İnsan Unsuru Işığında Değişen ve Dönüşen Dünyada Trafik ve Ulaşımın Seyri
Bu postta okuyacağınız köşe yazıları, 2025-2026 Güz dönemi kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünce verilen PSY 3701 Introduction to Traffic Psychology dersinin final ödevi olarak dersi alan öğrenciler tarafından yazılmıştır. Introduction to Traffic Psychology dersinin amacı, trafik psikolojisi alanındaki temel yaklaşımlar, metotlar ve uygulamalar hakkında öğrencilere bilgi sunmak ve onlara günlük hayatlarında önemli bir yer kaplayan trafik ve ulaşım kavramları hakkında farkındalık kazandırmaktır.
Introduction to Traffic Psychology dersi, Prof. Dr. Türker Özkan tarafından araştırma görevlileri Dr. Nesrin Budak, Gözde Atalan ve Mustafa Kurtuluş Bedi asistanlığıyla verilmektedir. Ekibimiz, 2005 yılında kurulan Safety Research Unit (SRU) – Güvenlik Araştırmaları Birimi (GAB) adı altında, genel güvenlik ve trafik güvenliği konularında uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Ekibimiz hakkında detaylı bilgi için:

Ülkemizdeki trafik kültürü ve sistemleri hakkında eminim herkes bir yorum yapabilir. Eleştirebileceğimiz öyle çok şey var ki yazımda hangisine değinmem gerektiği konusunda kararsız kaldım. Biraz düşününce aklıma başka bir şey geldi. Herkesin fark etmesinin mümkün olmadığı bir konuyu bizzat deneyimleyen biri olarak size, görme engelli bireylerin trafikteki mücadelesini anlatmaya karar verdim. Hemen hemen hepimizin şahit olduğu bazı olumsuz durumlar var. Kaldırımlara araçların park etmesi, yönlendirici kabartmaların bir anda sona ermesi veya bir durağın içinden geçmesi, her trafik lambasının sesli uyarı sisteminin olmaması gibi… Bunları hepimiz az çok bildiğimiz için ben biraz daha kıyıda köşede kalmış dertlerimden bahsetmek istiyorum.
Fark ettiniz mi bilmiyorum; Ankara, yakın zamanda metro girişlerindeki turnike sistemlerini değiştirdi. Bu değişiklikten önce engelli bireyler yalnızca turnikelerin en sonundaki engelli kapılarından geçiş sağlayabiliyordu. Peki ne oluyor o kapılardan geçerken? Bazı güvenlik görevlileri, fiziksel olarak fark edilebilir bir engeli olmayan insanların yollarını “Buradan geçemezsiniz.” diyerek kesebiliyor. Üzerinde fotoğraflarımız bulunan engelli kartlarımızı göstermemize rağmen “Bu fotoğraftaki sen misin?” diyerek yolumuzu açmamakta ısrarcı olabiliyor. Bu durumda yanınızdan geçen insanlar ne olduğunu anlamak için size dönüyor ya da arkanızda bir sıra oluşuyor. Siz de oldukça mahcup, durduk yere stres olmuş bir şekilde o günkü yolculuğunuzu yapıyorsunuz. Ben Ankara’da geçirdiğim iki buçuk sene içerisinde dört kez bunu yaşadım ve sonunda belediyeye mail atarak geçişimizin diğer turnikelerden de mümkün olmasını talep ettim. Neyse ki yeni turnikelerde bunu sağladılar fakat burada da küçük bir sorunumuz var. Biliyorsunuz, kartımızı okuttuğumuzda makineler “abonman”, “öğrenci”, “kredi kartı” diye bağırarak kartlarımızı afişe ediyor. Engelli kartımızı bastığımızda da herkesin duyabileceği bir tonda “SERBEST” diye şakıyor. Bir sorun bakalım biz birlikte toplu taşımaya bindiğimiz insanların bizim engelli olduğumuzu bilmesini istiyor muyuz? İşin kötüsü, biz duruma açıklık getirmezsek yanımızdaki kişi dedemizin kartıyla toplu taşıma kullandığımızı sanıyor. Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama İstanbul’da veya İzmir’de böyle bir durum yok. Demek ki Ankara’da olmasına da gerek yok.
Hep kartlardan bahsettim ama o kartları kullanabiliyorsak şanslıyız çünkü binmek istediğimiz otobüsü yakalamışız demektir. Bir de numaralarını göremediğimiz için kaçırdığımız otobüsleri saysak roman olur. Özellikle çok fazla otobüsün geçtiği güzergahlarda otobüsler el etmeden durmuyor, bilirsiniz. Böyle durumlarda otobüsün geldiğini görmek, numarasını seçmeye çalışmak, telefonun kamerasıyla büyütüp bakmak derken hoooop, otobüs geçiveriyor! Ben böyle böyle tek seferde dört otobüs kaçırdığımı bilirim. Neyse ki sonradan durağa bir teyze geldi de kendisinden yardım istedim. Bunu yaşadıktan yaklaşık bir yıl sonra öğrendim ki İstanbul’daki toplu taşımalar için bir sistem geliştiriliyor. Mevcut uygulamalara, bizdeki Ego Cepte gibi, eklenmesi planlanan bu güncellemede “bu durakta yolcu var” butonu bulunuyor. Bu butona tıkladığımızda yaklaşan otobüse durakta onu bekleyen bir yolcu olduğu bildirimi gidiyor. Gerçekleşebilirse hayatımızı kurtaracak o proje umarım Ankara’ya da gelir.
Otobüsümüzü durdurabildik, kartımızı okuttuk, şimdi sıra doğru yerde inebilmekte. Eğer metro kullanıyorsak daha şanslıyız çünkü genelde duraklar seslendiriliyor. Eğer bir arıza yoksa metrolarda bu sistem pek aksamıyor ama otobüsler… Ankara’da bu konuda ciddi bir eksik var arkadaşlar. Neredeyse hiçbir otobüste durak seslendirilmiyor. Bunun bir açma kapatma düğmesi mi var yoksa bütün otobüsler bozulmuş mu bilmiyorum ama her halükarda bir müdahaleye ihtiyaç var. Karşılaştırma yapıp her seferinde Ankara’yı yermek istemiyorum ama İstanbul bu konuda da bana hiç sıkıntı yaşatmıyor. Tıpkı metrolarımızdaki gibi otobüslerimizde de nereye yaklaştığını söyleyen sesli uyaranlara bizim gerçekten ihtiyacımız var. Aksi halde telefondan takip etmeye çalışırken şarjımız bitiyor gidene kadar. Yolu iyi biliyor olsak bile gece ve gündüz, yağmur ve güneş bile bizim etrafı nasıl gördüğümüzü, bazen de göremediğimizi, etkiliyor.
Şimdi içinizden; bu kadar dertlenmek yerine şoföre sorsanıza, diyebilirsiniz ama karşılaştığımız her insan sizler kadar iyi niyetli ve yardımsever olmuyor maalesef. Kampüsümüzdeki ringlerde bile ringin nereye gittiği sorusu “Önünde yazıyor ya!” şeklinde karşılanabiliyor. Şu durakta inmem gerek, yaklaştığımızda haber verir misiniz deyince tamam diyen şoförler, durağa yaklaştığımızda olayı çoktan unutmuş olabiliyor. İnsandır, yoğunluktan unutabilir tabi. Burada mesele, bizim kimsenin bizler için bir şeyler yapmasını beklemeden hareket edebiliyor oluşumuz.
Bunlar ve çok daha fazlası engelli bireylerin trafiğe karışmasının önüne geçebiliyor. İnsanlar bu yüzden toplu taşımayı tercih etmek yerine özel araçlarını tercih ediyor. Sırf bu olumsuz deneyimlerden uzak durmak için evinden çıkmak istemeyen insanların da var olduğunu bilmenizi isterim. Bu gibi küçük detayların iyileştirilmesi bile engelli bir bireyin tek başına hareket edebilmesini çok büyük ölçüde destekliyor. Bizim bireysel olarak bu zorlukların farkında olmamız bile bir şeyleri değiştirebilir diye düşündüğümden bu yazıyı yazıyorum. Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ediyor, trafikte başarılar diliyorum.
Trafik genellikle hepimizin şikâyet ettiği teknik bir sorun olarak tanımlanır—daha iyi yollar, daha akıllı sinyaller, daha hızlı arabalar—ancak gerçekte, çoğunlukla bir kültür sorunudur. Nasıl hareket ettiğimiz, birbirimize nasıl davrandığımız hakkında çok şey söyler. Görmezden geldiğimiz her kırmızı ışık, yaya geçidinde yaşanan bir kaza tehlikesi, şahit olduğumuz bir bisiklet kazası veya kalabalık bir şehirde kirli havayı solumanın verdiği baş ağrısı, acele ettirdiğimiz her yaya ve araba kullanırken ilgilendiğimiz telefonumuz, sadece kötü alışkanlıkları ve bir mühendislik sorununu değil, aynı zamanda sessizce hızın, özenin önüne geçtiği bir sistemi yansıtır. Bu, sosyal ve insani bir sorundur. Trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik önemlidir çünkü güvenli olmayan trafik insanları doğrudan öldürür ve sürdürülemez trafik herkesi yavaş yavaş etkiler. Bu yüzden, insan hayatına ve kolektif refaha değer veren bir toplum için temel unsurlardır. Trafik güvensiz olduğunda, sonuçlar anında ve acımasızdır. Kazalar saniyeler içinde olur, ancak etkileri sonsuza dek sürer. Aileler sevdiklerini kaybeder, şehirler güvenini kaybeder ve insanlar kamusal alanda güvenlik duygusunu kaybeder. Sürdürülebilirlik ise daha sessiz çalışır. Emisyonlar, gürültü ve kirlilik yavaş yavaş birikir, ancak akciğerlere zarar verir, yaşam beklentisini kısaltır ve iklim değişikliğini hızlandırır. Agresif sürüşü ve araba bağımlılığını teşvik eden bir sistem hem tehlikeli hem de çevresel olarak yıkıcıdır. Başka bir deyişle, güvenliği göz ardı eden trafik asla sürdürülebilir olmayacak ve sürdürülebilirliği göz ardı eden trafik asla gerçekten güvenli olmayacaktır.
Şu anda, bizimki de dahil olmak üzere birçok ülke, trafik akışının insan akışından daha önemli olduğu araba merkezli zihniyete takılıp kalmış durumda. Yollar önce arabalar için, sonra insanlar için tasarlanıyor. Hız, kaza şiddetini ve stresi artırsa bile verimlilik olarak görülüyor. Peki ne oldu? Kalabalık şehirler, stresli sürücüler, güvensiz sokaklar ve artan emisyonlar. Bunun yerine yüzümüz nereye dönmeliyiz? Araçlardan çok insanları ve hızdan çok yaşam kalitesini önceliklendiren bir sisteme doğru. En savunmasız yol kullanıcısının kuralları belirlediği bir sistem. Sokaklar çocuklar, yaşlılar ve bisikletliler için güvenliyse, herkes için güvenlidir. Bu, hayatı yavaşlatmakla ilgili değil; hareketi daha akıllı ve daha adil hale getirmekle ilgili. Bu noktaya ulaşmak farklı seviyelerde eylem gerektirir. Kişisel düzeyde, güvenli ve sürdürülebilir hareketlilik küçük ama anlamlı seçimlerle başlar. Beş kilometre daha yavaş sürmek, yaya geçidinde tamamen durmak, agresif bir şekilde sollama yapmamayı seçmek, telefonu bir kenara bırakmak, kısa yolculuklar için arabayı evde bırakmak veya mümkün olduğunda toplu taşıma araçlarını tercih etmek kahramanca fedakarlıklar değildir; bunlar temel sorumluluk eylemleridir. Trafik kültürü, milyonlarca böyle kararın birleşimidir. Bireyler sorumlu davrandığında, yollar daha tahmin edilebilir, daha sakin ve daha güvenli hale gelir. Sürdürülebilirlik, bu mikro kararlarda da yaşıyor: yürümek, bisiklete binmek veya toplu taşıma kullanmak sadece çevresel değil; daha temiz hava ve daha sessiz şehirler için pratik bir katkıdır. Şehir ve organizasyon düzeyinde etki daha da güçlü hale gelebilir. Şehirler, kaosu yönetmek yerine çatışmayı azaltmak için sokakları yeniden tasarlayabilir. Daha dar şeritler, trafik sakinleştirme, korunaklı bisiklet yolları, yayalar için korunaklı alanlar ve erişilebilir toplu taşıma gibi tasarımlar ders vermeye gerek kalmadan davranışları değiştirir. İş yerleri ve üniversiteler, yoğun saatlerdeki baskıyı azaltarak esnek çalışma saatlerini ve uzaktan çalışmayı destekleyebilir. Altyapı, insanlara nasıl davranmaları gerektiğini öğretir; bir yol otoyol gibi hissettiriyorsa, insanlar da öyle sürer. Bir mahalle gibi hissettiriyorsa, ona göre davranırlar. İkinci seçeneği tercih etmek, aynı anda hem güvenliği hem de sürdürülebilirliği artırır. Küresel olarak, trafik güvenliği ve sürdürülebilirlik uluslararası iş birliğini gerektirir. Yol güvenliği ve ulaşım emisyonları küresel sorunlardır, yerel rahatsızlıklar değil. Yol güvenliği ve sürdürülebilir hareketlilik, isteğe bağlı politikalar değil, halk sağlığı ve iklim sorunları gibi ele alınmalıdır. Uluslararası standartlar, paylaşılan veriler ve ortak iklim hedefleri, ülkeleri aynı hataları tekrarlamak yerine birlikte insan merkezli hareketliliğe öncelik vermeye itebilir. Neyin işe yaradığını zaten biliyoruz; zorluk, bunu tutarlı bir şekilde uygulamayı seçmektir.
Sonuç olarak, trafik sadece başımıza gelen bir şey değil; her gün aktif olarak yarattığımız değerlerimizin bir aynasıdır. Yollarımızda tehlikeyi, kirliliği ve eşitsizliği kabul edersek, bunları günlük hayatımızda da kabul etmiş oluruz. Ancak daha güvenli hızları, daha temiz ulaşımı ve daha kapsayıcı tasarımı seçersek, hareketliliğin hayatı tehdit etmek yerine desteklediği bir geleceği seçmiş oluruz. Okuyuculara son sözüm basit: trafik sadece içinde sıkışıp kaldığımız bir şey değil, aynı zamanda yarattığımız bir şey. Ve bu da onu değiştirme gücüne sahip olduğumuz anlamına geliyor. Sistemleri ve davranışları hız yerine saygı etrafında tasarlarsak, yollar çatışma alanları yerine bağlantı alanları haline gelebilir. Trafiği bir savaş alanı olarak görmeyi bırakıp bir sosyal sistem olarak görmeye başlarsak, sadece daha hızlı değil, aynı zamanda daha adil, daha güvenli ve daha insancıl bir hareketlilik inşa edebiliriz. Ve bu, hedeflemeye değer bir gelecek.
ODTÜ’de her gün okula gelirken kullandığım A4, Eskişehir yolu gibi trafiğin olduğu alanlara bakış açımın Trafik Psikolojisi dersini aldıktan sonra yolun yalnızca yol olmadığını, bu dünyanın birçok faktörle beslendiğini öğrendim. Otostop çeken insanlar, kapıdan geçiş için duran arabalar, öğrencilerin binmesi için gelip giden ringler…
Her sabah kalkıp okula giderken “oraya” ulaşma telaşı içerisinde oluyoruz, bazen kurallara uyuyor, bazen uymayınca nasıl sonuçlandığını görüyoruz. Bazen de bir kazaya şahit oluyoruz ve bize hayatı hatırlatıyor: bazen yarım kalan bir hayatı bazen de sağlığımızı, ekonomimizi… İşte o zaman insan anlıyor ki trafik yalnızca araçlardan ibaret olan bir şey olmak yerine insanların duygularını, dikkatlerini, davranışlarını içeren canlı bir organizma. İşte tam burada aklımıza şu soru geliyor: güvenliğimiz ve sürdürülebilirlik neden önemli ve gerekli? Bunların önemi bana kalırsa trafiğin insan hayatını bir bütün olarak kaplayarak her alanda yetkinliğinin olması, aksi halde, bu güvenlik sürdürülemezse her birimizin ruh sağlığı, canı, ekonomisi ve gelecek vadede kültürü kaçınılmaz bir şekilde etkilenecektir. Dolayısıyla, bunu sağlayabilmek için insan merkezli bir trafik sistemini insanlara birbirlerine karşı daha toleranslı olmayı öğreterek, yaya yollarını daha kapsamlı bir şekilde tasarlayarak, kuralları bütün vatandaşlara hatırlatarak ve hatta insan psikolojisinin hassaslığını ve dolayısıyla hata yapılabilirliğe açık olduğunu göz önünde bulundurarak bu tasarımı ülkelerin spesifik kültürlerine adapte edip sunarak ve daha birçok yolla trafiğin güvenliğini, kalitesini ve sürdürülebilirliğini arttırmamız mümkün olabilir! Bu düzenlemelere farklı seviyeler açısından bakacak olursak mikro seviyede bizler ister yaya olalım ister şoför, yapılan düzenlemelere uyum sağlamayı, öfkemizi kontrol altında tutarak davranışlar sergilemeyi ve trafiğin bir bütün olduğunu, yalnızca bizden ibaret olmadığını kendimize hatırlatabiliriz. Bölgesel seviyede ise şehirlerde araç trafiğini azaltarak toplu taşımayı veya bisiklet kullanımını desteklenebilir. Bir diğer seviye olan uluslararası seviyede ise trafik için belirli kuruluşlar kurulup minimal insani koşulları göz önünde bulundurarak tüm dünyada uygulanabilir projeler (örneğin her ülkede belirli bir minimum yaya yolu miktarı belirlemek veya iklimsel ayak izimizi azaltacak trafik stratejileri belirlemek) üretip devreye sokmak mümkün olabilir. Dışarıya adım attığımızda karşılaştığımız bencil bakış açısıyla atılan adımlar yerine daha barışçıl ve güvenli bir yola doğru giden bu adımları atmak hepimizin oluşturacağı bir dünya olduğuna inanarak sorumluluk almaya bir çağrıda bulunuyorum.
Son olarak şunları söylemek istiyorum: nerede olursak olalım biz trafiğin birer parçalarıyız ve güvenliğimizi ve sürdürülebilirliği sağlarken lazım olan bu sorumluluk ve bilinç hepimize ait. İşte tam da bu yüzden trafik hepimizin katkı sağlaması/ bilgi sahibi olması gereken bir yer, çünkü trafik dünyası bizim dünyamız!
In today’s blog, we’re going to focus on issues related to traffic safety. The reason we choose this topic is the increasing number of accidents happening in our country. Around 676,706 total traffic accidents were reported by General Directorate of Security In 2025 and approximately 2,541 people lost their lives in these crashes In Türkiye. Why is safety in traffic so important? Because it protects people’s life, mental health, and creates a sense of trust in public. Traffic safety can be provided by designing systems, rules, and education. This is where sustainability gets involved. Because it fosters prosocial behavior, responsibility, and long-term thinking which also serves traffic safety. Safety protects lives, while sustainability protects the future. Together they create a human-centered traffic system. In order to build this system, what should we do? Firstly, we should prioritize human life over anything… ANYTHING! When we’re designing anything related to traffic, we must take into account the psychological and physical limits of humans. Realistic speed limits and road designs accessible to people with disabilities are examples of such features. Secondly, we should educate people beyond teaching them only laws. If people can learn how to regulate their emotions, make empathy and take responsibility in traffic, this means a safer environment for both drivers and pedestrians. What we shouldn’t do is to normalize risky behavior, prioritize money and blame only the individuals not the systems. Current traffic systems, both nationally and globally, are going for increasing motorization and traffic density due to the rapid advancements of technology. However, humans are struggling to keep pace with these rapid technological advancements, which reduces safety and sustainability. On the contrary, we should move toward a human-centered mobility culture where we adopt the laws and technological tools that are in sync with human nature and its limitations. We also should aim for responsible, emotionally regulated, adaptive and conscious road users. What we can do as a person Is to regulate our emotions, avoid risky behavior while we’re in traffic such as alcohol use, and prefer sustainable mobility options. Our behaviors in traffic should be motivated by Internalize responsibility, not fear of punishment. The focus should be on environment shaping behaviors on the meso level. Cities should provide accessible and reliable public transportation. Traffic free, safe school zones, and pedestrian friendly spaces should be Included In the city designs. On the macro level, countries should first adopt national safety and sustainability strategies and apply them accordingly. Enforcement of traffic laws and providing a reliable license acquisition procedure are also responsibilities of policy makers. Lastly, the aim should be global coordination and shared learning on the magna level. International structures can set global safety and sustainability standards. Also, the practices, data, and research can be shared and supported across countries. In general, the safety and sustainability in traffic can be accomplished when individuals regulate their behaviors, cities shape the environment safely, countries provide strong frameworks and international organizations coordinate and support each other.
