukça sıkıntı çeken şehirlerimize rahat bir nefes aldıracak ve güvenli bir trafik ikliminin oluşmasına katkıda bulunacaktır. Sürdürülebilir trafik güvenliğinin amacı, kaza ihtimalinin güvenli çevre koşullarıyla da sınırlandığı bir trafik sistemini var etmek ve trafik canavarının artık hayatları koparmasını önlemektir.

Hepimizin elinde bulunan en önemli ve en büyük hak yaşamdır. Her geçen gün yoğunlaşan trafik ikliminde kaybettiğimiz canları düşündüğümüzde kelimeler kifayetsiz kalıyor. Ardında kalan insanların gözü yaşlı, giden insanın ise yaşanmamış bir ömrü kalıyor. Yaralanan insanlar ise bu yükü tüm ömürleri boyunca omuzlarında taşımak zorunda kalıyorlar. Tüm bunları öncelikle insan daha sonrasında ise trafik ortamında var olan bir birey olarak her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Trafik kuralları bazen insanların canını sıksa da sistemsel hareket etmek aslında en değerli varlık olan bizleri koruyabilmek için en önemli bir yoldur. Trafiğin kaos ortamına dönüşmesi insanlarda kaygı, öfke ve huzursuzluk gibi birçok olumsuz durumun büyümesine ve giderek artan trafik terörünün artmasına neden olacaktır. Bireyler ve sistem birbirinden ayrılmaz iki dinamik olgudur. Ne bireyler sistemsiz hayatta kalabilir ne de sistemler bireyler olmadan ayakta kalabilir. Bizler birbirimizle bir bütün şeklinde var olabiliriz. El ele, huzurlu, yaşam dolu, saygı ve sevgi çerçevesinde yaratacağımız güvenli geleceklere…

Nefin ARISLAN – Trafiğin Psikolojisi mi Olur?

Tıkanan yollar, agresif kornalar, nazik yol vermeler…

Böyle bakınca trafiğin de bir psikolojisi hem de çok zorlanan bir psikolojisi var gibi geliyor kulağa.

Bilakis öyle.

Ama öyle insanları incelediğimiz gibi bir psikoloji değil bu.

Trafikte insan, araçlarla, yollarla, yoldaki çukurlarla ve hatta otoyolda önümüze aniden çıkabilecek bir hayvanla bile iletişim halindedir.

Ama bunlardan en belirsizi her zaman insan faktörüdür.

Bir otobüsün gideceği yol belliyken bir insanın kullandığı otomobil çok daha özgürdür.

Dolayısıyla da çok fazla bilinmezi vardır ve tahmin edilebilirliği çok düşüktür.

Buna rağmen bizler otomobillerimizle veyahut yürürken rahat edelim, ezilmeyelim ve bir kazaya karışmayalım diye de birçok mühendis ve trafik psikolojisi uzmanı birlikte çalışır.

Evet yanlış duymadınız, trafiğin de psikoloğu var.

Hem de Türkiye’de yetişmiş ve çalışmalarını sürdüren, Dünya’da öncü nitelikte araştırmalar yapan psikologlarımız onlar.

Örneğin, Türkiye’de en çok trafik kazası karayollarında gerçekleşirken hava yolu en güvenli ulaşım aracı olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye bu anlamda 2000 ve 2017 yılları arasında kara yolu ulaşımını azaltıp, eforunu hava yolu ulaşımını geliştirmeye harcamıştır.

Keza bildiğiniz gibi 2019’da açılan yeni havalimanı yolcu kapasitesi itibariyle trafik adına yapılan bir yatırım olmuştur.

Bir de sürdürülebilir trafik diye bir konumuz var.

Nedir sürdürülebilir trafik?

Bisiklet sürmektir, toplu taşıma kullanmaktır.

Her yere otomobilimizle gitmemek, bazen de kısa yürüyüşler yapmaktır.

Biraz yaya olmaktır belki de.

Hollanda’yı düşünün örneğin.

Ülkede en çok kullanılan ulaşım aracı bisiklet!

Evet, yürümekten bile yaygın.

Öyle ki, bisikletler için kat kat otoparklar mevcut Hollanda’da.

İşte sürdürülebilirlik budur.

Peki Türkiye bu anlamda ne yapıyor?

Gün geçtikçe artan bisiklet yollarını hepimiz fark etmişizdir diye düşünüyorum.

Fakat yine de o bisiklet yollarından motorla geçmeyi ya da yaya olarak o yolu işgal etmeyi bir türlü durduramıyoruz.

Belki ülkemize bu konuda biraz destek olup, daha “sürdürülebilir bir trafik” yaratabiliriz, hep birlikte.

Böylece trafik kaza oranlarını düşürüp, trafikteki karbon salınımımızı azaltırız!

Bakın ne kadar da kolay kolektif ve dünyaya faydalı bir iş içinde olmak.

Ayrıca, belirtmek isterim ki bunları yapmadığımızda yine en çok biz tehlikedeyiz.

Trafikte fazladan her araç ve her birey kazaya karışma ihtimalimizi arttırıyor.

Özellikle yayalar, hele ki çocuklar, dezavantajlı gruplar ve yaşlılar…

Bir kere sarıda geçmek bile o kadar tehlikeli ki aslında.

Sürdürülebilirliğe katkı yaparken trafik kurallarının da gerçek birer kural olduklarını tekrar hatırlayabiliriz belki.

Unutmayalım; ortada bir kural varsa, bir tehlike önlenmeye çalışılıyor demektir!

Binlerce mühendis ve trafik psikoloğu hem bizi hem yolları düşünerek, özenle yerleştirmiş demektir o trafik lambalarını ve levhalarını.

Bu nedenle, hepimizi daha farkındalığı yüksek olmaya ve kurallara daha titiz uymaya davet ediyorum.

Son olarak eklemek istiyorum ki; bisiklet kullanımını arttırmayı ve trafik kurallarına uymayı öğrendik öğrendik…

Zira otonom araçlar, hani o Elen Musk’ın sürekli paylaştığı havalı araçlar falan çok yakında bizim sokaklarımızdan da geçecek.

Elin otonom araçlarına alışmaya çalışırken bir yandan da Türkiye nasıl bu teknolojiye yetişebilir, bizi bekleyen bu teknolojik trafiğe nasıl daha kolay uyum sağlayabiliriz?

Bunları da zihnimizin bir kenarında tutup, psikolojik olarak bu fikirlere alışmaya başlasak iyi olur diye düşünüyorum.

Unutmayın, trafiğin de bir psikolojisi vardır!

Nevin Gamze ŞİLİT – Çevre ve İnsan Faktörlerinin Trafik Güvenliğine Etkisi

Hayatımızın her günü tehlikelere karşı karşıya kaldığımız ve bizim için güvenli olmasının hayati önem teşkil ettiği bir alan var: trafik. DSÖ’nün 2012 raporuna göre, karayollarında yaşanan kazalar sebebiyle her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişi hayatını kaybederken ve milyonlarca insan maddi ve manevi olarak bu kazalardan dolayı zarar görmektedir. Birleşmiş Milletler, DSÖ, Emniyet Genel Müdürlükleri ve sivil toplum örgütleri gibi birçok organ trafik güvenliği meselesinin uluslararası bir sorun olduğunu kabul ediyor ve bu meseleye çözüm yolları bulmak için birlikte çalışıp önlemler almaya, yasa tasarıları ortaya çıkarmaya ve halkı bilgilendirmeye çalışıyorlar. Aynı zamanda, akademik araştırmalar yürüten Trafik Psikolojisi alt alanı da trafiği nasıl daha güvenli hale getirebiliriz sorusunu birçok farklı açıdan ele alarak sahadaki pratik yöntemlere teorik altyapı sağlıyor.

            Trafik güvenliğinin bizim için hayati öneme sahip olmasının birkaç farklı sebebi var. İlk olarak güvenli bir trafik kaza riskini gözle görülür ölçüde azaltıyor ve yol kullanıcılarına güvenli bir yolculuk deneyimi sağlıyor. İkinci olarak ise, trafiği aktif olarak kullanan motorlu araçlara karşın, yayalar, bisikletliler ve hatta sokak hayvanları gibi gruplar trafikte dezavantajlı durumda olduğu için bu gruplara güvenli bir yolculuk deneyimi sunmalıyız. Bu gruplar hassas yol kullanıcıları (vulnerable road users) olarak adlandırılıyor. Bu adlandırılmanın sebebi ise motorlu araçlarda olduğu gibi bir korumaya sahip olmamaları. Trafikte en çok risk altında olan hassas yol kullanıcıları grupları, çocuklar, yaşlılar, bisikletliler, engelli bireyler ve hayvanlar olarak sıralanabilir. Hassas yol kullanıcıları aynı zamanda herhangi bir kaza meydana gelmesi durumunda motorlu araçlara göre daha çok risk altındalar ve trafik güvenliği iyileştirmelerinden en çok fayda görebilecek gruplar olarak karşımıza çıkıyorlar.  

            Bir diğer sebep ise trafik kazaları sonucunda meydana gelen can kayıplarının ve yaralanmaların yanı sıra ortaya çıkan ağır maliyetler. Bu kazalar sonucunda araçlar ve trafik unsurları (yol ve levhalar) da ağır hasara uğrayabiliyor ve maddi olarak kişileri ve ülkeleri zor duruma sokabiliyor.

            Trafiği daha güvenli bir ortam haline getirebilmek için ülkemizde ve dünyada birçok önlem alınmasına rağmen bu problem hala önemini koruyor. Ülkemizde uygulanan tedbirlerden bazıları araçların hızını düşürmeye ve kurallara uyulmasını sağlamaya yönelikken bazıları da trafik kuralları çiğnendiği takdirde caydırıcı yaptırımlar uygulamaya yöneliktir. İlk kısım önlemleri MOBESE kameraları, trafik levhaları ve kasisler olarak örnekleyebiliriz. İkinci kısım önlemler ise radar sistemleri ve kameralar sayesinde uygulanan cezalandırma sistemleri olarak karşımıza çıkıyor.

            Trafik güvenliğinin bir diğer önemli getirisi sürdürülebilir ulaşım olarak örneklenebilir. Sürdürülebilir ulaşım, trafikte meydana gelen trafik sıkışıklığı, trafik hareketliliği, hava kirliliği ve araç emisyonları gibi faktörlerin uygun planlamalarla ve tasarımlarla çevreye duyarlı bir şekilde çözüme ulaştırılma girişimidir. Ülkemizdeki durumu değerlendirdiğimizde henüz sürdürülebilir trafik için girişimler olduğunu göremiyoruz. Trafiği iyileştirmede kullanılan geleneksel yöntemler yolların kapasitesini arttırarak, hareketliliği ve hızı arttırmaya yönelik olarak karşımıza çıkıyor. Trafiği iyileştirmeye yönelik girişimlerin olması yol kullanıcıları için büyük bir kazanım fakat sürdürülebilir trafik sistemlerini yollara ve araçlara entegre etmek ve dahası yol kullanıcılarını bu sistemler hakkında bilgilendirmek açısından daha kat etmemiz gereken çok fazla yol var.

            Yukarıda bahsettiğimiz etmenlerin çoğu fiziksel çevre ve yol durumu ile bağlantılıydı. Peki, bütün suçun dışarıda olduğunu söyleyebilir miyiz? Maalesef trafik kazalarının büyük bir kısmı insan faktörü kaynaklı ortaya çıkıyor. İnsan faktörü ile trafik kurallarına uymama, aşırı hız yapma, hatalı sollamalar, ani fren, sinyal vermeden dönüş yapmak gibi birçok davranış trafik güvenliğini ve insan hayatını riske atıyor. Özellikle Türkiye özelinde bu durumu incelememiz gerekirse, sürücülerin saldırgan davranış örüntülerini ve kural-tanımazlıklarını görebiliriz. Yine maalesef ki ülkemizde trafik güvenliğini tehlikeye atan en büyük problemlerden bazıları sürücülerin trafikte anlayışlı ve hoşgörülü olmamaları ve tahammülsüz davranarak diğer sürücülerin sürüş deneyimlerini kötü etkilemeleri olarak karşımıza çıkıyor.

            Bu yazının tamamında bahsettiğimiz trafik güvenliğini olumsuz etkileyen etmenlere karşı daha güçlü tedbirler almak durumundayız. Trafik psikolojisi alanının geleceği ise trafik güvenliğini nasıl daha yaygın hale getirebiliriz, trafikteki insan faktörünü bir tehlike olmaktan nasıl çıkartabiliriz sorularına uygun cevaplar bulmaya yönelik olmalıdır. Çünkü biliyoruz ki, akademinin ve araştırmaların bize sağlayacağı modeller ve teoriler sayesinde trafiği daha güvenli bir hale getirecek uygulamalar oluşturabiliriz. Bunların dışında bireysel olarak en azından kendimizin ve çevremizin güvende olmasını sağlamak için trafikte hatalı olduğunu bildiğimiz davranışlardan olabildiğince kaçınmalıyız. Trafikte motorlu araç kullanırken, hassas yol kullanıcılarına dikkat etmeli ve onların haklarını ihlal etmemeliyiz. Bunların dışında, bir psikolog adayı olarak gözlemlediğim en büyük problemler sürücülerin sabırsız olması ve başkalarının haklarına saygısız davranmaları. Bu problemler trafik güvenliğini riske atmakla kalmıyor, diğer trafik kullanıcılarının deneyimlerini de kötü etkiliyor ve kaza meydana gelmesi için uygun ortamı sağlıyor. Psikoloji camiası olarak bu problemler için yapabileceğimiz önemli bir adım, davranışsal programlar oluşturarak yol kullanıcılarına doğru eğitimlerin erken yaşta verilmesini sağlamak olabilir. Trafik güvenliğini etkileyen en önemli unsurun insan faktörü olduğunu fark etmeli ve kolektif olarak bu problemin üstesinden gelebilmek için elimizden geleni yapmalıyız.

Oya HAKOUZ – Ve Hayalim…    

Ünlü aktivist Martin Luther King’in bir zamanlar dediği gibi benim de “Bir hayalim var.”. Öyle bir Türkiye hayal ediyorum ki, o Türkiye’de herkes trafik kurallarına karşı saygılı ve duyarlı. O Türkiye’de, yol düzeni ve araç güvenliği birer mühendislik harikası. O Türkiye’de, sabahları trafik kaza ve ölüm haberlerine uyanmıyoruz. Sizce bu hayal çok mu gerçeklik ötesi? Trafik kazalarında yaralanma ve ölüm oranlarını sıfıra yakın bir orana indirmemiz ve bunu gerçekleştirirken de dünyaya model olmamız çok mu olanak dışı?

Emniyet Genel Müdürlüğü-Trafik Başkanlığı verilerine göre, sadece 2022 yılının ilk beş ayında, Türkiye’de toplam 186.556 kaza olduğunu biliyor muydunuz? Rapor, kaza yerinde meydana gelen ölü sayısını 728 ve yaralanma sayısını 101.755 olarak kaydetmiş. Şimdi size soruyorum, “Kendinizi güvende hissediyor musunuz?”. Modern hayat, bizim motorlu araçlarla içiçe yaşamamıza neden oluyor. Birçok farklı nedenden dolayı hemen hergün yollardayız. Ölü ve yaralanma sayılarına bir de maddi zarar oranlarını eklediğimizde trafik güvenliğini önemsememe gibi bir lüksümüzün olmadığını söylemek çok da gereksiz olmaz sanırım.

Peki, sizce kazalar neden oluyor?

Orta Doğu Teknik Üniversitesinden, değerli hocamız, Türker Özkan’ın trafik kültürü ve insan davranışlarının kazalarla etkileşimleri ve trafik güvenirliği ile ilgili çok ilginç çalışmaları bulunuyor. Bu çalışmalardan anlıyoruz ki, kazaların çoğunda insan faktörü en önemli etken. İnsan faktörü derken davranışsal değişkenlerden bahsediliyor. Kişilik özellikleri, güdülerimiz,  tutum ve tavırlarımız, bir etken olarak kazalarla ilişkilendiriliyor. Örneğin, genç insanların, hemen her ülkede daha çok kaza yaptıkları rapor ediliyor. Ya da, genç ve erkek sürücülerin daha çok kuralları ihlal ettiği belirtiliyor. Diğer önemli bir etken ise, çoğumuzun olaylar karşısında yaptığı nedensel açıklamalar. Her kırmızı ışıkta geçtiğinizde, büyük bir ihtimalle içinizden şunu söylüyorsunuz “Ama herkes geçiyor.”. Ankara’nın, Konutkent mahallesinde yaşıyorsanız, bu tahmininiz doğru olabilir-Konutkent’de sürücülerin sürekli kırmızı ışık ihlalleri yaptığını gözlemliyorum-ama Türkiye ya da dünya genelinde böyle bir tahminin doğru olması o kadar mümkün değil. Bir başka nedensellik açıklaması ise başkaları tarafından yapılan ihlallerin ve hataların kişilik özelliklerine atfedilmesi. Ama bu hataları ve ihlalleri kendiniz yaptığınız zaman “Ama yağmur yağıyordu, ama acil işim vardı.” diyorsunuz.

Kişisel faktörler dışında, stress, nasıl yönetildiğiniz, hukuki yaptırım, yol altyapısı, trafik kurallarına duyulan saygı, ülkenizin ekonomisi ve kültürü, kazalarla ilişkilendirmede çok önemli etkenler. O kadarki, Türkiye’de yaptığınız bir ihlali, örneğin, Hollanda’da yapma olasılığınız yok denecek kadar az! Kültür boyutunda, Türkiye geleceğini göremeyen, bireyleri arasında eşitsizliğin olduğu, muhafazakâr bir ülke ve dolayısıyla trafik güvenirliğinde “tehlikeli” olarak atfediliyor.

Öyleyse, ne yapmamız gerekiyor?

Hergün çoğumuz yollardayız. Bazen yaya, bazen sürücü olarak ve kullandığımız ulaşım tarzına göre kırılganlığımızın daha da artabildiği bir trafik ortamındayız. Sadece sürücü olarak değil, yürürken, bisiklet ya da motorsiklet kullanırken pek çok riskle karşı karşıya kalıyoruz. Yollarda “Savunmasızız”. Oysaki tek amacımız, bir noktadan diğerine güvenilir bir şekilde ulaşmak. Ve görünüşe göre, sürücüsüz araçların etkin bir şekilde trafikte yer alacağı günler de o kadar yakın değil. Sürücüsüz araçaların bir çözüm olabileceğini ve trafik güvenirliğini arttıracağını düşünmüştüm ama etkin olabilmeleri için bir çuval dolusu problemi çözmeleri gerekiyor. En zor problemlerinden biri insan-araç etkileşiminden doğabilecek ahlaki ikilemler. Sürücüsüz araç, bir kaza riski esnasında sürücüyü mü yoksa yayayı mı koruyacak? Biz insanlar, bu ikilemlerin üstesinden çok kolay gelebiliyoruz. Ama makineler için henüz bir algoritma yazılamıyor. Demek ki, başka çözüm yolları üretmemiz gerekiyor.

İlk iş tabiiki egitim. Sadece “sürücü eğitimi” değil aynı zamanda “toplumsal eğitim”. Türkiye, 2019-2023, Onbirinci Kalkınma Planı, Karayolu Trafik Güvenliği Çalışma Grubu raporuna göre, eğitim alanında pek çok eksikliğimiz var. Eğitimde bölgesel farklılıklar, çocuk eğitiminin eksikliği, egitim denetlemelerinin yeterince olmaması, sadece bu eksikliklerden bazıları. Medya, toplumsal eğitimde en etkili yöntem olarak kabul edilebilir. Ancak bu konuda da eksikliğimiz var. Kamu ve sivil toplum kuruluşlarının medya ile ilişkiler yeterli düzeyde değil.

İkinic işimiz, cezai yaptırımlar. Ülke olarak bu konudaki eksikliğimiz, cezai yaptırımların yeterince caydırıcı olmaması. Buna denetim eksikliğini de eklersek trafik kuralları ihlallerinin belki ana kaynağını bulmuş oluruz. Şimdi kendinize sorun, şehirler-arası bir yolda, örneğin, her bir 10 kilometrede, yerleştirme noktasını bilmediğiniz otamatik hız denetimleri olsa hız sınırını geçer misiniz?

Üçüncü işimiz, mühendislik ve teknolojik gelişmeleri kullanarak yol altyapısını, dolayısıyla yol güvenliğini arttırmak olmalı. Onbirinci kalkınma planında, Türkiye’deki kavşak tasarımlarındaki eksikliklerin yol güvenliğini etkilediği ve kaza riskini artırdığı tespit edilmiş. Ayrıca yaya ve bisikletli gibi savunmasız yol kullanıcıları için yatay ve dikey işaretlemelerin eksik olduğuna dikkat çekilmiş.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), karayolları trafik güvenliğini küresel bir sağlık problemi olarak tanımlıyor. 2014, DSÖ verilerine göre her yıl dünyada 1,3 milyon kişi trafik kazalarında yaşamlarını kaybediyor ve 50 milyona yakın insan yaralanıyor. Korkunç bir oran, değil mi? Demek ki, acil yönetim ve ilk müdahale çok önemli. Ülkemizde bu konuda da pek çok eksiliğimiz var. Yeterli travma merkezimiz, sağlık personelimiz, ve travma ünitesi personelimiz yok.

Dünyada bazı ülkeler karayolu sistemindeki geleneksel yaklaşımları değiştirmek amacıyla değişik güvenlik yaklaşımları geliştirmişler. Örneğin, İsveç ve diğer kuzey ülkelerinde “Vizyon Sıfır” yaklaşımıyla, trafik ölümlerinin hiç olmaması hedeflenmiş. Hollanda ise trafik sistemindeki tüm unsurların, başta çevresel faktörler olmak üzere faliyet alanlarını daha da artırmayı hedefleyen bir sistem yaratmış. Bu sistemde, ele aldıkları önemli noktalardan biri “tahmin edilebilirlik”. Doğrudan yol kullanıcısını ilgilendiren bu prensipte amaç yol işlevi net olan bir karayolu ağı tasarımı. Dolayısıyla, sürücüler seyahat ettikleri yolu tanıyıp, belirsizliğin önüne geçmiş olabilecekler.

Ülkemizde de trafiği daha güvenli bir hale getirmek amacıyla on yılı kapsayan bir eylem planı oluşturulmuş. Bu yol haritasındaki hedef, trafikteki ölüm ve yaralanmaların 2030 yılına kadar %50, 2050 yılına kadar ise sıfır oranına düşürülmesi. Öncelikli olarak hız sınırının düşürülmesi ve savunmasız yol kullanıcılarının korunması amaçlanmış. Bir bütün olarak eylem planına baktığımızda, “On Birinci Kalkınma Planı, Çalışma Grubu” raporunda belirtilen pek çok eksikliğin giderilmesinin hedeflendiğini görüyoruz. Yazılan ilkeler arasında bazı maddeler çok önem teşkil ediyor. Bu maddeler güvenli bir sistemin yaratılmasının bilim esaslı olmasını ve çalışmaların somut delillere dayalı, ölçülebilir nitelik taşımasını ifade etmiş. Gerçekten çok önemli bir nokta. Psikoloji bilim dalının trafik sistemlerinin tasarımı, kullanımı ve geliştirilmesinde çok değerli katkıları olduğunu burada belirtmek gerek. Eğitim, kanun yaptırımları, araç tasarımı, yol altyapısı gibi pek çok alana dair yapılan psikolojik bilimsel çalışmalar, sürdürülebilir ve güvenli bir trafik sistemi yaratmada temel teşkil ediyor. Ayrıca, trafik kazalarında en önemli etken olan insan faktörünü-kural ihlalleri ve istenmeyen insan davranışlarını-psikolojiden başka hangi dal en iyi inceleyip araştırabilir? Ve araştırma sonuçlarına dayalı çözüm önerileri üretebilir? Dolayısıyla, eylem planında belirtilen bilime dayalı çözümler ilkesi psikoloji dalının yaptığı ya da yapacağı araştırmalara yüksek kaynak ayırarak ve ilgili alanların psikoloji dalı ile koordinali çalışması ile olur.

Peki, biz bireyler sadece oturup izleyecek miyiz, bizi birinci dereceden ilgilendiren bir konuyu? Kültürel faktörleri değiştirmek kolay olmadığına göre, çözüm önerilerine kendimizden başlamak en mantıklısı. Ama önce talep etmemiz gerekiyor. Daha güvenli bir ulaşım sistemini, trafik ölüm ve yaralanmaların hiç olmadığı, yolların ve araçların bizi koruyacak şekilde tasarlandığı, eğitimin en iyi şekilde verildiği bir sistemi talep etmemiz gerekiyor. Sonrası çok basit. Tek yapmamız gereken, kurallara uymak ve trafikteki her bir kuralın aslında bir hayat kurtarıcısı olduğunu unutmamak.