As members of society, we all have responsibilities towards one another, and we can create a safe living environment ONLY by working together at all levels.
Take care and drive safe, my friend!
Her an zihnimizden bir sürü düşünce geçer, her gün yaşadığımız olayları kafamızın içinde değerlendiririz. Ancak bir konu vardır ki üstüne düşünmemiz ve dikkatli olmamız şarttır: Trafik. Trafik birçok faktörden etkilenir; yolun kalitesi, sürücüler ve trafik kuralları bunlardan bazılarıdır. Bir diğer önemli faktör ise trafikte kim olduğumuzdur, karakter özelliklerimiz kriz anlarını nasıl yönettiğimizi belirleyerek trafiği etkiler.
Trafik güvenliği yıllardır konuşulan bir konudur ve yıllarca da konuşulacaktır. Trafik, toplum olarak sürdürdüğümüz bir etkinliktir. Bunun sonucunda her birey sadece kendini değil diğer bireyleri de etkiler. Trafiğe olan etkimiz, onu güvenli tutmamız, bizi sevdiklerimizle bir arada tutan temel bir ihtiyaçtır. Trafik güvenliği, üstüne düşünülerek geliştirilmelidir.Trafik güvenliği; devlet kurumlarının, araç firmalarının ve aynı zamanda da bizim verdiğimiz kararların sonucu olarak sağlanır. Peki kişiliğimizin bizim sürüş tarzımıza etki edebileceğini biliyor muydunuz?
Yapılan bir araştırmaya göre, kişiliğimizi oluşturan önemli yapı taşlarının kaza yapma riskimizi tahmin edebilme şansları var.
Sorumluluk sahibi biriyseniz trafikte bu bir avantaja dönüşebilir. Araştırmalara göre sorumluluk sahibi olmak, kaza riskini azaltabiliyor. Bunun en büyük sebebi, bu özelliğe sahip insanların çevrelerine, kendilerine ve kurallara duydukları saygı sonucu gerekli kurallara uymaları ve trafikte daha dikkat olmalarıdır. Yani etrafta ceza veren biri olmasa bile sorumluluk sahibi insanlar kurallara daha çok uymaya çalışır. Kaza riski böylece daha az olabilir.
Uyumlu biri olup olmamanız da trafiği etkileyen diğer unsurdur. Uyumluluk beraberinde çatışmadan kaçınmayı da getirir. Kriz anlarında daha nazik, yardımsever ve anlayışlı olup kavgadan kaçınmak kaza riskini azaltır. Aksi şekilde uyumlu olmayan kişilerin agresif araç sürüşüne ve yol kavgalarına daha açık olma ihtimali vardır.
Dışadönük biri misiniz? Eğer cevabınız evetse günlük hayatta harika bir şey olmasına rağmen bu trafikte düşündüğünüz kadar iyi olmayabilir. Sosyalleşme ihtiyacı sonucu yolcularla sohbet etme, telefonla ilgilenme, şarkı söyleme ya da yolu izleme gibi aktivitelerde bulunma oranınız artabilir. Bu davranışlar dikkat dağınıklığına sebep olarak kaza riskini arttırabilir. Aynı şekilde heyecan arayışı dışadönük insanların özelliklerinden olabilir ve trafik kazalarının en önemli sebeplerinden biridir.
Duygusal olarak stabil olmamanız trafikte nasıl biri olduğunuzu etkiliyor. Eğer stres ve öfke gibi olumsuz duyguları kontrol etmekte zorlanıyorsanız bu kaza riskinizi arttırabilir. Duygusal hassasiyetiniz varsa küçük durumlar bile sizi stres altına sokarak zihinsel kapasitenizi daraltır. Bu durum odaklanmayı zorlaştırarak trafikte problemlere sebep olabilir. Aynı şekilde olumsuz duyguları kontrol etmede zorlanmak karşı tarafla empati kurmayı engelleyerek kavga riskini arttırır.
Yeni deneyimlere açık olan insanların durumu daha farklıdır. Yeni deneyimlere açık olmak riskli davranışlara sebep de olabilir, aynı şekilde engelleyici bir unsur da olabilir. Ve bu nedenle bu kişilik özelliğiyle kazalar arasında bağ kurmak daha zordur.
Peki bu kişilik özelliklerine sahip olmak kaza yapma riskini kesinleştirir mi? Hayır, bu hiçbir şeyi kesinleştirmez. Kişilik özelliklerimiz yalnızca bulunabileceğimiz riskli davranışlara katkı sağlayabilir. Trafikte dikkatli olup, uygun bir şekilde davranarak bu ihtimalleri en aza indirebiliriz yani kişiliğiniz kaderiniz değildir. Önemli olan nasıl davranmayı seçtiğimizdir.
Diğer üstüne düşünmemiz gereken konu neler yapabileceğimizdir. Her zaman amacımız daha güvenli bir trafik olmalıdır, gitmemiz gereken taraf orasıdır. Bunun için sorumluluk alıp önlemlere uymalıyız. Mesela birey olarak, kendimizi ve kişilik özelliklerimizi tanımak, kendimize bu konuda dürüst olmak önemlidir. Eğer ben aceleci biriysem bunu bilip aceleci olduğumu düşündüğüm anlarda buna engel olarak trafiği daha güvenli kılabilirim. Kaza riskini arttıracak yönlerimi kontrol etmeyi öğrenmek hem çevremi hem de beni güvende tutabilir. Kurumlar sürücü seçerken kişilik özelliklerine de bakarak karar verebilir, sürücülere “stres yönetimi” eğitimleri verilerek kaza riski azaltılabilir. Şehirler ve yollar tasarlanırken hata affeden tasarımlar ön plana çıkarılabilir. Uygun tasarımlarla trafikteki stresli ortam ortadan kaldırılmaya çalışılabilir. İnsan faktörü düşünülerek kaza riski azaltılabilir. Ülkeler, trafik eğitimlerinde trafikteki koşulları da içinde bulunduran ve o anlarla yüzleşmeyi öğreten eğitimler verebilir. Uluslararası araştırmalar yapılarak bu konu üzerine olan bilgi birikimi geliştirilebilir, bir ülkede çalışan sistem başka bir ülkeye adapte edilerek ilham olabilir.
Son olarak trafik çok katmanlı bir sistemdir, bu sistemin her parçasının uygun ve düzenli bir şekilde işlemesi gerekir. Aksi durumda problemler ortaya çıkmaya başlar. Uzmanlar tarafından gerekli çalışmalar yapılıyor ancak bu çalışmaları takip edip uygulamak trafikteki her bireyin de sorumluluğundadır.Hepimiz sorumluluk alarak trafik güvenliğini iyileştimek için uğraşmalıyız. Günümüzde trafik kazaları ve trafiğe bağlı çevre kirliliği büyük bir sorundur. Hedefimiz bunları azaltarak daha az stres ve çevre kirliliğine sebep olacak daha güvenli bir trafik ortamı oluşturmak olmalıdır.
Özellikle Türkiye’de trafik sistemlerini iyileştirmek toplum refahı için kritik bir adım olarak görülmeli. Günlük hayatımızda mutlaka içinde bulunduğumuz trafik sisteminin özellikle kentsel alanda özel aracı olmayan vatandaşlar için düzenlenmesi ve hatta toplu taşımaya yönelik teşviklerin ve çalışmaların arttırılması Türkiye’de birçok perspektiften oldukça önemli. Kültürel ve ekonomik açıdan Türkiye’de kamusal alanların özel araçlar ve otomatikleştirilmiş sistemler yerine toplumun paylaşımlı kullanabileceği sistemler düşünülerek tasarlanmış olması gerektiğini düşünüyorum. Kültürel anlamda; bireyselci olmayan toplumlar için paylaşımlı kullanılan sistemlerin sosyalleşme, bireylerin kendilerine ve çevrelerine güvenmesi, toplumsal adalet ve günlük hayatın yaratılması/sürdürülmesi açısından değerli olduğunu düşünüyorum. Genel anlamda içinde bulunduğumuz kültürel sistemin (ekonomi dahil) Türkiye’de bizi gün geçtikçe izolasyona itmesiyle başa çıkmak için yapabileceklerimize trafik sistemlerini düzenlemek üzerinden atabileceğimiz adımlar da dahil. Türkiye’de her geçen gün toplumsal teknolojilerimizi kaybettiğimizi düşündüğüm için, özellikle bireylerin kendiliklerini sürdürebilmesi ve hem bireysel hem de toplumsal bir kalkınma açısından diğer bireylerle temas halinde olması bu anlamda önemli. Bu bağlamda, trafik sistemlerinin daha güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde tasarlanması büyük önem taşıyor. Bunu sağlamak için toplu taşıma sistemlerinin iyileştirilmesi, arabalara ve onların park alanlarına ayrılan alanın toplumun ortaklaşa kullanabileceği alanlara ayrılması, özel araçlar ve toplu taşıma araçları yerine bireyin gün içerisinde ihtiyaç duyabileceği ve ulaşmak isteyebileceği yerlere yaya, bisikletli veya motorlu şekilde ulaşabileceği şehirlerin tasarlanması gerektiğini düşünüyorum.
Güvenli ve Sürdürülebilir Sistemler
Trafik sistemlerinin temel bulmacalarından güvenlik ve sürdürülebilirlik hem bireysel hem de sistemsel müdahelelerle geliştirilmeli.
Öncelikle, Türkiye’de trafiğin içerisinde bulunmak güvenlik açısından birçok soru işareti yaratıyor. Sürücü ve yaya davranışları, yolların yapısı ve düzeni, araçların niteliği ve kullanım çeşitliliği açısından birçok alanda güvenlik açığı bulunuyor. Sürücülerin yetersiz eğitim ve bilgiyle, hatta ehliyetsiz bir şekilde trafiğe dahil olmaları bu problemlerden ilki. Bu sorunu çözebilmek için birey düzeyinde özellikle trafik kazalarının gündelik hayatımızda ne kadar ölümcül durumlara sebep olabileceği hakkında bir farkındalığa sahip olmayı önemli buluyorum. Emniyet kemeri kullanımı ve sürüş deneyimini eğlenceli kılmak adına risk alımı konusunda bilinçlenmeleri, araçta sürücüye eşlik edenlerin de trafik hakkında bilgiye sahip olması, yayaların kendi güvenlikleri için trafik kurallarına uymaya özen göstermesi ve trafik sistemi içerisinde bulunan herkesin bir diğerini göz etmesi bireysel anlamda atılabilecek adımlardandır. Ancak bu adımların atılabilmesi için sorumluluk tamamen bireyde değil. Trafik konusunda karar alan ve düzenlemeci rolüne dahil olan farklı organizasyonların ve birimlerin (ehliyet kursları, şehir ve bölge planlamacıları, belediyeler, otoparklar gibi) güvenlik açısından alacağı önlemlerle birlikte müdahele ve onarım stratejileri bireylerin davranışlarını hem direkt hem de dolaylı yoldan fazlasıyla etkiliyor. Bu bağlamda bireyin trafikteki dahiliyetini onun tüketim alışkanlıkları ve ekonomik anlamda onu en karlı kılacak strateji üzerinden değil de, güvenliği üzerinden düşünmek oldukça önemli. En temelde, ehliyet eğitiminin ülkemizde bireyi trafiğe hazırlayan bir unsur değil de zevksiz ve tamamlanması gereken angarya bir kurs olarak görülmesi aslında sistemin en başından korkunç bir yanılgıyla hareket ettiğimizi gösteriyor. Buna ek olarak, eğitim müfredatının da bireyi en küçük yaştan trafiğe hazırlaması için düzenlenmesi uygun görülebilir. Organizasyonların güvenliği önceleyen bir bakış açısıyla hareket etmesini teşvik etmek adına devletlerin atabileceği adımlar da var. Trafikte güvenliği sağlayabilmenin, ekonomik ve politik anlamda anlayış ne olursa olsun, aslında en avantajlı seçenek olduğunu kabullenmek ve bu anlamda düzenlemeler getirmek gerekiyor. Buna örnek olarak trafikte kontrolü sağlayabilmek için çalışan birimlerin (polisler ve jandarmalar gibi) yaptırımlar konusunda taviz vermemeleri, caydırıcı cezaların devlet tarafından yeniden düzenlenmesi ve hatta hukuki ve psikolojik boyutta bu tip cezaların niteliği, uygulaması ve işe yararlılığı hakkında araştırılma yapılmasını gerekli görüyorum. Bu anlamda ülkelerin, dünya çapında trafik konusunda bireylerin güvenliğini sağlamayı yüksek oranda başarabilmiş diğer ülkelerden (Finlandiya gibi) stratejileri kendi düzenlerine uyacak şekilde adapte edebilmesinin, özellikle özel araç kullanımının dünyanın her yerinde artık standart bir uygulama haline gelmiş olması nedeniyle ülkelerin trafik konusunda birbirinden destek alabileceği organizasyonların gerekliliğini de vurgulamak gerek. Aslında trafiğin küresel anlamda paylaştığımız birçok boyutu olması ister istemez bize büyük bir deneme yanılma avantajı sağlıyor çünkü her an ve her yerde yaşanan kazalar bize büyük bir veri havuzu oluşturuyor. Bu yüzden güvenliği düşünme ve bu anlamda adımlar atabilme kapasitemizin arttığını, bunu bir avantaj olarak görmemiz gerektiğini ve üzerinde birlikte çalışmamızın en iyisi olacağını düşünüyorum.
Sürdürülebilirlik, güvenliğe nazaran bence daha nüans gerektiren bir konu. Dünya çapında sürdürülebilirlik için atılan adımları düşünürsek, Avrupa ülkelerinin hem çevresel hem de ekonomik anlamda alabileceği önlemler çok daha fazla. Türkiye’de sürdürülebilirliği sağlamaksa oldukça zor. Çevresel anlamda bir örnek olması için benzindense elektrikli araç kullanımını teşvik etmek, henüz herhangi bir araç alabilmek için bile yıllarca çalışması ve birikim yapma kabiliyetine sahip olması gereken bir toplum için, açıkçası, komik duyuluyor. Türkiye’de çevreci pratiklere de bakarsak, çevreci davranışların (tamir, yolculuk paylaşımı, toplu taşıma kullanımı gibi) birçoğunun çevreci motivasyonlarla teşvik edilmesini bırakın pratik edilmediğini ve ekonomik sebeplerle aslında bu tip davranışların bir zorundalık olduğunu; dolayısıyla çevresel anlamda bir sürdürülebilirliğin ekonomik açıdan erişilebilir bile olmadığını görebiliriz. Buna ek olarak, trafik sistemlerinin güvenlik ve deneyim açısından sürdürülebilir kılınması için altyapıların ve her an gelişen teknolojilerin uygun biçimde ve hızla günlük hayatımıza entegre edilmesi gerekiyor. Türkiye’nin şehirleşmiş bölgelerinde bile altyapı çalışmalarına ne kadar sık ihtiyaç duyduğumuzu ve şehir planlamalarının yetersizliği nedeniyle bu çalışmaların trafikte daha büyük güvenlik açıkları yarattığı gerçeğini bir kenara bırakalım; şehirleşmemiş bölgelerinde hastane, market, eğlence gibi temel ihtiyaçlara ulaşım bile büyük bir problem. Bu açıdan altyapıları, şehiriçi ve şehirlerarası ulaşımı, araçların ve sürücü/yayanın araçla olan etkileşimini, daha sonrasındaysa bireylerin trafik sistemiyle olan ilişkisini inceleyip iyileştirmeye yönelik ayrılan bütçenin ve bu alanda eğitim alan/çalışan kişilerin kesinlike sayısının arttırılmasının gerekli olduğunu söyleyebiliriz.
Son olarak, trafiğin aslında ne kadar kaçınılamaz bir sistem olduğunu ve her birimizin her gün bu sistemin içerisinde güvenli bir şekilde bulunabilmesi için hem bireysel hem de sistemsel birçok değişikliğe gerek duyduğumuzu söylemek isterim. Bu yazıyı bitirmek ve trafiğin içindeyken aldığımız risklere aslında ne kadar uzun bir zamandır kayıtısız kaldığımızı göstermek için, Özdemir Asaf tarafından tahminen 1950’lerde yazılmış şu dizeleri hatırlatmak istiyorum: “ölüm Allah’ın emri / trafik olmasaydı”. Bence bu dizeler bize Türkiye’nin trafiğe bakış açısı hakkında çok şey söylüyor. Okuduğunuz için teşekkürler!
Trafiğin öneminin ne ülkemizde ne de dünyada yeterince anlaşılmadığını düşünüyorum. Aslında her gün içine gerek yaya olarak gerek sürücü olarak dahil olduğumuz bu kavramın önemi sadece yolların kalabalık olduğu zamanlarda gelen ardışık kaza haberleriyle hatırlanıyor. Oysa farkında olmasak da trafiğin içinde bulunduğumuz her an, kendi risklerini yaratıyor ve kendi önlem gereksinimlerini doğuruyor. Trafiğin herkes için daha güvenli bir hale gelmesinin taşıdığı hayati değer, insanlar tarafından göz ardı edilmeye fazlaca eğilimli. İnsanların çoğunluğu günlük hayatında neredeyse her gün trafiğin içinde yer alıyorlar, belki bazı riskler alıyorlar ve belki de bazıları hiç fark etmedikleri kazalardan kıl payı kurtuluyorlar. Ama yine de nedense, trafik güvenliğinin önemi, yeteri kadar fark edilmiyor.
Çok gözüme çarpan bir örnek var mesela, güvenli takip mesafesi. Güvenli takip mesafesinin, araçların kendi hızlarının kilometre cinsinden saatteki hızının, yarısı kadar metre olduğunu öğrendiğimde inanamamıştım. Çünkü ben hız üst sınırı saatte 30 kilometre olan bir yolda örneğin, aralarında 15 metre mesafe bulunan 2 araç gördüğümü gerçekten hatırlamıyorum. Ya da daha kötüsü, saatte ortalama 120 kilometre hız ile giden araçların bulunduğu yollarda araçlar arası 60 metrelik mesafeler gördüğümü de hatırlamıyorum, bu mesafelerin hıza bağımlı olarak hesaplanmasının asıl sebebi, hızın artmasıyla birlikte, olası bir kazanın da yıkım gücünün artması. Asıl sorun burada kuralların, düzenlemelerin, öğretilenlerin yanlışlığı ya da eksikliği değil. Sorun uygulama kısmında başlıyor. Mesela ben hiç güvenli takip mesafesini korumadığını için ceza yiyen bir sürücü ile tanışmadım, ama aynı zamanda da güvenli takip mesafesinin korunduğuna da şahit olmadım.
Peki, mesela neler yapılabilir? Başlangıç olarak teknolojiyi anlamak ve doğru kullanmak, aynı zamanda teknolojinin neler yapabildiğini ve yapamadığını fark ederek, sınırlarını çizmek çok önemli. Kurallara uyulması ile ilgili problemler ve insan hataları otonom araçlarla ve gelişmiş sürücü destek sistemleri ile azaltılabilir, fakat bu noktada otonom araçların ve bu destek sistemlerinin entegrasyonunun getireceği sıkıntılar doğacak. Bu nedenle yukarda da belirttiğim gibi, teknolojinin kapasitesini kavramak ve sınırlarını çizerek, buna uygun olacak şekilde trafik kurallarının ve gerektirdiği eğitimlerin dünya çapında revize edilmesi artık bir lüks değil, zaruriyet haline geldi. En basitinden, araba sürmeyi 2000li yıllardan önce öğrenmiş kişilerin sürmeyi öğrendikleri arabalar ile günümüzdeki arabalar sahip oldukları teknolojiler açısından çok farklı. Hızla gelişen bu teknolojik çağa ayak uydurmak ve gelişmelerin sürüş deneyiminde yarattığı değişimleri takip etmek, her teknoloji kullanıcısının olduğu kadar araba sürücülerin de sorumluluğu.