Ömer Faruk ÖZTÜRK – Göremediğimiz Tehlike

Bana bir yıl içerisinde en heyecanlı hissettiğim zamanları sorarsanız muhtemelen sevdiğim insanların yanına ya da tatile giderken yolda geçirdiğim zamanlar diyebilirim.  Sevdiğim bir yere gidecek olmak ve yolun vermiş olduğu huzur beni hep heyecanlandırmış ve mutlu hissettirmiştir. Şaşırtıcı bir şekilde benim için en korku verici ve üzücü olaylar da bu yolculuklar esnasında yaşanmıştır. Peki bu kadar mutluluk vermesi gereken ve heyecanlandıran bu eylem neden zaman zaman bizler için büyük bir kabusa dönüşebiliyor?

Ülkemizde ve dünyada trafikte yaşanan kazalar sebebiyle yaşanan ölümler araçların kullanımının yaygınlaşmasından beri artan bir sorun haline gelmiştir. Trafikte can ve mal güvenliğimiz, gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda ciddi bir tehlike altına girebilmektedir. Bu durum sadece otomobil ve motosiklet kullanan sürücüleri değil yayaları da tehlikeye atmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde, yaşamış olduğum mahallede bir trafik kazasına tanıklık ettim ve bu kaza gerçekleşmesi bakımında oldukça ilginçti. Düz bir yolda ilerleyen bir araç önünde yavaşlayıp yol kenarına yanaşmakta olan başka bir aracı yeterli mesafe ve zamanı olmasına rağmen fark edemedi ve yavaşça çarptı. Çarpan aracın sürücüsünün telefonla konuştuğunu ve bu konuşma sırasında dikkatinin yolda olmadığının farkındaydım. Çünkü dikkati yolda olan birisinin önünde yavaşlamakta olan bir aracı görmemesi mümkün değildi. Benim de aklıma hemen acaba trafikte sürücüler olarak dikkatimizi yeterince yola verip veremediğimiz; eğer veremiyorsak kazaların oluşmasındaki en önemli unsurlardan birisinin bu olup olmadığı sorusu geldi. Böyle durumlarda elbette dikkat dağıtıcı her türlü unsur kazalara sebebiyet verebiliyor ancak tehlikeli bir durumu görmüş olsak bile bunun tehlike olduğunu algılayabilmemiz ve bunun için bir aksiyon adımı atmamız gerekmektedir. Yani kazaların oluşmasını engellemek için sadece dikkatli olmak yeterli değil, o anki tehlike arz edebilecek durumun bir tehlike olduğunu algılayabilmemiz ve bu durumu engellemek adına bir adım atmamız gerekmektedir.

Bir yayanın trafikte alabileceği önlemler gördüğü trafik işaret ve işaretçilerine uymak ve her an tehlikeye karşı tetikte kalmaktır. Ancak bir sürücünün trafikte güvende olması için yapması gerekenler bundan daha fazladır. Yapılan araştırmalar bir sürücünün ne kadar uyuduğunun, hangi saatlerde sürüş yaptığının bile sürücüyü ve trafikteki diğer iştirakçileri tehlikeye atabilecek bir durum olduğunu ortaya koymuştur. Bu durumun önüne geçebilmek için pek çok çalışma yürütülmekte ve sürücünün araç kullanmak için ne kadar uygun bir durumda olduğunu tespit edebilecek araç içi cihazlar geliştirilmektedir. Sürücünün araç kullandığı esnada uykusu geldiyse ya da dikkati dağılıyorsa bu sistemler durumu fark edebilecek ve o an sürüş yapmasını engelleyecek uyarılar ve önlemler uygulanacaktır. Otonom araçların yaygınlaşması da trafikteki güvenliğimizi artırmasını öngördüğüm bir durumdur.

Otonom araçların yaygınlaşması ve yeni teknolojilerin hayatımıza girmesiyle ilerleyen yıllarda trafikte yaşanacak kazaların azalacağını ve trafikte güvenlik sorununun artık büyük bir dert olmayacağını düşünüyorum. Ülkemizin ekonomisini, sosyolojik yapısını ve muhafazakar tutumunu göz önünde bulundurduğumuzda bu değişime ayak uydurmamızın birçok ülkeye göre daha zor olabileceği bir gerçek ancak kendi güvenliğimiz ve geleceğimiz için bu değişimin bir parçası olmamız da şart.

Öykü KARATAŞ

Trafik, yayaların ve çeşitli araç türlerinin belirli bir rota ve yol üzerinde belirli bir amaçla birbirleriyle etkileşimde bularak yaptıkları yer değiştirme hareketi olarak tanımlanabilir. Trafik kullanıcıları, ya da trafik iştirakçileri ise trafiğin içinde etkileşimde bulunan; diğer bir deyişle trafiğin dinamiğini etkileyen ve bundan etkilenen araçlar ve yayalardır. Her birimiz evden çıktığımız anda belirli bir niyetle trafiği kullanan iştirakçilerden biri oluruz. Trafik, hayatın doğal akışının bir parçası haline gelmiştir. Öyle ki hepimiz günlük hayatımızda insanların trafikten şikâyet ettiğini, trafiğin yaşam kalitelerini nasıl etkilediğini ve günlük planlarını nasıl belirlediğini anlatan sözler duymuşuzdur. Yaşayacağımız evin seçimi gibi önemli konular bile trafik koşulları göz önünde bulunarak yapılır. İnsanların metroya, otobüs duraklarına yakın evleri özellikle tercih ettiğini, bu evlerin kira ücretlerinin bile bu koşullardan etkilendiğini biliriz.  Trafiğin hayatımızın zorunlu bir parçası haline geldiği ve trafiği olabildiğince verimli kullanmamız gerektiği açıktır.

Güvenli bir trafik yaşam koşullarımızı iyi yönde etkilerken trafiğin güvenli olmaması ne yazık ki ağır yaralanmalara, hatta ölüme neden olabilir. Hepimiz trafik kazasında yaralanan ya da hayatını kaybeden insanları duymuş veya buna tanıklık etmişizdir. TÜİK 2021 verilerine göre geçtiğimiz yıl yalnızca karayollarında 1 milyon 186 binden fazla trafik kazası meydana gelmiş, bu kazaların neredeyse 1 milyonu maddi hasara sebep olmuştur. Trafik kazalarının yarattığı maddi, fiziksel ve psikolojik hasarlar çok ciddi ölçüde olabilir, ancak bu kazalarının çok önemli bir kısmı önlenebilir ve çoğu insan faktörlü sebeplerden dolayı yaşanır. 1975 ve 1977 yıllarında birbirlerinden habersiz bir şekilde Amerika’da ve İngiltere’de trafik kazalarının etkenlerini araştıran psikologlar birbirine çok yakın verilere ulaşmışlardır. 1975 yılında Amerika’da trafik kazalarının %57’sinin yol kullanıcısı kaynaklı olduğu tespit edilmişken, 1977 yılında İngiltere’de yapılan çalışmada kazaların %65’inin yol kullanıcısı olduğu belirlenmiştir.

Trafik psikologları hayatımızın bir parçası olan trafiği güvenli, mobil ve sürekliliği olan bir hale getirmek için trafiği etkileyen özellikle insan faktörlü etkenler üzerinde araştırmalar yapmakta ve elde ettikleri verilerle mühendisler, ergonomistler gibi çeşitli meslek erbapları ile iş birliği yaparak topluma hizmet etmektedirler. Bu alanda çalışmalar yapan psikologlar trafikte nasıl karar verdiğimiz, nasıl davrandığımız gibi bazı çok önemli sorular için çeşitli teoriler ve modeller oluşturmuştur. Sürücülerin karar verme mekanizmasını açıklayan modellerden biri sürücülerin 3 temel aşamaya dayanarak karar verdiğini iddia eder: Stratejik aşama, Manevra aşaması ve Kontrol aşaması. Stratejik aşama sürücü araç koltuğuna bile oturmadan sürücünün zihninde başlar. Varılacak yer, kullanılacak rota, hareket saati ve benzeri planlar stratejik aşamada belirlenir. İkinci aşama olan manevra aşamasında sürücü araç kontrol becerilerini kullanarak, bilinçli kararlar alır. Örneğin yakın bir mesafe sonrasında sağa döneceğini bilen sürücünün sağ şerite geçmesi sürücünün bilinçli ve manevra aşamasında aldığı bir karardır. Kontrol aşamasında alınan kararlar ise sürücünün çevreyle etkileşimi sonucu alması gereken ani ve reflekslere dayalı kararlardır. Önüne çıkan bir engel yüzünden aniden frene basması gereken sürücü bu kararı uzun süre harcamadan hızlı bir şekilde almak zorundadır, burada sürücünün refleksleri devreye girer. Bu aşamalarda zaman zaman sürücüler bilinçli ya da bilinçsiz olarak yanlış kararlar alır ve trafik hataları veya ihlallerinde bulunurlar. Sürücülerin ‘güvenliğe aykırı’ kararlar almasını inceleyen bir başka modele göre sürücüler bilinçsiz olarak 3 farklı hata türü yapma eğilimdedirler. Bunlar dikkat kaynaklı, hafıza kaynaklı veya kural kaynaklı hatalardır. Her ne kadar dikkatli olmaya çalışsalar da sürücüler trafikte gerçekleşen pek çok olaya gerekli dikkati gösteremeyebilir. Örneğin bir anlık dalgınlıkla sürücü trafik lambasının yeşilden sarıya dönerken ışığa yetişemeyeceğini kestiremeyip ışık kırmıza döndüğü halde duramayabilir. Şerit değiştirirken sinyal veren bir sürücü sinyal ışığını kapatmayı unutabilir. Bir başka örnekte ise sürücü kurallara yeterince hâkim olmadığı bir ortamda istemeden de olsa hatalar yapabilir. Sürücülerin bilinçli bir şekilde yaptıkları hata ve ihlallere örnek vermek gerekirse; bir hata olarak sürücü her ne kadar kurallara hâkim olsa da kuralın o koşullarda uygulanmasının gerekli olmadığını düşünerek hareket edebilir veya kural ne olursa olsun farklı sebeplerle ihlal etmek için bir motivasyon bulabilir. Sürücülerin aldığı yanlış kararların ne kadar ciddi sebeplere yol açabileceğini unutmamak gerekmekle birlikte yayaların zaman zaman çok tehlikeli sonuçlar açabilecek ihlallerde bulunduğunu da göz ardı edemeyiz. Trafik kullanıcıları olarak her birimiz trafikte uygun ve güvenli koşulları uygulamakla sorumluyuzdur. Bu nedenle yayaların yaptığı ihlalleri ve sebeplerini açıklayan bir modeli de incelemek trafikteki insan faktörlü kazaları anlayabilmek için önemlidir. İki farklı model bütünleştirilerek oluşturulmuş bir yaya davranışı modeline göre yayalar davranışı gerçekleştirmeden önce zihinlerinde bu davranışla ilgili bir tutuma, bu davranışın sosyal normlara uygun olup olmadığına, algılanan bir öz yeterliliğe ve bu davranış prototipinin onlara ne kadar yakın ve elverişli olduğuna dair fikirler üretirler. Bu fikirler davranışın niyetini ve davranışı yapmaya olan isteği belirlerler. Trafikte karşılaştığı durumla ilgili ihlal davranışını olumlu bir tutumla değerlendiren, sosyal normların bu ihlale uygun olduğunu düşünen veya bu davranışı yapacak öz yeterliliği algılayan kişi bu ihlali yapma niyetindedir. Böyle bir niyeti olan yayanın bu davranışı gerçekleştirme olasılığı önemli derecede yüksektir. İhlal davranışın prototipinin kişinin yaşadığı duruma olan benzerliği, elverişliliğinin yüksekliği ve bu davranışı yapmaya olan öz yeterlilik algısı kişiyi bu davranışı yapmaya istekli kılar, kişinin davranışı yapmaya olan isteği niyetten bile daha etkili bir biçimde kişiyi ihlal davranışını yapmaya yönlendirir. Bazı durumlarda ise yalnızca kişinin bu davranışı yapmaya olan öz yeterlilik algısı davranışı yapmaya sebep olabilir. Trafikte yayalar her ne kadar durumu değerlendirip ihlal davranışının güvenlik problemi açmayacağı kararına varsalar da hepimiz biliyoruz ki insanlar sandıkları kadar rasyonel kararlar almazlar ve kaza bir kere gerçekleşti mi geri dönüşü olmayabilir. Yaya geçidinden geçmek için yürümesi gereken bir yaya zaman kazanmak için bulunduğu noktadan karşıya geçmesinin uygun olduğunu ve düşük riskli olduğunu algılasa bile hesaplayamadığı bir etken ciddi fiziksel ve psikolojik yaralanmalara veya ölüme neden olabilir.

Trafikte insan kaynaklı kazaları önleyebilmek için öncelikle trafikteki her bir kullanıcın bakış açısını algılayabilmek ve doğru değerlendirebilmek oldukça önemlidir. Çoğu zaman trafik kullanıcıları diğer kullanıcıların bakış açısından olayı değerlendiremediği için yanlış kararlar alabilmektedir. Örneğin yayalar olarak trafikte araçların bizi gördüğüne dair bir inanca sahip olsak da durum böyle olmayabilir. Sürücüler yol takibini yaparken araç içindeki veya araç dışındaki birçok uyarana (ses, sinyaller, navigasyon vb.) maruz kalmakta, sürekli olarak kararlar almakta ve kimi zaman günlük hayatın stresinin yarattığı yorgunluk, stres gibi birçok etken yüzünden her şeye dikkat edememektedir. Aynı şekilde yayalar da çeşitli nedenlerden (yaş, yorgunluk, fiziksel veya zihinsel engel, stres vb.) trafikte yeterli dikkati gösteremeyecekleri bir durumda olabilir ve çeşitli hatalar yapabilir. Bu yüzden bütün yol kullanıcılarının kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi, çeşitli sebeplerden oluşabilecek kaza riskine karşı önlemler alabilmesi çok kritiktir.

Trafikte yaşanabilecek kazalara maruz kalmak bütün yol kullanıcıları için çok tehlikeli olsa da bazı yol kullanıcıları trafikte yaşanabilecek kazalardan en fazla hasara maruz kalma riski taşırlar. Örneğin bir yayaya çarpan sürücünün kendini koruyabilmek için alabileceği önemler sayesinde (emniyet kemerini takmak, hava yastığının açılması vb.) kazadan alacağı hasar, yayanın alacağı hasara kıyasla daha azdır. Bu nedenle yayalar (çocuklar, yaşlılar ve engelliler önce olmak üzere), bisikletliler ve motosikletliler trafikteki ‘savunmasız yol kullanıcıları’ olarak değerlendirirler. Hassas yol kullanıcıları hatayı yapan taraf olsa bile diğer yol kullanıcılar tarafından dikkatle incelenmeli, onları korumaya yönelik davranışlarda bulunulmalıdır. Örneğin karşıdan karşıya geçecek olan bir çocuk yol hakkı aracın olsa bile dikkatle incelenmeli ve güvenliğini sağlamak adına haklar verilmelidir.

Tüm dünyada trafik ihlallerini en çok gerçekleştiren grup genç erkek profili olarak saptanmıştır. Bu duruma hem biyolojik hem de çevresel faktörlerin etki ettiği düşünülmektedir. Trafik eğitimi küçük yaştan itibaren verilmeye başlanmalı ve özellikle genç erkek grubunun trafik ihlallerinin yaratabileceği sonuçlara dair daha fazla bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Trafikteki davranışlarımızı etkileyen unsurlar sosyal norm, tutum vb. sosyal çevreden ve kültürden etkilenen unsurlar olduğu için trafikteki ihlal davranışları sosyal olarak kabul edilemez olmalı ve ciddiyeti anlaşılmalıdır. Son olarak her birimiz yalnızca trafikte bilinçli davranmakla kalmayıp çevremizi de bilinçlendirmeye çaba harcarsak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmiş olur, çevremizi, sevdiklerimizi ve dünyayı daha güvenli bir hale getirebiliriz.

Özge POLAT

İnsanlar gün içinde en çok ne yaparak vakit geçirir? Yemek, bir şeyler izlemek veya telefonla uğraşmak belki cevaplar arasında sayılabilir. Bana soracak olursanız günümüzün büyük bir kısmını kaplayan eylem yol iştirakçiliğidir. Sabah uyanınca bakkala ekmek almaya giderken, mesai saati yaklaştığında toplu taşımaya binerek veya hafta sonu ailemizle yaptığımız bir gezintide araba kullanarak çeşitli kimliklerle trafiği kullanıyoruz. Aslında bunları yapmak ekstrem sporlarla uğraşmakla eşdeğer çünkü ne yaya olarak ne de sürücü olarak güven veren tavırlar sergilemiyoruz. Sürücüler trafik kurallarına uymamayı beceri gibi algılıyor, kaç kişinin canını tehlikeye attığını fark bile etmiyor. Kendi içlerinde yarışa da giriyorlar, birbirilerine sinirlenip yol ortasında kavga da ediyorlar. Aman yayalar masum diyorum sanmayın, “yol beklenmez, alınır” ilkesiyle ışıklara dikkat etmeyip yola atlayanların sayısı da çok. Tüm bunlar trafikte nasıl davranıldığını ve trafik güvenliğinin nasıl etkilendiğini açıkça gösteriyor.

Bu noktada, trafik güvenliğinde nelerin önemli olduğunu görüyoruz. Tüm yol kullanıcılarının trafik kurallarına onları önemli-önemsiz diye ayırmadan uyması, yolu kullanırken tüm dikkatlerini yola vermeleri ve oluşabilecek ciddi sonuçların farkında olmaları gerekir. Örneğin Emniyet Genel Müdürlüğü’nün en son yayınladığı istatistiklere göre ülkemizde mayıs ayında ölümlü ve yaralanmalı kazalar dâhil olmak üzere toplam 18.228 trafik kazası yaşandı ve 195 kişi öldü. İşte bu yüzden trafik güvenliği önemlidir; belki 100’den fazla ailenin ocağına ateş düşmesini engeller ve insanların sevdiklerini korur. Bunun yanında, trafikte yaşanacak kaosun ve çatışmanın önü kesilir, rahat ve güvenli bir trafik kullanımı sağlar. Trafik güvenliğinin sağlanması maddi hasarların da alınmasını engeller.

Güvenli trafik için tüm bu gereklilikleri sıraladım ama elde ne var derseniz, sıfıra yakın. Ülkemizde ve dünyada hızlı ulaşım ihtiyacı su götürmez bir gerçek olmaya başladı ancak bunun için çoğu yerde gerekli altyapı yok. Özellikle Türkiye’de araç kaliteleri ve yol yapıları da yeterince güvenlik sağlamıyor. Yukarda bahsedilen nedenlerin üstüne bir de yayaların kendilerine ayrılan yolları değil de araç yollarını kullanmaları, hem yayaların hem sürücülerin alkol etkisinde olmaları gibi daha bir sürü sorun var. Uyulması için konulan bir sürü trafik kuralı ve bunlara uyulmadığı takdirde cezai işlem uygulayan bir sisteme rağmen bunlar olmaya devam ediyor ve güvenli ve sürdürülebilir bir trafik güvenliği sağlanamıyor.

Peki, tüm bu olumsuz koşullar kimi etkiliyor? Tabii ki potansiyel olarak hepimizi çünkü her gün kendini hatırlatan trafik kazaları aslında bir şekilde trafiği kullanan herkes için büyük bir tehlike arz ediyor. Ancak bazı gruplar diğerlerinden daha da büyük riskte. Savunmasız yol kullanıcıları olarak adlandırılan bu grup yayalar, motosiklet kullanıcıları, bisiklet kullanıcıları, küçük çocuklar, e-bike kullanıcıları, scooter kullananlar, engelliler veya yaşlılar gibi kitleleri içeriyor ve bu kişiler bazen diğerlerinin bilgisinin eksikliğinden bazen de fiziksel imkânsızlıklardan dolayı büyük tehlike altına giriyorlar. Maalesef bu grupları korumak için büyük bir yaptırım yok, risklerin farkındalar ve her an zarar görme ihtimaliyle yol kullanıcısı oluyorlar.

Yasaların ve cezaların çokluğu onları önemseme konusunda büyük bir etki yapmıyor dedik, demek ki olay yaptırımın boyutunu değiştirmekte. Bulunduğumuz konum iyi değil, birçok grup risk altında ve işler güzel gitmiyor diye havlu atıp bunu kabullenmek olmaz. Bu kadar büyük bir sorun ihtimalini de göz ardı edemeyiz zaten, o yüzden ne yapabiliriz ona bakmamız gerekir. İlk olarak benimsenecek düşünce “ağaç yaşken eğilir” olacak. İlkokul ve ortaokulda verilen derslerde sadece trafik işaretlerinin anlamlarının öğretilmesi yeterli olmuyor, bunun yerine müfredatlar değiştirilerek daha kapsamlı bir hale getirilmeli ve güvenli trafik bilinci çocuklara aktarılmalıdır. Buna ek olarak, çocuklar model alarak öğrendiklerinden Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenecek anne-baba-çocuk okulları, aileye yönelik dersler de verebilir. Bu sayede çocuğun rol modelleri de eğitilmiş olur.

Yapılacak başka bir değişim hareketi de ehliyet kurslarının içeriklerinin değiştirilmesi ve geliştirilmesi olabilir. Kişiler nasıl araba sürüleceğinin yanında, trafikte alacakları herhangi bir aksiyonun sonuçlarını da gözlemleyebilecekleri simülasyon sistemleriyle daha gerçekçi bir ortamda eğitim görebilirler. Çeşitli olumsuz hava şartları ve kaza riski yaratabilecek başka durumlar da bu sanal gerçeklik programına eklenerek sürücülere daha yola çıkmadan trafik güvenliğini sağlayabilecekleri gösterilmiş olur. Bir de unutulmamalıdır ki, insanlara her zaman nasıl sürücü olmaları gerektiği öğretiliyor ama nasıl yaya olunacağı da en az bunun kadar önemli bir konu. Yine ehliyet kursları içerisinde veya çeşitli merkezlerde yaya olmanın önemi ve getirdiği sorumluluklar insanlara hatırlatılarak trafik güvenliği artırılabilir.

Tabii ki savunmasız yol kullanıcıları da güvenlik için kilit bir noktadadır. Onların şartları iyileştirilerek güvenlikleri sağlanırsa, trafik güvenliği açısından da çok güzel bir adım atılmış olur. Örneğin, hayatımıza yeni giren e-bike gibi araçlar hakkında bilgi setleri hazırlanıp sosyal medyaya sunulabilir. Ayrıca yolların savunmasız yol kullanıcılarını da göz önüne alınarak düzenlenmesi pürüzsüz bir akış sağlayarak güvenliği artırır. Her şeyin de devletten beklenmemesi gerektiğini hatırlatmak da gerekir, önce kendimiz sürücü veya yaya olarak kurallara uymalı, yol iştirakçiliği görevini olabildiğince ciddiye almalıyız. Bir şeyler değiştirmek isteyen insan işe önce kendinden başlamalıdır.

İSİMSİZ YAZAR – TRAFİK GÜVENLİĞİ ve İNSAN

Trafik güvenliği kavramı hem ülkemizdeki hem de dünyadaki tüm canlıların güvenliğini sağlamak ve hayatlarını sürdürülebilir bir şekilde muhafaza etmek adına trafik alanındaki önemli başlıklardan birini oluşturmaktadır. Trafik kendi içinde birtakım kurallar ve regülasyonlar barındırsa da insan ve araç birleşimini içerdiği ve bu birleşimin de pek çok alt katmanı olması sebebiyle trafik dediğimiz yapı oldukça kompleks ve açık bir sistemdir. İnsan davranışı öngörülemeyen, öngörülse bile kontekste bağlı olarak değişip dönüşebilen birçok duygu, düşünce ve tutum barındırmaktadır. Bu nedenle de herkesin ortak bir zeminde buluşması, trafik kuralları ve düzenine karşı aynı bakış açısına sahip olması da çok mümkün değildir. Durum her ne kadar çok katmanlı ve açık bir sistemden oluşuyor olsa da hepimizin can güvenliğini sağlamak ve bir şekilde hayatımızın parçası olan ulaşımı hem yaya hem de diğer şekillerde en güvenli hale getirip kaza sayısını azaltmak adına trafik güvenliği hem oldukça önemli hem de gerekli bir kavramdır.