Tabii ki, her bireyin gerekli sorumluluk bilincine sahip olmadığını düşünecek olursak, böylesine hayati değer taşıyan bir konuyu yalnızca sürücülerin sorumluluk bilincine bağlı hale getirmek bu noktada yanlış olacak. Sürüş eğitimlerinde, gerekli kurslarda, hatta belki yerel yönetimlerin teşvikleri ile gerekli bilgilendirmeler yapılması, bu noktada doğacak kaçınılmaz bir ihtiyaç. Ayrıca bu bilgilendirmelerin hangi yönde olacağı, hangi teknik ve ölçümlerin kullanılacağı da küresel anlamda alanda yetkin kişilerin bilim ile aydınlattığı yol doğrultusunda olmalı. Fakat başka ülkelerin modelleri ve teorileri bu bağlamda ülkelere uygulanırken, kültürel farklılıkları da göz ardı etmemek lazım.
Otonom araçların çoğunun sensörler, işlemciler ve yazılım için elektrikli olduğunu da düşünürsek, aslında daha sürdürülebilir bir trafik için teşviki ve trafiğe entegrasyonları elzem. Bir noktada insanlık olarak üretebildiğimiz bir enerji kaynağı olan elektrik varken, sınırlı ve bir noktada bitecek olan yakıtların kullanılmasının mantığa uygun bir durumu kalmadı. Çevreye verilen zarardan bahsetmiyorum bile, o bambaşka bir konu kaçıyor bu noktada.
Ülkelerin daha güvenli ve sürdürülebilir bir trafik açısından, elektrikli ve otonom cihazlara geçişinin getirdiği ve aslında herkes tarafından görülmeyen büyük bir artısı da var. Tekrardan arabaların da birer teknolojik araç olduğunu vurgulayarak, bu teknolojik cihazların da kullanımları diğer bütün cihazlar gibi çoğunluğun ihtiyaç ve fiziksel özellikleri baz alınarak dizayn edildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu durum sadece engelli bireyleri değil, yaşından ötürü hareket kısıtlılığı yaşayanları, geçici ya da kalıcı fiziksel farklılıkları bulunanları, antropometrik açıdan ortalamanın dışında kalan bireyleri de kapsamakta. Otonom araçların, bu heterojen kullanıcı grupları için ve bu nedenle de toplum içindeki hareket kabiliyetini arttırma konusunda katkıları büyük olacaktır.
Fakat unutulmamalıdır ki, her teknoloji beraberinde öngörülemeyen sorunları doğuracaktır. Daha güvenli, sürdürülebilir ve mobil bir trafik için otonom ve elektrikli araçların geliştirilmesi konusunda ne denli mühendislere ihtiyaç varsa, topluma entegrasyonu kısmında da beşeri bilimlere ihtiyaç duyulmaktadır. Otonom ve elektrikli araçların kullanımları konusunda mühendislerin ve beşeri bilimcilerin bir yandan hep gözleri toplum üzerinde olmalı ve bu araçların trafikte yer almaya başladığı şu kritik noktada, her türlü geri bildirim değerlendirmeden kaçmamalı.
Ve her bilinçli birey, bu teknolojinin hızına ayak uydurup kendini güncel tutma sorumluluğu taşımalı. Bir de yolda karşıdan karşıya geçerken, önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakmayı unutmamalı.
Kendinize iyi bakın.
Yeni bir sabah, yeni bir günaydın. Hazırlanıp evden çıkmışsın, apartmandan adımını attığın ilk adımla bir karmaşanın içinde bulmuşsun kendini. Adı: Trafik. İster arabanın kontağını çalıştırıyor ol ister bisikletine atlıyor ol, işte tam ortasındasın.
Sahi kaç tane insan bisikletine binip bir yerlere gidiyor? Avrupa’da insanlar sıklıkla bisikleti bir ulaşım aracı olarak kullanıyor. Hatta Hollanda’nın eski başbakanı, şimdinin NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, senelerce başbakanlık makamına altında bisikletiyle gidip geldi ve aynı şekilde de veda etti. Biz neden etrafımızda çocukların hafta sonu aktivitesi olmaktan öteye geçmiş bisikletler göremiyoruz?
Benim bununla ilgili birkaç fikrim var. Biliyorum, güvende hissetmiyoruz. Bisikletle gidebileceğimiz kesintisiz, araç ve yaya trafiğinden ayrı yollara sahip değiliz. Üstelik farkındayız, bu işin uyulan bir kuralı da yok. Ne hız sınırı var ne bisiklet önceliği. Uzun mesafeler kat etmek gerekiyor, bisikletle toplu taşımaya aktarma yapmak her zaman mümkün olmuyor. Tüm yollar ve var olan kurallar arabalara hizmet ediyor. İstediğimiz yere bisikletle ulaşamıyoruz. Düzen bizi bireysel araç kullanımına davet ediyor. Biz de koşa koşa gidiyoruz.
Sonuç olarak bir bakmışız hem hava kirliğine hem gürültü kirliliğine sebep oluyoruz. Üstüne üstlük asla ilerlemeyen sıkışık trafikte stresten kafayı yiyoruz. Arabanın içindeyiz diye yüzde yüz güvende de değiliz. Yeni bir araba aldığımızda bile güvenlik donanımları bize parayla “ek paket” adı altında satılıyor, bir de bunun kredisini ödeyeceğiz.
Hadi, her şeye rağmen çıkıyoruz yola. Emniyet şeridinde son hız giden “çok önemli” birileri var hep trafikte. Diğer sürücülere de güvenemiyoruz. Güvensizlik içinde, tüm kaynakları hiç düşünmeden kullanmaya ve tüketmeye devam ediyoruz.
Peki, ne yapacağız? “Bu düzen böyle gelmiş böyle gider” mi diyeceğiz yoksa az da olsa değiştirebilmek için çabalayacak mıyız? Mesela şehir planlamalarını iyileştirelim, insanlar yakın mesafelerde tüm işlerini halledebilsin. Marketi, okulu, işi ya da hastalandığında gideceği ilk kurum yakınında olsun. Ya da öyle bir ulaşım ağı sağlansın ki insanlar bireysel araç kullanmaya ihtiyaç duymasın.
Örneğin Londra’da şehir merkezine özel aracınla girmek istediğinde günlük bir ücret ödemen gerekiyor. Trafik yoğunluğu azalıyor, insanlar toplu taşıma kullanıyor. Tabi bu noktada toplu taşımanın sık olması ve neredeyse her sokaktan geçmesi çok önemli. Güvenliği sağlamak için ultra teknolojik araçlarımızı seçerken sürdürülebilirliği bir kenara bırakmaktansa sokakları insanlara bırakmayı tercih edebiliriz. Zaten ultra teknolojik araçlar da yalnızca bir kesime hitap ediyor. Oysa trafikte hepimiz bir bütünüz.
Bizse tamamen bireyselleşerek, içimize dönerek teknolojik donanıma sahip sessiz tenekelere dönmeyi tercih ediyoruz. Teneke yığınına dönüşmemize ise çok az kaldı. Üst üste yığılıp kalacağız. Sadece kendimizi değil, trafiği bir bütün olarak algılamayı öğrenmemiz gerekiyor. Emisyonu azaltmalı, trafikte insanı önceliklendirmeliyiz.
Şimdi, haklısınız. Bu da ne kadar çok şey istiyor, ben tek başıma hangisine yetişeyim diye düşüneceksiniz. Tüm yükü size yıkmıyorum, onu da açıklıyorum tane tane. Birey olarak yapabileceklerimiz mümkün olan her mesafede yürümeyi, bisiklete binmeyi ya da toplu taşıma araçlarını tercih etmekle başlıyor. Olur da özel aracımızı kullanmak zorunda kalırsak güvenli sürüş kurallarına hâkim bir şekilde odağımızı trafikte tutarak yola devam etmeliyiz.
Bireylerin bir üst seviyesindeyse yerel yönetimler yer alıyor. Şehirleri, trafik unsurlarının yaptığı hataları minimize edecek şekilde düzenlemeleri örneğin hızlı gidilmemesi gereken yerlere kavşak eklemeleri gerekiyor. Bu uygulamalar, veriler takip edilerek kaza yoğunluğunun fazla olduğu noktalarda daha sıkı tutulması da bir diğer önemli nokta. Özel araç kullanımın azalması için toplu taşıma ağlarının güçlendirilmesi de onların sorumluluğunda.
Yerel yönetimlerin gücünün yetmediği noktada devreye yasalar ve politikalar giriyor. Ülke yönetimlerinin trafiği düzenleyici, uygulanabilir ve caydırıcı bir ceza sistemi oluşturması gerekiyor. Şehirlerarası ulaşımın gelişmesi için yatırımlar yapmaları şart. Yoksa ara tatilde anneannenizi nasıl ziyaret edeceksiniz?
Ülke yönetimlerini desteklemek için küresel bir vizyona da ihtiyaç duyuyoruz. Gelişmekte olan ülkeler güvenli trafik donanımlarına sahip olabilmek için desteğe ihtiyaç duyuyorlar. 2026 yılıyla beraber Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Ulaşım On Yılı devreye girdi. Bu sistemle trafikte eşitliğin sağlanması, trafik kaynaklı can kayıplarının azaltılması, daha ekolojik bir ulaşımım mümkün kılınması, ekonomik verimlilik ve altyapının iyileştirilmesi hedefleniyor.
İşin özü, gereksiz yolculuklardan kaçınmalı, gerekli yolculuklarımızı bisiklete ve toplu taşımaya kaydırmalı, mevcut şartları iyileştirmeli ve trafikte olabileceğimiz en iyi versiyonumuza dönüşmeliyiz. Neden mi? Çünkü ileride mutlu ve huzurlu olduğumuz bir geleceğe yeni bir günaydın diyebilmek için buna ihtiyacımız olacak.
All of us are road users: drivers, passengers, riders, pedestrians, and so on. Every day we are exposed to traffic. But not many of us question our safety level while being involved in it. According to the World Health Organization, in recent years, around 1.2 million people die annually as a result of traffic accidents. It means that more than 3000 people die on the road every day. This simple but terrifying statistic demonstrates why safety in traffic is not a simple policy preference but a fundamental necessity.
Why Safety and Sustainability?
Road traffic safety is more than just “accident avoidance”; it is an issue of public health and human life. Lifelong disabilities or even losing lives are often a price to pay for the road system failures. At the same time, we cannot elaborate on safety without sustainable development. A sustainable transportation system is a system that satisfies our current needs without jeopardising ecology or future generations’ well-being. If a city is “efficient”, but its streets are lethal traps for pedestrians or cyclists, it can be considered neither safe nor sustainable.
What Should (Not) We Do?
In order to achieve safe mobility, we have to change the way of thinking. Instead of “blaming the victim”, we should “design a forgiving system”.
What We Should Do
We have to implement the “Vision Zero” philosophy, which states that no death on the road can be acceptable. This requires a systematic approach towards safety, which includes designing the roads considering the unavoidability of humans’ mistakes. We should prioritise the usage of active mobility types (like walking or cycling) and public transport. They are naturally more ecological and decrease the overall number of high-speed automobiles/motorcycles on the roads.
What We Should Not Do
We have to stop treating death in traffic as “accidents” that are impossible to avoid. We cannot design the roads only for the speed and comfort of motorised transport while ignoring the vulnerable members of the traffic, like pedestrians. The emphasis on the “good behaviour” of a single individual is not correct; even the most careful person may make a mistake, and this mistake should not become a death sentence.
Where Do We Go, and Where Should We Go?
Currently we are in the rapid technological transition era. We see the development of Advanced Driver Assistance Systems (ADAS) and the Automated Vehicles’ (AV) perspectives. Even though they give hope regarding the reduction of human errors, technologies are not an ultimate solution.
We have to aim for the safety hierarchy. According to the GDE (Goals for Driver Education) concept, driving is not occurring only at the operational levels (like manoeuvring or mastering traffic situations), but also at the levels of the context and skills for living. We have to move to a future where road users are not just skilled but also responsible: they consciously choose to drive less, slower and more respectfully.
Multilevel Call for Action
In order to fix such a complex system, we should act at all of the levels.
- Micro Level (People): As people who drive, we should engage in positive drivers’ behaviours: be polite, give way to pedestrians, and keep the concentration. We can choose walking or cycling for the short distances so that we can decrease our “carbon footprint”.
- Meso Level (Cities and Organisations): Cities should implement the “traffic calming” solutions (like speed bumps) and “forgiving infrastructure”. Organisations should prioritise the safety of their workers during the work commute.
- Macro Level (Countries):Governments should control the road implementation of the 7E concept: Education, Enforcement, Engineering, Exposure, Examination, Emergency Response, and Evaluation. As examples of the government influence, we can include the strict legislation about speeding, safety belts, and drunk driving.
- Magna Level (International): International organisations such as WHO and UN must continue their initiatives such as “Decade of Action for Road Safety” and establishing the global aim of a 50% reduction in traffic deaths by 2030. At the same time, they should guarantee that safety standards will become a world standard and not only a developed country’s privilege.
Last Word
Road traffic safety is a collective responsibility. We often think about the traffic as if it is something we “got stuck” in while forgetting that we are the traffic. Every time you decrease your speed or choose a bike instead of an automobile, you choose the life and the sustainable future. The road is our common space. Let’s make it safe and ecological for everyone. It is the time to design, drive and live as if the fates of the people and the planet depend on it – because they truly do.
Trafik denildiğinde zihninizde beliren ilk şey nedir?
Bir Ankara akşamı yolları tıkalı Kızılay mı? Ya da kulaklarınızda beliren korna sesleri mi? Daha minimal düzeyde bir trafik lambası mı mesela?
Belirgin bazı sahnelerin zihnimizde trafik olarak belirmesi aslında birçok şeyi de göz ardı ettiğimiz veya trafik kavramının bizdeki karşılığının sığ kaldığı anlamına geliyor olabilir. Biz trafik dediğimiz olguyla günümüz dünyasında neredeyse her dakika beraber yaşıyoruz. Evimizde oturduğumuzda dışarıdan gelen araba seslerine, kaldırımda yürüdüğümüzde diğer insanların sohbetlerine şahit olabiliyoruz. Bu anlamda baktığımızda trafik bizim için hayatımızın yalnızca yolda tıkalı kaldığımız bir parçası değil, direkt içerisinde yaşadığımız bir sistem. Biz trafiğin bir parçasıyız dahi diyebiliriz.
Hayatımızla bu kadar iç içe olan bir sistemin hayatımızın idamesi için mecburi bir rol oynaması gerektiği mantıksal olarak direkt bir çıkarım olarak karşımıza çıkıyor. Burada iki temel kavramla yüzleşmiş oluyoruz: güvenlik ve sürdürülebilirlik; ya yakın gelecek ya da uzak gelecek. Bir günde gerçekleşen binlerce trafik kazasından biriyle karşılaşsak bugünümüz, bugünü planlı yaşamasak geleceğimiz direkt bir zarara uğrayacak.
Peki bu konuda ne yapmalıyız?
Psikolojide çoğu meselenin ilk adımı olan farkındalık burada da karşımıza çıkıyor. Bu meselenin hayatımızda ve gelecek nesillerde böylesine bir etkiye sahip bir konu olduğunun farkına varmalıyız. Bizler kuralların yalnızca somut bir kazaya sebep olduğunda işe yarar olduğu fikriyle savaşmakla başlamalıyız. Kuralların ve hedeflenen adımların iyi ya da kötü tüm sonuçlarının muhatabının biz olduğunu bilinç dünyamızda sağlam bir temele oturtmalı ve çocuk eğitiminde kaidelerimizin başı olarak belirlemeliyiz. Bireysel, toplumsal bir değişim hedefiyle beraber -ki en uzun vadeli değişim bu olacaktır- devletlerin bu anlamda sistemin iyi işleyebilmesi için doğru planlamalar yapması ve bunları muntazam bir şekilde işlemesi ne yapılmalı sorusunun bir diğer cevabıdır.
Bizler insanlar olarak adapte olan varlıklarız, her şeye, her duruma uyum sağlayabiliriz. Trafik de bunun içerisinde, trafik güvenliğini şehirden şehire ayrı değerlendiren ve gerektirdiği ölçüde buna uyum sağlayan bir toplumuz. Buna eminim siz de şahit olmuşsunuzdur. Bu böyle bir norm olmaktan çıkmalı güvenlik ve sürdülebilirlik hedefi ülkenin tüm şehirlerine nüfuz etmeli.
Peki böyle teorik konuştuk konuştuk, biraz da pratikte ne yapalım gibi bir dürtünüz oluştuysa hemen onlara da birkaç örnek verelim. Micro levelde zaten bahsetmiştik en önce sistemin farkında olacağız sonra da bu farkındalığın gerektirdiğini yapacağız. Yolda kimse olmasa da hız yapmamak, dikkatimizi dağıtmasa da telefon kullanmamak, hiçbir araba olmasa da yayayken kırmızıyken geçmemek bunlara dahildir, farkındalıkta samimiyetimizi gösterir. Meso levelde belediyelere düşen insanların hedeflerini gerçekleştirmelerinde onlara yardımcı olmaktır. Yaptığı işlerde sistemle entegre ve onu destekleyici olmayı gözetmelidir ki yalnızca bireyler değil, bireylerin içerisinde olduğu çevre de bir uyumla ilerlesin. Macro levelde devletler belediyeleri teşvik etmeli, politikalarını sistemi destekleyeceği bir şekilde düzenlemelidir. Devletler aynı zamanda eğitime de bu hedefi taşımalı, insanlara farkında olmaları için yol açmalıdır. Magna düzeyde uluslararası toplum kuruluşları devletlerle iş birliği içerisinde programlar düzenlemeli, bu meselenin devletler arasında bir fark olmayacak şekilde ortak bir kaygı haline getirmelidir.
Sonuç olarak, trafik bizim hayatımızın bir parçası değil sistemin ta kendisidir. Bu sistemin ideali toplumun her aşamasında uygulanmalıdır ki uzun vadede bir şeyler yapmış olmayı iddia edebilelim.
In today's world, with the ever-increasing population and traffic density, traffic problems have become a serious issue, especially in large cities. Along with this traffic problem, traffic accidents are increasing, causing the deaths of hundreds of people every year. Considering that even a single human life is precious, it seems essential to take steps to solve the problem of traffic safety. This situation raises the question of what we can do regarding safety and sustainability in traffic.
Preventing negative consequences caused by traffic, such as traffic accidents and environmental pollution, is extremely important, and this can only be achieved through safe and sustainable traffic. It should be considered that traffic accidents not only cause physical harm but also psychological damage. The fact that a person wonders every day whether something bad will happen to them on the road is a very serious problem. Because this shows that the consequences of traffic accidents affect not only individuals but also society. Therefore, we can say that traffic safety is a societal necessity rather than an individual choice. Protecting the safe and healthy lives of future generations is only possible with sustainable traffic. For example, many factors such as fossil fuel consumption and poorly planned transportation systems are making cities unlivable for future generations.
Lately, I've noticed how people are constantly rushing to get somewhere. Sometimes we're going to work, sometimes to an event, sometimes to class. But we're always in a hurry. I think this hasty attitude is reflected in traffic problems. Excessive speeding or avoiding public transportation to save time is perhaps a consequence of this. In addition, another thing that has caught my attention, and perhaps overlooked by many, is a very important point that deserves attention: multitasking. Talking on the phone while driving, talking to the passenger next to you, or listening to music causes distraction in traffic. Considering that accidents happen in seconds, these behaviors in traffic can have very serious consequences and should be avoided.