Bu açık yapıda en çok tehlikede olan grup yayalar gibi gözükmektedir, bu gözlemimde en önemli faktör yayaların birçok alt gruptan oluşuyor olmasıdır. Sürücüler çeşitli eğitimler alarak ehliyet sahibi olurken çeşitli motor ve bilişsel süreçleri test eden süreçlere tabi oluyor ve bu konuda kendilerini geliştirmek zorunda kalıyorlar. Ancak duruma yayalar açısından bakarsak, istediği halde kendini bazı konularda geliştiremeyecek pek çok yaya alt grubunun olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin bilişsel fonksiyonlarında bazı farklılıklar olan insanlar ya da işitme kaybı olan kişiler bu durumlar için bir şey yapamıyor olsalar da ulaşımlarını yine de sağlamak zorundadırlar. Bu durumun da onları diğer gruplara göre fazladan bir tehlike içine soktuğunu söyleyebiliriz. Bu kadar açık bir sistemde trafik açısından değerlendirildiğinde belli kapasiteleri yeterli olmayan kişilerin sürücülerin hamlelerini tespit edip strateji belirlemeleri ciddi zorluk ve risk içermektedir ve bu nedenle de yaya grubu en çok tehlike içinde olan grubu oluşturma gibi gözükmektedir.

Bu gibi tehlike ve risk içeren durumların çözümü için neler yapabiliriz üzerine düşünür; durumu mikro düzeyde-bireysel düzeyde incelersek, bu düzeyde insanların hataları, ihlalleri, diğer yol kullanıcıları ile nasıl etkileşime girdikleri, kişilikleri ve kişisel farklılıkları (kişisel özellikler, değerler), atıf önyargıları (örneğin, yanlış fikir birliği önyargısı veya aktör-gözlemci etkisi) gibi durumların tehlikeli durumlarda etkili olduğunu görebiliriz. Örneğin, bir sürücünün yanlış bir sollama yapması ve bunu agresif mizaçta biri olması açısından yorumlaması bireysel düzeyde bir problemdir ve kişinin sorumluluğundan kaçmasına neden olabilir. Örgütsel düzeydeki faktörleri orta düzeyde incelersek, çeşitli örgütsel değerler ve güvenlik uygulamalarının yol güvenliğini ciddi şekilde etkileyebileceğini görebiliriz. Profesyonel sürücüler ve onların bağlı olduğu organizasyonlar, organizasyonda uygulanan zaman ve iş baskısı, çalışana ne kadar önem verildiği, güvenlik ve düzenlemeye nasıl ve ne ölçüde öncelik verildiği mezo düzeyde trafik güvenliğini etkileyen durumlardır. Örneğin şehirlerarası otobüs şoförleri zaman baskısı ile belli bir programa uymaya çalışırlar; bu şekilde çalışanların güvenliğinden çok kar elde etme amacı taşıyan kurumlar trafikteki riski ve tehlikeyi ciddi oranda artırabilir. Orta seviyenin bir diğer kritik yönü ise farklı grup ve topluluklardır. Farklı grupların değer anlayışları ve güvenlik uygulamaları yol güvenliğini ciddi ölçüde etkileyebilir. Ankara ve İstanbul’daki sürücü değerleri, trafikteki genç ve yaşlı yetişkinler gibi değişen yaş gruplarının farklılaşabilecek tutumları, taksi ve otobüs şoförleri gibi profesyonel sürüş grupları gibi birçok farklı grup mezo düzeyde ve grup/topluluk altında değerlendirilebilir.

Ulusal düzeydeki faktörleri makro düzeyde incelersek; bu seviyede, ulusal düzeydeki parametrelerin yol güvenliğini nasıl etkilediğini inceleyebiliriz. Siyasi istikrar, hükümetin ne kadar etkili olduğu, düzenleyici uygulamaların kalitesi, ihlalin olmaması, hukukun üstünlüğü ve yolsuzluğun kontrolü (Dünya Hükümet Endeksi) gibi faktörler bu seviyedeki sorun ve önlemleri kavramak açısından incelenebilir. Örneğin, Türkiye’deki yolsuzluğun kontrolü ile İsviçre’deki yolsuzluğun kontrolü önemli ölçüde farklı olacağından, yol güvenliği ve barındırdığı risk de bu durumun sonucu olarak değişecektir. Eko kültürel ve sosyo-politik düzey faktörleri içeren magna düzeyde ise ekonomi (Gayrisafi yurt içi hasıla, gayrisafi milli hasıla), nüfus gibi demografik bilgiler, ekolojik faktörler ve daha geniş kültürel faktörler dikkate alınır. Örneğin ekonomik olarak kaç kişinin arabası olduğu ve yol altyapısına ne kadar yatırım yapılabileceği yol güvenliğini etkiler. Kültür de yine ayrıca Magna düzeyde hayati bir rol oynar. Schwartz’ın Kültürel Değerler teorisi ve Hofstede’nin Kültürel Boyutları bu alandaki iki kritik teoridir. Tüm bu çok katmanlı faktörler, bir ülkenin trafik kültür ve güvenliğini etkiler ve dolayısıyla belirleyici rol oynar. Kısaca trafik kültürü ve güvenliği, kültürel miras ile mevcut ekonomik/politik iklimin, yani çevrenin mevcut durumunun birleşiminden oluşup bu birleşimden önemli ölçüde etkilenir. Tüm bu bilgilerden yola çıkarak Türkiye’nin trafik kültürünü ve güvenliğini diğer ülkelere göre daha kaotik, dinamik ve açık bir yapı olarak yorumlayabiliriz. Örneğin, Türkiye’de cesur olmak bazen gereksiz riskleri alabilmek ile özdeşleştiriliyor. Trafik özelinde bu durum incelendiğinde kişi bu ihlalleri yaparak toplumdan cesur olduğuna dair güçlü bir onay almak isteyebilir, bu durumda da hem kendini hem diğerlerinin hayatını riske atabilir. Kurallara uyan deneyimli bir sürücü, arkadaşları arasında alay konusu oluyorsa, o kişi, kendi grubunda kabul görebilmek için ihlaller yapabilir. Buna ek olarak ülke olarak sıklıkla kuralları delmeye, bir şekilde kurallara uymamanın bir yolunu bulmaya çalıştığımız da bir gerçek denebilir. Kuralların neden konduğunu, amacını sorgulamak ve uzlaşmacı bir tavır sergilemektense daha asi ve bilinçsiz davranabiliyoruz. Trafikte negatif duygularımızı kendi içimizde regüle etmek yerine diğer sürücü ya da yayalara direkt olarak yansıtabiliyoruz. Herkesin kendi içinde o gün ve o ana özel bir problemi olabileceğini unutup problemdeki sorumluluğumuzdan kaçma eğiliminde olabiliyoruz. Özellikle de agresif olmak ve uzlaşmacı bir tutum sergilememek trafikte sorunların büyümesine dolayısıyla da trafik güvenliğinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olmaktadır. Trafik güvenliğinin daha yüksek seviyeye çıkması için başkalarının fikir ve deneyimlerine açık olmalı, özellikle endişe ve stres gibi zorlu duyguları yönetebilme becerimizi artırmalı ve bu konuyla ilgili pro-aktif davranıp üzerimize düşen sorumluluğu almalıyız.

Türkiye genç nüfusa sahip bir ülke olduğu için gençlerin değişime daha açık olması nedeniyle agresyon-saldırganlık gibi bireysel düzeydeki sorunlar eğitimle değiştirilip dönüştürülebilir. Trafikteki atıf yanlılığı örnekleri ve olası tehlikeli sonuçları okullarda eğitim yoluyla gösterilirse önemli bir gelişme kaydedileceğini düşünüyorum. Türkiye’deki insanların olumlu anlamda bir esnekliğe sahip olduğunu da gözlemliyorum diyebilirim. Bu esneklik özelliğimizden trafik güvenliği için de faydalanırsak oldukça olumlu sonuçlar elde edebiliriz. Hem mikro-bireysel hem de orta-örgütsel düzeyde, insanlar zaman baskısına karşı birbirine daha anlayışlı olmaya çalışabilirler. Örneğin, müşteriler geç gelen pizzadan şikâyet etmek yerine kuryelere karşı daha anlayışlı olursa daha sakin bir trafik kültürü oluşturulabilir. Geçtiğimiz aylarda ülkemiz otobüs şoförlerinin motorlu kuryelere yağmurlu havada çok hassas ve özenli yaklaştığını gözlemleme fırsatım olmuştu, bu olumlu anlayış ve hoşgörü kültürümüzü şirketlerin politikalarını daha esnek hale getirmelerini sağlamak için de kullanabiliriz.

Tüm bunlarla birlikte ülkemizin yol alt ve üst yapı sistemlerinin oldukça kaliteli olduğunu düşünüyorum. Bu sistemlerin daha da iyileştirilmesi için, magna düzeyinde eko kültürel ve sosyo-politik düzey faktörleri gözden geçirilerek güvenlikle ilgili yatırımların artırılabilmesi ciddi anlamda trafik güvenliğini olumlu etkileyecek bir durum oluşturabilir. Daha spesifik hız limitleri, bu hız limitlerinin ve yolsuzluğun kontrolü, hukukun üstünlüğü ilkesine göre makro düzeyde-ulusal düzeydeki faktörlere odaklanılarak kuralların her yerde/zaman ve durumda geçerli olması sağlanabilir. Bunlarla birlikte minibüsler ve taksiciler maalesef Türkiye’de trafik kültürünün çok kaotik olmasına neden oluyor. Belirli bir eğitimden geçerek lisans almak ve bu lisansı periyodik olarak güncellemek / kuralları ihmal etmeleri durumunda daha ağır cezalara tabi tutmak gibi seçeneklerle orta düzeyi geliştirecek önlemlerle ciddi bir fark yaratılabilir. Hofstede’nin Magna düzeyindeki kültürel boyutuna göre Türkiye kolektivist bir toplum olsa da trafik kültürü açısından bakıldığında oldukça bireysel bir yaklaşıma sahiptir. Bu bireysel yaklaşımı değiştirebilmek adına çeşitli ödül-ceza mekanizmalarını da içeren kampanyalar ve yaptırımlar uygulanabilir. Böylelikle herkesin kendini güvende hissettiği, kişilerin herhangi bir yere herhangi bir şekilde ulaşımını en rahat şekilde sağlayabildiği bir trafik güvenliği sistemi oluşturabiliriz.

Bunların gerçekleşmesi için sadece sistemdeki bileşenlerden biri olan insana değil aynı zamanda çevreye ve teknolojiye de odaklanmalı, bu noktalardaki gelişime de önem vermeliyiz. Teknolojinin gelişimiyle birlikte otomasyona sahip arabaların geliştirilmesi her ne kadar önemli başka etik sorunlar yaratacak olsa da teknoloji ile trafik ortamının daha da kontrollü ve öngörülebilir bir ortam olması sağlanabilir. Geleceğe bakacak olursak; çevredeki güvenlik uyarıları, yol ve kavşakların güvenliği maksimize edecek şekilde tasarlanması, akıllı şehir gibi sistemlerle trafik güvenliği açısından çok daha olumlu bir tablo öngörebiliriz. Günümüzde sürdürülebilir, güvenli ve mobil trafik için önemli araştırma bulguları ve sistemler bulunmaktadır. Örneğin uzun yolda ciddi mesailer harcayan kamyon sürücülerinin yorgun olup olmadığını anlayan çeşitli yazılımlar (PERCLOS ve SAVE) trafik güvenliği açısından çok önem teşkil etmektedir. Psikoloji ve mühendislik bilgisinin birleşmesiyle oluşan birçok uygulama da şu an trafikte kullanılmaktadır. Eskiden sadece kırmızı, sarı ve yeşil ışıktan oluşan trafik lambaları artık bir zamanlama göstergesi içeren saniye belirteci ve ses sistemi de bulundurmaktadır. Bu sesin nasıl bir ses olursa (çocuk sesi, yetişkin sesi) insanların daha fazla ışığa uyacağı gibi birçok araştırma ve sonucu şu an insanların çok daha güvenli bir trafik sisteminde olmalarını sağlamaktadır. Kanada’da yapılan bir diğer araştırmaya göre ise yayaların karşıdan karşıya geçeceklerinde kollarını iki yana açmaları ve sonrasında sürücüye teşekkür etmeleri gibi basit davranışların güvenliği artırmada önemli sonuçlar doğurabileceği gösterilmiştir. Psikolojinin insan davranışını açıklamada kullandığı önemli teoriler, stratejilerin doğru şekilde belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Örneğin, davranışlarımızın her zaman tutumlarımızla paralel olmadığı, davranış üzerinde kontrolümüz olup olmadığına dair inancımızın davranışımızın oluşmasında önemli rolü olduğu bilgisi trafikte kişileri pozitif olarak koşullamak ve onları daha güvenli davranışlara yönlendirmek adına önemli bir tespittir.

Tüm bu sistemler ve gelişmeler ile hem ülkemiz ve de dünya için geleceğin çok daha parlak olacağını umuyor ve buna inanıyorum. Umarım birlikte bu hedefimize çok daha hızlı bir şekilde ulaşır ve can kaybını en aza indirebiliriz!

                                                                                        


Posted by safety research unit on 16.07.2022 under PSY 354 Köşe Yazıları

Trafik Psikolojisi Öğrencileri Trafikte Yaşam ve Trafikte Yaşatmak için Bizlere Seslendi! – Part 2

Bu postta okuyacağınız köşe yazıları, 2021-2022 Bahar dönemi kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünce verilen PSY 354 Introduction to Traffic Psychology dersinin final ödevi olarak dersi alan öğrenciler tarafından yazılmıştır. Introduction to Traffic Psychology dersinin amacı, trafik psikolojisi alanındaki temel yaklaşımlar, metotlar ve uygulamalar hakkında öğrencilere bilgi sunmak ve onlara günlük hayatlarında önemli bir yer kaplayan trafik ve ulaşım kavramları hakkında farkındalık kazandırmaktır.

Introduction to Traffic Psychology dersi, Prof. Dr. Türker Özkan tarafından araştırma görevlileri Derya Azık, Gizem Fındık, Burcu Arslan, Şerife Yılmaz, Nesrin Budak, Uluğhan Ergin ve Gözde Atalan asistanlığıyla verilmektedir. Ekibimiz, 2005 yılında kurulan Safety Research Unit (SRU) – Güvenlik Araştırmaları Birimi (GAB) adı altında, genel güvenlik ve trafik güvenliği konularında uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Ekibimiz hakkında detaylı bilgi için:

Introduction to Traffic Psychology Dersinin Öğrencilerine Kulak Verelim: 

Elmas Ece BAYRAM – ÖNCE UMUT!

Toplumlar geliştikçe yapıların basitten karmaşık formlara bürünmesi kaçınılmazdır. Karmaşıklaşan bu yapılardan en hayatın içinden olanlarından biri ise trafiktir. Artan nüfus ve gelişen teknoloji ile zaman değer kazanmış, buna bağlı olarak ulaşım herkesin öncelikli ihtiyaçlarından biri haline gelmiştir. Bu şekilde, ulaşımın karmaşıklaşması ile hayatımıza giren trafik beraberinde farklı risk unsurlarını da getirmiştir. Bu risk unsurlarından belki de en önemlisi insanların can güvenliğidir. Bu bağlamda, insanların her gün saatlerini geçirdiği trafikte güvenliğin sağlanması zorunluluğu doğmuştur. Zira özellikte trafikte, bireylerin can güvenliğini tehlikeye atabilecek durumlarla sık sık karşılaşılmaktadır. Bu durumların önlenebilmesi ve hem yayaların hem de sürücülerin güvenliğin sağlanabilmesi hem bu işin uzmanları hem de durumu yaşayan bizler için en önemli amaçtır. Her modern toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da trafik kuralları, can güvenliğinin sağlanmasında ana unsur olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle trafik güvenliği üzerine yapılan çalışmalar ve uygulamalar toplumlar için zaruridir.

Gelişen teknolojinin ve dolayısıyla küresel ısınmanın dünya üzerindeki olumsuz etkileri göz önüne alındığında trafikte sürdürülebilir araçları görme ihtimalimiz de günden güne artıyor. Örneğin, elektrikli raylı sistemler ve elektrikli otobüsler enerji verimliliğini sağlayarak karbon salınımını en aza indirgiyor ve bu araçların kullanımı daha yaşanabilir bir dünya için adımlar atıyor. Buna ek olarak ülkemizde de Hop, Martı gibi elektrikli araçların da git gide popülerleşip yeni elektrikli araç markalarının da piyasada yer aldığını görmekteyiz. Fakat maalesef ülkemizin gergin trafik atmosferi bu araçlar için güvenli bir alan sunmuyor tıpkı yayalara da sunmadığı gibi. Yayalar hem trafikte hem trafiğin görece daha az yoğun olduğu çeşitli yol alanlarında tehlikenin ucunda olan grubu oluşturuyor. Yayaların tehlikede olmasının sebeplerinden biri Türkiye’nin de içinde bulunduğu diğer gelişmekte olan ülkelerde gözlemlediğimiz sistemsel altyapı eksiklikleridir. Bir diğer sebep yayaların ve sürücülerin trafikteki tutumudur. Kendilerine bir şey olmayacağını düşünerek eylemlerini sürdüren yayalar bazen kendilerini bir filmde yaşayan ölümsüz karakterler gibi düşündüklerinden hayatlarını riske atacak eylemlerde bulunmaktan çekinmezler. Bu ölümsüz olacaklarına olan inanç yayaların zaman zaman riskli olayların başrolünde olmalarına sebep olur. Örneğin yayaların kırmızı ışıkta geçmesi sürücülerin kırmızı ışıkta geçmesinden daha masum olduğuna dair bir inanç vardır. Bu inanç “Zaten tüm yayalar kırmızı ışıkta geçiyor.” düşüncesiyle daha da kuvvetlenip pekişiyor. Oysaki bu iki durumda birilerinin hayatının tehlikede olabileceği koşullar doğurur. Ek olarak, burada yayaların hayatını riske atan sürücüler değil kırmızı ışıkta geçen yayaların kendisidir. Sonuç olarak yayalar gerek yayaların ve sürücülerin tutumlarıyla gerek sistemsel ve kültürel eksikliklerin sonuç sonucunda trafikte en savunmasız ve tehlikeye en yakın gruplardan en önemlisini oluşturur. Yayaların bu dezavantajlı konumunu değiştirmek ve trafikteki koşulları iyileştirmek bizi trafikte güvenli alana bir adım daha yaklaştırır. Yayaların güvenliğini sağlamak trafik güvenliğini sağlamakta en önemli faktördür çünkü daha önce de dediğim gibi yayalar trafikteki en savunmasız gruplardan birini oluşturur, onları koruyan tek şey o sıra üzerlerindeki kıyafetlerdir. Bu yüzden trafikteki amacımız bu savunmasız grubun elinden tutarak kültürel anlamda bir “Yaya Ülkesi” mottosunu yakalamak olmalıdır. Trafiği, trafiğin tüm kanallarına egemen olan araçların tekelinden çıkarıp yaya önceliğinin temelleri atılmalıdır ki trafikte önce can güvenliğini sağlayıp hepimiz için daha huzurlu iletişim kaynaklarına ulaşabilelim. Bu huzurlu iletişime ulaşmak için de trafikteki güç dengelerini incelememiz gerektiğini düşünüyorum. Yaya-sürücü, onlar- bizler gibi toplumu ayrıştıran ikircikli sistemden sıyrılıp trafikteki ilişkilenmelere bütüncül olarak bakılması trafikte egemen olan güç zehirlenmelerinin önüne geçip daha sağlıklı iletişim biçimlerine yol açacaktır. Fakat tüm bunları ele aldığımız ülkenin sosyoekonomik koşullarından bağımsız düşünemeyiz. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi atmosferinin trafikteki huzuru yakalamaya çok da yakın olmadığını vurgulayarak daha huzurlu daha mutlu daha sağlıklı ve daha güvenli günlerin umuduyla…

Feride Tuğçe PARLAK – COVID-19’dan Daha Tehlikeli Olabilir!

COVID-19’un hayatımıza girmesiyle birlikte insanoğlu sağlığını korumak için türlü türlü önlemler almaya başladı: maskeler, dezenfektanlar, karantina vb. Peki ya aslında her gün COVID-19’dan daha riskli bir tehlike ile karşı karşıya kalıyorsak? Türkiye’de her gün ortalama 3 bin 368 trafik kazası yaşanıyor ve %15’i ölüm ve yaralanmayla sonuçlanıyor. Neredeyse hepimiz yaya ya da şoför olmak fark etmeksizin işe, okula ya da pazara gitmek için trafiğe çıkıyoruz. Bu yüzden, aslında hepimiz tehlikedeyiz.

Trafik kazaları için yayaların araç sahiplerini, araç sahiplerinin ise yayaları suçladığına hiç şahit oldunuz mu? Buna verebileceğimiz cevap düşündüğünüzden daha karışık olabilir. Bazen ikisi de suçludur, bazen ise suçlu ikisinden de fazlasıdır çünkü trafik kazaları insan, araç ve çevre etkileşiminden doğar. Yani, bazen hem yaya hem de şoför trafikte gerçekten dikkatli olsalar bile yanlış zamanda yanan bir trafik ışığı ya da bozuk bir yol kazaya sebep olabilir. Yine de biz trafikte en önemli faktörlerden biri olan insanlar olarak üstümüze düşenleri yapmalıyız.

Trafikte güvenliği sağlamak ve hayatınıza kazasız bir şekilde devam etmek istemez misiniz? İşte yapmanız gerekenler: Dikkat edin! Yaya da olsanız araç sahibi de olsanız dikkatli olmanız gerekiyor. Araç sahipleri olarak uykulu, yorgun ya sarhoşsanız araç kullanmayın. Trafik levhalarına ve hız sınırların uyun. Hatalı ya da gereksiz sollama yapmayın. En önemlisi ise yolun asıl sahibinin siz olduğunu düşünmeyin! Yol, hem 4 tekerlekli araçlar, motosikletler, bisikletliler hem de yayalar içindir. Sadece kendinizi düşünerek değil empati kurarak yola devam edin!

Peki ya yayalar? Yayalar olarak düştüğümüz en önemli hata yolun pasif kullanıcıları olduğumuzu düşünmemizdir. Trafik psikolojisi dersini almadan önce ben de böyle düşünüyordum. Oysa biz de araçlar ya da bisikletliler kadar trafiğin içinde yer alıyoruz. Tıpkı diğer yol kullanıcıları gibi trafik kurallarına uymalıyız ve bir kazaya sebep olmamak için dikkatli olmalıyız. Küçük bir tüyo: Geceleri ya da sisli havalarda araçlar tarafından fark edilmek için parlak renkler giyebilirsiniz.

Sanırım tüm bunları yaptıktan sonra şunu sorabilirsiniz: Ben bireysel olarak elimden geleni yapıyorum. Peki ya ülkemiz ya da dünya trafiği daha iyi hale getirmek için neler yapıyor? Dünya çapında birçok ülke trafiği daha güvenli, ekonomik ve teknolojik bir hale getirmek için çalışmalar yapıyor. Örneğin, bazı ülkeler daha sürdürülebilir bir trafik için elektrikli tren ve elektrikli araba kullanımını yaygınlaştırıyorlar ve araba kullanımı yerine çevreye zararsız bisiklet kullanımını teşvik ediyorlar. Daha güvenli bir trafik içinse insan faktörünü en aza indirmeye çalışıyorlar. Otonom araçlardan söz ediyorum. Henüz hayatımıza girmemiş olsalar da otonom araçlar için daha az trafik, daha az kaza ve daha az maliyet sağlayacağı öne sürülüyor.

Yine de ne olursa olsun insanlar olarak trafiğin içinde bir şekilde var olacağız. Bu yüzden en büyük sorumluluk yine bize ait. Lütfen, trafiğe her çıktığınızda, verdiğiniz her kararın hayatınızın en önemli kararı olabileceğini unutmayın. Sadece kendinizin değil diğer canlıların da güvenliği size bağlı olabilir. Dikkatli sürün, yürüyün ve yaşayın!

Feyza Hannan ÖZDİNC 

Neredeyse her gün televizyonda otoyollarda olan kazalar duyuyoruz ve izliyoruz. Bir aracın kontrol kaybetmesi veya ters yönde ilerlemesi gibi. Bu durumlarda, birçoğumuz bunun nasıl olabileceğini ve yol güvenliğini sağlamak için ne yapabileceğimizi düşünüyoruzdur.

İşe giderken alışverişe giderken, arkadaşlarla buluşurken, doktora giderken, her durum için hareketliliğe ihtiyacımız var. Hem temel ihtiyaçların karşılanması hem de sosyal katılım için. Hareketlilik, çok veya az trafikle sağlanabilir. Başka bir deyişle, trafiği azaltmak, hareketliliği otomatik olarak sınırlamaz. Ancak, daha az trafik kesinlikle olumsuz çevresel etkisini azaltır.

Her ne kadar yayalar, bisikletliler ve motosikletliler incinebilir yol kullanıcıları grubunda olsa da günümüzde farklı kullanıcılar da bu gruba girmeye aday. Bu gruplara yeni dahil olanlar arasında son zamanlarda yol kenarlarında ilerleyen e-scooter kullanıcıları var. Genelde genç yaştaki insanların kullandığı bu araçlar oldukça tehlikeli ve daha çok araştırılması gereken bir grup. Tabii farklı etkenler de riski arttırabiliyor. Mesela risk alma davranışını etkileyen kişilik özellikleri var. Örnek olarak sorumluluk duygusu ve uyumluluğu yüksek olan insanlar kazalardan kaçınmak için sürüş davranışlarını düzenleme yeteneğine sahipler.

Karakteristik özelliklerin yanı sıra fizyolojik faktörler de trafik güvenliğini etkiliyor. Bunlardan en önemli ve bilinenler madde ve alkol kullanımı, uykusuzluk ve dikkat dağıtan etkenlerdir. Fakat en az bu maddeler kadar riskli olan faktörler de var. Bunlardan görsel dikkat, rota aşinalığı, trafik yasaları konusunda bilgi sahibi olmak sürücülerin tehlike algılama ve müdahale becerilerini etkiler. Çevresel değişkenler de sürücü davranışlarını etkiler. Bunlar: kazalarda çevrenin rolü, yol kullanıcısı davranışı ve performansı üzerindeki etki, karayolu tasarımı, yol aydınlatması, trafik kontrol cihazları olarak örnek verilebilir.

Tüm bu saymış olduğum faktörlerin gelecekte belki de hiçbir anlamı kalmayacak. Gelişmiş Sürücü Yardım Sistemleri halen geliştirilen bu sistem sürücülere sürüş konusunda yardımcı oluyor, insan sürüşündeki boşlukları telafi ediyor, kazaların oluşmasını önleyerek güvenliği aktif olarak artırıyor ve son olarak sürücünün iş yükünü hafifletiyor. Şu an her ne kadar otomasyonlu araç sayısı Türkiye ve dünyada çok yaygın olmasa da yakın gelecekte sürüş asistanı ve kısmi otomasyonlu araçlar yaygınlaşabilir. Ve daha uzun vadeli düşünürsek tam otomasyonlu araçlar yaygınlaşabilir. Bununla beraber etik çelişkiler ve sorunlar da gelecekte sıklıkla karşılaşacağımız konular olacaktır.

Son olarak daha güvenli bir trafik için gelecek nesilleri bilinçlendirmenin önemini hatırlamamız gerekiyor. Kazaları engelleme konusunda yapılacakların başında ise bireylerin trafik kuralları konusunda bilinçlendirilmesi gelir. Ve bu kurallar sadece küçük yaşlarda öğretildiğinde yetişkinlikte kalıcılık gösterir. Birey olarak trafikte tek kullanıcı olmadığımızı unutmamamız gerekiyor.

İSİMSİZ YAZAR 

Gerek araç sürücüsü gerekse yaya olsun, trafikte yer alan neredeyse herkes bir kaza atlatmıştır ya da küçük bir farkla kurtarmıştır. Çoğumuz hatanın kendimizde olduğunu düşünmek bile istemeyiz. Peki kazalarda hep karşı taraf mı suçlu? Aslında trafik üzerine yapılan psikolojik çalışmalar gösteriyor ki çoğu kazada tek başına insan suçlu değil. İnsan faktörü, çevresel koşullar ve araç birlikte etkileşip kazayı doğuruyor. Yani sadece araçtan, çevreden ya da süren insandan, yola çıkan yayadan kaynaklandı diyemeyiz çoğu kazada. Bütün bu faktörlerin kombinasyonu kaza riskini doğuruyor. Yol güvenliğini artırmak, kaza riskini azaltmak için yapılan bütün adımları bu faktörlerin birbirleriyle nasıl etkileştiğini göze alarak atmak gerekiyor. Ülkemizde yapılan çalışmaların gösterdiği ölümlü ve yaralanmalı kazaların yüksek oranları trafik güvenliği alanında acil adımlar atmamızın önemini gözler önüne sürekli seriyor.

Yayalar, motosiklet sürücüleri, bisikletliler trafikte en çok risk altında olan grupların başında geliyor. Yolların çoğunlukla araç sürücüleri düşünülerek tasarlanmış olması, çoğu yerde bisiklet yollarının olmaması, hatta bazı yerlerde kaldırımların park eden arabalarla işgal edilmiş olması bu riskli grupların trafikteki güvenliğini iyice düşürüyor.

Her yol kullanıcısı maalesef trafik güvenliğini eşit seviyede göz önünde bulundurmuyor. Kimi insanlar kurallara uymaya ve diğer insanların haklarına saygı gösterirken kimi insanları göz göre göre kazaya davetiye çıkarır şekilde davranıyor. Peki bu farklı davranışların kaynağı nerden geliyor? Trafik psikoloji alanında yapılan çalışmalara göre bireysel özellikler ve kültürel özellikler bu farkı açıklıyor. Örneğin sorumluluk seviyesi (conscientiousness) yüksek bir kişi daha az kazaya karışırken, dışa dönükler (extraversion) daha çok kazaya karışıyor. Aynı zamanda ülkece ortak paylaştığımız bazı özelliklerin de trafiğe etkisi var. Örneğin Türkiye güç mesafesi, (toplum içinde gücün eşit bir şekilde dağılmadığını gösteren bir ölçüt) (power distance) yüksek bir ülke, çalışmalar bu faktörün de kazaların artmasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Kısaca kişilerin trafikteki davranışını etkileyen faktörler sandığımızdan da kompleks ve bunları anlamak için psikoloji bilimine de ihtiyacımız var.

Yol kullanıcıların farklı tutumlarını ve davranışlarını anlamak bile kendi başına zorlu bir görevken, önümüzde çok daha büyük bir hedef daha olmalı. Türkiye’deki trafiği, gelişmiş ülkelerdeki trafik kadar güvenilir bir hale getirmek. Çalışmalar gösteriyor ki Türkiye’deki yol kullanıcıları buradaki trafiği tahmin edilemez, kaotik ve dinamik buluyor. Yunanistan da benzer şekilde rapor edilmiş. Fakat Fin ve İsveçli yol kullanıcıları ise kendi ülkelerindeki trafiği daha stabil ve işe yarar şekilde yorumlamış.  Her gün ister yaya ister araç sahibi olarak bulunalım, bir şekilde trafikte olmaya mecburuz. Öyleyse neden biz de stressiz ve can tehlikemiz olduğunu hissetmeden bir şekilde ulaşımımızı sağlamayalım ki? Gelişmiş ülkelerin sistemlerini detaylı bir şekilde araştırarak, etki eden fiziksel, psikolojik ve kültürel faktörleri öğrenip ülkemize uygun bir şekilde uyarlayıp biz de amaçladığımız güvenli trafik hedeflerine ulaşabiliriz. Bu hedef doğrultusunda, bu çalışmaları bizlere ulaştıran trafik psikologları, emniyet, yolları tasarlayan mühendisler ve trafik süreçlerinin her aşamasında yer alan diğer her mesleğin katkılarıyla ciddi adımlar kat edebiliriz. O zamana kadar ise bireysel sorumluluğumuzu unutmadan, yaptığımız her ihlalin hem kendimize hem de başkalarının can güvenliliğine risk oluşturduğunu unutmadan, bir kez kırmızı da geçsem ne olur demeden kuralları ihmal etmeden trafikte bulunmaya devam etmeliyiz. Çünkü trafik bireysel davranışların bir toplamı. İhlalde bulunan herkes güvensiz trafik ortamına maalesef katkıda bulunuyor. Aynı zamanda diğer yol kullanıcılarına kibar ve anlayışlı davranmak, bağırmak ve agresif şekilde korna çalmak gibi davranışlardan kaçınmak da bireysel sorumluluğun bir parçası.

Kendi kendini süren ya da şerit takip kontrol sistemi gibi değişik seviyelerde otomasyon bulunduran araçlar da güvenli trafik hedefine ulaşmamız için büyük bir umut sağlıyor. Çalışmalar Türkiyedeki yol kullanıcıların, İsveçli yol kullanıcıları kadar otomasyona olumlu yaklaşmadığını gösterse de, otomatik araç sistemleri halen büyük bir potansiyel arz ediyor.

İrem KÜSMÜŞ – BİR SAĞLIK SORUNU OLARAK TRAFİK GÜVENLİĞİ

Trafik, hayatımızın kaçınılmaz bir parçası. Kimimiz işe, kimimiz okula gitmek için her
sabah yola koyuluyor; günümüzün azımsanmayacak bir bölümünü yol kullanıcılarından biri
olarak geçiriyoruz. Belki de hayatımızın bu kadar içinde olduğundan, trafiğin aslında ne kadar
riskli bir ortama dönüşebileceğini unutuyoruz. Bir düşünün, bu kadar sık bir şekilde her gün
bir parçası olduğunuz daha riskli bir eylem var mı hayatınızda? Her gün trafiğe çıktığımızda
veya bir halk otobüsüne bindiğimizde, aslında hayatımızı büyük seviyede etkileyecek bir risk
almış oluyoruz. Toplum içindeki bazı bireyler için bu risk daha da büyük. Savunmasız yol
kullanıcıları olarak tanımlanan bu grubun içine çocukları, bisiklet kullanıcılarını ve engelli
bireyleri dahil etmek mümkün. Bu gruba dahil olan insanlar için trafik güvenliği çok daha
hayati bir husus olsa da trafik güvenliğinin sağlanması yayadan sürücüye her yol kullanıcısı
için fazlasıyla önemli. Öyle ki, trafik kazaları Dünya Sağlık Örgütü tarafından “halk sağlığı
sorunu” olarak tanımlanıyor (Dünya Sağlık Örgütü, 2004). Oysa bu sorunu minimize etmenin
yolu çok basit: var olan trafik kurallarına uymak.

Trafik kuralları bize çocukluğumuzdan itibaren öğretildi. Karşıya geçerken önce sola,
sonra sağa, sonra tekrar sola bakmayı öğrendik önce. Sonra ilkokula başladık; trafik güvenliği
dersi aldık, trafik levhalarını öğrendik. Peki trafik güvenliğine uygun hareket etmeyi
öğrenebildik mi? Bu sorunun cevabını vermek için fazla araştırma yapmaya gerek yok, sokağa
çıkmanız yeterli. Türkiye’de; güvenliği değil bir yerlere yetişmeyi, rekabeti, agresifliği ön
plana koyan bir trafik kültürü hâkim. Emniyet Genel Müdürlüğü ve ODTÜ Psikoloji Bölümü
Güvenlik Araştırma Birimi ortaklığı ile 2016 yılında yayımlanan “Sürücü ve Ön Koltuk
Yolcularının Emniyet Kemeri Kullanımı” adlı rapora göre, Türkiye’de şehir içi ulaşımda
sürücülerin %42,4’ü, yolcuların ise %31’i emniyet kemeri takıyor. Bir kaza durumunda hayatta
kalma ihtimalini önemli bir miktarda arttıran ve en basit trafik güvenliği yöntemlerinden biri
olan emniyet kemeri takma oranlarının bile böylesine düşük olması, bize çok şey gösteriyor
aslında. Ülkemizde insanlar, her gün haberlerde ve sosyal medyada gördükleri o “vahim”
kazaların kendi başlarına da gelebileceğini görmezden gelerek yaşamayı tercih ediyor. Bu
“benim başıma gelmez” düşüncesi aslında hayatımızın her alanında olduğu gibi trafikte de
etkisini gördüğümüz bir yanılsama. Bu anlamda, yol kullanıcılarının hayatlarını tehlikeye
atabilecek kazaların onların da başına gelebileceği konusunda farkındalık kazanması, trafik
kurallarına bilinçli bir şekilde uyabilmeleri için önem taşıyor. Ülkemizde, trafik kurallarına
uyan kesimin birçoğu bunu ceza yememek için yapıyor ve dolayısıyla polis gözetiminden uzak
yerlerde kuralları ihlal etmekten çekinmiyorlar. Bunun sonucunda da her yıl yüzlerce ihlal ve
kaza ile karşı karşıya kalıyoruz.

Ülkemizde ve dünyada, trafik kuralları sıkı bir biçimde uygulanıyor ve yol
kullanıcılarının ihlalleri sıkı denetimlerle engellenmeye çalışılıyor. Buna ek olarak, ehliyet
alırken sürücü adayları sıkı bir sınavdan geçiyor ve yeterli yetkinliğe sahip olmayan adayların
trafiğe katılımı engelleniyor. Kural ve denetim konusunda ne kadar ileri gidilse de trafik
güvenliği sorunlarının tek sebebi kural ihlali ve yetersizlik değil. İş yerinde maruz kaldığı
baskıdan dolayı saatlerdir araç kullanan ve artık yorgunluktan gözleri kapanan bir tır sürücüsü
de kazaya sebebiyet verebilir, makas atmanın çok havalı olduğunu düşünen bir genç sürücü de.
Bu anlamda, ülke bazında trafik güvenliğinin sağlanması için toplumda aslında trafikle ilgisi
yokmuş gibi gözüken bazı değer yargılarının değişmesi gerekiyor. Trafikle ciddi derecede ilgisi
olan bu kültürel düşünce ve davranış kalıpları her ülkeye göre değişiklik gösteriyor.
Hofstede’nin Kültürel Boyutlar Teorisi’ne göre, her ülkede bireylerin davranışlarını etkileyen
bazı kültürel değişkenler var (Hofstede, 1980). Bunlardan Türkiye’de trafiğe en çok ilgisi
olabilecek boyutlardan biri güç mesafesi. Türkiye güç mesafesinin fazla olduğu kültürlerden
biri, bu da toplumdaki kuralların herkese eşit olarak uygulanamayabileceğini gösteriyor bize.
Bir trafik kuralı “normal” vatandaş için geçerliyken, hiyerarşik olarak üst seviyede bulunan bir
vatandaş o kurala ve ihlal durumunda verilen cezaya tabi tutulmayabiliyor. Bu da toplumda
kurallara bakış açısını negatif etkileyen bir durum. Hofstede’nin bulgularına göre kültürel
boyutlardan biri olan maskülen – feminen toplum ayrımında Türkiye’nin belirgin bir tercihi
yok. Ancak trafiği gözlemlediğimizde, maskülen bir trafik kültürünün hâkim olduğunu
görebiliriz: trafikte güç, rekabet, ve üstün olma duygusuna fazlasıyla rastlıyoruz. Trafikte
sıklıkla karşılaştığımız yol verme veya park yeri kavgalarını bu kültürel etkenle
açıklayabilmemiz mümkün. Buna ek olarak, trafikte kadın-erkek ayrımını ve kadınların maruz
kaldığı şiddetli negatif tutumları da bu kültürel boyutla ilişkilendirebiliriz. Hız sınırını
geçmemek, takip mesafesini korumak, yol vermek gibi basit ve önemli kurallara uymanın
feminenlikle bağdaştırıldığı; bir sürücünün kurallara ne denli uymaz ve risk alırsa o kadar iyi
bir sürücü olarak görüldüğü bir toplumda yaşıyoruz. Tüm bu faktörleri düşündüğümüzde, trafik
güvenliğini sağlamak için yalnızca kurallar ve cezalar koymanın ne kadar yüzeysel bir çözüm
olacağını görebilmek hiç zor değil.

Trafik toplumun her bireyinin bir parçası olduğu dinamik bir ortam olduğundan, trafik
güvenliğinin sağlanması için mühendisler ve emniyet görevlileri kadar sosyolog ve psikoloğa
da ihtiyaç var. Bir toplumun kültürel yapısını, normlarını ve tutumlarını analiz etmeden kurallar
koymak ve bireylerin bu kurallara uymasını beklemek gerçekçi bir yaklaşım değil. Toplumda
trafik güvenliğinin sağlanabilmesi için farklı meslek grupları el ele verip sorunların köküne
inebilirse gerçek çözümlerden bahsedebiliriz. Örneğin, bir trafik levhasının yerleştirileceği
konum bir mühendisi ilgilendirirken; levhanın rengi ve içeriği gibi konular bir psikoloğu
ilgilendirebilir. Bu anlamda, hayatımızın merkezinde bulunan ve güvenliğimiz için büyük
önem taşıyan bu konu için karar vericilerin yeterli bütçe ayırması ve gerekli meslek gruplarına
istihdam sağlaması büyük önem arz ediyor.

Eğer Türkiye’de trafik güvenliğinin gelişmesini hedefliyorsak, öncelikle toplumsal bir
değişim şart. İstediğimiz kadar caydırıcı cezalar koyalım, karşıdan gelen araca yol vermenin
kişiyi aşağılayan ve feminen kılan bir davranış olduğunu düşünen bireyler var oldukça,
cezaların etkisi yüzeysellikten ileri geçemeyecek. Trafik güvenliği konusunda küçük yaştan
itibaren çocukların eğitilmesi önemli olduğu gibi, toplumun her bireyinin trafik güvenliğini
sağlamayı bir vatandaşlık görevi olarak görmesi de hayati derecede önem taşıyor. Peki bir birey
olarak ne yapabiliriz? Trafik güvenliğini sağlamanın neden hayati derecede önemli olduğunu
içselleştirip; ailemize, çocuklarımıza da bu farkındalığı aşılayabilirsek bu vatandaşlık
görevimizi yerine getirebiliriz ancak. Unutmayalım, toplumun gelişim göstermesi öncelikle
bireyden başlar; birey değişmeden toplum değişmez. Bir halk sağlığı sorunu olan trafik
güvenliğinin sağlanması da ancak bireylerin farkındalık kazanmasıyla gerçekleşebilir.

İrem ORHAN – Her Birimiz Sorumluyuz

Geçenlerde bu işlerle çok da haşır neşir olmadığını düşündüğüm uzaktan bir akrabamın, terapiye gitme niyetinde olduğunu duymuş bulundum. Nedeni ise daha çok ilgimi çekti: “trafikte çok sinirleniyormuş.” Akrabamın bu çözüm odaklı tutumunu takdir etmekle beraber, aklıma bir düşünce takıldı. Gündelik hayatında böyle bir şeye ihtiyacı olduğu aklına gelmeyen bu tanıdığım, direksiyona geçince demek ki kendinden geçiyordu. İki farklı “persona”sı vardı adeta!

Trafikte muhatap olmak zorunda olduğumuz kimselere ve onların hatalarına karşı daha anlayışsızız. Her gün onlarca dakikayı sosyal medyada öldürmeye razı iken, trafikte beklediğimiz saniyeler birer ömür gibi geliyor. Şen şakrak olarak tanıdığınız nice kişilerin, trafikte canavara dönüştüklerine hepiniz şahit olmuşsunuzdur. Üstelik bu kritik değişimi sadece direksiyon başındaki insanlar yaşamıyor. Sürücü olanlar dahil her birimiz yaya konumunda bulunuyoruz. Yaya olanlarımız dahil her birimiz toplu taşıma, taksi, bireysel taşıt gibi araçlar kullanıyoruz. Yani bu durumda, her birimizin birer trafik “persona”sı yok mudur? Olası bir kazada ya da kavga durumunda her birimiz hemen hemen eşit oranda tehlikedeyken, hepimizin terapist araması gerekmez mi!

Hepimiz hata yaparız. Bu kanı kimilerini gergin kimilerini ise rahatlamış hissettirebilir. Fakat gerçek şu ki: hatalarımızın sonuçlarını başkalarıyla birlikte ödüyoruz. Özellikle de bireysel hareket etmenin mümkün olmadığı, insanın var olmak için yine insana ihtiyaç duyduğu bir oluşum olan trafikte! Böyle bir düzende kişisel hatalarımızı minimuma indirmek için büyük çabalar sarf etmeliyiz ama tek başına bu yeterli olmayacaktır. Birlikte kullandığımız bu trafik denen oluşumun öteki üyelerinin hatalarını ve hatalarının getireceği sonuçları da tamamen mümkün olmasa da olabildiğince etkisiz hale getirmeliyiz. “Bu nasıl olabilir peki?” Diye sorduğunuzu duyar gibiyim sevgili okur. Başta bahsettiğim akrabam kendi payına düşeni yapmak için yol arayışına koyulmuştu. Fakat demek ki bu durum benim çevremde o kadar nadir ki bu kadar ilgimi çekti. İnsanların geneli hatayı karşıda ararlar. Ne kadar ararlarsa arasınlar hatta ve hatta bulsunlar, ellerine bu hatanın varlığından başka bir şey geçmez. Halbuki hata kendilerinde olsa işler her zaman daha iyiye gidebilir. Sonuçlarını düzeltmenin, telafi etmenin ya da bir daha yaşanmamasının yolları bulunabilir. Fakat bir başkasının hatası için elden ne gelir? Her toplumsal sorun gibi bu durum da “herkes evinin önünü süpürse dünya tertemiz bir yer olur” denerek kendi haline bırakılabilir. Yeterli olmayacağı çok açıktır. Yayalar dahil her trafik kullanıcısının psikolojik durumu belirli aralıklarla kontrol edilmelidir. Nasıl ki trafiğe çıkacak araçlar bir çeşit muayeneden geçer, insanlarda neden bu yöntem işe yaramasın? Kazaların psikolojik sorunlarla ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim: trafik kazalarının önemli bir kısmı hız limitini aşma durumundan, yine önemli bir kısmı ihmalden kaynaklanıyor. Aşırı sinirlenme gibi hız tutkusu, alkollü araç kullanma yahut sorumsuzluk, ihmalkarlık da birer insan sorunu değil midir?

İhmal demişken, gençlik yıllarımda televizyon izlerken national geographic kanalında “tehlike yükleniyor adlı bir programa denk gelirdim. Program şans eseri kayda alınmış bazı kazaların birkaç dakika öncelerini ele alıyordu: kayıtların her birinde, kazanın gelişine dair birden fazla işaret bulunuyordu. Olası tehlikeyi öngörme programı gibi bir şeydi. Trafikte, genel kanının aksine “kaza geliyorum der” gibi bir mesaj çıkıyordu programdan. Belki en azından daha kontrol edilebilir ve sayıca belirli bir grup olan sürücülere, yani ehliyet alan her bireye bu tehlike analiz yeteneği kazandırılabilseydi her şey çok daha farklı olabilirdi. Yalnız analiz etmek yetmez, bir de bu işaretleri ciddiye almanın önemi, her sene trafik kazalarında yaşanan can kayıplarının ve sakatlıkların istatistiği, bazılarının vahimliği, bazı vurdumduymaz trafik canavarlarına öğretilebilseydi yine bir şeyler değişirdi diye hayal ederken buluyorum kendimi.

Bu kadar kaza ihtimallerinden bahsettik, içimizi kararttık. Hiç mi bir şey değişmeyecek? Bu kadar karamsar mı olunmalı? Cevap ne evet ne de hayır… trafik güvenliği meselesi her geçen gün daha da önem kazanıyor. Artan nüfus, yükselen yaşam standartları gerek ülkemizde gerek tüm dünyada trafiğin kullanımını da arttırıyor. Hal böyle olunca ne karamsar bakmak ne de hayıflanmak, yaklaşmakta olan trafik curcunasından bizleri kurtarıyor. Teknoloji ilerledikçe araçlar daha güvenli daha akıllı hale gelecektir. Bizlerin payına düşense kullanıcıları da daha bilinçli güvenli ve “akıllı” yetiştirmek. Dünyada ülkelerin istatistiklerine baktığımızda, kurallara uymama, kullanıcı kaynaklı kazaların yüzdesinin; ülkenin eğitim sisteminden alınan verim ile ters orantılı olduğunu anlayabiliriz

Öncelikle kendine ve başkalarının hayatlarına saygılı bireyler yetişirse, bu hayatlara verilen değer, “birkaç” trafik kuralına uymayıvermekten, yolları düşünmeden hesapsız kitapsız yapmaktan, hız sınırını biraz aşmaktan, ya da bir kaza sonucunda kanlı bıçaklı kavgaya tutuşmaktan bizleri alıkoymaya yetecektir!