I want to examine the question of what we can do about traffic problems at four different levels. First, at the micro level, there are certain responsibilities that each of us has individually. Traffic safety begins with the individual. Every individual is a part of traffic safety. Examples include behaviors such as exceeding the speed limit and driving under the influence of alcohol. These examples endanger not only our own lives but also the lives of others. In addition, there are behaviors we need to adopt to ensure our own safety, such as wearing a seatbelt and a helmet. Secondly, there are responsibilities at the organization and urban level, which we call the meso level. At this point, roads, intersections, and pedestrian areas in the city should be designed safely, and public transportation options should be increased and improved. In addition, traffic rules and respect for others in traffic should be instilled in children from a young age in schools. At the macro level, it is crucial for safe and sustainable traffic that the state imposes serious penalties on those who do not comply with traffic rules and that laws are enacted to this end. Building cities with fewer cars, safer roads, and sufficient space for pedestrians should be the primary goal of the government. Finally, at the magna level, global traffic safety should be targeted in cooperation with international organizations. Countries should cooperate on traffic issues, considering the interests of the whole world. This vehicle-centric system, which causes accidents, noise, and environmental damage, should be replaced by a human-centric transportation system. This people-centered system should be inclusive, taking into account the well-being of everyone, including people with disabilities and the elderly.
Even a split-second decision in traffic can affect a person's life and lead to serious consequences. Recognizing that traffic is not just about vehicles and roads can be the first step in establishing a safe and sustainable traffic system. Even being aware of what we can do individually can make a difference.
Trafik, ekmek gibi su gibi hayatımızın bir parçasıdır. Sabah evden çıktığımız anda, henüz direksiyon başına geçmeden ya da bir yaya geçidine adım atmadan, aslında çoktan trafiğin içindeyiz. Çünkü trafik yalnızca araçlardan ibaret değildir; insanların birbirleriyle kurduğu bir etkileşim alanıdır. Bu alanın içinde sürücüler, yayalar, bisikletliler ve toplu taşıma kullanıcıları aynı mekânı, aynı zamanı ve çoğu zaman aynı belirsizliği paylaşır. Trafiğe dâhil olmak, yalnızca A noktasından B noktasına gitmek değil; başkalarıyla birlikte hareket etmeyi, başkalarının varlığını hesaba katmayı gerektirir. Bu nedenle trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik bir tercih değil, bu ortak alanın varlığını sürdürebilmesinin ön koşuludur.
Trafik güvenliği denildiğinde akla ilk olarak kazalar ve istatistikler gelir. Oysa bu sayılar, çoğu zaman geride kalan hikâyeleri görünmez kılar. Bir çarpışma, bir gecikme ya da bir ihmal; yalnızca maddi hasar değil, bireylerin yaşam algısını, güven duygusunu ve toplumun genel psikolojik iyi oluşunu da etkiler. Trafik, insanların kendilerini ne kadar güvende hissettiklerini ve başkalarına ne ölçüde güvenebildiklerini yansıtan gündelik bir aynadır. Bu açıdan bakıldığında, güvensiz bir trafik ortamı yalnızca yollarda değil, toplumun tamamında hissedilen bir huzursuzluğun göstergesi hâline gelir.
Sürdürülebilirlik ise bu tablonun geleceğe bakan yüzüdür. Plansız kentleşme, artan araç sayısı ve fosil yakıtlara dayalı ulaşım anlayışı; yalnızca çevreyi değil, insanların yaşam kalitesini de doğrudan etkiler. Gürültü, hava kirliliği ve yoğunluk, zamanla normalleşir; bireyler bu koşullara alışır. Ancak bu alışma, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine, sürdürülebilir olmayan bir trafik sistemi, fark edilmeden toplumun geleceğini daraltır ve hareket özgürlüğünü sınırlayan bir yapıya dönüşür.
Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: İnsanlar trafikte neden çoğu zaman aceleci, sabırsız ve risk almaya daha yatkın davranır? Günlük hayatın hızına yetişme baskısı, bireysel hedeflerin önceliklendirilmesi ve “bana bir şey olmaz” düşüncesi, trafikte sıkça karşılaşılan davranışların temelini oluşturur. Direksiyon başında ya da yaya olarak alınan birçok karar, bilinçli bir kötü niyetten değil; zaman kazanma isteğinden, alışkanlıklardan ve başkalarının davranışlarını hafife almaktan kaynaklanır. Ancak bu küçük ve sıradan görünen kararlar, ortak bir sistem içinde bir araya geldiğinde ciddi sonuçlar doğurabilir.
Trafik yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir; aynı zamanda bu tercihlerin birbirini nasıl etkilediğiyle ilgilidir. Herkesin biraz daha hızlı gitmeye çalıştığı bir ortamda, kimse gerçekten daha hızlı ilerleyemez. Buna karşılık, güvenliğin ve öngörülebilirliğin önceliklendirildiği bir sistemde hem kazalar azalır hem de insanlar kendilerini daha güvende hisseder. Bu nedenle trafikte asıl hedef, en hızlı ulaşmak değil; birlikte ve güvenli biçimde ulaşabilmektir.
Bu dönüşüm, mikro düzeyde bireyin kendi davranışlarını fark etmesiyle başlar. Hız sınırlarına uymak, emniyet kemeri takmak ya da yayalara yol vermek çoğu zaman küçük ayrıntılar gibi görülür. Oysa bu davranışlar, trafikte başkalarının varlığını kabul etmenin ve ortak alanı paylaşmanın somut göstergeleridir. Benzer şekilde, sürdürülebilirlik açısından kısa mesafelerde yürümeyi ya da bisiklet kullanmayı tercih etmek, bireysel bir fedakârlıktan çok daha fazlasıdır; bu tercihler zamanla normlara dönüşebilir.
Mezo düzeyde, toplumsal düzenlemeler ve fiziksel çevre belirleyici hâle gelir. İnsanlar genellikle kendileri için kolay ve güvenli olan seçeneği tercih eder. Güvenli yaya geçitleri, erişilebilir ve konforlu toplu taşıma sistemleri, bireyleri otomobil kullanımından uzaklaştırabilir. Şehirler araçları değil, insanları merkeze alacak şekilde tasarlandığında; trafik yoğunluğu, stres ve riskli davranışlar kendiliğinden azalır. Aynı zamanda kurumların sunduğu esnek çalışma modelleri ve uzaktan çalışma imkânları, trafik yükünü azaltarak güvenliği dolaylı biçimde destekler.
Makro düzeyde ise etkili yasalar ve bu yasaların tutarlı biçimde uygulanması büyük önem taşır. Kuralların varlığı kadar, herkes için geçerli olduğu algısı da belirleyicidir. Ehliyet sistemlerinin güncellenmesi, erken yaşta verilen trafik eğitimi ve caydırıcı denetimler; güvenli davranışların istisna değil, standart hâline gelmesini sağlar. Çevre dostu ulaşım politikaları ve düşük emisyonlu araçlara yönelik teşvikler ise sürdürülebilirliği kalıcı kılar.
Magna düzeyde bakıldığında, trafik güvenliği ve sürdürülebilirlik küresel bir mesele olarak karşımıza çıkar. Ülkeler arasında bilgi ve iyi uygulama örneklerinin paylaşılması, ortak hedefler belirlenmesi ve dezavantajlı bölgelerin desteklenmesi, dünya genelinde binlerce insanın hayatını etkileyebilir. Çünkü trafik sorunları yerel görünse de, çözümler evrensel ilkeler üzerine kuruludur.
Sonuç olarak trafikte sergilenen her davranış, bireyin yalnızca kendisiyle değil, başkalarıyla da kurduğu ilişkiyi yansıtır. Önümüzde yürüyen yaya, yan koltukta oturan yolcu ya da arkamızdaki sürücü, bir gün biz ya da sevdiklerimiz olabilir. Trafik sistemi yalnızca kurallardan ibaret değildir; sabrımızın, sorumluluk duygumuzun ve başkalarını ne ölçüde hesaba kattığımızın bir yansımasıdır. Bu farkındalığı günlük ve sıradan görünen anlarda bile koruyabilmek, bahsedilen dönüşümün temelini oluşturur. Daha güvenli, daha sürdürülebilir ve daha insani bir trafik için herkes kendi kelebeğinin kanadını çırpsa, hep birlikte o rüzgârla ilerleyebiliriz. Unutmayalım ki ilk rüzgâra kapılamazsak, ne kadar çabalarsak çabalayalım ters rüzgârda ilerlemek mümkün değildir.
Kendi kanatlarınızı çırparken kimseye “çarpmamanız” dileğiyle.
Sabah işe yetişmeye çalışan bir sürücü, kulaklığıyla karşıdan karşıya geçen bir yaya, motosikletiyle aralardan sıyrılmaya çalışan bir genç… Trafik dediğimiz şey aslında yalnızca araçların hareketi değil; insanların hayatla kurduğu günlük ilişkinin tam ortası. Bu yüzden trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik, teknik bir mesele olmaktan çok daha fazlası. Bu, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizle ilgili bir tercih.
Trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik neden önemli?
Her yıl binlerce insan trafikte hayatını kaybediyor. Daha fazlası ise kalıcı yaralanmalar, travmalar ve kayıplarla yaşamaya devam ediyor. Trafik kazaları çoğu zaman “kaçınılmaz” gibi sunulsa da, aslında büyük bir kısmı önlenebilir insan davranışlarının sonucu. Güvenli trafik, insanların evden çıkıp akşam tekrar eve dönebilme ihtimalini artırır. Bu kadar basit ve bu kadar hayati.
Sürdürülebilirlik ise işin uzun vadeli boyutu. Fosil yakıtlara dayalı, araç merkezli ulaşım sistemleri hem çevreyi kirletiyor hem de şehirleri yaşanmaz hale getiriyor. Daha fazla yol yapmak, daha fazla aracı teşvik etmek anlamına geliyor ve bu da kısır bir döngü yaratıyor. Güvenli ama sürdürülemez bir trafik sistemi de, sürdürülebilir ama güvensiz bir sistem de aslında başarısızdır. İkisi birlikte düşünülmek zorundadır.
Güvenli ve sürdürülebilir ulaşım için ne yapmalı, ne yapmamalıyız?
Yapmamız gerekenlerin başında insanı merkeze alan bir ulaşım anlayışı geliyor. Trafiği hız odaklı değil, yaşam odaklı düşünmeliyiz. Yaya, bisikletli ve toplu taşıma kullanıcılarının güvenliği öncelik olmalı. Trafik kuralları yalnızca cezadan korkulduğu için değil, başkasının hayatına saygı duyulduğu için uygulanmalı.
Yapmamamız gereken ise oldukça net:
Hız yapmayı “beceri”, kural ihlalini “uyanıklık”, yayaya yol vermemeyi “hak” gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Trafikte agresifliği, sabırsızlığı ve bencilliği normalleştiren kültür, kazaların en güçlü zeminidir. Ayrıca çevreyi yok sayan, sadece bireysel konforu önceleyen ulaşım politikaları da uzun vadede herkese zarar verir.
Nereye gidiyoruz, nereye gitmeliyiz?
Şu an gittiğimiz yer çok parlak değil. Daha fazla araç, daha fazla trafik sıkışıklığı, daha fazla stres ve daha fazla kaza… Şehirler genişledikçe mesafeler uzuyor, insanlar arabaya daha bağımlı hale geliyor. Bu da hem güvenliği hem de çevreyi tehdit ediyor.
Gitmemiz gereken yer ise daha net:
Daha yavaş ama daha güvenli, daha az bireysel ama daha çok ortak, daha kirli değil daha temiz bir ulaşım sistemi. Yol kullanıcılarının sadece sürücülerden ibaret olmadığı, herkesin eşit derecede korunması gereken bir trafik anlayışı hedeflenmeli.
Daha güvenli ve sürdürülebilir yol kullanıcıları için neyi hedeflemeliyiz?
Hedefimiz “kusursuz sürücüler” yaratmak olmamalı. Asıl hedef, hata yapıldığında bile kimsenin ölmediği ya da ağır yaralanmadığı bir sistem kurmak olmalı. İnsan hata yapar; önemli olan sistemin bu hatayı tolere edebilmesidir. Bu bakış açısı, suçlayıcı değil koruyucu bir trafik kültürünü beraberinde getirir.
Mikrodan magna düzeye: Kim ne yapabilir?
Birey olarak yapabileceklerimiz aslında çok güçlü. Hız sınırına uymak, yaya geçidinde durmak, telefona bakmadan araç kullanmak, emniyet kemeri takmak… Bunlar küçük gibi görünen ama toplandığında hayat kurtaran davranışlar.
Kurumlar ve şehirler, güvenli altyapı tasarımıyla fark yaratabilir. Aydınlatılmış yollar, güvenli yaya geçitleri, bisiklet yolları, etkili toplu taşıma sistemleri insanların davranışlarını da olumlu yönde değiştirir.
Ülkeler düzeyinde ise trafik güvenliği bir “yan konu” değil, kamu sağlığı meselesi olarak ele alınmalı. Eğitim, denetim ve mühendislik birlikte düşünülmeli; veriye dayalı politikalar üretilmeli.
Uluslararası yapılar ise ülkeler arası iyi uygulamaların paylaşılmasını, ortak hedeflerin belirlenmesini ve küresel ölçekte farkındalık yaratılmasını sağlayabilir. Çünkü trafik güvenliği, sınır tanımayan bir problemdir.
Sonuç olarak, trafik, her gün içinde yer aldığımız ama çoğu zaman üzerine düşünmediğimiz bir alan. Oysa attığımız her adım, bastığımız her gaz pedalı, verdiğimiz her yol hakkı aslında nasıl bir toplum olmak istediğimizi gösteriyor. Güvenli ve sürdürülebilir trafik, yalnızca kazaları azaltmaz; birbirimize karşı daha sabırlı, daha saygılı ve daha sorumlu bir yaşam biçimi kurmamıza yardımcı olur.
Belki de mesele sadece yollarda değil; hayatta da yavaşlamayı, paylaşmayı ve birbirimizi gözetmeyi öğrenmekte yatıyordur.
Her gün işe, okula veya ihtiyaçlarımızı karşılamak için bazı yerlere gideriz. Evi okulun, işin yanında olan ise neredeyse pek az insan vardır. Bu sebeple haftalık birkaç kez bile olsa dışarı çıkıp trafikte bulunmamız gerekir. Trafik diyorsak da ister özel aracınızla ister toplu taşımayla olsun, ya da isterseniz yaya olun; yine de trafikle, trafik kurallarıyla karşılaşmak zorunda kalırız. Karşı caddeye geçmek için trafik ışıklarında beklemek bile bize güvenliğimiz için bir sorumluluk yükler ve o kurallara uymayı düşünürüz. Bu sebeple hayatımızın her alanını kaplayan trafik bizim için ve sevdiklerimiz için kaçınılmaz ve önemli bir yer oluşturur.
Hayatlarımızda bu kadar önemli bir alanı kaplayan trafik; üzülerek belirtmek gerekirse, bize önemini yaşanan kazalarla ve alınmayan önlemlerle anlatır. Öncelikli olarak sürücüler gereken önlemleri almalı, en basitinden emniyet kemerlerini kısa mesafe gidecek olsalar bile takmalıdır. Yayalar ise trafik işaret ve ışıklarını uyarak kendilerinin ve sevdiklerinin güvenliklerini düşünmelidir. Yine trafikte insan faktörü olarak sürücülerin araba sürerken başka işlerle uğraşmaları; örnek vermek gerekirse telefonla konuşmaları da kendilerini olduğu kadar başka sürücüleri ve yayaları da riske atar. Yani trafik sadece kendimizle ilgili değil ayrıca başkalarının güvenliğini de düşünmekle ilgilidir. İnsan faktörlerini bir kenara bırakırsak, trafik tüm dünya ekosistemini de etkileyen bir durumdur. Özellikle trafiğin yoğun olduğu sabah saatleri ve akşam saatleri toplu taşımaya ek olarak çok fazla özel araç trafiğinin de olması, daha fazla egzoz gazıyla havanın daha fazla kirletilmesi demektir. Her ne kadar etkileri uzun süre sonra görülecek olsa da toplum ilerideki paydaşlarını da düşünüp daha sürdürülebilir daha temiz bir dünya bırakmalıdır. Bunun için ise özel araç kullanımı olabildiğince azaltılmalıdır. Devlet tarafından da toplu taşıma kapasitesi arttırılarak, toplumun ihtiyaçlarına yönelik yeraltı ulaşım ağları örülmelidir. Bu sorun sadece yaşadığımız ülkeyle ilgili de değil, dünyanın ortak sorunudur. Buna yönelik, her ülkede etkili olabilecek bu tarz toplu ulaşımı geliştirme uygulamaları arttırılmalıdır.
Özellikle trafik kazalarının arttığı ve günden güne artarak devam ettiği günümüzde, insanların güvenliğini sağlamak ve bu güvenlik bilincini oluşturabilmek için uygulamalı ve teorik eğitimler yapılabilir. Bu sadece yetişkinler özelinde değil hatta çocukluktan itibaren yapılan bir uygulama olmalı ve çocuklar için günümüzde de kullanılan trafik parkları arttırılmalıdır. Bunlar makro ve magna levelde ülkelerin ve uluslararası kurumların uygulayabileceği adımlara örnek olarak verilebilir. Aynı zamanda toplu taşımanın ulaşılabilir hale gelmesinde şehir belediyeleri de gerekli rolleri üstlenerek daha fazla toplu taşıma rotası oluşturulabilir. Yurttaşlar olarak da bizim üzerimize düşen ise kuralları , işaret ve levhalar dikkate almak ve gerek trafiğe bir araçla çıkarken gerekse yaya olarak bulunurken gerekli önlemleri alıp güvenliğimize dikkat etmektir.
Son olarak belirtmek gerekirse, tüm trafik kazaları, sonucundaki kayıplar ve çevre üzerine trafiğin etkisi kaçınılmaz ya da kader değildir. Gereken önlemlerin alındığı ve toplumun bilinçli yetiştiği bir çevrede kaza ve ölüm oranları düşebilir ve insanların maddi ve manevi kayıplarının azaldığı bir dünya mümkün olabilir.
Trafik kazalarını düşündüğümüzde çoğunlukla aklımıza bu kazaların insan hatasından kaynaklandığı geliyor, ancak sebebi insan hatası olsa bile trafikteki can kayıplarını önlemek için eğitimden ve kurallardan fazlası gerekiyor. İnsanların hata yapmasını tamamen önleyemeyeceğimiz varsayımıyla yola çıkıp güvenliği amaçlayan yollar ve sistemler inşa etmeliyiz. Bunu yaparken aynı zamanda doğanın güvenliğini ve sağlığını da göz ardı etmemeliyiz. Trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik yalnızca daha az kaza demek değil, aynı zamanda insan yaşamını, ekonomik verimliliği ve kentlerin yaşanabilirliğini doğrudan etkileyen bir kamusal sağlık ve altyapı meselesidir.
Trafik kazaları hem aileler, hem sağlık sistemleri, hem de iş gücü için telafisi olmayan kayıplara yol açar. Bir kazanın etkisini anlamak için yalnızca kaza anında oluşan can ve mal kayıplarını düşünmemeli, dolaylı etkilerini de hesaba katmalıyız. Örneğin kazadan dolayı oluşan kalıcı bir sakatlık sebebiyle, o kişinin ailesi için psikolojik ve ekonomik bir yük olabilmesi veya iş gücüne ve üretime sağlayabileceği katkının artık yok olması da aslında toplumumuzun ve dünyanın aldığı zararlardır. Aynı zamanda, daha güvenli ve sürdürülebilir bir ulaşım altyapısı, şehirlerde ses ve hava kirliliğini, yani doğanın ve insanların sağlığına verilen zararı da azaltır. Bütün bunları göz önüne aldığımızda, daha güvenli ve sürdürülebilir sistemler oluşturmanın önemini görebiliriz.
Yolların daha güvenli ve sürdürülebilir olmasına katkı sağlamak için bireysel olarak günlük ulaşımımızda yürüyerek gitmek, bisiklete binmek veya toplu taşıma kullanmak gibi daha sürdürülebilir yöntemler seçebiliriz. Ancak rota boyunca güvenli bir bisiklet yolu yoksa veya gidilmek istenen yere toplu taşımayla ulaşım kısıtlıysa yapmak istediğimiz seçimin bir önemi kalmıyor. Şehirlerin daha temiz ulaşım yöntemlerine olanak verecek şekilde planlanması, akıllı şehir teknolojilerinin hayata geçirilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor. Örneğin bisiklet yolları yapmak ve insanların bisiklet kiralayabileceği/ödünç alabileceği noktalar oluşturup ulaşım için bisiklet kullanımını teşvik etmek; zararlı gazların salınımını azaltarak doğaya verilen zararı düşürürken, insanların araç trafiğinde bulunmak yerine bisiklet yollarından gitmesi de hem sürücülerin hem de yayaların güvenliğini arttırır.
Ülke çapında da şehirler arası yolların güvenliğini arttıracak düzenlemeler yapılmalıdır. Kurallar ve yaptırımlarla insan hatası kaynaklı kazaların azaltılmasını amaçlamanın yanı sıra, insan hatasının her zaman olacağını kabul edip zararı en aza indirmenin de hedeflenmesi gerekiyor. Bunlara örnek olarak kaza sırasında oluşabilecek hasarları azaltan yol kenarı tasarımları veya kaza sonrasında sağlık hizmetlerine kolay ve hızlı ulaşımın sağlanması verilebilir. Aynı zamanda karbon emisyonu belirli bir seviyenin üstünde olan araçların trafiğe çıkması kademeli olarak yasaklanarak bu tür araçların kullanımının ve doğaya verilen zararın azaltılması sağlanabilir. Hatta hem daha temiz hem de daha güvenli bir trafiği amaçlayan standartların ülkeler tarafından ayrı ayrı oluşturulması yerine, uluslararası olarak belirlenmesi ve geniş çaplı olarak uygulanması daha da etkili olacaktır. Uluslararası yapıların aynı zamanda trafik güvenliğiyle ilgili araştırmaları ve girişimleri desteklemeleri de trafikten kaynaklanan zararları global olarak uzun vadede azaltacaktır.
Trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik, hepimizin ortak sorumluluğu. Bireysel olarak yürümeyi veya bisiklete binmeyi tercih etmek gibi, yönetimden gerekli bisiklet ve yaya yollarını talep etmek de bizim sorumluluğumuzda. Siz de hem kendi hayatınızda gerekli değişiklikleri yaparak hem de çevrenizi bu değişikliklere yönlendirerek trafiği daha güvenli ve sürdürülebilir hale getirebilirsiniz.
Trafik sadece işe gidenlerin veya aracı olanların maruz kaldığı bir olgudan ziyade, hayatın içinde olan herkesin maruz kalmak zorunda olduğu bir gerçekliktir aslında. Trafik güvenliği de tam olarak bu yüzden önemlidir. Herkesin maruz kalmak zorunda olduğu bir durumun güvenli olması, toplumun refahı ve sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. “Büyük şehirlerin büyük sorunu” demek de yeterli değildir; aynı zamanda küçük şehirlerin de önemli sorunlarından biridir. Bu sürekli maruz kalma durumunun, birçok sorunun doğuşunda payı vardır ve trafik kazaları sebebiyle ölüm oranlarının yükselmesi de bunlardan biridir. Bu kazalara “kader” deyip geçilmemeli, aksine trafik kazalarının önlenebilecek sorunlardan doğduğu kabul edilmelidir. Bu yazımda, trafik kazalarının sebeplerinden biri olan agresiflik özelinde konuşacağım. Başlamadan önce belirtmek isterim ki bunlar sadece sürücüleri değil, her şekilde trafiğe dâhil olan yayaları ve motor sürücülerini de kapsamaktadır.
Yazımın başında sizlere bir örnek vererek başlamak istiyorum. Ankara Cebeci otobüs durağında, kalabalıkla beraber otobüs bekliyorum. İş çıkış saati ve trafik oldukça yoğun. Herkes sabırsız; bir an önce evine dönmek istiyor. Fakat tahmin edebileceğiniz üzere böyle bir senaryoda beklediğiniz otobüse tek seferde binebilme ihtimaliniz oldukça düşüktür. Tüm otobüsler zaten dolu gelmekte, bazıları durmadan geçip gitmektedir. Yine böyle bir günde bir otobüs yaklaştı fakat yalnızca iki kişi binebildi. Sürücü kapıları kapattı ve duraktan ayrılmak üzere harekete geçti. Tam bu sırada bir teyze öfkeyle otobüsün önüne atladı. Otobüsün içindeki kalabalık sebebiyle şoförün bu teyzeyi görme ihtimali oldukça düşüktü. Duraktaki herkes bağırdı ve şoför ani bir frenle durdu. Bu anın yaşanmasının tek sebebi, teyzenin sürücünün arka kapılardan binilmesine izin vermemesi sebebiyle sinirlenmesiydi. Sonrasında duraktan biri teyzeye “ölecektin” dediğinde, teyze bunu farkında olarak yaptığını ve çok sinirlendiğini söyledi. Bunun gibi, yayaların da sebep olduğu binlerce kaza her dakika yaşanmaktadır.
Bugün geldiğimiz noktada trafik, bireyleri karşı karşıya getiren bir stres alanına dönüşmüş durumdadır. Oysa gitmemiz gereken yer, insanların birbirini bir tehdit olarak görmediği bir ulaşım düzenidir. Bence bu durumun teknik sebepleri kadar psikolojik yönleri de ele alınmalıdır. Özellikle büyük şehirlerdeki bu yoğunluğun etkileri ve çözümleri derinlemesine araştırılmalıdır. Teknik açıdan bakıldığında, artan araç sayısı daha fazla stres ve kaos anlamına geldiği gibi, dünya üzerinde de olumsuz etkilere yol açmaktadır. Bence bunu kökten çözmenin en önemli yolu, hepimizin de tahmin edebileceği gibi, iyi dizayn edilmiş, güçlü, kapasitesi geniş ve yeterli bir toplu taşıma ağı kurulmasıdır. Bunun, toplumdaki kaosu azaltmanın yanı sıra sürdürülebilirlik açısından da kaçınılmaz bir etkisi olacaktır. Örneğin, herkese hitap eden, konforlu ve hızlı bir ulaşım sağlandığı sürece kişilerin tercihi büyük çoğunlukla bu ulaşım şeklinden yana olacaktır. Ne kadar az araç, o kadar sağlıklı bir dünya demektir aslında. Üstelik bu konfor, bireylerin stres kaynaklı agresifliklerinin azalmasına ve bu sebepten ortaya çıkan trafik problemlerinin oranında da ciddi bir düşüşe yol açacaktır. Bu düşüşler ise hepimiz için refahın ve güvenli bir çevrenin artması anlamına gelecektir. Kimse evine dönebilmek için yetersiz toplu taşıma sebebiyle başkalarıyla kavga etmek istemez. Hayatta yeterince kaygı ve stres kaynağı yokmuş gibi, Yeditepe Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre günde ortalama 1,3 saatimizi trafikte harcıyor ve bu süre boyunca yoğun bir strese maruz kalıyoruz. Psikolojik olarak rahatlamak, trafik kazalarının da büyük oranda azalması anlamına gelmektedir.
Yukarıda bahsettiğim adım, hükümetlerin atabileceği bir adımdır. Peki, biz bireysel olarak neler yapabiliriz? Bu durum açık bir şekilde duygu regülasyonu ile ilgilidir. Bununla başa çıkma yöntemlerimizi geliştirmeli ve o anda yaşadığımız stresi normal bir çerçevede tutabilmeliyiz. Buna ek olarak, hayatımızdaki başka sebeplerden kaynaklanan stresi trafik ortamına nasıl taşımayacağımızı öğrenmeliyiz. Elbette bunlar bir anda hepimize yüklenecek beceriler değildir; ancak eğitimlerle ve belki psikolojik destekle geliştirilebilecek şeylerdir. Diğer bir deyişle, mikro düzeyde yapılabilecekler stres farkındalığının artırılması, meso düzeyde kullanışlı durak planlamaları ve yoğun trafik saatlerinin kademeli olarak bölünmesi, makro düzeyde toplu taşımaya yapılacak yatırımlar ve son olarak magna düzeyde herkesin uyması gereken uluslararası trafik güvenliği ve sürdürülebilirlik standartlarının oluşturulmasıdır.
Son olarak tekrar vurgulamak istediğim şey, günümüzün ortalama 1,3 saatini daha güvenli ve huzurlu bir ortamda geçirebilme ihtimalinin hepimizin elinde olduğudur. Bu hayatlarımız için gereken adımları gelin hep beraber atalım.
Her gün karşımıza çıkan tıkanmış yollar, egzoz kokusu, gergin yüz ifadeleri, yayalara neredeyse hiç zaman tanımayan arabalar, yanıp sönen yeşil ışıkların önünde bekleyen kalabalıklar ve her gün gazetelerde, trafik kazalarında hayatını kaybedenlere dair küçük, birbirine benzeyen haberler… Bu normal bir durum mu, olabilir/olması gereken mi, yoksa sadece kabullenmek zorunda kaldığımız bir yaşam biçimi mi?
Trafik, her zaman bir ulaşım meselesinden daha fazlasıdır. Toplumun sağlığını, ekonomisini, çevreciliğe olan bakış açısını, eşitliğini yansıtan bir ayna gibidir. Bu sebeple güvenlik ve sürdürülebilirlik demek, bizim için sadece bir iyileştirme projesi değil, bir zorunluluktur.
Her yıl 1.3 milyon insanın hayatını trafik kazalarında kaybettiği bir dünya düşünün, bu dünyaya güvenli diyebilir miyiz? Güvenlik bir insan hakkıdır, her bireyin akşam eve sağ salim dönebilmesidir, temel haklarımızdan biridir. Her yıl milyonlarca insan trafik kazalarında hayatını kaybederken veya yaralanırken, bu durumu normalleştirebilir miyiz?
Sürdürülebilirlik bir taahhüttür, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakacağız demektir. Ulaşım sektörü, küresel sera gazının büyük bölümünden sorumludur. Hava kirliliği, iklim krizi, gürültü ve şehirlerin betonlaşarak yaşanmaz hale gelmesi; fosil yakıta bağımlı, arabayı merkeze alan bir sistem oluşması, gezegenimize ve kendi soluduğumuz havaya karşı bir ihanettir. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya, kullanılabilir bir ulaşım sistemi miras bırakmak istiyorsak ulaşım araçlarının ve sistemlerinin sürdürülebilir olması şarttır.
Güvenli ve sürdürülebilir bir ulaşım için, insanlar bizim için arabalardan önce gelmelidir. Bu, arabalar için sürekli yol genişletmek yerine yatırımlarımızı, toplu taşıma, yürüyüş ve bisiklet altyapısına yapmak anlamına gelir. Hız sınırları sadece bir öneri olarak sunulmamalı, uygulanmalıdır. Eğitim, uygulama ve mühendislik birlikte çalışmalıdır. Trafik ölümlerini görünmez kazalar olarak normalleştirmemeliyiz. Çocukları, yaşlıları ve engellileri göz ardı ederek şehirleri yalnızca arabalar için tasarlamamalıyız. “Değişim çok maliyetli” bahanesiyle harekete geçmeyi ertelememeliyiz; çünkü hareketsizlik çok daha fazla can ve mal kaybına neden olur.
Şuan alışkanlıklarımızın bizi sürüklediği yere doğru gidiyoruz: daha stresli, pahalı, adil olmayan ve tehlikeli olan şehirlere. Gitmemiz gereken yer ise ölüm ve ciddi yaralanma oranlarının olmadığı/ çok düşük olduğu bir geleceğin hayali, vizyonu. Temel ihtiyaçların yürüme veya bisiklet mesafesinde olduğu, temiz, güvenilir, erişilebilir ve elektrikli toplu taşımanın omurgayı oluşturduğu, paylaşımlı araçlar gibi çözümlerin akıllıca entegre edildiği, kalan otomobil trafiğinin ise kirlilik oluşturmadığı olduğu bir sistem hedeflenmeli.
Peki bu hedefler doğrultusunda kim, ne yapabilir?
Mikro düzeyde düzeyde biz bireyler olarak her birimizin güvenlikte ve sürdürülebilirlikte bir rolü olduğunu unutmamalıyız. Trafik kurallarına uyabilir, hız sınırlarına saygı gösterebilir, dikkatsiz sürüşten kaçınabilir ve mümkün olduğunca yürümeyi, bisiklet sürmeyi veya toplu taşımayı tercih edebiliriz. Yayalar ve sürücüler olarak empati çok önemlidir, herkesin bir birey olduğunu ve bazen canının sıkkın olabileceğini, acele etmeye çalışabileceğini düşünebilir; çevremizdeki yayalara ve şoförlere mümkün olduğunca anlayışlı yaklaşabiliriz.
Orta düzeyde kurumlar ve şehirlerin yapabilecekleri bizler için önemlidir. Belediyeler, müdahalenin kritik noktasıdır. Belediyeler yaya öncelikli caddeler, ayrılmış ve güvenli bisiklet yolları, engelli erişilebilirliği sağlanan kaldırımlar inşa edilebilir, varsa bunların sıklığını arttırabilir. Toplu taşıma ağı sık, konforlu, gece hizmeti de sunan ve iç içe bir yapıya kavuşturulabilir. Okul ve hastane çevreleri “düşük hız bölgeleri” ilan edilmelidir. İşverenler, esnek çalışma ve toplu ulaşım teşvikleriyle katkı sağlayabilir.
Makro düzeyde, ülkeler geleceğin ulaşım vizyonunda neler yapabilir bunlar söz konusudur. Geleceğin ulaşımında, yasal düzenlemelerin ve standartların daha net bir çerçeveye oturtulması temel bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Bu süreçte, otomatik frenleme ve şerit takip gibi modern güvenlik teknolojilerinin araçlarda yaygınlaşması ile elektrikli araç altyapısına yönelik teşviklerin artırılması, hem yol güvenliğini hem de çevreci dönüşümü hızlandırabilir. Ancak bu değişim sadece teknolojiyle sınırlı kalmamalı; trafik bilincinin eğitim müfredatının kalıcı bir parçası haline getirilmesi ve denetimlerin caydırıcı bir yapıyla desteklenmesi, kuralların içselleştirilmesi sağlanmalıdır. Tüm bunlarla birlikte, ulaşım yatırımlarının karayolu odaklı modeldense demiryolu ve toplu taşıma gibi daha sürdürülebilir alternatiflere yönelmesi, bizleri çok daha güvenli ve modern bir seviyeye taşıyabilir.
Uluslararası düzeyde ise BM, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası gibi kuruluşlar, sürdürülebilirlik ve güvenlik konularını küresel bir hedef haline getirip, teknik ve finansal destek sağlayabilir. Güvenlik standartları konusunda küresel iş birliği geliştirilebilir. En savunmasız yol kullanıcılarının korunması, bir insan hakları meselesi olarak uluslararası gündemde yer almalıdır. Ölüm ve yaralanma oranlarının neredeyse tamamen bitmesi hedeflenmelidir.
Okurlarımıza son bir söz olarak:
Trafik sadece yollar, arabalar veya kurallarla ilgili değil; insanlarla ve yaşamak istediğimiz gelecekle de ayrıca ilgilidir. Eğer herkes bunu bir başkasının sorumluluğuymuş gibi görmeyi bırakırsa, daha güvenli ve sürdürülebilir bir ulaşım sağlanabilir. Bizim sorumuz artık harekete geçmeli miyiz değil, ne kadar hızlı hareket etmeye istekliyiz olmalıdır, çünkü trafik güvenliği için bir adım atmayı geciktirmek daha çok can kaybı anlamına gelir ve bu hiçbir toplumun kabul etmemesi gereken bir gerçektir.
Safety and sustainability in traffic is important for every individual as we all use different varieties of transportation this way or that way almost every day. Some of us are drivers, some of us are riders, some of us are pedestrians, even maybe two or all three at the same time. As we all take one more more role in the traffic and traffic safety, it should be the responsility of all of us to take an action about making the traffic environment better and safer for all users, regardless of where we stand in this multi-layered environment. We all spend a certain amount of time in traffic and it is important for us to be provided with safe equipment and proper-functioning of the traffic as we all have the right to live safely. For a safe and sustainable mobility traffic, we should mainly rely on Groeger’s 7E’s in education, engineering, exposure, examination of competence and fitness, and emergency response. First of all, we should educate everyone in the traffic about their own and others’ roles and responsibilities in the traffic environment. Drivers, riders, and pedestrians should know what to do and when to do it. Only when we are aware of our own role in the traffic and what is expected from us to do and from others can we work collaboratively and prevent accidents. We should educate drivers and riders well before providing them with drivers’ or riders’ license to make sure that they can perform safely enough in the traffic not to threat others’ lives. Also, their examination to be accepted as drivers and riders in the traffic enviornment should be well-designed in both physical and pyschological aspects to make sure that they do not pose any threat to safety. All components of the traffic environment should be informed about what to do and what what to expect in dangerous traffic situations. They should be taught about the components of the pre, while, and post-crash phases as well as the factors that play a role in crash such as the situation of the vehicles, human factors and socio-economic environment. They should be taught first-aid, encouraged to wear seat belt and helmet. In addition to gaining information about the events that unfold before, during, and after the accidents, they should learn about the statistical data regarding what plays a role in accidents and the effective ways of preventing them. In micro level, we can try to change the hazard situations in the traffic by educating ourselves about how to stay safe in the traffic and how to react in situations that pose danger to us and to others. We can take responsibilities that will lead us and everyone else in the traffic enviornment into a safe zone. We should start the change with ourselves and our close circle. As we move from our close circle to broader population, we can make a change at a broader level. As for the countries, they can analyze the overall genderal safety practices issues in the country level and provide their citizens with better and safer equipment as well as improving the physical environment such as signs, road quality and traffic lights. In the international structrure, the organizations should make a detailed analysis about the risk factors in the traffic as well as the general traffic issues as well as particular components. As for my last word for the readers, I suggest that we should start the change at micro level and move towards the macro levels when making a change in the traffic safety. We should start by educating ourselves and those around us. We should pay attention to threat cues in the traffic and react only when necessary and correctly. We should be aware of the fact that every step we take and every move that we make in the traffic might cost someone else’s life.
Nowadays, the planet moves on wheels. More than half of us, around 51%, commute to work or school by car daily. While the rest use buses, motorcycles, rickshaws, and other modes of transportation. But even those who do not step on the gas pedal, are pedestrians who regularly engage with traffic while crossing roads. This makes the matter of road safety a responsibility shared by people, governments, countries, world organizations and corporations. The goal of safety carries along with it that of sustainability, as another major concern for humanity is preventing the consequences of global warming and climate change from destroying the habitability of Earth.
These goals involve tackling a plethora of major issues. Firstly, Road deaths and injuries, which are one of the leading causes of death, especially among younger people. These carry with them economic consequences, as injuries lead to high medical costs to attempt to save the individuals and that can be harmful on the personal and governmental level, and they lead to a decrease in productivity, since they mostly happen among young workers who commute to work daily, which can hinder the financial development of countries. Moreover, they can be a source of trauma to injured individuals, especially if it causes them a disability preventing them from pursuing their normal pre-accident lives. And if families lose a member to road accidents, they may suffer years of grief. Secondly, in terms of the sustainability consequence, transportation methods decrease the quality of air in the atmosphere, as the fuel that cars burn releases harmful gasses and high levels of carbon emissions into the air that our environment is not yet adapted to naturally recycling. Moreover, the factories producing those transportation means, often yield harmful output during the manufacturing process as well. Thirdly and finally, poor traffic control leads to a decrease in quality of life, especially for those living in urban environments, as it can cause noise pollution and excessive congestion.
Despite all these risks and dangers, we still need high mobility, especially as modern cities have expanded so large that they can not be navigated without advanced means. Instead of eliminating traffic and returning to pre-modern methods, we must maintain it, but increase responsibility in all levels of society.
What we must do to achieve our aims is to employ the 7Es in our legislations: Education; by raising awareness and application, Engineering; by designing better infrastructure and machinery, Enforcement; by applying laws people would follow more rigidly, Examination; By assessing quality and fitness of people to drive, Emergency response; By ensuring that first responders can arrive to emergency sites quickly after accidents and Evaluation of overall methodology, theory and application outcomes.
What we must avoid doing is shining all our focus on cars and ignoring the vulnerable pedestrians and cyclists who are left at the mercy of the road with no protection. Additionally, we must not design cities that mandate car usage, we must instead design pedestrian friendly paths and grant a rich array of public transportation methods, such as metros and buses, which are more economically accessible and environmentally sustainable, and less dangerous. Most importantly, we must not depend on responsibility on the personal level; governments, organizations and countries must play their part in orchestrating these changes.