İsmail KONUK 

Gündelik hayatta, tüm insanlar olarak sürekli konum değiştirme durumunda kalıyoruz. Kimilerimiz işyerlerine, kimilerimiz okula ve farklı lokasyonlara doğru yolculuk yapmak zorundayız. Bu durum ise hayatımızda her gün karşılaştığımız bir kavramı oluşturuyor. Trafik. Her gün etkileşim içinde olduğumuz bu gerçek, devamlılığını sürdürebilmesi yani tüm insanların uyum içinde ulaşım ihtiyacını giderebilmesi için güvenli bir halde olması ve bu güvenliğin her gün geliştirilmesi gerekmektedir. Ülkemizde ve dünyada güvenli ve sürdürülebilir trafik için birbirinden farklı olanaklardan faydalanılmaktadır. Araçla seyahat ederken bunları görmemiz mümkün. Sürücülerin fazla hızlanıp diğer insanları ve araçları tehlikeye atmaması için hız sınırları ve bu sınırları gösteren işaretler,kasisler ve radar uygulamaları bunlardan bazıları. Çevre veya yol ile ilgili bilgi vermek amacıyla da trafik işaretleri ve uyarı levhalarından faydalanılmaktadır. Peki trafikte sadece bunlarla mı karşılaşıyoruz? Tabiki hayır. Trafikte çeşitli gruplar da yer almaktadır. Bunlar taşıtlar, motorsiklet sürücüleri, bisiklet sürücüleri ve yayalar olmak üzere sıralanabilir. Elbette bu grupların hepsi, trafikte eşit derece de güvenliğe sahip değil. Amerika Birleşik Devletleri Ulaştırma Bakanlığı Ulusal Karayolu Güvenliği Stratejisi’ne göre trafik kazasına karıştığında, en fazla yaralanma ve ölüm riski altında olan gruplar ‘savunmasız yol kullanıcıları’ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre yaşlı ve engelli yayalar olmak üzerek tüm yayalar, bisiklet kullanıcıları ve motosiklet kullanıcıları bu gruba dahil olmaktadırlar. Gündelik hayatta çeşitli nedenlerle çeşitli grupların içinde trafikte yer almaktayız. Trafikte kendimizin ve diğer insanların güvenliğini sağlamak ve kimseyi tehlikeye atmamak için birtakım kurallara uygun bir şekilde hareket etmemiz gerekmektedir. Öncelikle ‘savunmasız yol kullanıcıları’ grubunu aklımızda  bulundurmalıyız. Eğer trafikte bu grubun içindeysek, olası bir trafik kazasında en büyük risk altında olanın biz olacağımızı düşünerek, trafik kurallarına uygun bir şekilde yolculuk yapmalıyız. Örneğin bir yaya olarak, yaya geçitleri dışında yolda olmamalıyız ve mümkün oldukça üstgeçit ve altgeçitleri kullanmalıyız. Eğer bu grupta yer almıyorsak, bu grupta yer alan insanların güvenliğini düşünmemiz gerekmektedir. Trafik ışıklarına, yaya geçitlerine azami derecede dikkat etmeli ve ‘savunmasız yol kullanıcıları’ grubundaki insanların güvenliğini sağlamalıyız. İkinci olarak ise yorgunluk unsurunu göz önünde bulundurmalıyız. Yazının önceki kısmında da belirtildiği üzere trafikte birçok sorumluluğumuz bulunmakta fakat yorgunluk unsuru devreye girdiğinde bu görevleri olması gerektiği gibi yerine getiremeyebiliriz. Bu durumda mümkün olduğunca trafiğe çıkmamak bizim ve diğer insanların faydasına olacaktır. Eğer çıkmak zorunda kalınıyorsa, bu kuralları göz önünde bulunduran birisi ile çıkmalıyız. Trafik güvenliğini sağlarken dikkat etmemiz gereken başka kavramlarla da karşılaşmaktayız.Trafik kazasına neden olan unsurları düşündüğümüzde en temelinde insan davranışları (sürüş becerisi, hatalar, ihlaller) ve çevresel faktörleri ( yollar, trafik işaretleri,altyapı) gözlemleyebiliriz. Dolayısıyla bu iki faktör trafik güvenliği için kritik öneme sahiptir. Peki bizim amacımız ne olmalı ? Ana hedefimizin daha güvenli bir trafik olduğunu belirtirsek, hedeflememiz gereken başta bu iki faktörü, trafik kazalarını minimize edecek şekilde geliştirmek en temel amacımız olmalı. Genel perspektiften baktığımızda trafikte insan davranışlarını daha güvenli hale getirmek için sürücü kurslarının ders programları revize edilip, insanların sürüş becerilerini geliştirmek için çeşitli imkanlardan faydalanılabilir. Örneğin sadece araç içinde pratik yapmak yerine buna ek olarak trafik simülasyonlarından faydalanılırsa, sürücünün sadece araç hakimiyeti değil aynı zamanda tehlike algılama becerisinde, trafik kurallarına uyma alışkanlıklarında gelişim kaydedilebilir ve hatalarında maliyetsiz ve kimseye zarar vermeden ders çıkarıp daha güvenli bir sürücü olarak trafiğe katılabilir. Aynı zamanda sadece sürüş becerilerini değil, çevresel faktörlere uyumlu bir şekilde sürüş yapma becerisinde de gelişime olanak sağlayacaktır. Değişik hava şartlarında, yol şartlarında ve farklı çevresel etmenler altında sürüş pratiği yapmak sürücüyü hem daha güvenli hale getirip hemde daha güvenli trafik oluşturma da insanlara fayda sağlayacaktır. Kişisel perspektiften bakıldığında ise, yazının önceki kısımlarında belirtildiği üzere, trafikte güvensizlik yaratan davranışlardan kaçınmalı, ‘savunmasız yol kullanıcıları’nı her zaman gözetmeli ve güvenliklerini göz önünde bulundurmalı, eğer sürücü olarak trafikte yer alıyorsak kendimizi araç hakimiyeti gelişmiş, değişen çevresel koşullara uyumlu,trafik kurallarına uyan bir sürücü haline getirmeliyiz. Eğer ‘savunmasız yol kullanıcıları olarak trafikte yer alıyor isek, bunun bilincide olup her zaman kendimizi korumalı ve trafik kural ve işaretlerine dikkat etmeliyiz.

İSİMSİZ YAZAR – Trafik Güvenliği: Önem ve Tutumlar Hakkında

Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organisation) verilerine göre her sene yaklaşık 1.3 milyon insanı trafik kazalarında kaybediyoruz. Bu ölümlerin yarısından fazlasının incinebilir yol kullanıcılarına (yayalar, bisiklet kullanıcıları ve motosiklet sürücülerine) ait olmasının yanı sıra, yoldaki ölümlerin yüzde 93’ünün düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleşmesi de bir başka gerçek. Üstelik bu kazaların çoğunlukla önlenebilecek küçük aksaklıklardan oluştuğu da görülüyor. Bu noktada akıllara gelen ve sorulması gereken ilk soru ise şu: Peki, biz bu konuda ne yapıyoruz? Bir yandan bu sorunun cevabını incelerken bir yandan da biraz trafik güvenliğinin öneminden ve gerekliliğinden konuşalım.

Aslında girişte bu önemi biraz da olsa vurgulamış olduk. Trafik güvenliğinin söz konusu olduğu yerde aynı zamanda tehlikede olan hayatlar da söz konusu. Dünyada her an herhangi bir yerde, trafik güvenliğinin yetersizliği yüzünden birisi hayatını kaybediyor. Trafikte sadece bir anlığına yola bakmamak bile bir dakika sonra hayatta olmamanız için yeterli olabiliyor. Özellikle trafikte yalnız olmadığımızı düşündüğümüzde şu noktayı unutmamak lazım: Siz dikkatli bir yol kullanıcısı olsanız bile, diğerleri olmayabilir. Bu nedenle trafikte herkesin nasıl davrandığı ve bu davranışları etkileyen durumların neler olduğunu anlamak, trafik güvenliği açısından çok önemlidir.

Peki, trafikte kazaya sebep verebilecek şekilde nasıl davranıyoruz? Sürücüler üzerinden yola çıkmamız gerekirse sürüş becerileri ve sürüş stili kazaya neden olan davranışların oluşmasındaki iki etken gibi gözüküyor. Sürüş becerileri, bir sürücünün bilişsel becerileri ve sürücülük deneyimini kapsarken; kişinin yaşam stili, karakteri ve tutum, norm ve inançları da sürüş stilini oluşturuyor. Riskli davranışları destekleyen bir karakter yapısının trafikte risk almayı da artırabileceğini düşünürsek trafik güvenliğini artırmak için bu insan faktörlerini incelemek ve trafik kurallarında ona göre düzenlemeler yapmak gerektiği söylemek, yanlış bir açıklama olmaz. Ancak odaklanılması gereken tek alanın, trafik kuralları ve uygulamalarındaki değişiklikler değil; aynı zamanda bireysel tutumlar olduğunu da unutmamak lazım. Hakkındaki farkındalığın bir hayli az olduğu trafik güvenliği alanı, sadece yapısal düzenlemelerle sağlanabilecek değil, aynı zamanda toplumsal bilincin de artırılmasıyla oluşabilecek bir konsept.

Gözden kaçırmamamız gereken en önemli nokta şu ki trafikte hepimizin ilk ve en önemli amacı yaşam riskini en aza indirmek olmalı. Bunun sadece kurallarla veya yasalarla sağlandığını düşünmemeli, bu çerçevede bireysel bir tutum da oluşturmalıyız ve bu tutumu,
her bireyin bir yol kullanıcısı olduğunu unutmadan her yerde sürdürmeliyiz. Çünkü trafikte
aldığımız en küçük bir karar bile, saniyeler içerisinde kendimizin veya bir başkasının hayatını
geri dönülemez bir şekilde etkileyebilir.

Melissa ATLAMA 

Bir yaya veya bir taşıt kullanıcısı olarak bir şekilde trafiğe çıkıyoruz ama trafik ile alakalı bildiklerimiz çok kısıtlı bir düzeyde kalıyor. Hatta bildiklerimiz, trafik kurallarından, araba markalarından ve yollardan ibaret. Ama farkında değiliz ki bu kadar trafik kullanıcısını barındıran bir sistemi ayakta tutmak için psikologlardan tutun polislere ve mühendislere kadar birçok insan uğraşıyor. Dünya’da ve Türkiye çapında hız aşımı, alkollü araba sürme kampanyalarını, ilkokullarda yaya eğitimlerini, sürücü kurslarını, tabela ve yolları, hatta araştırmaları bile bu insanlar yapıyor. Bu dediğim uygulamalar yasalarla birleşince bize güvenli ulaşım yolları sunuyor. En üzücü gerçek de hala bu yapılanların yetersiz kalmasıyla gün yüzüne çıkıyor. Tahmin ediyorum ki, bu yazıyı okuyan yayalar ve bisiklet sürücüleri ayağa kalkmışladır şimdiden kim demiş güvenli diye? Çok da haklı olurlar. Maalesef ki Türkiye’de yayaların veya bisiklet sürücülerin de bir trafik kullanıcı olduğu kimse tarafından benimsenmediği için yukarıda bahsettiğim uygulamalar onları dışarıda bırakıyor. Bunun sonucunda da akan trafikte bir sürü bisiklet kullanıcısı, bir yandan da yolun kenarından arkasına baka baka yürüyen yayalar görüyoruz. Peki trafiğin güvenli olması neden bu kadar büyük bir mesele? Bunu bir örnekle açıklığa kavuşturmak istiyorum. Diyelim ki, bir trafik kazası yaptınız ve değerlendirmelere göre siz tamamen suçlusunuz. Karşı taraftaki araç sahibi de hayatını kaybetti. Kaza esnasında kemerinin takılmamış olması bile sizi daha az suçlu yapıyor. Geriye de ortada kaybedilmiş bir can, birçok kaza masrafı ve uzun bir mahkeme süreci kalıyor. Bu yüzden de trafiği güvenli kılmak, oluşacak olumsuz sonuçlardan kaçınmak anlamına geliyor aslında. Diyelim mi ki trafiğin güvenirliliğini saydıklarımdan yola çıkarak sağladık artık kaza yaşanmayacak diyebilir miyiz? Hayır, çünkü trafiği kullananlar programlanmış robotlardan ziyade hata yapan, bilgileri ve sahip olduğu becerileri faklı olan insanlardır. İşte psikologlar da tam burada devreye giriyorlar. Bizim araba sürmek diye basitçe adlandırdığımız eylemi araştırıp düzeylere ayırıyorlar. Onlara göre taşıt sürerken kurallara uymak araba kullanmanın sadece küçük bir bölümü. Örneğin trafiğe çıkmadan önce trafik yoğunluğuna bakmanın genel sahip olduğumuz bilgilerle, sol şeridi tıkamamak için şerit değiştirmenin kurallara hakimiyetimizle, aniden çıkan köpek karşısındaki manevralarımızı ise sahip olduğumuz doğuştan gelen refleks gibi becerilerle alakalı olduğunu söylüyorlar. Hatta onlara göre kişiliğimiz de etkiler trafikteki davranışlarımızı. Mesela dışa dönük, eğlence ve yeni deneyim arayışı olan insanlar daha fazla kaza yapmakta. Bu da bizi aslında trafikte neler önemli konusuna getirmiş oluyor. Yorgunluk derecemiz, kişiliğimiz, yolların düzgünlüğü, uyarı tabelalarının varlığı, aracımızın güvenliği ve durumu, hava şartları gibi etmenler hem sürüşümüzü hem trafik akışını hem de oluşacak potansiyel tehlikeleri algılamamızda çok büyük rol oynuyor diyebiliriz. Hatta cinsiyetimiz ve yaşımız bile çok etkiliyor trafikteki davranışlarımızı. Örneğin, belirli yaşlar arasında trafik kazası çok görülüyor. Tahmin edersiniz ki genç ve yeni sürücülerden bahsediyorum. Ve düşünülenin ve yansıtılanın aksine erkeklerin daha fazla kaza yaptığı da görülüyor bu yaşlarda ve sahip oldukları deneyimle. Bu yazdıklarımın ana fikri de şu aslında: trafik bir ulaşım aracından ziyade insan ve çevresel faktörlerden etkilenen bir kültürdür. Bireysel olarak trafikteki eksik yönlerimizi belirleyip bunlar üzerinde çalışmak, kurallara uymak ve başkalarını buna teşvik etmek sizin için belki küçük ve önemsiz olarak görülebilir ama trafik için büyük bir adımdır. Yani amacımız bir trafik kullanıcısı olarak kısa yolları bulmak veya kameralara yakalanmamak olmamalıdır. Trafiğe bir yaya olarak da bir taşıt sahibi olarak da çıksak trafikteki diğer kullanıcıları düşünerek hareket etmeliyiz. Toplumsal olarak yaklaşıldığında, kampanyalar arttırılmalı, günümüze uygun hale getirilmelidir. Örneğin televizyon izleyen kitleye de, sosyal medyayı aktif kullanan bir kitleye de hitap etmelidir. Bunların dışında trafik eğitimleri her trafik kullanıcısı için okullarda yaygınlaştırılmalıdır. Günün sonunda trafik kurallarını koyanlar da olsak, araştırma yapanlar da olsak, bunlardan etkilenen sadece bir kullanıcı da olsak hepimizin sevdikleri ve ailesi var. Elimizden geleni yapalım ve sadece kendimizi değil, sevdiklerimizi ve tüm insanlığı koruyalım. Değişime kendimizden başlayalım.

Meriç MANKA

İnsanların trafikteki davranışlarını ne belirler? Peki ya trafik güvenliği nedir? Trafikte kimler daha yüksek risk altındadır? Hepimiz her gün trafiğe çıkıyoruz ve aslında zamanımızın büyük bir kısmını da trafikte geçiyoruz, fakat acaba kaçımız bu soruların cevabını düşündük? İşte trafik psikolojisi de bu noktada devreye gidiyor. Trafik psikolojisi insanların trafikteki davranışlarının altında yatan nedenleri inceleyen, trafik güvenliği nasıl artırılabilir, bu konuda neler yapılabilir, kimler daha büyük risk altında gibi sorulara cevap arayan ve bu konularda araştırmalar yapan bir alandır.

Trafik güvenliği neden önemlidir? Herhalde hepimiz bu konuda bir fikri vardır. Peki trafik kazalarının tüm dünyadaki ölüm nedenleri arasında 8. sırada olduğunu biliyor muydunuz? Her sene dünya genelinde yaklaşık 1,35 milyon insan trafik kazaları sonucunda ölüyor ve her 24 saniyede 1 insan trafik kazası sonucunda hayatını kaybediyor. Bu nedenle aslında trafik güvenliğini artırmak büyük bir önem arz ediyor. Trafik kazalarının neden olduğu ölümleri, yaralanmaları veya mal kayıplarını azaltmanın yolu ise trafik güvenliğini artırmaktan geçiyor. Özellikle de yayalar, bisiklet ve motor kullanıcıları trafikte başlıca risk altında bulunan gruplar olarak kabul ediliyor. Diğer yol kullanıcılarına kıyasla daha korunaksız olmaları, daha zor tespit edilebilmeleri, ya da zaman zaman hareketlerinin kestirilemez olması bu riski artıran faktörler olarak kabul edilebilir.

Hem dünyada ve hem de Türkiye’de trafiği daha güvenli ve sürdürülebilir hale getirmek için yapılan birçok çalışmadan söz edilebilir. Ülke çapında trafik güvenliğini artırmak ve can kayıplarını azaltmak için yapılan bazı çalışmalara İsveç’te tasarlanan “Vizyon Sıfır”, Hollanda’da uygulanan “Sürdürülebilir Güvenlik”, ya da Avustralya’da planlanan “Güvenli Sistem” örnek gösterilebilir. Türkiye’de ise 2017 yılından itibaren “Yol Güvenliğinde Yeni Dönem Trafikte %100 Yaşam Projesi” uygulanmaya başlanmıştır. Bu projenin amacı ise trafik kazalarından kaynaklanan ölüm oranlarını sıfıra indirmektir. Dünya çapında ise Birleşmiş Milletler tarafından “Yol Güvenliği için 10 Yıllık Eylem Planı” hazırlanmış ve Küresel Yol Güvenliği Eylem Planı (2010-2020) yürütülmüştür, bu planlar kapsamında ise tüm dünyada trafik kazalarından kaynaklanan ölümlerin %50 oranında azaltılması hedeflenmiştir.

İnsanların trafikteki davranışlarını belirleyen birçok neden öne sürülebilir. Kişilik özellikleri ise insanların trafikteki davranışlarını etkileyen başlıca etkenlerden biri olarak kabul edilebilir. Bir insanın sabırsız bir kişiliğe sahip olması ya da risk alabilmesi kuşkusuz onun trafikteki davranışlarını da etkileyecektir. Aynı zamanda kişinin araba kullanma yeteneğine olan güveni, araba kullanmak konusundaki tutumları veya çevresindeki insanların görüşleri ve tutumları da onların nasıl araba kullandıklarını belirleyen etkenler olarak tespit edilmiştir. Tabii çevresel koşullar ya da kişinin o an içinde bulunduğu durum da etkileyici nedenler olarak gösterilebilir, örneğin yol bozuk veya virajlıysa, ya da kişi yorgun veya stresliyse arabayı sürüşü de buna göre değişiklik gösterebilecektir. Son olarak kişinin kullandığı taşıt da son derece önemli olabilir, hassas ve sağlam bir arabayı sürmek ile eski ve ağır bir arabayı sürmek bir olmayacaktır. Bu etkenlerinin hepsinin trafik güvenliğini etkileyecek önemli faktörler olduğu kuşku götürmeyen bir gerçektir, yine de bazı faktörler zaman zaman daha ön plana çıkabilir. Agresif ve sabırsız bir sürücü trafik güvenliğini riske atabilir, ya da yolun bozuk olması, kaldırım olmaması çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Son yıllarda hızla gelişen teknolojik gelişmelerden birçok alan gibi trafik alanının da çok yararlandığı söylenebilir. Trafik güvenliğini artırmak ve insan hatalarını azaltmak amacıyla geliştirilen yeni teknolojilerin uygulamaya girmesi ile trafiğin hem yayalar hem de sürücüler için daha güvenli bir hale geleceği öne sürülebilir, fakat bu teknolojilerin yaygınlaşması ve uygulamaya girmesi de zaman alacaktır. Aynı zamanda insanların bu teknolojilere alışması da bir süreç alacaktır. Örnek olarak otomatik pilota alınabilen veya başka araçlarla iletişim kurabilen araçlar gösterilebilir, fakat şimdiye kadar bu teknolojilerin yaygın olarak kullanıldığını da söyleyemeyiz.  Bu süreçte ise tüm yol kullanıcıları kendi önlemlerini almalıdır, trafikte daha sorumlu bireyler haline gelmeli ve en küçük bir hatalarının bile çok kritik sonuçlar doğurabileceğinin farkında olmalılardır. Trafikte dikkat dağıtabilecek faaliyetlerde bulunmamak, alkollü veya uykusuz araba kullanmamak, hız sınırını aşmamak da alınabilecek önlemlere örnek gösterilebilir. Aynı zamanda ise trafik eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılması da kuşkusuz trafik güvenliğine katkı sağlayacaktır. Uzun vadede amaç trafik kazalarından kaynaklanan can ve mal kayıplarını en aza indirmek olmalıdır, bu da ancak trafiği mümkün olduğunca güvenli bir hale getirerek yapılabilir. Herkes kendi adına gerekli sorumluluğu ve önlemi aldığı sürece bu hedef aslında o kadar da uzak olmayabilir.


Posted by safety research unit on 16.07.2022 under PSY 354 Köşe Yazıları

Trafik Psikolojisi Öğrencileri Trafikte Yaşam ve Trafikte Yaşatmak için Bizlere Seslendi! – Part 1

Bu postta okuyacağınız köşe yazıları, 2021-2022 Bahar dönemi kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünce verilen PSY 354 Introduction to Traffic Psychology dersinin final ödevi olarak dersi alan öğrenciler tarafından yazılmıştır. Introduction to Traffic Psychology dersinin amacı, trafik psikolojisi alanındaki temel yaklaşımlar, metotlar ve uygulamalar hakkında öğrencilere bilgi sunmak ve onlara günlük hayatlarında önemli bir yer kaplayan trafik ve ulaşım kavramları hakkında farkındalık kazandırmaktır.

Introduction to Traffic Psychology dersi, Prof. Dr. Türker Özkan tarafından araştırma görevlileri Derya Azık, Gizem Fındık, Burcu Arslan, Şerife Yılmaz, Nesrin Budak, Uluğhan Ergin ve Gözde Atalan asistanlığıyla verilmektedir. Ekibimiz 2005 yılında kurulan Safety Research Unit (SRU) – Güvenlik Araştırmaları Birimi (GAB) adı altında, genel güvenlik ve trafik güvenliği konularında uygulamalı araştırmalar yürütmektedir.