The current traffic trajectory is very alarming. As we head towards increased urbanization, we are seeing increased road congestion, accidents, dependence on petroleum in cars and risk for pedestrians. Ideally, we should head towards mobility that produces low carbon emissions, is cheap and accessible for the working and poor classes, a change in road related attitudes and a road death toll of zero.
All in all, we should aim for people to have better emotional regulation and self-control strategies, greater compliance to rules and an awareness of environmental and societal risks and shift their locus of control from being external to being more internal, so that they can have a greater understanding for their position in the grand scheme of affairs.
Theoretically, on the micro level, we must pay attention to personal behaviors and mental attitudes; such as how much people obey rules and avoid speeding or driving fatigued/under the influence. How much they sit back and reflect on their actions, regulate their emotions, and show care for others on the road. That would consequently decrease aggressive driving and road rage. Furthermore, we must encourage them to cycle or walk whenever possible to reduce unnecessary car usage. On the meso level, we must focus on expansion of public transportation methods, allow safe infrastructure for cycling and walking, install traffic education from early schooling; such as teaching them to cross the road, and collecting data to evaluate the results of applied strategies and the main problems to handle. On the macro level, we must apply strict laws for speeding, driving under the influence, and breaking traffic rules. Hold factories to certain environmentally friendly and fuel usage standards in car manufacturing and protect injured individuals legally in courts of law. Finally, on the magna level, major institutions such as the United Nations and World Health Organization must collaborate to enforce safety agendas on a universal level, conduct worldwide research studies and agreements on permitted global emission levels.
Conclusively, dear readers, I call all of you to implement these micro recommendations in your daily lives and educate those around you. If you want to have the freedom to roam around major cities with full mobility, while maintaining public safety, you must take on personal responsibility towards the cause. This will not only benefit you, but it will also benefit your descendants to come.
Ortalama bir insanın hayatının iki haftasını kırmızı ışıkta harcadığını biliyor muydunuz? Evet, gerçekten trafikte hayatımız geçiyor. Nüfus ve kişisel araç sayısındaki artışla beraber, her geçen dakika trafikte daha fazla zaman geçiriyoruz. Aracınız olsun ya da olmasın sizden düşünmenizi istiyorum. Okula, işe veya herhangi bir yere giderken bir araç kullanmıyor musunuz? İşte böyle farkında olmadan ve otomatikleşmiş bir şekilde hayatlarımızı sürdürüyoruz. Ancak hayatımızın böylesine içinde olan bir noktada kendimizi ve çevremizi de düşünmemiz gerekiyor.
Mesela, olaya güvenlik açısından yaklaşalım. En temel şekilde düşünürsek hayatta veya sağlıklı kalma şeklinde ele alırız güvenliği. En başta kendimiz olmak üzere çevremizi de düşünmemiz gerektiğini asla unutmamalıyız. Trafik kurallarına uyup, elimizden geldiğince dikkatli davranmalıyız. Tabi ki sürekli bunu da düşünemeyiz. Öyle hayat mı geçer? Ama tabi ki artık otomatik olarak trafikte bilinçli bir birey olmalıyız. Aslında bu önemli olduğu kadar gerekli de bir noktadır. Geçenlerde eski bir film izledim, birçoğunuzun izlemiş olduğunu düşünüyorum, ‘ A Beautiful Mind’ John Nash adında bir matematikçiyi anlatıyor. Filmin sonunda hayatını tekrar okumak için internette adını arattığımda eşiyle birlikte bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiklerini gördüm. Bu bana aslında trafikte güvenliğin ne kadar önemli olduğunu tekrardan hatırlattı. Trafikte güvenlik ciddiyetsizliğe asla gelmez, herkesin şansı eşittir. Bir hastalık gibidir herkes yakalanabilir. Bu yüzden riskin farkında olup, güvenliğimize dikkat etmeliyiz.
Ayrıca sürdürülebilirliğe de dikkat çekmek istiyorum. Sürmek gibi sürdürmek de benzer anlama sahip aslında. Trafikte sürdürülebilir olmak da çok kritik bu yüzden. Örneğin, sürdürülebilir bir şey devamı getirilebilir ve çevreye zarar vermez. Bu çok önemlidir. Elektrikli ve hibrit araçlar, gelişmiş toplu taşıma ve özelleşmiş trafik sistemleri gibi örnekler verebiliriz. Nüfus artışıyla beraber bireysel araç sayısında da artış oldu ve bu da bakıldığı zaman doğayı daha çok kirletiyor. İşte bu yüzden sürdürülebilir bir trafik çok önemli. Geleceğimiz için dikkat etmeliyiz. Temiz veya daha az kirletici yolları seçmeliyiz.
İkincil olarak bu güvenlik ve sürdürülebilirliği elde etmek için birtakım şeyler yapmalıyız. Örneğin, trafikte güvenliği artırmak için önce eğitim vermeliyiz. Önce insanı bilinçlendirmek benim için en kritik noktadır. Ayrıca, ceza sayısı ve değerini de artırmak başka bir yaklaşım olabilir. Caydırıcılık çok hassas ve değerli bir konudur aslında bakıldığında. Caydırıcı cezalar belki de trafikte güvenliğin artmasına sebep olur. Diğer yandan, sürdürülebilirlik için yukarda bahsettiğim gibi toplu taşıma kullanmaya teşvik etmek veya doğaya minimum zarar verecek şekilde olan araçları kullanmak gibi maddeler uygulanabilir. Böylece uzun vadeli ve doğayı koruyan bir model kullanmış oluruz.
Üçüncü olarak, trafikte şu an bir geçiş aşamasındayız, en azından ben öyle düşünüyorum. Geçiş aşaması olduğundan, çeşitli kazalar, çevre kirliliği, ufak sorunları olan sistemler gibi faktörler halen mevcut. Hedefimiz ise sürdürülebilir, etrafına güven veren ve içinde bulunurken bir tür zorunluluk değil de keyif veren bir sistemin olması. Bugünün sorunlarını dikkatle inceleyerek yarınlara emin adım atmalıyız. Bilinçli bir jenerasyon oluşturmak da en büyük adım olur.
Son olarak, genel olarak güvenli ve sürdürülebilir ulaşım; insanın değerini anlatarak, daha fazla toplu taşıma ve bisiklet kullanarak veya yaya olarak hareket ederek, bireysel araçlara olan bağımlılığı azaltarak, ve çevresel sorunları gözardı etmeyerek bütünsel bir plan hazırlayarak ulaşılır.
Mikro düzeyde her bir birey birçok şekilde yardımcı olabilir. En basitinden trafik kurallarına uyarak, daha fazla toplu taşıma kullanarak, emniyet kemeri takarak, yaya olarak hareket etmeyi dikkate alarak gibi.
Mezo düzeyde ise kurumlar ve şehirler; trafik sistemini daha verimli hale getirerek, yayalar ve bisikletliler için özel yollar tasarlayarak, toplu taşımanın kalitesini ve erişilebilirliğini artırarak, halkı bilgilendirici ve eğitici kampanyalar düzenleyerek yardımcı olabilirler.
Makro düzeyde ülkeler ise; kültürlere bağlı kendilerine özel kapsamlı ve denetleyici trafik kuralları oluşturarak, sürdürülebilirlik ve temiz ulaşım için çeşitli yatırımlara başvurarak, trafik güvenliğini ders olarak en alttan itibaren vererek yeni yetişen bireylerin bilinçli olmasını sağlayarak, ulaşıma yönelik özel politikalar belirleyerek güvenli ve sürdürülebilir trafiğe bir adım daha yaklaşılır.
Magna düzeyde uluslararası yapılar; küresel açıdan yol güvenliği ve sürdürülebilirlik şartları belirleyerek, uluslararası işbirliği ve bilgi alışverişini artırarak, ihtiyacı olan ülkelere bu konuda finansal destek olarak, küresel kampanyalar oluşturup bunlara olan uyum ve katılımı inceleyerek hedefimize ulaşmamıza yardımcı olabilirler.
Özetle, güvenilir ve sürdürülebilir bir trafik ortamı yaratmak bizim elimizde. Bireyden başlayarak küresel boyutlara gelene kadar yapılacak ve yapılması gereken birçok madde var. Kimse kendisini küçümsemeden ve ‘aman be ben yapmasam ne olacak sanki’ demeden bilinçli bir şekilde güvenli ve ulaşımın bir parçası olduğunu unutmamalı. En alttan en üste adım adım giderek hedefimize ulaşabiliriz ve buna ulaşarak hem kendimiz hem de yarınlarımız için büyük ve güzel bir adım atmış oluruz. Hayatı ciddiye alın ve yarınlara hep beraber güvenlice sürelim!
Every time we step onto the road, we’re not only navigating traffic, but we are also trusting strangers with our lives. Often, when accidents come up in conversation, they carry an implicit sense of randomness, as if it is something that just happens and is natural. But how is it possible for something so random to claim more than a million lives every year? If we keep up a dismissive narrative for such accidents, then we normalize stripping responsibility from institutions and position road deaths as unfortunate yet inevitable, when this is not true.
Safety and sustainability are not limited to traffic as a mobility system. Many families and road users are one traffic accident away from being pushed into poverty due to injury and bills; they overload hospitals, which has a major consequence on public health, and the risk of experiencing this makes them undergo chronic stress and anxiety, which negatively impacts their performance on the road. Additionally, sustainability, which is often reduced to emissions and fuel efficiency, is extendable and, in fact, more importantly, about saving human life. How sustainable can a transport system be if it can lower carbon output but still injure or kill a large number of people? We have to move to include and prioritize human life in the definition of sustainability.
Moreover, another major mistake seen in traffic policies, from educational programs to posters, is that the responsibility is placed excessively on the individual. Living in a neoliberal world like ours, it is easy to place the blame on one person while ignoring the multiple institutional and infrastructure-level changes that need to be made, and often, the solution to such situations is presented in the form of educational reforms for road users. And while education is important, it can only go so far when it operates in fundamentally unsafe environments. This combination can be inefficient as well as dangerous at times.
Therefore, roads must be built to prioritize human safety, design changes should be made so that the automatic flow of traffic is calm, and policies should be made to protect vulnerable road users. For example, often motorcyclists who get in crashes are delivery drivers, and when the responsibility is placed on such individuals, the attention and scrutiny are shifted away from companies that have their riders operating under stressful time pressures and poor weather conditions. Organizations should be held responsible, and we should redesign traffic systems where safe behavior is the default norm. However, road design can only go so far.
Accidents can occur even on the safest roads, and from a Pakistani perspective, these accidents cannot be meaningfully reduced unless road users develop high trust amongst themselves. When drivers prioritize their individual paths and needs, they will be more likely to engage in risky and rule-breaking behavior. Such unreliable and unpredictable driving and mentality render the safest roads ineffective.
If current trends continue without appropriate intervention, then we’re headed towards the normalization of dangerous driving and growing inequality between protected and unprotected road users. In such situations, it is easier for people to absorb the lack of rules and enforcement rather than their actual presence and implementation. This encouragement of rule-breaking results in higher injuries, more environmental damage, and even deeper social division. Our focus instead should be on making systems that refuse to treat accidents as random occurrences but rather as preventable violence, and this can be done by understanding and anticipating human faults and errors. Discipline is not the only factor that results in the emergence of safer and more sustainable road users; they emerge from systems that prominently advocate for and prioritize human life, before accidents, during them, and after them. And a lot goes into making such design decisions.
At an individual level, making safe behavior the norm is only possible if there is high trust among road users, knowing the drivers around you have a low probability of engaging in risky behavior and rule-breaking shapes subjective norms, and that can only be established when enforcement and engineering are reliable.
At the meso level, organizations and cities must design environments where safe behavior comes automatically. Enforcement of rules should be just and consistent and changes in policies should be clear in their intention. When decisions are well thought out, predictable, and reliable, they are visible in the design and policy changes. Trust among road users can only increase when they have high trust in organizations to make the most effective decisions.
At the macro level, trust in national institutions becomes decisive. Governments must design and set up systems that are reliable before, during, and after an accident occurs. In the pre-crash phase, road design should be made to protect vulnerable road users and follow sensible traffic rules. During the crash, it is pertinent that the government approves vehicles with meaningful safety standards to minimize injury, and in the post-crash phase, emergency services should be able to respond promptly, and the law should be enforced justly. If such institutions fail to protect, drivers cannot rely on each other, and therefore, compliance collapses.
At the magna level, international structures must move beyond solely technical solutions; they should incorporate governance and trust into global traffic safety frameworks. By removing blame from individuals, giving importance to post-accident phases, and taking accountability where ideas fail, road deaths can be reduced and remain sustainable.
Traffic safety and sustainability are not primarily technical problems; they are issues of trusting each other and governance. When infrastructure exists only for show rather than for safety, then following the rules becomes nonsensical, and bending them is considered logical.
For example, in Lahore, a politically motivated bike lane (poorly designed and mostly symbolic) was introduced a year ago. The locals remained skeptical of it from the beginning; previous changes by the government had hardly improved traffic safety. Within a few weeks, the locals were proven correct, the green paint that was meant to distinguish the lane from the main road had become grey and muddy like the rest of the gravel, and with only short, abrupt boundaries made with blocks, caused the bike accidents to increase. The narrowing of the main road caused traffic congestion, and motorcyclists opted not to use the lane anyway. Rickshaws that could park before on the side of the road to wait for help for mechanical issues were forced to stop in the middle of the lane and block the flow of traffic. Low trust in the government became lower, and road users preferred to drive on their own terms, deeming them as more sensible and reliable.
Until a genuine commitment can be seen from institutions to protect human life, which can be through fair enforcement, thoughtful design, and accountable governance, individual compliance will remain fragile. No amount of education, awareness campaigns, or policing can substitute for trust.
Q: Why safety and sustainability in traffic are important and necessary?
Traffic safety is crucial because it can directly affect human health. A small act of carelessness can result in the death of an innocent person simply trying to get to their destination safely. Those who survive may continue their lives with psychological trauma or permanent physical damage. Furthermore, the increased carbon emissions from vehicles negatively impact the environment and can disrupt climate balance in the long term. Therefore, we must consider safety and sustainability in traffic. We cannot tolerate people dying because of a simple attempt to save time or a desire to speed; we must do something about it. Sustainability in traffic is also important for making our own future, and the future of others, healthier. Transportation based on fossil fuels pollutes the air and will force people to cope with long-term health problems. This, unfortunately, will negatively impact ourselves, others, and all living beings; the cost is likely to be much higher than we imagine.
Q: What should (not) we do for safe and sustainable mobility traffic in our country and in the world?
First of all, simply arriving at our destination quickly doesn't automatically mean we did our part in traffic. We need to break this flawed perception. Excessive speeding means that even if people notice changes in their attention span, they may not have time to react appropriately, directly leading to many accidents and fatalities. Some things we shouldn't do in traffic are designing traffic only for cars, not paying enough attention to traffic rules, viewing pedestrians and cyclists as obstacles, and relying solely on penalties and enforcement because without education and infrastructure, penalties can create resistance among drivers. We must consider human limitations. They might be distracted, tired, or stressed that day. We must never ignore these realities because the price is death, so we must give them the necessary value, both individually and socially. What we need to do is create a safe system that puts people at the center. Knowing that mistakes are inevitable, we need to create systems that reduce the likelihood of causing fatalities even when people make mistakes. We must pay attention to speed management. We need to adjust our speed according to the road conditions and pedestrian situations. We should encourage public transportation, pedestrians, and cycling. These measures both reduce the risk of accidents and decrease carbon emissions, thus increasing safety and sustainability in traffic in Turkiye and around the world. Also, traffic education should begin at an early age because being aware is the first step.
Q: Where do we go? Where should we go? what should we aim for safer and more sustainable road users?
Unfortunately, the direction we're heading is more dangerous than safer. More roads are being built, and the number of cars on the road is increasing. Cities continue to be designed around automobiles. This only prioritizes car ownership and prevents equitable transportation. Transportation should be accessible to all segments of society. The elderly, children, people with disabilities, and low-income individuals should also be able to use transportation easily. What we need is fewer vehicles and more people. We should aim for zero loss of life, safer transportation, and collective solutions instead of individual car ownership. In this way, we can reduce the carbon emissions emitted by cars and prevent air pollution. Otherwise, we are heading towards more accidents, more deaths, more stress, more noise, and more environmental pollution. So, we need to create safety-focused road user profiles. That is, we need user profiles that manage risks effectively, not those who take them. Therefore, their awareness must be high. We need to train drivers who know their own cognitive limitations, who don't think "I'm a good driver, I won't make mistakes even if I speed," who understand that everyone can make mistakes, who have environmental responsibility, who avoid unnecessary driving, who see pedestrians as priority individuals rather than obstacles, and who obey traffic rules.
Q: What can we do in general? What can we do as a person (micro level)? What can organizations and/or cities do (meso level)? What can countries do (macro level)? What can international structures do (magna level)?
Traffic is a culture. How we view it influences our behavior. Therefore, among the things we can do in general, we should stop seeing traffic as a fight for rights. Instead of reacting after an accident, we should act with a mindset of prevention before the accident happens. We should try to prioritize human health over car-centric thinking. In general, we should be aware of these things and act accordingly, and set an example for others on the road. At the micro level, each person can obey speed limits, give priority to pedestrians, wear seatbelts, try not to use their phone while driving, and prioritize public transportation and cycling. These may seem small, but they set an example for others, and if everyone behaved this way, many traffic problems would be solved. At the meso level, safe road design should be implemented, including bicycle lanes, wide sidewalks, and safe pedestrian crossings. Public transportation can be made more attractive by making it cheaper, faster, and more comfortable. Speed bumps and warning signs can be installed to reduce speed where necessary. At the macro level, strict and fair rules should be applied for violations such as speeding, alcohol, and seatbelt violations. Enforcement controls such as radar can be improved. However, traffic management should not only focus on issuing fines and making money, but also on making the system more reliable and fairer. Accessible training can be provided for this purpose. At the magna level, common safety standards, such as road design criteria, can be established to prevent complexities. Good traffic practices from one country can be shared so that other countries can benefit from them. Climate-conscious and adaptable traffic policies should be encouraged.
Q: What is your last word for readers?
Perhaps while reading this, we have noticed many mistakes we make in traffic. At the root of this lies a flawed perspective on traffic. Changing our perceptions and behaviors towards traffic may not be immediately possible because we have held onto these perceptions and behaviors for a long time and are coded in that direction. Therefore, let’s try to systematically remind ourselves of the perceptions and behaviors mentioned here and apply them. We should become aware of the importance of our perceptions and behaviors in traffic. Perhaps a citizen we lost today could have been alive if we had been more careful. This is a huge responsibility. Let's not try to comfort ourselves by acting as if we are not responsible. Both as individuals and as a society, we must do our part. We should never underestimate what we need to do. Choosing not to speed today, putting your phone aside while driving, or giving priority to pedestrians might cause us to arrive at our destination a little later, but this behavior could save an innocent person's life. Let's try to set an example in this regard by our behaviors and by reminding others.
Yayalar, bisikletliler ve sürücüler; gencinden yaşlısına, fakirden zenginine, kadından erkeğe hepimiz bir biçimde “yol kullanıcısıyız.” Hangi kategoriye ait olursak olalım, her birimizin günde en az bir kere karşılaştığı, hayatın akışını durduran o ortak an: kırmızı ışık. Genel olarak eve ne zaman yetişeceğim, bu yeşil ışık kaç saniye sonra yanacak gibi konuları düşündüğüm bu kısacık anda, bu sefer toplum olarak nereye gittiğimizi düşünüyorum.
Bahsettiğim; maalesef toplumun büyük çoğunluğunun yabancı olduğu o hayati kavramlar: trafik güvenliği ve sürdürülebilirlik. Nedir peki bu kadar hayati olan? Her gün onlarca insan evladını, torununu, yeğenini, teyzesini, halasını bir trafik kazasında kaybediyor. Sonuç? Hem can kaybediyoruz hem de dünyayı tüketiyoruz. Ve en kötüsü, bunlar olağan şeylermiş gibi devam ediyoruz. İşte tam da bu yüzden artık durmalı ve düşünmeliyiz.
Çünkü yıllar boyunca şehirlerimiz insanlara göre değil, araçlara göre planlandı. Daha geniş yollar yaparak, daha hızlı araçlar üreterek insanlara fayda sağlayabileceğimizi sandık. Fakat yanıldık. Bugün yapmamız gereken en önemli şey, odağımızı araç taşımaktan insan taşımaya çevirmek. Modern dünyada buna sürdürülebilir hareketlilik diyoruz. Yani bir kişi A noktasından B noktasına giderken ne canından olmalı ne de dünyayı kirletmeli.
Bu devasa değişim yalnızca vatandaşlarla olabilecek bir şey değil. Bunun için bireyden uluslararası kurumlara kadar ortak bir sorumluluk bilincine ihtiyacımız var.
İşin en temelinde, yani mikro seviyede, bizler sıradan vatandaşlar neler yapabiliriz? 15 dakikalık kısa mesafelerde “Hava çok sıcak”, “Çok soğuk, üşüyorum”, “Arabayla 5 dakika sürer zaten” gibi bahaneler üreterek kontağı çevirmek yerine yürümeyi seçebiliriz. Toplu taşımayı aktif kullanabiliriz. Benzinli veya LPG’li araçlar yerine elektrikli araçları tercih ederek gezegenimizin havasını kirletmekten kaçınabiliriz.
Fakat bu yükü sadece bireylere yıkmak büyük bir haksızlık olur. Dürüst olmak gerekirse, mezo seviyede, yani şehirlerimiz ve kurumlarımız da devreye girmeli. Belediyelerin bisiklet yollarını maviye boyayıp iş bitmiş gibi davranması yerine, gerçekten kullanılabilir bir ulaşım ağı yaratması gerekiyor. Toplu taşımada sefer sayısını artırmalı, konforu yükseltmeli, insanlara gerçek bir alternatif sunmalıyız. Çünkü şu an insanlar, sıkış tıkış 20 dakika otobüs bekleyerek işe gitmektense arabalarında tek başlarına yolculuk yapmayı tercih ediyorlar. Ve açıkçası bu noktada onlara hak veriyorum.
Bir de şöyle düşünün: Bir ailede iki farklı iş yerinde çalışan kişi var. Trafik sıkışıklığı yüzünden birini işe bıraktıktan sonra diğerinin işe zamanında yetişmesi imkânsız hâle geliyor. Bu da bir aileye iki araba düşmesine sebep oluyor. Bu sürdürülebilir mi? Kesinlikle hayır.
Resme daha büyük, yani makro ölçekte bakıldığında devletlerin rolü ortaya çıkıyor. Yasalar çıkarmalı, sıkı elektronik denetimlerle kuralları ihlal edenlere caydırıcı cezalar uygulamalılar. Ama en önemlisi şu: Ehliyet eğitiminin herkesin tek seferde geçtiği ezber sisteminden, bilinç temelli bir eğitime dönüştürülmesi gerekiyor. Bu, makro düzeyde atılacak en kritik adım.
Trafik güvenliği tabii ki yalnızca bizim ülkemizi ilgilendiren bir konu değil; aslında küresel bir kriz. İşte burada, yani magna seviyede, uluslararası yapılar devreye girmeli. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumlar, belirledikleri sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle tüm devletleri daha güvenli ve çevreci standartlara uymaya zorlamalı, küresel bir denetim mekanizması oluşturmalıdır. İsveç’teki Vision Zero programının başarısı tüm dünya ile paylaşılmalı, diğer ülkelere örnek olmalıdır.
Sevgili yol kullanıcısı, artık yeşil ışık yandı. Ama bu sefer sadece gaza basmıyorum. Kendime soruyorum: Bu yolculuk gerçekten gerekli mi? Yürüyerek ya da toplu taşımayla gitsem, geleceği biraz daha güvenli ve yaşanılabilir kılar mıydım? İşte değişim buradan başlıyor. Eski alışkanlıklarımızla yola devam etmek yerine, daha bilinçli, daha saygılı ve dünyayı düşünen bireyler olabiliriz. Unutma: Her doğru karar, bir nefesi temizleyebilir veya bir canı kurtarabilir.
Buna değer.
I visited Egypt in last summer, and it changed my traffic perspective from top to bottom. I saw a chaotic symphony of horns, yelling, and nearby misses while standing on a Cairo’s street. It seemed more like a high-stakes psychological experiment than a transit system. There were no lanes, right of way was negotiated by outright violence, and the human element was visible in its most raw form with motorcycles, tuktuks and small micro buses. It was a horrifyingly ideal example of why transportation safety and sustainability are vital survival needs rather than merely theoretical ideas for a textbook.
This trip made it clear for me why safety is so important. Human factors such as aggression, impatience and the battle for road between different vehicles that caused the violence that I saw. These risky actions frequently result from emotional instability (that is very common among Egyptians), according to traffic psychology research. Stress and exhaustion continuously degrade a driver’s judgment in a chaotic setting. The hidden sufferer in this situation is sustainability; the stop-and-start nature of aggressive driving and the unavoidable accidents that clog a Qairo’s arteries leave a huge environmental imprint. We cannot create a suitable city in Cairo, Ankara, or anyplace else without addressing these human problems.
Whatsoever should we do to fix this? Accepting our limitations is the solution. We should not keep creating systems based only on the idea that people would all of a sudden become flawless, emotionless drivers. Our cognitive capacities such as our response times and attention spans, have been shown to change with age and exhaustion. We should encourage the use of technology like AVs that minimize the emotional component of driving rather than attempting to make human biology perfect. However, we must take care, though, to avoid the irony of automation, which occurs when we become so dependent on these technologies that we become unable to pay attention to ourselves. An autonomous vehicle would probably be intimidated into a stop by human drivers in Egypt’s hostile traffic culture, so we cannot just import technology mindlessly. It is not just machinery that has to change. If you want to change the countries like Egypt or Turkey, you need to adapt the technology on the streets and people’s emotions.
As we look the future, we should seek to a hybrid world in which weary humans are relieved of the burden of making life-or-death choices. We are heading toward “domain-specific autonomy” such as geofenced transit zones or highway autopilots. Instead of negotiating through aggressive honking, we should aim for a transportation ecosystem where the rules of the road are written in software. In order to allow for the limits of human perception that I witnessed failing so spectacularly on the streets of Cairo, we should strive for a future where cars interact with one another to optimize flow and avoid incidents before they happen.
Every level of society must take action to achieve this. At the micro level it begins with each of us individually in Türkiye, we must be aware of our own “negative emotional driving” and decide not to drive when we are upset or tired, so operating as our safety regulators ourselves. In order to help encourage this shift, towns and organizations must rethink infrastructure at the intermediate level, establishing “smart corridors” or specialized lanes that let new technology operate without being overtaken by hectic human traffic. At the macro level, governments must offer high governance quality by passing legislation that precisely defines culpability and strictly enforces regulations, making safe drinking a must rather than an option. Lastly, international mechanisms at the federal level need to standardize safety procedures so that, independent of the local culture, a car or driver crossing a border is faced with a consistent, safe environment.
This is my final message to our blog is although technology can help us break free from the cycle of human mistakes, it is not magical stick. Egypt’s chaos taught me that infrastructure and culture are just as vital as the vehicles we drive. In order to ensure safe and sustainable traffic in the future, we must collaborate with technology to give the uniformity that biology denies us, while we supply the regulations and conscious conduct. I want a future that does not ignore the realities of life, our people’s emotions, and the capabilities of countries, especially developing countries.
Yollar, hepimizin hayatının çoğunu geçirdiği yerler. Olay, sadece A noktasından B noktasına ulaşmaktan ibaret değil; yollarda yaşamı, ölümü, kuralları, kuralsızlığı, davranışların nedenlerini ve sonuçlarını görürüz. Yani, hayatın küçük bir portresidir yollar. Bu portreye daha geniş açıdan bakmak istersek trafiğin hem hayatı hem de içinde bulanan insanın doğasını anlamada çok önemli olduğunu fark edebiliriz.
Trafiği sadece yol, araç ve insanlar olarak değerlendirme gafletine düşebiliriz ancak trafik bundan daha geniş elementler barındırır. Trafiğin içinde meydana gelen durumlar, insanların davranışlarını ve bu davranışların arkasında yatan psikolojik durumları da kapsar. Tüm güçlülük, öfke veya vurdumduymazlık gibi karakter özellikleri trafikte güvenliği tehdit edebilecek özelliklerdir. Bu psikolojik durumları anlamak ve bunların üzerine çalışmak trafiği daha güvenli hale getirmenin önemli adımlarındandır. Aynı zamanda bu psikolojik çalışmalar, trafikte karşılaşabileceğimiz olası zararlı durumları azaltmamıza da yardımcı olur. Trafikte güvenliği sağlamak; insan hayatını ve sağlığını korumanın yanı sıra çevreye verilen zararı azaltmanın, olası durumlardan psikolojik olarak etkilenebilecek canlıları ve toplumu korumanın, kargaşadan dolayı aksatılabilecek kuralların bütünlüğünü korumanın, sağlık birimleri üzerindeki yükü azaltmanın, daha fazla insanın trafiğe çıkmaktan korkmamasının yollarındandır. Bu durumları sağlayabilmek için trafikte güvenlik için atılacak adımların sürdürülebilir de olması gerekir. Güvenliği sadece kısa vadeli olanakları kullanarak sağlamak, elimizdeki olanaklar tükendiğinde tekrar karmaşa ortamının hâkim olacağı anlamına gelir. Sürdürülebilir trafik, enerji kaynaklarını verimli kullanmamızı sağlayarak kirliliği ve atmosfere zarar veren karbon salınımlarını azaltır ve sonraki nesillerin de kullanabileceği trafik ortamları yaratır. Trafiği daha güvenli ve daha sürdürülebilir hale getirmek de bu yüzden önemlidir. Bu hedefler için yapabileceğimiz ve kaçınacağımız bazı şeyler var. Dünyada ve ülkelerde trafiği tehdit eden unsurları belirleyip müdahale planları geliştirmek, trafik unsurlarını daha işlevsel hale getirmek, trafik eğitimini daha da zenginleştirerek bilgi ve uygulama becerilerinin yanında bir de kişilerin psikolojik yapılarını anlamaya ve trafikte en yüksek fayda sağlayacak şekilde bu yapıları değiştirmeye çalıştığımız modüller geliştirmek, kurallara ve kanunlara uymayı bir zorunluluk olarak değil bir sorumluluk olarak kabul görülmesini sağlamak, sadece sürücülerin değil yayaların da bu kurallara tabi olduğunu hatırlatmak, trafiği kendimizi kanıtlayacağımız (hız ve statü vs.) ya da üstünlük sağlamaya çalıştığımız bir alan olarak görmemek, ihtiyacımız kadar araç satın alıp karbon salınımını arttırmaktan kaçınmak, toplu taşıma ve bisiklet gibi fosil yakıt tüketimini daha azaltacak araçlar kullanmak, yapılan yolları veya yapıları sürdürülebilir malzemelerden inşa ederek sağlayabiliriz.
Hayatımızın çoğunu bir yerde, daha büyük birçoğunu ise oralara giderek geçiyoruz. Sürekli gitmemiz gereken bir yer var; iş, ev, okul, memleket, tatil beldeleri… Bu yerlere gitmek elbette insan yaşamında önemli bir yere sahip ancak varacağımız yere daha hızlı gitmek için canımızı tehlikeye atmadığımız zamanlar yok değil. Şehir içinin yoğun ve sıkışık trafiği, artan araç sayısı ile daha da yoğunlaşıyor. Ancak sabretmeye tahammülü kalmayan insanoğlu, sürekli yetişmesi gereken yere daha da hızla gitmek istiyor. Yollarda da dikkatimizi çalan telefonlar, olumsuz durumlara neden oluyor. Mevcut durum bu iken, bizim trafikte ulaşmamız gereken çok daha farklı bir yer var. Hedeflerimiz öncelikle var olan sorunların nedenlerini çözmek olmalı. Sürücülerin yüksek yararı ve sıfır can kaybı gibi hedeflerimiz olmalı. Daha hızlı değil, daha efektif ve güvenli sürüş hedeflemeliyiz. Dikkat dağınıklığını azaltıp sürücü ve yayaların çevresinde olanlara karşı farkındalığını güçlendirmeliyiz. En temelde ise trafiğin ortak yaşamın bir parçası olduğunu fark etmeliyiz. İşte, asıl gitmemiz gereken yer bu olmalı. Sürücüler de bu yere giden yolun sürücüsü olmalı. Kendi duygularını ve bu duyguların sonuçları olan davranışlarını yönetebilen, davranışlarının sonuçlarını doğru değerlendiren ve kurallara bir sorumluluk güdüsü ile uyan, etrafın ve kendinin güvenliğini önemseyen sürücüler yetiştirmeyi hedeflemeliyiz.
Trafik güvenliği ve sürdürülebilirliği üzerine atılabilecek farklı seviyelerde farklı adımlar vardır. Genel düzeyde, güvenliği etkileyen psikolojik unsurları belirleyip bu yapılar üzerine çalışmalar yaparak başlayabiliriz. Bu şekilde, güvenliği tehdit eden aksiyonların tetikleyicilerini kavrayıp bu davranışları güvenli olanlara çevirebiliriz. Daha sonrasında, insanların güvenlik ve sürdürülebilirlik hedefleyen davranışları kısa vadeli bir hedef değil de sosyal bir norm olarak, bir sorumluluk bilinciyle içselleştirmesini hedeflemeliyiz. Bireysel düzeyde ise kurallara uymaya çalışmak, duygu kontrolünü negatif davranışlar sergilemeden sağlamak, güvenlik önlemleri almak (kemer takmak), çevre dostu araçlar kullanmak, çocuklara da trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik bilincini aşılamak gibi hedeflerimiz olmalı. Kurumsal ya da şehirsel düzeyde ise trafik yoğunluğunu azaltacak yollar ve seçenekler sağlamak, kurumlarda (özellikle okullarda) güçlü bir trafik eğitimi sağlamak, kurumlara ulaşımda ve şehir içinde alternatif toplu ulaşım araçları ve yolları sağlamak, toplu taşıma olanaklarının ücretlerini azaltmak, kurumsal psikologlar yardımıyla duygu yönetimine dair ölçümler yapmak gibi uygulamalar ile sürdürülebilirlik ve güvenlik sağlayabiliriz. Ülke düzeyinde ise ülkeler istatistiksel temelde şekillenen politikalar izlemeli, bu politikalar ve kuralların doğru şekilde uygulandığına ve yaptırım uygulamalarının gerçekten yürütüldüğünden emin olmalıdır. Ayrıca bu politikalar hayatın her alanına (kurumsal, sosyal vs.) entegre edilmelidir. Haberler ve sosyal medyada yayınlanan olumsuz trafik davranışlarına (hız vs.) karşı tutumların negatif olduğu belirtilmelidir. Yaşanan olumsuz durumların kader ya da şans olduğuna olan inanç bitirilmeli ve nedenler araştırılıp şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır ki gerekli dersler çıkarılsın. Uluslararası düzeyde de yapılabilecekler vardır. Ülkeler arası ulaşımdaki güvenlik sorunlarının fark edilip çözülmesi için atılacak adımlar belki de en önemlisidir. Küresel istatistikler bu adımları belirlemek ve geliştirmek için kullanılabilir. Gelişmiş ülkelerin, güvenliğe ve sürdürülebilirliğe katkı sağlayan teknoloji ve efektif uygulamalarını diğer ülkelerle paylaşması da başka bir adımdır. Aynı şekilde yabancı araştırmacılar diğer ülkelerde araştırmalar yaparak ve fikirler geliştirerek ülkeye katkıda bulunabilir. Trafik eğitimleri küresel olarak zorunluluk haline getirilebilir, olanağı olmayan küçük toplumlara bu şekilde de yardım edilebilir. Ayrıca, tüm dünyayı etkileyen küresel ısınmanın ve hızla azalan kaynakların olumsuz etkilerini önlemek için küresel boyutta kararlaştırılacak politikalar, araçlar ve sistemler üretilebilir. İşte, bu şekilde trafiği farklı şekillerde daha güvenli ve sürdürülebilir yapabiliriz.
Trafik, düşündüğümüzden daha büyük bir öneme sahip. Bu önemi fark edip trafiği anlamak ve iyileştirmek için adımlar attığımızda, hayatımızı nasıl etkilediğinin daha çok farkına varacağız. Güvenli trafik güvenli bir hayat, sürdürülebilir trafik de sürdürülebilir bir yaşam demektir. İşte, varmamız gereken yol budur.
Every day, millions of people step into traffic whether as pedestrians, drivers, bikers or passengers. Regardless of their trust in the system, they want to believe that the traffic system will be beneficial for them because it is more efficient than walking. Yet traffic crashes remain one of the leading causes of death worldwide, while transport systems continue to pollute our environment through emissions, land use, and noise. Therefore, safety and sustainability in traffic are not optional ideas but they are essential conditions for a livable and future-oriented society.
Traffic safety is undeniably a public health and human rights issue. No one should lose their life or suffer injuries simply because they wanted to move from one place to another, especially in the technological state we are in as a world. Unsafe traffic does not only cause personal tragedies, but also long-term social and economic costs such as healthcare expenses or psychological trauma of the person, affecting not only the person but their whole environment.
Beyond this, transportation is a major contributor to the climate change, energy consumption and air pollution. Thus, the traffic does not only affect the people who have been in accidents, it affects the environment which results in not only affecting every person on the earth, but also affecting every person that will come to the earth in the future. To minimize the negative effects of the traffic on current and future generations and on our nature, we may want to address both the sustainability and safety together since they reinforce each other. For instance, having lower speeds, calmer streets, and fewer private cars often mean both fewer crashes and lower emissions.
Why Safety and Sustainability Matters
What is the current cost of mobility in traffic? Is it the gas price that keeps increasing non-stop or is it the price of a car? The current cost of mobility is too high, too high to put a value on, because we are paying the cost with human lives and planetary health. A traffic system that kills over a million each year cannot be functional, and a system that relies on fossil fuels to the point of climate collapse cannot be viable. Sustainability in traffic is not just about electric engines; it is about sustaining human life; and real safety is not all about saving the current people, it is about saving the future of humanity. We cannot have safe traffic if our roads remain deadly and we cannot have a safe future if our vehicles continue to pollute the environment.
What Should and Should Not Be Done
For safe and sustainable mobility, we should prioritize people over vehicles. In most countries (including Türkiye), cars are usually the king of the road; we should redesign urban centers where pedestrians and public transport users have priority and integrate the belief that cars do not have any power over pedestrians. Integrating this belief is important because this is one of the main reasons why people do not respect each other on the road, especially in “developing” countries like Türkiye; they think that if they are driving the bigger vehicle they have more rights or they are safer. We also should stop treating car accidents as solely individual errors. Instead, we must design roads that forgive human mistakes. If a driver loses focus, the road infrastructure should prevent that mistake from becoming fatal (through physical barriers or better lighting). After building a safe infrastructure for pedestrians, we should also promote speed management because accidents are more preventable if the vehicles in the accident went slower instead. Most importantly, we must promote and make the public transportation more accessible and reliable; this will not only save lives, but it will also save the world by reducing environmental impacts of the vehicles. Imagine a bus that carries forty people and imagine forty cars that people could be driving instead of taking the bus; the emission difference is immense. We also should invest in electric public transits and safe cycling infrastructure, especially in our country, to encourage people to not use their car every time they need to go somewhere. In certain European countries for example, the cycling infrastructure is so well built that it is usually illogical to choose to use cars instead of bicycles.
What we should not do is to continue the policies that favor car dependency, tolerate risky behaviors, or rely on individual responsibility without systemic support. We never should accept road deaths as the cost of being in traffic; the cost of being in traffic is what you pay for your car, not your life. We should also not keep increasing the number of highways or widen them, this is a trap known as induced demand; if we build more lanes, more people will drive. Our goal should never be to accommodate the maximum number of cars, it should be to move the maximum number of people efficiently.
Where Are We Going, Where Should We Go
In today’s world, many countries are at a crossroads. Technological advances provide smarter vehicles and systems, yet traffic deaths and emissions remain high. The direction we should go is clear, people’s mobility needs being met without any casualty on safety of them or the sustainability of our nature. This might sound unrealistic; but many years ago, people using big metal cubes with tires to transport at incredible speeds were unrealistic too.