Ekibimiz hakkında detaylı bilgi için:

Introduction to Traffic Psychology Dersinin Öğrencilerine Kulak Verelim: 

Ahmet İŞÇİMEN – Trafik Güvenliği

Trafikte aldığımız karaların kimi zaman hayatımızda aldığımız diğer pek çok karardan daha önemli olduğunu biliyor muydunuz? Bugün işten eve gelirken kullandığımız yollar, yaptığımız seçimler, kullandığımız yolların dizaynı ve hatta trafikteki kişiliğimiz bütün hayatımızı etkiliyor. Bunu şu şekilde açıklayayım TÜİK’in verilerine göre ülkemizde 2020 yılında trafik kazalarında ölen kişilerin sayısı 4 bin 866’dIr, trafik kazalarında yaralanan kişi sayısı ise 226 bin 266’dır. Bu veriler Türkiye’deki her 100 bin insandan 6-7’sinin trafikte hayatını kaybettiği anlamına geliyor. İnsan hayatı değerlidir ve bunlar büyük rakamlardır. Ne kadar bu bizim başımıza gelmez bunlar farazi rakamlar hissiyatı doğamız gereği içimizden yükselse de bu doğru değildir. Her gün evimizden dışarı adımımızı atarak ve trafiğe iştirak ederek bu risk grubuna dâhil oluyoruz ve kendi başımıza gelmese bile bir tanıdığımızın bir yakınımızın başına böyle şeyler gelmesi kaçınılmaz oluyor. Peki, ülkemizdeki rakamlar bu şekilde, bir de dünyadaki trafik güvenliğine ve bazı verilere bakalım. Nedir bu trafik güvenliği, tüm ülkelerdeki veriler benzer değil mi? Daha güvenli bir trafiğe sahip olmak bizim elimizde mi? Şimdi bunları daha iyi anlayacağız ve trafik güvenliğini etkileyen faktörleri yakından inceleyeceğiz. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) verilerine göre Türkiye’nin komşularından birisi olan İran’da 2019’da trafik kazalarından ötürü ölen insan sayısı 17 bin 845’dir ve bu da İran’da her 100 bin insandan 21’inin trafik kazaları sonucu hayatını kaybettiği anlamına gelmektedir. Ve kıyas olması için son olarak Norveç’i de inceleyelim. WHO’nun verilerine göre Norveç’te 2019 yılında trafik kazalarından ötürü toplam 112 kişi hayatını kaybetmiştir ve bu da Norveç’te yaşayan her 100 bin kişiden 2’sinin hayatını trafik kazalarında kaybettiği anlamına gelmektedir. Sonuçlar gerçekten de çarpıcı. İran’da her 100 bin kişiden 21’i hayatını kaybederken Türkiye’de bu oran 6,5’tur ve Norveç’te ise sadece 2’dir. Bu sonuçların trafik güvenliği ile kesinlikle yakından bir ilgisi vardır ve bu nedenle trafik güvenliği her gün ulaşımımızı daha güvende sağlayabilmemiz için çok önemli bir kavramdır. Trafik güvenliğini kültür, çevre, yasalar, kişilik ve yolların dizaynı gibi pek çok faktör etkilemektedir. Bu faktörlerden bazılarına tekrardan değineceğiz.

Trafik güvenliği trafiğe iştirak eden bütün yol kullanıcıları için önemlidir fakat bazı yol kullanıcıları diğerlerine göre daha çok tehlikededir. Trafik çok karmaşık etkileşimleri olan açık bir sistemdir ve bu sistemin içerisinde daha savunmasız olan yol kullanıcılarından bazıları yayalar, yaşlılar, motosikletliler ve çocuklar özellikle daha büyük bir tehlikededirler. Bir otomobil kadar korunaklı değildirler ve bu nedenle bir kazaya karışmaları sonucunda daha ağır yaralanma ve hayatlarını kaybetme riskleri daha yüksektir. Bu nedenle trafikte yayalar ve araçların etkileşiminde her iki tarafında dikkatli olması gerekir. Trafikte kurallara uymanın yanı sıra başka bir yol kullanıcısının perspektifini anlayabilmek ve buna göre davranmak çok önemlidir ve kimi zaman hayat kurtarır. Örneğin bir yaya yolu keserken karşıdan gelen aracın sürücüsüyle göz göze geldiğinden emin olmalı ve araç sürücüsünün perspektifini anlayabilmelidir ve aynı şekilde araç sürücü de yayanın perspektifini kavrayıp buna uygun davranmalıdır. Bu şekilde daha empatisi yüksek bir bakış açısı ile ve tabii ki kurallara uyarak pek çok kazanın önüne geçmek ve trafik güvenliğine katkıda bulunmak mümkündür. Trafik güvenliğinde yol kullanıcılarının davranışları, araçların güvenlik kapasitesi, yasaların işleyişi, trafiğin akışı ve çevre aşırı öneme sahiptir. Trafik güvenliğini riske atan önemli faktörlerden birisi de yol kullanıcılarının davranışlarından birisi olan trafik ihlalleri ve hız aşımlarıdır. Hız aşımları sonucunda gerçekleşen kazalarda ağır yaralanmalar ve ölüm çok olasıdır ve sürücü kendisiyle birlikte diğer yol kullanıcılarını da riske atmaktadır. Bu nedenle trafikteki bencilce ve dikkatsiz davranışların sonuçları çok ağır olabilmektedir.

İnsanlık için hız ve zaman çok önemli olmuştur keza günümüzde de çok önemlidir fakat trafikteki en öncelikli amacımız trafikteki bu karmaşık etkileşimleri en optimize ve güvenli hale getirerek daha güvenli, sağlıklı ve sürdürülebilir bir ulaşım sunmak olmalıdır. Bu sayede yıllar içerisinde daha yüksek bir trafik güvenliğine sahip olabilir ve yazının başında bahsettiğimiz trafik kazaları kaynaklı yaralanma ve ölümleri çok daha düşük seviyelere çekebiliriz. Trafik güvenliğine katkı sağlamak ve arttırmak için genel ve kapsamlı alınabilecek pek çok önlemlerin yanı sıra kişisel olarak her birimize büyük görevler düşmektedir. Öncelikle değişime ve farkındalığa kendimizden başlamalıyız. Trafiğe iştirak ettiğimiz sırada yaptığımız kural ihlallerinin farkına varmalıyız. Trafik güvenliğini riske eden davranışlarımızı ve tutumlarımızı gözden geçirmeliyiz. Trafikte aldığımız kararların öneminin farkına varmalıyız ve trafikte empatisi yüksek ve dikkatli bir tutuma sahip olmalıyız. Kendimizde yarattığımız bu değişimlerin ardından çevremizi de trafik güvenliği konusunda bilinçlendirmeli ve bu kavram üzerinde bir farkındalık yaratmalıyız. Bunlara ek olarak trafik güvenliğine daha kapsamlı ve genel katkılar da mümkünüdür. Trafikteki yasaların işleyişi iyileştirilerek ve daha caydırıcı cezalar kullanarak trafikteki kural ihlalleri daha düşük seviyelere çekilebilir. Yolların dizaynındaki mühendislik hataları düzeltilerek kaza oranlarının artmasına sebebiyet veren çevresel faktörler minimize edilebilir. Ayrıca trafik güvenliğinin önemine daha büyük bir dikkat çekilebilir ve yol kullanıcıları bu konuda daha çok bilinçlendirilebilir. Böylelikle trafik güvenliğine katkıda bulunulabilir. Hepimiz için daha güvenli yolculuklar temenni ederim.

Berfu KİRENLİ – ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKMADAN…

‘Bugün birine çarpıp ailesine bir travma yaşatacağım.’ ya da ‘Bugün bana bir araba çarpabilir!’ diyerek çıkmıyoruz evden. ‘Bugün Ahmet ile yemeğe gideceğim, saat 19.00’a yetişmem lazım!’ diyerek evden çıkıyoruz. Savunmasız yol kullanıcıları olarak biraz bu konulara kafa yormanın tam vakti! Kazada ailemizden birini kaybetmeden bunun ne kadar acı bir deneyim olduğunu asla bilemeyeceğiz ama şu an hayal edebilir ve bunun önüne geçebiliriz. Kendi sorumluluklarımızı alıp güvenli bir ulaşımı amaçlayabilir, sevdiklerimizi ve başka birinin sevdiklerini kaybetmelerine neden olmayız.’

Evden işe, işten eve, bir arkadaşımızı ziyarete, bir hastaneye veya bir markete nasıl gideriz? Muhtemelen bu konuda pek düşünmeyiz de! Özel aracımız, toplu taşıma, bisiklet veya motosiklet bize yol arkadaşı olabilirken çoğu zaman yaya olarak ulaşımımızı sağlamaktayız. Özel aracımızla yolculuk yapmadığımız her an ölüm riskimizin ve ciddi yaralanma olasılığımızın oldukça yüksek olduğunu biliyor muydunuz?

Kimler trafikte en çok tehlikede? Ölüm ve ciddi yaralanmalara açık olan yol kullanıcılarına savunmasız yol kullanıcıları denilmektedir. Savunmasız yol kullanıcıları olarak biraz bu konulara kafa yormanın tam vakti!

Mesela trafikte sürücü davranışlarımızı neler etkiliyor? Trafik güvenliği için önemli etmenler nelerdir?

Kaza yapmamızı bizim özelliklerimiz mi, yol ortamı ve koşulları mı yoksa aracın özellik ve durumu mu etkiliyor? Yapılan araştırmalar araç ve yol ortamı iyileştirmelerinin olumlu sonuçlarının yanı sıra insan faktörünün kaza durumlarında her zaman önemli bir payının olduğunu göstermektedir. Yani bizim kişilik özelliklerimiz, risk almaya yatkınlığımız, dikkat ve hafıza becerilerimiz, kurallara karşı olan tutumumuz gibi bir sürü etken bizim sürüş şeklimizi etkilemektedir.

Kişilik özelliklerimiz, karakter, eğilim ve mizacımız sürücü davranışımızı etkilerken sürücü davranışımız da kaza riskini etkilemektedir. Araştırmalar gösteriyor ki sorumluluk bilincinde ve uyumlu olan bireyler topluma karşı daha sorumlu ve dolayısıyla daha dikkatli sürücü davranışları gösterirken yenilik arayışında olan bireyler dikkatsizlik ve de ihmallere daha yatkın oluyorlar. Dışadönük bireyler dürtüsellik ve heyecan arayışı açısından kaza riskini artırırken duygusal olarak dengesiz bireyler ise stresle olan bağlantısıyla bu riski artırıyor.

Tutum, inanç ve motivasyonlarımız da sürücü davranışını etkileyen diğer etmenlerdir. Bir davranışı yaparken arkasında olan düşünce ve duygular bizim trafikteki davranışlarımızı belirler. Kimi zaman ‘Başkaları ne der?’, ‘Diğerleri neler yapıyor? Onlar yapıyorsa ben de yapabilirim.’ ve ‘Bunu gerçekten yapabilir miyim?’ gibi düşünceler niyet ve isteklerimizi, niyet ve isteklerimiz de davranışlarımızı etkiler. Davranışlarımız da trafik güvenliğini etkiler.

Peki teknolojinin trafik güvenliğindeki önemi nedir? Araç özellikleri ve yol ortamının oldukça önemli olduğunu biliyoruz. Aracın bize sundukları çok önemli ki ileride otomasyon içeren araçların daha sık kullanılacağını biliyoruz. Belki arabamız kendi kendini bir yere ulaştırırken elimizde kahvemizle kitap okuduğumuz günler gelebilir. Ancak bu noktada, her zaman bu tasarımların insan eliyle yapıldığını ve hata payını düşünmemiz gerekmektedir.

Nereye gidiyoruz?

Biz sürücüler ya da yayalar sadece bir yerden bir yere gitmeyi amaçlarken aslında yol açabileceğimiz olasılıkları ve riskleri hesaplamıyoruz. ‘Nereye gidiyoruz?’ bunun derdinde oluyoruz. ‘Bugün birine çarpıp ailesine bir travma yaşatacağım!’ ya da ‘Bugün bir araba çarpabilir bana!’ diyerek çıkmıyoruz evden. ‘Bugün Ahmet ile yemeğe gideceğim, saat 19.00’a yetişmem lazım!’ diyerek evden çıkıyoruz. Bu da tüm amacımızı sadece ‘ulaşmak’ yaparken nasıl ve neye ulaştığımızı düşünmüyoruz. Sadece ‘yetişmek ve ulaşmak’ gibi küçük bir amaçtan ‘kaza ve ölümleri azaltmak’ gibi büyük resimde daha anlamlı bir amaca çevirebiliriz.

Toplumsal olarak ve bireysel olarak neler yapabiliriz?

Bireysel eğitimlerden ziyade sürücü ve halka açık eğitimler, seminerler ve farkındalık çalışmaları yaparak toplumun trafik bilgisi muhakkak artırılmalı. Sürücünün ihlali ve riskli davranışlarının tespiti ve cezalandırılmalarında yasal uygulamalar ve denetim artırılmalı. Mühendislik kapsamında araç güvenliği ve kalitesinin yanı sıra çevre ve altyapı çalışmalarına verilen önem artırılmalıdır. Böylelikle araç içi ve dışı trafik için güvenli olacaktır. Kazalarla ilgili araştırmalar yapıp olasılıklar karşılaştırılmalı ve bunlara göre önlemler alınmalıdır. Bunların yanı sıra sürücülerin belirli zaman aralıklarında sürücü olmaya olan uygunlukları denetlenmelidir.

Bireysel olarak ise ulaşımın nereye olduğundan daha çok nasıl olduğuyla da ilgilenmeye başlamalı, bunun ciddiyetinin farkında olmalıyız. Kimse kaza yapmak ve kazada yaralanmak için yola çıkmaz. Dikkatli, bilgili ve de sorumlu sürücüler olmalıyız.

Ülkemizde hatta dünyada güvenli ve sürdürülebilir bir trafik sistemi yaratmak için tüm bu koşul ve senaryoları göz önünde tutarak bireysel ve toplumsal olarak farkındalığımızı artırmak için çalışmalıyız ve gerekirse bu konuda medyayı da etkin bir şekilde kullanmalıyız. Ölümler hep trajiktir ancak gerçekten boşu boşuna ölen insanlar için ‘kader’ diyerek geçmekten başka çok şey yapabiliriz.

Kazada ailemizden birini kaybetmeden bunun ne kadar acı bir deneyim olduğunu asla bilemeyeceğiz ama şu an hayal edebilir ve bunun önüne geçebiliriz. Kendi sorumluluklarımızı alıp güvenli bir ulaşımı amaçlayabilir ve sevdiklerimizi, başka birinin sevdiklerini kaybetmelerine neden olmayız. Ateş düştüğü yeri yakmadan daha ateş bile yanmadan hatta belki de ateş düşmeden hayatlar kurtarabiliriz. Her şey bizim elimizde!

Betül TEKİN – DAHA GÜVENLİ BİR TRAFİK ORTAMI İÇİN EL ELE

Günlük hayatımızda sıkça karşılaştığımız ve maruz kaldığımız trafik kurallar, işaretleri ve ışıkları yaylar ve sürücüler olarak çok fazla ciddiye almıyoruz. Halbuki yaya ve sürücüler olarak hepimiz birer yol kullanıcılarıyız. Günlük hayatımızda sıkça karşılaştığımız trafik kurallarının ve işaretlerin önemi basit gibi görünse de aslında sadece sürücüler için değil tüm yol kullanıcıları için kuralların ve işaretlerin önemli ve güvenli olmasının birçok nedeni vardır. Herkes sürücü olmasa da en nihayetinde birer yayadır. Trafik kurallarının ve işaretlerinin kilit önemi, güvenliğin sağlanmasıdır. Yolda zarar verebilecek ve sürücüleri ve yayaları riske atabilecek birçok engel ve tehlike var. Trafik kuralları ve güvenlik işaretleri bu riski azaltmaya ve kaza olasılığını azaltmaya yardımcı olur. Hız sınırı işaretleri, dur işaretleri ve yol işaretleri gibi şeyler, trafiğin akışını ve seyahat ettiği hızı kontrol ederek kazaların önlenmesine yardımcı olur. Trafik güvenliği önemlidir çünkü sürücüler ve yayalar için seyahat etmeyi çok daha kolay ve daha az stresli hale getirir. Gelişen teknoloji ile yol kullanıcıları için trafiği daha güvenli hale getirmek çok daha mümkündür. Dünya genelinde “Sürdürülebilir Ulaşım: Sağlıklı ve Güvenli Hareketlilik” konusu ile ülkenin katıldığı geniş bir etkinlik düzenlenmektedir. Avrupa Komisyonu’nun sürdürülebilir kentsel hareketlilik konusunda farkındalık oluşturarak aktif hareketlilik, toplu taşıma ve diğer temiz ve akıllı ulaşım çözümlerini destekleyen davranış değişikliğini teşvik etmesi amaçlanıyor. Türkiye de bu etkinliğe katılım göstermektedir. Buradaki amaç daha güvenli ve sürdürülebilir bir trafik ortamı oluşturmak. Teknolojinin çığ gibi büyüdüğü dünyamızda trafikte de teknolojinin faydaları ve kolaylıkları kullanılmaktadır. Mobil uygulamalar ile trafik yoğunluğunu öğrenme, daha kestirme yol haritası çıkartma, bisiklet sürücüleri için bisiklet yollarını mobil uygulamalardan takip etmek gibi örnekler gösterilebilir. Aynı şekilde trafik polisleri de denetimlerine mobil olarak devam etmektedir.

Yol kullanıcıları olarak birçok grup tehlike içerisinde olabilir. Motor sürücüleri, bisiklet kullanıcıları, yayalar bunlara örnek olabilir.  Yayalar savunmasız olarak trafikte yer almaları, motor kullanıcılarının bir sürücü adayı ve yol kullanıcı olarak çok ciddiye alınmaması ve bisiklet sürücüleri için de yeterli bisiklet yolları olmaması da bu grupta yer alan savunmasız yol kullanıcılarının yaşadığı bazı sıkıntılardır. Adından da anlaşılacağı gibi trafik seyrinde diğer yol kullanıcılarına göre daha savunmasız halde bulunan bur grupların günlük hayatta karşılaşabilecekleri engeller daha fazla olabiliyor. Savunmasız ve tehlikeli yol kullanıcılarına yenilerinin eklenmesi de çok muhtemeldir. Günümüzde çokça karşılaştığımız scooterlar kontrolsüz bir şekilde trafikte yer almaya başladı. Bu kullanıcılar kasksız, koruma ekipmanı olmadan bir anda önünüze çıkabiliyor. Bir anda önümüze çıkması da kaçınılmaz kazalara sebep olabilir. Scooter sürücülerinin herhangi bir eğitim almadan ve kullandıkları araçların üzerinde sinyalleri bulunmadan trafiğe karışmaktadırlar. Bu sürücülerin de yakın bir zamanda ‘’savunmasız yol kullanıcıları’’ kategorisine gireceğini düşünüyorum.

Sürücü davranışı, bir motorlu taşıtı kullanırken bir sürücünün gerçekleştirdiği kasıtlı ve kasıtsız özelliklerin ve eylemlerin tanımıdır. Yaş, deneyim, cinsiyet, tutum, duygular, yorgunluk, uyuşukluk, sürüş koşulları vb. gibi bir sürücünün davranışına katkıda bulunabilecek veya bunları değiştirebilecek birçok faktör vardır. Araç kullanırken pek çok faktörün önemli etkisi olduğu aşikardır ama bence birkaçı var ki onlar trafik anında çok daha baskın olmaktadır. Sürücülerin kazandığı deneyimler araç sürme şekillerini, trafikte olabilecek tehlikeleri erkenden fark etmelerini, ileriye dönük kararlar alabilmelerini ve karışılacakları tehlikelerde daha deneyimli bir tutum sergilemelerini sağlamaktadır. Acemi olan sürücüler araç sürerken sadece önündeki araca bakarak dar bir görüş açısı ile araç kullanırken, deneyimli sürücülerin yola bakarak daha geniş perspektifte araç kullandıkları fark edilmiştir. Sürücüler deneyim kazandıkça daha güvenli bir sürüş tarzı sergilemektedirler. Sürücüler, yıllar geçtikçe direksiyon başında daha rahat olma eğilimindedir. Araçlarını kontrol ederken çoklu görev yetenekleri konusunda daha emin hale gelirler. Buna ek olarak yaş da önemli bir etkendir. Genç yaşta olan sürücülerin risk alma seviyesi daha fazladır. Bu da trafikte kontrolsüz sollamalara ve hızlara sebep vermektedir. Bu davranışlar trafikte geri dönüşü olmayan kazalara ve ölümlere sebep olabilir.

Trafikte daha refah bir sürüş oluşturmak ve yol kullanmak elimizde. Bunu gerçekleştirmekte hem bireysel olarak hem de genel yapılası gerek adımlar vardır. Genel olarak devlet yöneticilerin denetleme yapması, daha katı kurallar koyması, bisiklet yollarını ve yaya yollarını genişletip arttırması, hasar gören ve yıpranan yolların tadilat edilmesi, bariyerlerin daha da güçlendirilmesi ve hız limitleri koyulması devlet yöneticilerinin alacağı birkaç önlemlerdir. Birey olarak da ister yaya olalım ister sürücü olalım her zaman kurallara sıkı sıkıya uymalıyız. Kontrolsüz ve yersiz hızlar yapmamalıyız. Araç kullanıcıları olarak düzenli motor kontrollerin yaptırılması ve bakımlarının aksatılmaması çok önemlidir. Kazalar sadece insan faktörlü değil araç faktörlüde olabilmektedir. Yıllık bakımının kontrolü de bireylerin sorumluluğundadır. Tüm bunlar bir yol kullanıcısının bireysel olarak yapması gereken sorumluluklar ve önlemlerdir. Her birey ilk olarak kendisinden başlayarak kurallara riayet etmeli. Amacımız her bir yol kullanıcısının trafikte daha güvenli ve daha sürdürebilir seyahat etmesini sağlamaktır. Günümüzde birçok çalışma, denetim ve yıllara göre planlar yer almaktadır. Trafikteki ölüm ve kaza sayısının azaltılması amaçlanmaktadır. Bunu amaçlayan yıllık planlara göre çalışmalar da yürütülmektedir.  Ancak bu kurallara ek olarak bireylerin bilinçlenmesi ve bunun farkında olarak seyahat etmesi amaçlanmaktır. Bizim gayemiz öğrendiklerimizi biraz da olsa sizler ile paylaşmaktır. Ve buna ek olarak da yol kullanıcısı olan tüm insanların biraz daha bilinçlenebilmesinde katkı sağlamaktadır. Her birimiz birer yol kullanıcısıyız ve yollarımızı daha güvenli hale getirebilmek bizlerin elinde. Var mısınız daha güvenli bir trafik ortamı oluşturmaya?

Ceren MISIR – KALDIRIMSAL PROBLEMLER

Bugünkü yazımda trafik güvenliği hakkında konuşacağız. Trafik güvenliği nedir, neden önemlidir, bizler neler yapabiliriz gibi sorulara cevap verebilmeyi umuyorum. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum siz sevgili okurlarıma.

Sağ koltuk müdavimi ve kaldırımlar kraliçesi olarak yayaların kırılganlığı üzerine konuşarak başlayalım istedim. Evden dışarı adım atar atmaz arabalar için yaratılmış bir dünyanın içine düşüyoruz. Mesela bizim binadan çıkar çıkmaz otoparka giriş yapmış oluyorum. Arabaların arasından geçerek siteden dışarı çıkabiliyorum sadece. Siteden çıkınca direkt kaldırıma ayak basıyorum. Sonrasında da trafik lambaları, dur işaretleri, yaya geçitleri vs… Her şey sizin de deneyimlediğiniz gibi anlayacağınız. Yani arabalar için yaratılmış bir dünya… Bisiklet kullanıcısı olsam gidebileceğim bana özel ve güvenlikli bir yol yok. Ki benim oturduğum bölge yoğunluğu olan eski bir bölge değil. Eğer öyle bir bölgede yaşıyorsanız muhtemelen kaldırımınız tek bacağınızın sığacağı büyüklüktedir. İstanbul’un kadim ilçesi Fatih’te bunu deneyimleme fırsatı yakalamıştım ne yazık ki.

Herhangi bir koruma giysimiz olmadan arabaların arasına çıkıyoruz. Ufak temaslarda bile vücudumuzda zedelenmelere, çatlaklara, hatta belki kırıklara sebebiyet verecek güçte olan arabalar… Hatta duran arabalar bile zarar verebilmekte. Örneğin çok taze yaşadığım bir olaydan bahsedeyim size. İkinci sıraya park eden arabayı son saniye fark eden bir motorsiklet kullanıcısı, hızlı yol almasının da etkisiyle, manevra yaparken yere düştü ve metrelerce sürüklendi. Bu örnekte kaskı takılı, koruma giysileri olan bir motorsiklet kullanıcısından bahsediyorum ancak ilerleyen dakikalarda ambulansın geldiğine de şahit oldum. Tabii amacım sizi korkutmak değil. Korunaklı bölgemizden çıkar çıkmaz karşılaştığımız dünyayla ilgili farkındalık yaratmak istiyorum sadece.

Peki neler yapabiliriz? Öncelikle kaldırım kullanıcıları olarak ilk yapacağımız şey diğerlerinin farkında olmaktır diye düşünüyorum. Bisiklet kullanıcılarının, scooterların ya da yanımızdan hızla geçen arabaların… Hatta aynı kaldırımı paylaştığımız yayaların bile… Tabii ki sadece biz yayalarda farkındalık yaratmak yetmez. Aranızda ehliyet sahibi olanlar olduğuna eminim. Sizlerin de biz kırılganlar tayfasının farkında olmanız ve gerekli noktalarda pozitif ayrımcılık yapmanız gerekir diye düşünüyorum. Sizin beş dakikada gideceğiniz yerlere bizler yarım saat kadar yürümek durumunda kalıyoruz genelde. Bu sebeple yaya geçitlerinde yol verirken bunları da aklınızda bulundurmalısınız. Aramızda yavaş yürüyenler elbette ki olacaktır.

Sadece bize mi düşüyor görev peki? Elbette ki hayır. Açıkçası benim görüşüm insan kaynaklı hataları sıfıra indirmek yönündedir. Bu sebeple yayalar ile araçların etkileşimini azaltmak gerektiği inancındayım. Bu sebeple de arabaların gideceği yolları mümkün olduğunca yeraltına gönderme ve biz yayalar için yemyeşil ve korunaklı yürüyüş güzergahları yapılması gerektiğini düşünmekteyim. Aranızda yetkili kimseler varsa bu fikrime gerekli değeri vereceğine eminim. Bahsettiğim bu proje 2180 yılından kopup gelmiş gibi gözüküyor olabilir ancak küçük bölgelerde (örn. üniversite kampüsleri) uygulanabilir diye düşünüyorum. Hadi bakalım, bundan sonrası sizde.

Son bir konuya değinip bana ayırdığınız vakit için teşekkürlerimi sunacağım. Biz burada yayaları konuşurken herkesin eşit şartlarda olduğunu düşündük. Yani engelli bireylerden, tekerlikli sandalye kullanıcılarından ya da bebek arabası sahiplerinden bahsetmedik. Ne kadar zorluk yaşadıklarını tahmin etmek, empati yapmak neredeyse imkansız bizim için. Tekerlikli sandalyeye oturup Ankara turuna çıkmış olsak belki bir nebze anlamış oluruz. Burada bence yine iş yetkililere düşüyor. Aynen dediğim gibi atlayın bir tekerlekli sandalyeye ya da bağlayın gözlerinizi veya alın elinize bir bebek arabasını ve turlamaya başlayın. Eksikliklerin tespitini ancak bu şekilde fark etmiş oluruz. Daha iyi bir yol kullanımı için aramızdaki uyumu sağlamalıyız.

Buralara kadar okumaya devam eden sevgili okurlarım… Bir sonraki konuda görüşmek üzere… Yolunuz açık, kaskınız/emniyet kemeriniz takılı olsun.

Ceyda YAVAŞ -Trafikteyim Fakat Güvende Miyim?

Hiç sürücü koltuğuna oturduğunuzda ya da yolda karşıdan karşıya geçerken ne kadar risk altında olduğunuzu düşündünüz mü? Trafikte yaptığımız her hareket, attığımız her adım aslında bizim ölümle yaşam arasındaki o çizgideki yolumuzu belirliyor. Bir şey olmaz diyerek o ışık tam kırmızıya dönerken gaza basmak, bir yere yetişmek yaşadığın hayattan daha değerliymiş gibi trafiğin içine atlamak… Her gün bu durumla karşı karşıya kalan ve bu uğurda yaşamını yitiren yüzlerce insan var. Dünyada her 24 saniyede 1 insan trafik kazası nedeniyle hayatını yitiriyor. Çok korkunç değil mi? Özellikle yayalar, bisiklet ve motor sürücüleri en riskli gruplar olarak görülmekte. Hepimiz hayatımızın birçok anında yaya olarak yer alıyoruz, fakat bunun riskleri ve savunmasızlığı hakkında pek de düşünmüyoruz. İnsan faktörü yani aslında ta kendimiz, trafik kazalarının en önemli etmenlerinden birisi. Özellikle ne kadar sorumluluk sahibi ve yumuşak başlı olduğumuz trafik güveliğini etkileyen başlıca kişilik özellikleri. Araç kullanmakta ne kadar kabiliyetliyiz, reflekslerimiz ne kadar güçlü? Dikkatimiz ne kadar hızlı dağılıyor, uykusuzken araç kullanıyor muyuz? Örneğin eğer 6 saatten az uyuduysak yollara çıkmayalım ki verdiğimiz ve aldığımız hasar artmasın. Bu gibi faktörler belki uzaktan küçük gibi görünebilse de trafik riskini, yani aslında hayatımızı etkileyen önemli faktörler.

Sadece biz değil çevremiz ve yollar da güvenliğimizi büyük ölçüde etkiliyor. Türkiye’deki hızlı şehirleşme de ne yazık ki ulaşım ağlarıyla istenilen ölçüde uyuşmuyor. Yetersiz yürüyüş ve bisiklet yolları, bozuk yollar veya eksik trafik levhaları kaza riskini artırıyor. Peki nedir bu trafik güvenliği neden bu kadar önemli? Ölüm ve ağır yaralanmaları önlemek için kullanılan yöntem ve önlemler trafik güvenliğini oluşturuyor. Trafik ışıklarının kullanımı ya da alkollüyken araba kullanmanın yasak olması akla ilk gelebilecek örnekler. Önemi de aslında kendi içinde saklı, ‘‘güvenlik’’ bizim ve çevremizdekilerin hayatta kalmasını sağlıyor. Evimizi korumak için nasıl kapımızı kilitliyorsak, kendimizi trafikte korumak için de güvenilir bir ortama zemin hazırlamamız şart. Ne kendimizin ne çevremizin canına risk oluşturmayalım, oluşturtmayalım. Ülkedeki ve dünyadaki koşullar da buna göre şekillensin ki riski olabildiğince düşürelim. Hepimizin aklına gelişmiş ülke denildiğinde ilk gelen ülkelerden birisi olan Hollanda’da sürdürülebilir trafik güvenliği için çalışmalar mevcut. Sürdürülebilir trafik güvenliği ise kaza olasılığını en az indirmek için gerekli çevre koşullarını ve sistemi oluşturmayı amaçlıyor. Anlıyoruz ki kazalar trafik güvenliğinin önemli bir parçası. Çok güvenlik az kaza… Türkiye de bu amacın sağlanması doğrultusunda bakanlıklar, üniversiteler, belediyeler gibi birçok kurulla birlikte çalışmalar yürütüyor. Gelişmekte olan ülkemiz için büyük öneme sahip bu konu üstüne tüm yol kullanıcılarının da gereken çabayı göstermesi kritik. Gelişen teknolojiyle de birlikte aslında çabalarımız daha kolay karşılık bulabilir, şartlar kolaylaşabilir. Örneğin yayayı fark ettiğinde frene basan araçlar var, ne büyük gelişme değil mi? Fakat bu demek değil ki otomatik sisteme güvenip bireysel katkımızı yok sayalım. Aksine, otomatikleşmenin kolaylıklarıyla tembelleşmeden, gerekli düzeyde teknolojinin imkanlarından faydalanarak güvenliği artırabiliriz. Yani aslında asıl amaç, minimum risk ve minimum kaza. Yollar, araçlar ve sistemlerin tasarımını en etkili biçimde sağlayıp bu amaç yolunda ilerlemek mümkün. Herkes bireysel olarak gereken önlemleri alsa mesela… Alkollü araç kullanmasa, kırmızı ışıkta geçmese ya da trafikte telefonla konuşmasa… Bu gibi farkındalıklarla üniversitelerde verilen eğitimlerle, sosyal medyada yayınlanan kaza gönderileriyle, sürücü kursları faaliyetlerle yaratılabilir. Yani küçük önlemlerle büyük sonuçlar hayal değil. Bu faktörlerle sınırlı olmamakla birlikte, devletin de gerekli yaptırımları uygulaması gerekiyor. Trafik cezalarının ağırlaştırıldığı bir senaryoda daha az riskle karşılaşabiliriz. Aynı zamanda ehliyet sahiplerinin ve ehliyet hakkı kazanma sisteminin daha akılcı ve verimli bir hale gelmesi şart. Bilişsel değerlendirmeler de yapılıp, ehliyet sahiplerinin belirli aralıklara denetlenmesi örnek bir çözüm olabilir. Birey ve devletin ortaklaşa hareket ettiği bir senaryoyu hayal edelim. Bilinçli bireyler bilinçli politikalarla yetişir. Hem ülkemizi hem dünyamızı daha güvenli bir yer haline getirebiliriz. Yaşamımızın kıymetinin farkında olup, güvenle kalalım!

İSİMSİZ YAZAR – Bir Çift Göz Yeterli

2 Temmuz 2022. Saat 00.15.

Kocaeli’de devrilen otomobil, 4 yaralı.

Saat 08.00.

Mersin’de nakliye kamyonu şarampole savruldu, 4 ölü.

Aynı gün, iki kaza. Bir yanda hayati tehlikesi olan 4 can, diğer yanda hayatını kaybeden 4 evlat, anne, baba, kardeş.

Peki, sorumlular kim? Yol kullanıcılarının bir parçası olan sürücüler mi, yoksa yetersiz verildiği düşünülen trafik eğitimleri mi? Yol düzenleyicileri mi yoksa olacakları ön göremeyen mühendisler mi?

Tehlikedeyiz. Yaya olarak, sürücü olarak, bisikletli ve motorsikletli olarak tehlikedeyiz.

Tehlikedeyiz çünkü yaya olarak savunmasızlığımız görülmüyor, “ne de olsa karşıdan karşıya geçmek için adım atmaz, hızlı geldiğimi görüyor” veya “yaya gecidinden biraz sonra da geçse de olur” diye düşünüyoruz.

“Motorsikletliler de aman ne çoğaldı!”

“Aralardan geçmeseler ne olacak sanki!”

“Çok hızlı ve dikkatsizler, her yerden çıkıyorlar.”

“Hız yapacağım tabii ben bu arabaya o kadar para verdim.”

“ Dört saatlik yolu iki saate gidiyorum benim zamanım kıymetli.”

Zamanımız kıymetli, canımız değil! Zamanımız az, işimiz çok ama yorgunluğumuzu göz ardı ediyoruz.

Işte! Yorgunluk. Neye neden olduğu aşikar. Asıl trafikte güvenliği sağlamak için nelerin yorgunluğa neden olduğunu anlamalıyız. Laurance Hartley 2004 yılında yayınlanan bir makalesinde yorgunluk nedenleri olarak ulaşım endüstrisinde uzun çalışma saatlerini, uzun yolculukları, uluslararası artan ekonomik faaliyetleri, globalleşmeyi, tam zamanında teslimat şartlarını, yakıt fiyatlarındaki artış yüzünden sürücülerin yakıtı ödemek için daha fazla çalışmak zorunda kalmasını ve taşımacılık sektöründeki rekabetleri ele alıyor. Bu nedenler sürücüleri uykusuz kalmaya sürüklüyor ve bu durum da ne yazık ki kazaların yaşanmasına neden oluyor.

Trafik güvenliği önemli çünkü yoldayken birçok hayat tehlikede. Yorgunluktan kapanan bir çift göz kaza için yeterli. Daha güvenilir ulaşım sağlamak için, görmek ve görünür olmak için, kazaları önlemek için, herkes için trafik güvenliği gerekli.

Otobanlarda farketmişizdir. Sık sık “Uykusuz araç kullanmayın!” uyarıcı levhalarını görürüz. Birçok mola istasyonlari bizi mola vermeye, kahve içmeye, gerekirse kısa uykulara teşvik eder. Yol düzenlemeleri bu kapsamda bakıldığında dinlenmeye teşvik edici olsa da nedir bizi yorgun araç kullanmaya sürükleyen? Uykusuzluğa direnirken öne düşen başın, yas tutan bir annenin, babanın ya da evladın göz yaşının düşmesine neden olabileceğini ön göremiyor muyuz yoksa?

Ajzen’in Planlı Davranış Teorisine göre bir davranışı niyet belirler. Bireyin tutumları, öznel kurallar ve davranış üzerinde algılanan kontrol bu niyeti etkileyen faktörlerdendir. Eğer biz bireylerin yorgunluklarının trafik güvenliğine etkisi hakkındaki tutumlarını trafik güvenliği lehine çevirebilirsek bu işi başarabiliriz diye düşünüyorum. Bunu James Prochaska ve Carlo Diclemente’nin Transteoretik Modeli ile de başarabiliriz. Bu model bireyin yorgunken araba kullanma davranışını beş aşamayla değiştirmeyi hedefliyor. Bu aşamalar: düşünmeme, düşünme/niyet, hazırlık, hareket/eylem, ve devam ettirme. Neyi gözden kaçırdığımızın farkında olmalı, ona göre bir eylem planına başlayıp bunu devam ettirmek için çaba göstermeliyiz.

“Çok uykum var ama zaten iki saate oradayım, biraz daha dayanmalıyım.” dan çıkıp “Uykum geldi, baya yoruldum. Önce kısa bir uyuyup enerjimi toplayayım ondan sonra yola devam etmeliyim.” diyebilmeliyiz.

Bir çift göz yeterli! Görmek için, güvenliğimiz için. Bayramda sevdiklerimizle beraber olabilmek için, onlara kucak dolusu sarılabilmek için…

Yirmi dakikalık kısa bir uyku bizi sevdiklerimize kavuştursun. Yolumuz güvenli, gözlerimiz açık olsun!

İSİMSİZ YAZAR – TRAFİK: Yaşamla Ölüm Arasındaki İnce Çizgi 

Gelişen teknolojiler, daha bireysel bir dünya ve artan nüfus ile beraber trafik git gide hayatımızda daha fazla önem kazanmaya başladı. Çünkü artan bir nüfus demek daha yoğun bir trafik, daha yoğun bir trafik ise daha yüksek kaza riski demektir. Her yıl binlerce insan trafik kazasında yaralanıyor, sakatlanıyor veya ölüyor. Örneğin ülkemizde sadece 2022 Mart ayında 37.327 adet trafik kazası yaşandı (Trafik İstatistik Bülteni, 2022). İşte bu yüzden trafik hakkında daha fazla şey öğrenmeli, bilinçlenmeli ve harekete geçmeliyiz. Çünkü ufacık bir hata bile ciddi can ve mal kayıplarına yol açabilir.

Yapılan araştırmalar önümüzdeki yıllarda trafik kazalarının ölüm sebebi oranlarının çok daha fazla yükseleceğini ön görüyor. Bu sebeple yayalara, sürücülere ve kurumlara oldukça iş düşüyor. Bazen ne kadar kural konulursa konsun, insanlar ona uymadıkça ve cezalardan kaçmanın yolunu buldukça kurallar etkisini kaybediyor. Trafik kazalarının sebepleri bazen yol, hava gibi çevre faktörleri olurken bazen de tamamen insan hatasından kaynaklı oluyor. İnsan hatalarının başlıca sebepleri ise alkollü araç kullanmak, yorgunluk, uykusuzluk, hız ve öfke kontrolsüzlüğü, araç kontrolünü kaybetmek olabiliyor. Bu sebeplerin önüne geçebilmek için de daha fazla harekete geçmek ve önlem almak gerekiyor. Sürücüler hız sınırları, alkol kullanımı, çocuk koltuğunun önemi, araç kullanırken telefonla uğraşmanın riski hakkında daha fazla bilinçlendirilmeli ve yeni uygulamalar düzenlenmelidir. Çoğu sürücü trafik akışındaki kurallara hâkim olsa da araç içerisindeki emniyet kemeri gibi araç gereçlerin hayat kurtarmadaki önemimi bazen unutabiliyor. Kazaların önüne geçebilmek için ise öncelikle kazaların nedenlerini belirlemek ve sonrasında var olan bu sorunlara çözüm aramak gerekir. Bu çözümler de bazen var olan yasaları ve kuralları değiştirmekle bazen de yeni sistem ve kurallar getirilerek olur. Bu bağlamda yardımcı olacak karayolu güvenliği ve strateji planlamaları oldukça önemlidir (Karayolu Trafik Güvenliği Eylem Planı, 2021).

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde yaya, engelli, bisikletli gibi savunmasız yol kullanıcıları ölüm ve yaralanma riskleri başta olan gruptalar (WHO, 2014). Çünkü özellikle bu ülkelerde yollar trafik güvenliğini sağlayacak gelişmiş bir altyapıya sahip değil. Sürdürülebilirlik trafik güvenliği, çevre koşullarında da düzenleme yaparak kaza ihtimalini sınırlandıran bir trafik sistemi oluşturmaktır. Tabi ki bu bağlamda gerçekten başarılı ülkeler de var. Örneğin Hollanda bu konuyu artık yaşam felsefesi haline getirmiş durumda. Karayolu düzenlemelerini yapmak, tasarım ve teknolojiler ile araçlarda insanların kaza yapabilme oranlarını düşürmek gibi misyonlar ediniyor. Hali hazırdaki trafik güvenliği sistemleri prensipler üzerine kurulu. Hollanda’nın yanı sıra İsveç, Fransa, Viyana ve İngiltere de trafik güvenliği konusunda çeşitli stratejiler ile önemli yollar kat etmişlerdir. Bence en güzel uygulama örneklerinden bazıları da Viyana’dan. Örneğin, uyarı işaretlerini ve levhaları tahmin edilebilir, birbiriyle uyumlu ve dikkat çekecek şekilde hazırlamak ve yerleştirmek; yaya, engelli ve yaşlıların yol kenarı ve kaldırımlarda geçişlerini engelleyecek durumları yasaklamak uygulamalarından bazıları.

Trafik güvenliği dendiğinde çoğunlukla arabalar ve araba sürücüleri gelir ancak trafik aynı zamanda yayalara, motosikletlilere, bisikletlilere de aittir. Bu gruplar trafik akışında arabalara göre daha savunmasız olduklarından tehlikedeler. Özellikle bu kesimler için ayrı ayrı da yol güvenliği ve çevre düzenlemeleri de sağlanmalıdır. Yayalar trafik güvenliği, levhalar ve yol kullanımı hakkında eğitimler ve yayınlar yapılarak bilinçlendirilmelidir. Diğer yandan motosiklet ve bisiklet kullanıcıları da hız kontrolleri, kask kullanımları hakkında bilinçlendirilmeliler. Bir diğer konu da bisiklet, motosiklet ve akülü araç kullanıcıların en büyük problemleri haline gelmiş trafikte fark edilmeme durumudur. Diğer sürücüler bu grupları seyir halinde fark etmiyor ve diğer araçların arasında sıkıştırabiliyorlar. Bu sebeple ehliyet alacak olan sürücü adaylarına bu konu üzerinde daha fazla eğitim vermek kazaları önleyici olabilir.

Elbette bu kadar önemli bir konuda ülkemizde yapılan çalışmalar ve yürütülen projeler var. Ancak maalesef biz bazılarından hiç haberdar bile değiliz. Örneğin ülkemizde her yıl 1-7 Mayıs günleri arası Karayolu Güvenliği ve Trafik Haftası olarak kutlanıyor fakat bir çoğumuz bilmiyoruz bile. Özellikle bu haftalarda farkındalık arttırmak adına çeşitli bilgilendirici programlar veya yayınlar izleyicilere sunulabilir. Örneğin Fundacion MAPFRE tarafından yürütülen Şehrin Akıllı Çocukları projesi oldukça etkileyici bir proje. Millî Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma Altyapı Bakanlığı destekli projede 1000’den fazla öğretmen 10 farklı şehirde öğrencilere trafik işaretlerini anlama ve emniyet kemeri kullanımı gibi konularda çeşitli eğitimler veriyor. Proje kapsamında trafik alanında daha bilinçli bir nesil yetiştirmek hedefleniyor.

Peki bir insan olarak neler yapabiliriz? Özellikle insan diyorum çünkü bahsettiğimiz tüm gruplarda temel grup aslında insan. Arabayı, bisikleti, motosikleti veya akülü aracı bir insan kullanıyor, yaya dediğimiz şey zaten bir insan. Dolayısıyla bir insan yeri geliyor yaya ve sürücü oluyor, yeri geliyor bisiklet kullanıcısı. Ayrıca günün birinde bir engelli bir birey olmayacağımızın da hiçbir garantisi yok. Bu yüzden öncelikle bir insan olarak her koşulda kuralların ve diğer grupların önemini bilmeliyiz. Trafikteki herhangi bir araç, kişi, yaya karşısındakinin güvenliğini düşünmedikçe, birey olarak bizim de güvende olma garantimiz yok. Mesela her ne kadar teoride yayalar öncelikli olsalar bile buna özen göstermeyen sürücüler de mutlaka olacaktır. Bu yüzden bir yaya olarak daima dikkatli geçişlerde bulunmalıyız, uyarı ve bilgilendirmelere dikkat etmeliyiz. Sürücülerin her zaman bizi göremeyebileceğini bilmeli ve kendimizi güvende hissettiğimizde gereken adımı atmalıyız. Alt ve üst geçitlerin kullanımını artık hayatımızda bir zorunluluk haline getirmeliyiz. Özellikle görüş mesafesinin sıkıntılı olduğu durumlarda daha dikkat çekici renkler giymeliyiz.

Trafik aslında birbirinden farklı binlerce insanın uyum içinde hareket etmeye çalıştığı bir ortam. Özellikle kişilik yapılarının veya kişilik bozukluklarının trafik akışında etkisini her yerde görebiliyoruz. Örneğin yolda seyir halindeyken önünüzde bir araç aniden durdu ve siz de çarpmamak için durmak zorunda kaldınız. Sonra arkanızdaki araç da ani bir fren yaparak durdu ama önünüzdeki aracı fark etmediğinden size küfürler etmeye başladı. Sizin sakin bir kişilik yapısında olduğunuzu varsayalım, durumu açıklayıp yolunuza devam edebilirsiniz. Ama sizin da aynı öfkeyle cevap vermeniz durumunda durum hiç de iyiye gitmeyebilir, bir kaos ortamı oluşabilir. Dolayısıyla kişiliğimiz aracı kullanış şeklimizi ve trafiğe uyum sağlayışımızı bile oldukça etkiliyor. Sabırlı olmak, durumu kabullenmek ve hoşgörü ile karşılık vermek buradaki en kritik nokta çünkü kişinin hem sürücülük performansını hem de sürücülük tarzını etkiliyor.

Toparlamak gerekirse, trafik hayatımızın bir parçası ve bu parça yaşamak veya ölüme sürükleyebilecek kadar kritik bir noktada. Bu yüzden bilinçli olmak, riskin farkına varmak ve önlem olmak oldukça önemli. Bizler birey olarak üzerimize düşeni yapmadığımız müddetçe, yalnızca trafikte değil hayatın hiçbir alanında ilerleme kat edemeyiz. Bu yüzden insan olarak öğrenmek ve uygulayabilmek elimizdeki en büyük şans. Öğrenelim, kurallara uyalım ve uymayanları uyaralım, başkalarının hayatı elimizde kaybolmasın…

Ece SIR  – 21. yüzyıl mağarası

Artık hayatta kalmak ve yaşamak için çok da çaba sarf etmediğimizi fark ettiniz mi? 21. Yüzyılın bütün teknolojileri bizi ekstra çaba sarf etmeden hayatta tutmak üzerine kurulu. İnsanlığın ilk zamanlarında, mağaradan çıkıp aslanlara yem olmamak ve besin elde etmek yaptığımız tek şey iken şu an bunlara benzer işler bile yapmıyoruz. Peki bu bize hayatta kalmak dışında ne getirdi? Bu yeni düzenin en büyük getirisi monotonluk oldu. Artık yattığımız yerden günümüzü geçirme ve istediğimiz kadar kilo alma lüksümüz (!) var mesela. Her gün aynı yataktan kalkıp, aynı adımlarla aynı evden çıkıyoruz. Aynı arabamızla aynı yollardan aynı işe gidiyoruz. SÜPER! Ekstra enerji sarf etmeden yapmamız gerekenleri ne güzel de yapıyoruz, değil mi? Aynı örneği mağara hayatına uyarlayıp şöyle desem daha çarpıcı olacak sanırım: mağaramızdan çıkıyoruz yanımızdan bir kaplan sürüsü geçiyor, tepkisiziz… Biraz ilerliyoruz o sürüden bir kaplanın bizim grubumuzdan birini yediğini görüyoruz, tepkisiziz… Biraz sonra da leşçi kuşlar gelip arkadaşımızdan kalanı götürüyor, tepkisiziz… Biz bu tepkisizlik içindeyken aynı sürü mağaramıza doğru ilerliyor ve yine, tepkisiziz… Ne kadar trajik olurdu. Günümüz hayatının bundan daha az trajik olduğunu kim söyledi? Şimdi çıkıp da “bu kadar da tepkisiz değiliz yahu!” diyecek birileri olacaktır. Peki size şunu söylesem: her gün içine girdiğiniz, kendi içinde farklı farklı boyutları olan ve toplumdaki herkesin de her gün bir parçası olduğu çok büyük bir sistemi hiçbir zaman fark etmediniz. Bahsi geçen bu büyük sistem trafik. Trafik dediğimizde bile aklımıza ilk gelen şey yoğun trafik. Bu kelimeyi sürekli “bugün trafiğe kaldım”, “trafik olmadan eve gitsek iyi” şeklinde kullandığımız için bunun aslında çok büyük bir sistemi temsil edebileceğini düşünmüyoruz. Trafik kötü ya da sadece sizi eve gitmekten alı koyan bir şey değil, aksine kendi içinde düzeni olan, karmaşık ve bir o kadar da büyüleyici bir sistemdir. Ancak çağımızın kaplan sürüsü olarak adlandırabileceğimiz monotonluktan doğan tepkisizlik sizi bunları fark etmekten bugüne dek alıkoydu. Bugün, bu yazıya denk gelmenizle birlikte artık onu eskisi gibi göremeyecek ve her gün bir parçası olduğunuz bu sisteme farklı bir gözle bakmaya başlayacaksınız.

Trafik sistemi genel bir görüşle kelebek etkisinin çok net görüldüğü yerlerden biridir. Mesela şöyle bir örnek vereyim. Siz o gün işte kötü bir gün geçirdiniz ve gergin bir şekilde evinize dönmek için trafiğe çıktınız. Işıktan kalkarken de önünüzdeki araç çok yavaş kalktı ve siz de kornaya basıp o sürücüye bağırarak içinizdeki öfkeyi ona yönlendirdiniz. Ama hiç bilmediğiniz bir şey vardı. Öndeki aracın sürücüsü yakın bir zamanda kaza geçirmiş ve trafiğe küsmemek için o gün ilk kez korkarak da olsa trafiğe çıkmıştı. Sizin yaptığınız davranış sadece onun korkusunu ve endişesini tetiklemiş, bunun dışında ne size ne de trafiğe bir şey katmıştı. Siz kornayla onu korkuttuktan sonra geri kalan sürüşü boyunca çok tedirgin ve gergin bir şekilde yoluna devam etmiş ve bu sebepten dolayı kavşağı dönerken yola aniden çıkan yayayı fark edemeyerek ona çarpmıştı. Devamında olabilecek senaryoları da siz okuyucuların hayal gücüne bırakıyorum. Siz sadece küçük bir tepki verdiğinizi zannederken aslında tüm sistemi bu şekilde etkiliyorsunuz. Trafikteki her bir yol kullanıcısı da her gün her saniye sistemi bu şekilde etkilemeye devam ediyor. Her gün bu sistemin bir parçası olan siz, trafikte yaşanan her türlü olayın da bir şekilde sorumlusu oluyorsunuz. Artık bu mega sistemin aktif bir katkı sağlayıcısı olduğunuzu da öğrendiğinize göre biraz da bu bilgiyle ne yapabileceğimize bakalım. Bu sistemin varlığı hepimiz için hayati önem taşıyor. Her şeyden önce trafik sisteminin bugün olduğu gibi yarın da hayatlarımızda olmasını sağlamalıyız. Bunun için üzerine düşünmemiz gereken iki ana unsur var: güvenlik ve sürdürülebilirlik. Tam şu anda dışarıda bir savaş durumu olsa kendi güvenliğiniz için evinizden çıkmaz ve kendinizi güvende tutmaya çalışırsınız. Trafik ortamı için de bu geçerlidir ancak onun fark edilmesi zor doğasından dolayı çoğu zaman bunu atlıyoruz. Trafik sistemi, içinde nasıl davrandığınıza bağlı olarak siz ve çevrenizdekiler için adeta bir savaş alanı kadar tehlikeli olabilir. Tek bir farkla. Bu savaşı bitirmek sizin elinizde. Biraz önce de bahsettiğimiz gibi yapacağınız en ufak hareket büyüyerek bu sistemi etkileyecek. Bunun nasıl bir etki olacağına da siz karar vereceksiniz. Trafik sistemini herkes için çok daha güvenli hale getirmek için yapacağınız şey çok basit: sistemde ne görmek istiyorsanız kendiniz onu yapacaksınız. Her gün herkesin size bağırıp çağırmasını istiyorsanız sisteme bağırmaya devam edin, yok eğer herkesin size saygı göstererek sizi el üstünde tutmasını istiyorsanız siz de saygı duyun. Güvenlik davranışları için de aynı şekilde hareket edin. Kendinizin tüm güvenlik önlemlerini aldığından ve güvenli sürüşe uyduğundan emin olun. Siz böyle davrandıkça etrafınızın da değiştiğini göreceksiniz. Gelelim sürdürülebilirliğe. Bunu sağlamak için bireyler ve daha büyük yapılar birlikte çalışmalı. Sürdürülebilirliği ana amaç edinerek yeni sistemler geliştirilmeli ve bireyler de buna uymalı. Ülkemizde bazı belediyelerin toplu taşıma araçlarında elektrikli alternatiflere yönelmesi bunun güzel örneklerinden biri olabilir. Güvenlik ve sürdürülebilirliği aynı anda kapsayan diğer bir unsur ise trafik kurallarıdır. Trafik kurallarını kısıtlayıcı bi faktör olarak algılamak ve bunlara uymamanın size bir özgürlük verdiğini düşünmek başlı başına aldatıcı bir düşüncedir. Bu kurallar her şeyden önce sizi hayatta tutarak size yaşama özgürlüğü verir. Bu kadar karmaşık bir sistemin içinde küçük bir birim olarak, kurallara karşı gelmek bir başka deyişe kendinizi tüm sistemin üstünde görmek, başta kendiniz olmak üzere herkesin canını tehlikeye atmaktır. Birey tek başına bu sorumluluğu alabilecek bir yapı değildir. Özetle, birilerinin ölümüne sebep olmak ve yaşama özgürlüğünüzü hiçe saymak istiyorsanız kurallara uymama özgürlüğünü (!) seçebilirsiniz.

Biraz önce trafiğin tehlikeli bir sistem olabileceğinden bahsettik. Peki kimler için? Aslında hepimiz için. 100 üzerinden değerlendirecek olursak, bazı grup yol kullanıcıları için 90 tehlikeliyken, diğerleri için 5 tehlikeli olabilir. Trafik sistemi basit bir denklem olmadığından dolayı kimin ne zaman nasıl bir tehlike altında kalabileceğini saptamak neredeyse imkansızdır. Ancak bu tehlikeyi tanımak ve önlemek için elimizden gelen en iyi şekilde davranmak yapılabilecek en mantıklı şeydir. Aslında düzenli bir yol kullanıcısı iseniz, kimlerin hangi durumlarda daha çok tehlike altında olduğunu sezebilirsiniz. Örneğin, yanında yol olan parkta bisiklete binen 8 yaşında bir çocuğu, yağmurlu havada sipariş yetiştirmeye çalışan motosikletli kuryeyi ve boş yolda evinden işine özel aracıyla seyahat eden birini düşünün. Bu insanların tehlike durumlarını ayırt etmek sizin için zor olmamalı. Her hareket önce farkında olarak başlar. Bugünden sonra dışarı çıktığınızda etrafınıza daha dikkatli bakın. Eğer özel aracınızla seyahat ediyorsanız, size kıyasla o sistemde çok daha riskli gruplar olduğunu göreceksiniz. Onların içinde olduğu durumu göz önüne alarak, daha yüksek bir bilinçle yollara çıkmak onlar için yapabileceğiniz belki de en yararlı şey olacaktır. Unutmuyoruz ki her değişim bizimle başlıyor.

Peki bugün birkaç dakikamızı ayırarak okuduğumuz bu satırlar özetle ne dedi: Trafik yaşayan ve her gün bizi içine alıp bizi etkileyen bir sistemmiş. Yaptığımız her ufak davranışın bir yerlerde çok daha büyük sonuçları varmış. Her gün arabamıza atlayıp çıktığımız yol sadece bizi bir yerden bir yere götüren bir zemin değil, duygularımızı davranışımızı hatta yaşama hakkımızı etkileyen çok boyutlu bir yapıymış. Peki bundan sonra ne yapacağız? Tam şu anda bir şeyler yapmaya başlayabiliriz. Ne mi? Farkındalık. Evet, önce fark edeceğiz, sonra deneyeceğiz, olana kadar deneyeceğiz ve kendimizi değiştirerek sistemi dönüştüreceğiz. Hep birlikte bunu amaçlamalıyız. 21. yüzyıl mağaramızdan kafamızı çıkarıp, her gün maruz kaldığımız ve bizi hiç belli etmeden de olsa derinden etkileyen bir unsuru, önce kendimiz sonra da hepimiz için daha iyiye dönüştürmek hepimizin bilincinde olması gereken bir sorumluluktur. Hepinize güvenli, sağlıklı ve bol farkındalıklı günler diliyorum.

Eda Selin ŞENGÜN – Trafik Güvenliği ŞART!

Değerli okurlarım, hepinizin bildiği üzere bayramı doya doya yaşamak istediğimiz
günlerde ülkemizin gündeminde maalesef her sene tatile ya da memleketine gitmek isteyen
insanların geçirdiği kazalar yer buluyor. Bu sebeple Kurban Bayramına bir hafta kala
yazımda trafik güvenliği kavramından bahsetmek istiyorum sizlere.
Günlük hayatta işe, okula, eve giderken böyle özel günlerde ise akraba ziyaretleri
gerçekleştirirken ya da sıcak yaz günlerinde tatile giderken ister kısa ister uzun soluklu
şekilde yollardayız hepimiz. Bu yolculuk bazen toplu taşımalarda bazen özel araçlarda şehir
içi ya da şehirlerarası olarak gerçekleşiyor. Yol kullanıcıları olarak hepimizin ortak isteği ise
güvenli bir şekilde gideceğimiz yere varmak.
Bu noktada trafikte ölüm ya da ciddi biçimde yaralanmaları önlemek için kullanılan
yöntem ve önlemler trafik güvenliği kavramını karşılıyor. Trafik yapısının anlaşılması,
eksiklerinin görülmesi ve buna göre planlama yapılması önemli. Örneğin ülkemizin Karayolu
Trafik Güvenliği Eylem Planı’nı incelediğimizde yol ve araç yapısına uygun olmayan hızla
mücadele, incinebilir yol kullanıcılarının korunması, kaza noktalarının iyileştirilmesi ve etkin
denetimler ile can kayıplarının önlenmesinin bu uğurda öncelikli alanlar olduğunu görüyoruz.
Trafik güvenliğinin yönetimi ise bu kavramın çok paydaşlı bir yapıya sahip
olmasından kaynaklı kritik. Hem güçlü bir idare temelinin geliştirilmesi, hem kaynakların
tahsisi hem de yol güvenliği stratejilerinin etkili koordinasyonu için barındırdığı paydaşların
seferber olmasını sağlamak gerekiyor. Güvenlik için yol çok önemlidir, eğer altyapı efektif
olursa yaralanmalar ve ölümler azalır, emisyonlar düşer, hız yönetimi stratejisi ile entegre
edildiğinde ise yürüyüşü, bisiklet kullanmayı ve şahsi araç kullanımından toplu taşımaya
geçişi yaygınlaştırır. Güvenli araçlar ise kaza riskini azaltmanın yanı sıra kaza anında hem
araç içindeki hem de diğer taraftaki insanları daha iyi korur. Gelişen teknoloji sayesinde
otomatik frenleme, sürücü dalgınlık ve dikkat uyarı gibi sistemler ile taşıt güvenliğine
odaklanılabilir. Yol kullanıcılarına yönelik eğitimler, bilgilendirme çalışmaları ve
kampanyalar ise hem örgün ve yaygın eğitim kurumlarında hem de motorlu taşıt sürücü
kurslarında hayat buluyor. Bütün yol kullanıcı türlerini kapsayacak şekilde gerçekleşecek
hem trafikte bilinç ve sorumluluğu hem de yol güvenliğini içeren çalışmalar kaza oranının
azalmasında büyük önem taşıyabilir. Son olarak trafik denetimleri, kurallara uyulmasının
kontrol mekanizmasıdır. Yol kullanıcısı kural ihlali yaptığında yakalanacağını düşünmeli ve
bir yaptırım ile karşılaşacağını bilmelidir. Emniyet Genel Müdürlüğü verileri incelendiğinde
ölüm ve kaza oranının denetleme ve ceza oranı ile ters orantılı olduğu görülecektir.
Örneğin kural ihlaline odaklanıldığında hız, alkol, uyuşturucu ve uyarıcı madde,
emniyet kemeri, koruyucu başlık, kırmızı ışık, çocuk koruma tertibatı, ve cep telefonu gibi
sürücünün dikkati dağıtan unsurların denetimi sağlanmalıdır. Araca odaklanıldığında yük ve
yolcu taşıyanlar, motosikletler ya da traktörlerin denetimi devreye girer. Yola
odaklanıldığında ise otoyol, devlet karayolu, il yolu, köy yolu ve tabii ki şehir içindeki cadde
ve sokaklar denetlenir. Ayrıca trafik güvenliği için kritik olan KGYS gibi elektronik
sistemler, hava araçları, ve takograf, kamera, alkol kilitleri ve olay veri kaydedicileri gibi araç
içi sistemler ne kadar gelişir ve kullanılırsa bu üzücü olaylar ülke gündeminde o kadar az yer
bulacaktır.
Günümüz için konuşmak gerekirse sürdürülebilir, güvenli ve mobil trafik konusunda
elimizde olanlar bunlar. Daha iyi bir gelecek için bu hedefleri gerçekleştirmeye çalışmalı,
gerçekleştirdikçe de yerine yenilerini koymalıyız. Aksi takdirde hepimiz tehlikedeyiz
demektir çünkü insan vücudu kırılgandır. Zaten bu yüzden daha hassas ve korunmasız olan
incinebilir yol kullanıcılarının (yayalar, bisikletliler, motorlu iki tekerlekli araç kullanıcıları,
çocuklar, gençler ve yolcular) korunması öncelikli bir alandır. Bu konuda da yaya geçidi
erişimi, koruyucu ekipmanların kullanımının mevzuata eklenmesi, yol güzergahlarının
ayrılması ve düzenlenmesi gibi adımlar atılması gereklidir.
Dünyada durumun nasıl olduğuna gelecek olursak da, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre
karayollarında meydana gelen trafik kazalarında her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişi ölmekte, 50
milyon kişi de yaralanmaktadır. Bu oran düşük ve orta gelirli ülkelerde fazlalık
göstermektedir. Örneğin ülkemizde bir yılda meydana gelen 1.182.491 kaza sonucunda 7.300
kişi hayatını kaybetmekte, 303.812 kişi ise yaralanmaktadır. Birleşmiş Milletler’in yol
güvenliği için on yıllık eylem planı, Avrupa Komisyonu gibi oluşumlarla bu oran azaltılmaya
çalışılmıtır. Ülkemizdeki durum ise pek iç açıcı değil; OECD’nin 53 ülkeye ait verilerine
bakıldığında 2007- 2016 yılları arasında yüz bin kişiye düşen trafik kaza sayısında %22’lik
bir düşüş varken, Türkiye’de %52’lik bir artış meydana gelmiştir. Aynı şekilde yüz bin kişiye
düşen trafik kazalarındaki ölüm sayısında ise %16’lık bir düşüş gerçekleşirken, Türkiye’de
%29’luk bir artış meydana gelmiştir.
İnsan odaklı karayolu trafik güvenliği yaklaşımı eksikliği, çalışmaları yürüten birimler
arası koordinasyon yetersizliği, belediyelerinin kendi sorumluluklarını yerine getirmemesi,
akıllı denetim sistemlerinin yaygınlaştırılmaması, sürdürülebilir yaya, sürücü ve ilk yardım
eğitimlerindeki eksikler zayıf yönlerimizden sadece birkaçı aslında. Bu durumun üstesinden
gelmek için hedeflerimizi yerine getirmek zorundayız. Yapılan incelemeler eksik ve hataları
görmede çok değerli olsa da kağıt üzerinde kaldığında bir anlam ifade etmez. Hem devlet
hem de toplum üzerine düşen görevleri yerine getirmelidir. Bireysel olarak hem kendimizi ve
sevdiklerimizi korumak hem de başkalarına zarar vermemek adına kurallara uymalı ve
trafikte doğru davranışlar sergilemeli, bu konuda okumalı, araştırmalı ve hedeflerin pratikte
karşılığını bulması için biz de çabalamalıyız.
Herkese iyi bayramlar!

Eda TUTUŞ – EHEMMİYETLİ SÜRÜŞLER

Körpe bir psikoloji öğrencisi olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesinde okumaya başladığımda akademik müfredattaki dersleri görmüş ve “Trafiğin psikolojisi mi olurmuş?” diye düşünmüştüm. Bana göre psikolojiyi konuşmak için en son yer, her gün gözümün önünde olan, uğruna bolca zaman tükettiğim karayolları olsa gerek.

Aslında, neden olmasın? İçeriğinde insan olan her sistemde psikolojiden de bahsetmek elbet mümkün. Hele insanın en çok yer kapladığı böylesine bir sistemde…

Neden trafik psikolojisi?

Güvenlik. İster psikolog, ister mühendis, ister sağlık görevlisi olun; trafiği ilgilendiren her konuda herkesin önceliği güvenlik olmalı. Trafikte yapılan düzenlemeler, güvenliği sağlamak ilkesiyle başlar, yine güvenlik amacına odaklanarak ilerler. Bu gaye doğrultusunda trafiğin psikoloji alanında da ele alınması oldukça mühim oluyor. Çünkü trafiği oluşturan şey yalnız arabalar, binek hayvanları ya da yolun kendisi değil; o yollarda bahsi geçen araçları kullanan bizler, yani insanlarız. Sadece araba kullanırken değil, daha en başında o aracın çıkacağı yolu tasarlayan da insanlar. Hâl böyle olunca trafikte psikolojiyi değerlendirmemek olmaz.

Trafik dediğimiz zaman üç faktör öne çıkıyor: insan (yaya, sürücü, vb.), araç/ekipman (araba ve araç içi sistemler buna örnek), yol/çevre (yol, levhalar ve hava durumu bu grupta). Bunların arasında trafik kazalarına en çok sebebiyet veren insan faktörü. Trafik kazalarını bir hiyerarşi olarak düşünürsek, en üst basamak olan “ölümlü kazalar”ın gerçekleşmesine insanın kişiliğinden, dikkat seviyesinden ve algı-motor becerilerinden başlayan bir olumsuzluklar zinciri sebep oluyor. Doğal olarak, bahsettiğim üç faktör de birbiriyle sürekli etkileşim halinde. Mesela, yağmurlu bir havada yol ıslanınca (yol/çevre) takip mesafesini doğru ayarlamak gerek (insan), zira frenler (araç/ekipman) iyi tutmayabilir ve bu durum trafikte tehlikelere yol açabilir.

Kimler tehlikede?

Eskiden yol kullanıcısı yerine “yol iştirakçisi” denirmiş, sayın Türker Özkan hocamız bahsetmişti. Türk Dil Kurumuna göre iştirakçinin anlamı “ortaklık eden, ortak olan” demek. Ne kadar da doğru. Trafiğin bir parçası olmak için herhangi bir şey kullanıyor olmamıza lüzum yok, yaya olarak da o sistemin bir ortağıyız aslında. Hatta yaya olarak bu sistemin en hassas ortağıyız.

Araçlarda içerisindeki sürücü ve yolcuları koruyacak hava yastığı gibi bazı sistemler bulunmasına karşın yaya olarak trafiğe ortak olduğumuzda savunmasız ve tehlikeye açık oluyoruz. Her ne kadar yayaların dikkati çok önem arz etse de, elinde tonlarca kiloluk metal yığını bulunduran sürücüler adeta silahlanmış sayılıyor. Bu ağır silahları kontrol edebilmek marifet, deneyim, dikkat, doğru ortam ve koşulları gerektiriyor. Tüm şartlar sağlansa bile istemeden yapılan küçük bir yanlış, kazaya davetiye çıkarabilir. Elbette, istemsiz hataya gelene kadar istemli yapılan hareketleri konuşmak gerek…

Siz de fark ettiniz mi bilemiyorum, ben trafik psikolojisi dersi almaya başladıktan sonra daha bir dikkat eder olmuştum, bizim ülkemizde trafik daha interaktif, daha hızlı ve daha tehlikeli. Sen kaç ülke gördün ki derseniz haklısınız gerçi, küçükken Türkiye dışında yalnız Makedonya trafiği görmüştüm hepsi bu. Fakat hakikaten şu geyiğe katılıyorum: “Avrupa’da yola adım atınca tüm arabalar duruyor!”. Ben de deneyimledim, başka ülkelere gidenlerden de hep aynı hikayeyi dinledim; burada yarım saat yaya geçidinde bekleseniz durmayan arabalar, orada yola doğru yöneldiğinizde duruveriyor.

Yalnız yayaya yol verme mi? Akşam haberlerinde her gün birbiri ardına yayımlanan geçiş üstünlüğü kaynaklı kaza görüntüleri, sonu gelmez “kazaya ramak kala” anları, emniyet şeridini işgal edenler, takımların şampiyonluk kutlamaları, asker uğurlama ya da düğün konvoyu sırasında trafikte yapılan tehlikeli hareketler… Tüm bunların önüne geçmek için ne yapılabilir ki?

Ne yapacağız?

Kazaya karışma ihtimalimiz de trafiğe maruz kalmamız yükseldikçe artıyor. Ancak kazaya karışmamak için trafiğe karışmadan yaşamaya çalışmak da pek mümkün görünmüyor. Bu durumda nihai hedef olan güvenliği sağlamak için önlem almamız gerekir.

Bu fazlasıyla dinamik sistemde güvenlik unsurunu sağlamak oldukça zor olsa da yapılabilecek çok şey var aslında, bunların başında da kişinin kendisinden başlaması geliyor. Çünkü bireysel farklılıklarımız, örneğin kişilik özelliklerimiz, trafikteki tutumlarımızı etkiliyor; sonrasında da trafikte tehlikeli davranışlar ortaya çıkıyor. Bireysel seviyede güvenli hareket etmek için yapabileceklerimizden yalnızca birkaçını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Yorgun veya uykusuzken yola çıkmamak.
  • Trafikte daha anlayışlı, hoşgörülü davranmak.
  • Trafikte dürtüsel kararlar vermekten kaçınmak.
  • Yaya olarak hareket ettiğimizde çevremizdeki uyaranlara karşı çok daha dikkatli olmak.

Bireysel seviyesinin üzerinde, organizasyonel olarak da güvenli önlemler alınabilir. Örneğin şiddetli yağış gibi olumsuz hava koşulları olduğunda kuryeleri tehlikeli sürüş koşullarında teslimata çıkarmamak oldukça doğru bir örnek.

Ancak bunların da üzerinde; toplumsal, sosyal ve kültürel düzeylerde güvenlik odaklı olmamız da önemli. Bir toplumun kültürü, içerisindeki her sistemde doğrudan ve dolaylı olarak birçok etkiye neden olur. Dolayısıyla da kültürümüzün içine trafikte güvenliği doğru şekilde ve kalıcı olarak entegre etmeliyiz.

Gelecekte bizi ne bekliyor?

Hızla gelişen teknolojiyi hesaba kattığımızda otonom araçların yükselişi gözler önüne seriliyor. Bu alandaki etik tartışmalar hararetle devam etse de ben, değişen dünyaya ayak uydurmak trafikte güvenli hareket etmemize yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

İnsan-çevre/yol-araç/ekipman etkileşimin içinde bir de birbiriyle iletişim kurabilen araçlar, ekipman ve buna uygun yol da eklendiğinde insan faktörünün mevcut yüklü etkisini azaltmak mümkün görünüyor. Ya da tam tersi, bu sistemler de insanlar tarafından tasarlandığı için onların sisteme etkisi dikkate alındığında, insan faktörü daha da mı suçlu olacak?

Sonuç…

Yani psikoloji de tüm bunların ışığında; ölçme ve değerlendirme, analiz, istatistik, eğitim ve daha birçok çeşitli alanda kendini göstererek trafikte güvenli hareket etmeye dikkate değer bir katkı sağlıyor. Konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek isterseniz, ülkemiz trafikte güvenlik konusunda ne yapıyor dersiniz; benzeri başka ülkede bulunmayan, Emniyet Genel Müdürlüğü ve ODTÜ Psikoloji Bölümü Güvenlik Araştırma Birimi ortaklığında 2015 yılında raporlanan “Trafik Kurul Kararlarının Analizi” belgesini okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Anlayacağınız, trafiğin psikolojisi olurmuş sayın okurlar.

Yolunuz güvenli ve açık olsun.


Posted by safety research unit on 07.07.2022 under PSY 354 Köşe Yazıları