For road users, an ongoing mindset of valuing speed and convenience as priorities should be changed to valuing safety, space, and environmental responsibility. This way, we can create a culture of traffic where making safe and sustainable choices are seen as natural.
What Can We Do
At the micro level (as individuals), we can obey speed limits, avoid distractions; choose walking, cycling or public transportation. We can also show more sympathy and empathy toward other road users. These choices might sound small, but they accumulate into larger societal impacts.
At the meso level (organizations and cities), employers can promote flexible working hours so no one has to speed just to catch up to work. Cities can and should invest in safe infrastructure for all road users and most definitely invest in public transportation since it is the main thing that will lead to lower death rates and less negative environmental impact.
At the macro level (countries), governments should align transportation policies with climate goals and ensure a strong reinforcement to these goals by legislation. Education, infrastructure and enforcement must work together.
At the magna level (international structures), international organizations can set global goals and targets, share correct practices, fund research and support low income countries since they have less resources to set apart for the environment. Similar to climate action, road safety should be treated as a global priority.
Last Words
We must stop calling traffic accidents “destiny” and pollution “the price of progress”. The traffic should not be merely about getting from point A to point B; it should be about how safely we got there and how much we protected our world along the way to our destination. The destination was never the point B however; it was always the future of our world and we should protect that future with all we have. A safe and sustainable world is possible and it is easier than we think, as long as we choose to save it from ourselves.
Dur. Yollar hepimizin fakat bazen durmayı bilmemiz gerekiyor. Trafik güvenliği yalnızca günümüzde değil tüm zamanlarda önemli bir konuydu. Günümüzde neredeyse herkes bir şekilde trafiğin içinde bulunuyor. Bazen yaya olarak bazen sürücü olarak bazen de yolcu olarak trafikte bulunuyoruz ve her zaman güvenliğimiz sadece bizim elimizde olmuyor. Trafikteyken birçok farklı değişken işin içine giriyor ve bir anda kendi elimizde olmayan durumların içinde bulunabiliyoruz. Bu sebeple trafikte bulunan her bir bileşenin trafik kurallarına uyması trafikteki herkesin güvenliği için çok önemlidir.
Mikro düzeyde trafik kullanıcılarının tümünün bireysel sorumlulukları vardır. Bireysel olarak trafik kurallarına uymaya çok dikkat etmeliyiz. Özellikle trafikte sürücü olarak bulunduğumuz durumlarda hem kendimizin hem aracımızdaki yolcuların hem diğer sürücülerin hem de trafikteki yayaların güvenliği üzerinde sorumluluğumuz olduğunun farkında olmalıyız.
Makro düzeyde ise hükümetlerin sorumlulukları vardır. Trafikte güvenliğin sağlanmasının önemli noktalarından biri de bireysel olarak kurallara uyulması dışında yolların güvenli bir şekilde düzenlenmesidir. Yollar, yol ayrımları, alt-üst geçitler, kavşaklar gibi trafiğin önemli yapısal faktörleri; trafikteki tüm bileşenlerin güvenliği gözetilerek düzenlenmelidir. Bu yapısal düzenlemelere ek olarak trafik levhalarının gerekli yerlere koyulması da güvenlik için çok önemli bir noktadır. Ayrıca hükümetlerin trafik güvenliği için sorumluluklarından diğeri de kurallara tüm bileşenlerce uyulup uyulmadığını takip etmek ve kurallara uyulmadığı durumlarda gerekli cezaların düzenlenmesi ve uygulanmasıdır.
Yollar senin hiç durma demek isterdim fakat trafikte güvenliğimiz için durmamız gereken yeri bilmeyiz ki yolların hiçbir sahibi hiçbir zarar görmesin ve güvenli bir şekilde yollarda ilerlemeye devam edebilsinler.
Hayatımızı düşündüğümüzde en çok vakit geçirdiğimiz yerlerden biri trafiktir. Büyüyen ve kalabalıklaşan şehirlerle birlikte gün içerisinde kısa mesafeler için bile trafiğe maruz kalıyoruz. Bazen yaya bazen yolcu bazen de sürücü oluyoruz. Peki toplum olarak bizi ortak bir yerde toplayan ve zamanımızın önemli bir kısmında yer eden bu ortamda nasıl davranıyoruz?
Girişte de bahsedildiği üzere trafikte güvenlik toplum güvenliği açısından önem arz etmektedir. Trafiğin bir parçası olarak kaosa ve derecesine göre kazalara sürekli denk gelmekteyiz. Çoğu platformda paylaşılan veriler incelendiğinde ülkemizde trafikte güvende hissetmiyoruz. Yazar olarak örnek vermek gerekirse tek şeritli yolda bile iki yöne de bakarak karşıya geçiyoruz. Sürücü olduğumuzda trafiğin akışında her an tetikte olup kaza oluşmaması için kaçmamız gerekiyor. Genellikle de kendimizi bir kavganın içerisinde buluyoruz. Bu ortamın herkes için sağlıklı ve güvenli bir hale getirebilmesi bu sebeple de önemlidir.
Farklı kültürlerin trafik ortamının geliştirilmesi için temelde aynı kurallar belirlenmesi ile birlikte kültürel normlara göre bazı farklılıklar da gerekmektedir. Daha güvenilebilir ve sürdürebilir bir trafik ortamı için ülke çapında öneriler ile başlanılabilir. Türkiye’de trafik eğitiminin geliştirilmesi gerekmektedir. Sürücülere ehliyet verilme eğitimi ve sınavında düzenlemeler yapılabilir. Sürücü sınavlarında kişiler sınav boyunca oldukça dikkatli ve kişilere saygılı davranmaktadır fakat birçoğu bunu sadece sınavdan geçmek için yapmakta. Ülkemizde bolca kullandığımız “Ehliyeti kasaptan mı aldın?” sözü aslında bu duruma cevap verebilir. Bu kişiler ülke genelinde kontrolü olan bir sınavdan geçse de ehliyet hakkı aldıklarında kendi sürüş davranışlarına geri dönmektedirler. Ülke genelinde sınav ve eğitim sürecini iyileştirmeyi planlarken trafiğin bir diğer unsuru olan yayaları pas geçmemek gerekir. Ülkemizde yayalara verilmesi gereken eğitimler yetersiz olabilmektedir. Aklımıza trafik denince genellikle sürücüler gelir fakat yayaların davranışı da bir o kadar önemlidir. Yayalar da trafik esnasında yaya yolundan geçmemek veya yaya trafik ışıklarını dikkate almamak gibi hatalar yapmaktadırlar. Eğitimlerde suçlayıcı ve dikte edici bir dilden ziyade kişilere daha eğlenceli bir yolla güvenliğin ve sürdürülebilirliğin önemi vurgulanabilir. Otoriteler de kurallarda düzenleme getirerek cezaların kolayca yıkılabileceği veya bir açık bulunabileceği fikrini yıkmalıdır. Ülkemizde eğitimlerin zorunlu olduğu ya da halkı suçlayıcı dilden kaçınılması gerekmektedir.
Dünya genelinde ülkeler kültürlerine göre düzenlemeler getirerek şartları iyileştirebilir. Toplumların seviyelerine göre ilerlemek doğru olacaktır. Ayrıca uluslararası şartların düzenlemesi gerekmektedir ki kişiler gittikleri diğer ülkelerin trafik şartlarını da uyum sağlayabilir.
Yazar olarak güncel trafik durumu ele alındığı zaman toplum olarak iyi bir noktaya gittiğimizi söylemek doğru olmayacaktır. Psikolojiye göre kişilerin ve toplumun ruh sağlığı toplumun trafik düzenini de etkiler. Yapılan bireysel gözlemler ve araştırmalar ışığında Türk halkı olarak trafikte daha gergin bir hale geldiğimizi fark edebiliriz. Sürücü, yolcu ya da yaya fark etmeksizin kişiler kendini haklı görmekte ve karşıya gösterilen tahammül gün geçtikçe azalmaktadır. Trafikte şiddet olayları gün geçtikçe artış göstermektedir. Verilen cezalar sert gibi görünse de kişiler bu cezalardan bir şekilde kaçacaklarını ya da affedileceklerini düşünmekte olabilirler. Bu durumun düzeltilmesi için sadece trafik kuralları değil toplumun psikolojisine ve ihtiyaçlarına genel bir bakış açısı ile yaklaşmak daha doğru olacaktır. Bu noktada psikologlar ve uzmanlar ile kapsayıcı ve uzun vadeli projelere ihtiyaç duyulmaktadır. İnsanın bulunduğu her durumda hatalar olabilir, mühim olan konu bu hataların düzeltilmesi ve küçük olaylarda hoşgörü ile yaklaşılmasıdır. Trafik cezalarının her sene katlanarak artması günümüzdeki sorunlara yeterli bir çözüm yolu olmayabilir.
İdeal bir düzende trafik ortamında saygının korunması, ihtiyaç duyulan kişilere yardımda bulunulması ve trafikte acil durumlarda sürücü, yaya ve yolcuların kurallara uygun ve bilinçli hareket ederek yardım kuruluşlarına destekte bulunması düşünülebilir.
Yazıda tartışılan ve konuşulan konuları özetleyecek olursak toplumdaki bireyden hükümetlere ve gerektiğinde uluslararası düzeyde herkes düşünmeli, özeleştiri yapabilmeli ve toplu bir şekilde harekete geçmelidir. Birey olarak trafiğin daha güvenilir ve sürdürülebilir olması için kurallara uymalı ve trafikte gerginliğimizi azaltacak çözümlere gitmeliyiz. Hükümet ve kuruluşların halk için düzenlediği eğitimlerden kaçınmamalı ve bireysel aşamada kendimizi bilinçli bireyler haline getirmeliyiz. Kuruluşlar ve şehirler olarak kurallara düzenleme getirmeli, trafikte yer alan herkes için alanında uzman kişiler ile eğitimler sağlanmalıdır. Çocuklardan yaşlılara herkes için seviyeye uygun eğitimler şarttır. Bu durumda kuruluşlar psikolojinin trafikle ne kadar iç içe olduğunu göz ardı etmemeli ve gerekli desteği uzmanlardan almalıdır. Ülkeler olarak kuralların ve eğitimlerin tek kalemde olması ve kontrol edilmesi önemlidir. Uluslararası düzeyde hükümetler bir araya gelmeli ve birbirlerine destek olmalıdır. Trafik toplumdaki bir kişiden uluslararası kurumlara kadar herkesi ilgilendirmelidir. Trafikteki sorunlar sağlık, güvenlik ve ulaşım gibi bir sürü önemli konuları etkilemektedir. Bu konu önemsiz olarak düşünülmemeli ve kalkınma planları arasında olması gerekmektedir.
Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim. Umarım bu metnin yazarı olarak siz değerli okuyucular olarak bu konu hakkında dikkatlerinizi çekebilmişimdir. Trafikte sürekli olarak gördüğümüz kazalar ya da tartışmalar bizi de ilgilendirmektedir. Unutmayın ki her gün yanımızdan geçen ve umursamadığımız siren sesleri bir gün bizi de ilgilendirebilir. Daha güvenilir ve sürdürülebilir bir trafik için hepimiz el ele!
Haberlerde her gün gördüğümüz sayısız facianın, okuduğumuz kaza ve ölüm istatiklerinin ciddiyetinin farkında değiliz. Trajedi kendi başımıza geleseye kadar davranışlarımızı, koşulları, ortamı sorgulamıyoruz. Bana bir şey olmaz diye düşünüyoruz. Emniyet kemeri takmıyoruz, böyle daha rahat hissediyoruz. Uykusuzken araba kullanıyoruz, yol zaten 15 dakika sürecek, o kadarcık da dayanabileceğimizi düşünüyoruz. Hız limitine uymuyoruz, böylesi daha eğlenceli. Zaten bize bir şey olmaz. Bizim doğa üstü güçlerimiz var sanırım.
Geçenlerde ortaokul arkadaşlarımdan birinin ölüm haberini aldım. Karşıdan karşıya geçerken fazla hızlı gelen bir arabanın ona çarpmasıyla hayatını kaybetmiş. Bunu duyunca sorguladım ben de bir şeyleri. Benim başıma gelmedi belki ama trajedi bu sefer fazla yakınımda. Haberlerde tanımadığım insanların ölümlerini gördüğümde de üzülüyorum ama sesini, gülüşünü aklımda canlandırabildiğim biri olunca durum çok daha farklı oluyor. Olayda arkadaşımın yanlış yaptığı hiçbir şey yok. Yaya geçidinden karşıya geçmek isterken hayatından olmuş. Bir tarafın kurallara uyuyor olması da yeterli değil yani, kitlesel bir riayet olmadıkça yollar güven arz etmiyor. Dünya Sağlık Örgütünün 2019 verilerine göre trafik kazaları 5-29 yaş arası nüfus için en sık rastlanan ölüm nedenlerinde birinci sırada. Hastalıkların hepsinin üstünde önlenebilir ve dışsal nedenli bir faktör yer alıyor. Bir şeylerin değişmesi lazım.
Daha güvenli bir trafik ortamı için bireysel düzeyde yapabileceğimiz şey bariz; trafik kurallarına uymak. Kuralları ihlal ettiğimizde sadece kendimizi değil, etkileşime girdiğimiz ve girebileceğimiz herkesi de riske attığımızın farkında olmak. Bana bir şey olmaz demeden, keyfi bahaneler üretmeden yollardaki davranışımızla güvenli trafiğe katkı sağlamak. Bunun ötesinde şehir yetkilileri ve kuruluşlar devreye giriyor. Bahsettiğimiz kuralların en uygun şekilde belirlenmesi ve denetiminin sağlanması gerekiyor. Kazaların nerede ve hangi nedenlerle olduğunun analiz edilip buna göre düzenlemelere gidilmesi ve bireyleri yönlendirecek olan levha, ışıklandırma, üst-alt geçit, tümsekler vb. yol yapılandırılması çalışmalarının gerçekleştirilmesi bu kurumların sorumluluğunda.
Bir basamak daha yukarı çıktığımızda ulusal düzeyde yapılabileceklere geliyoruz. Kitlesel değişimin en önemli aracı olan eğitimin trafik güvenliğinin bir parçası olması şart. Trafiğin etkilediği nüfus göze alındığında bu konudaki bilinçlendirmenin küçük yaştan itibaren yapılması gerektiğini söyleyebiliriz. Bu yüzden okullarda zorunlu trafik güvenliği derslerine verilen önem arttırılabilir. Bireylerin ehliyet alma aşamasında aldıkları dersler ve geçmeleri gereken sınavların yeterliliği de ülke düzeyinde bir standardizasyon gerektiriyor. Ayrıca kuralların yasal zemininin oluşturulması ve ihlal durumunda caydırıcı cezaların belirlenmesi de ulusal düzeyde güvenli trafiğe fayda sağlayacak düzenlemeler.
Uluslararası etkileşimin yüksek olduğu günümüz dünyasında güvenli bir trafik için regülasyonlar ülke sınırları içindekilerle de kalmamalı. Araç üretiminin farklı aşamaları farklı ülkelerde gerçekleştirilebildiğinden araçların hem üretildikleri hem de satıldıkları bütün ülkelerdeki güvenlik düzenlemelerine uygunluğunun test edilmesi, bu sürecin ve ölçütlerin standartlaştırılarak uluslararası düzeyde denetiminin sağlanması da küresel düzeyde daha güvenli bir trafiğe fayda sağlayabilecek şeylerden birkaçı.
Trafik bir yerden başka bir yere gitmek isteyen herkesin günlük hayatının bir parçası. Şehirsel, ulusal veya uluslararası düzeyde trafik güvenliği için atılabilecek adımlar hakkında bilinçlenmek ne kadar önemli olsa da trafiğin içindeki etkileşimin büyük bir kısmını insan faktörü oluşturuyor. Bireysel olarak aldığımız anlık kararlar kendimiz ve etrafımızdakileri yaşam ve ölüm arasındaki çizginin hangi tarafına atacağımızı belirliyor. Çok geç olmadan “bir şey olmaz zaten” mentalitesinden kurtulup durumun ciddiyetini kavramamız gerekiyor.
Incessant honking. Shrill, verbal stream of profanity. Hostile glares. Provocative confrontations. Tailgating vehicles. This, my friends, is road rage. Chances are that you have either witnessed, initiated, or contributed to this melodramatic and volatile, yet hazardous scene at least once in your life.
In these contemporary times, road rage is a critical and relevant traffic safety issue that must be addressed and resolved. Broadly, road rage is characterized by the vehemently aggressive attitudes, affect, and behaviors expressed by road users within their traffic interactions. This may encompass problematic behaviors spanning verbal aggression, high-risk driving behaviors, rule-breaking, and perilous maneuvers that endanger road users. Road rage is a human, pre-crash risk factor, according to the Haddon Matrix. My intention with this post is to elucidate this issue and implore the general public to advocate for change.
So, why are safety and sustainability in traffic (regarding road rage) important and necessary? Every day, we encounter another novel and a rampant road rage incident on TV or phone screens. These rates keep escalating. Road rage affects drivers, pedestrians, cyclists, and passengers alike, and is strongly correlated with behaviors such as speeding and tailgating, which exacerbate unpredictability and increase collision risks. These aggressive behaviors gravely impair inhibitory impulse control, limit attention, and distort perceptual abilities. The internal, aggressive mental state disrupts adaptive decision-making and increases reaction times. This induces stress and facilitates an unsafe traffic environment for everyone. Unfortunately, we are becoming desensitised to it and regard road rage as the norm. This is not a disparate, individual matter, but a global traffic safety concern that must be addressed accordingly.
What can we do to ensure safe and sustainable mobility in our country and around the world? Firstly, it is important to understand that road rage is not solely an individual or pathological phenomenon, but the result of a myriad of dynamic, interacting factors. So, let’s discuss some pivotal factors that contribute to road rage and subsequently increase collision and accident rates, and how to mitigate them.
Systematic issues like ineffective road designs, poor infrastructure, and traffic congestion intensify frustration and the likelihood of road rage. Time constraints, perceived norm violations, and attributing hostile intent to it amplify negative affect and provoke road users to react. Moreover, having an external Traffic Locus of Control can result in blaming others and attributing incompetency which fosters anger. The anonymity offered by vehicles and lax legal enforcement (Governance Quality) fosters the belief that you may get away with road rage and attenuates perceived social accountability. Cognitive and executive functions are disrupted under stress and aggression, devolving into aggressive, high-risk behaviors that ultimately lead to collisions and casualties.
Employing the 7E’s of traffic safety, we can diminish road rage incidents to a minimum. On a micro level, we must utilize mindfulness (e.g., breathing techniques) and adaptive coping strategies (e.g., cognitive reappraisal). It is essential to learn to reinterpret other road users’ faults as accidental and not cognitively frame them as specifically targeted or premeditated. This will buffer road rage and regulate feelings of frustration and anger. To avoid provoking road rage, one can limit the use of honks unless deemed necessary and maintain safe following distances. We can plan the route and time in consideration of systematic delays and approximated traffic congestion, and utilizing public transport when appropriate will reduce road rage opportunities.
On a macro, national level, governments must inform interventions and policies that target the pre-crash event phase more. Environments and situational triggers that invoke road rage must be prioritized and augmented to ensure traffic safety. Governments must improve road designs to reduce traffic congestion and accessibility to conflict points, which create frustrated, impatient drivers. Hence, engineering improvements will eradicate hostile attributions and ambiguity. Moreover, stricter legal penalties for road rage must be introduced and consistently enforced to discourage aggression and ensure traffic safety. Police check-in points and visible cameras will curtail the perceived guarantee of penalty. Driving licenses must be issued after administering Psychotechnical and Emotional Intelligence tests, appraising stress tolerance, impulse control, etc. This will ensure that those with an increased propensity to experience road rage are provided with essential tools to mitigate this. Traffic personnel must be trained to intervene and de-escalate these incidents. Additionally, separate lanes must be dedicated to vulnerable road users, i.e., cyclists and pedestrians, to lessen the impact.
On an international level, it is essential to recognize and frame road rage as a global traffic safety issue. Prospective funding must be adhered to compile data, research, and constitute interventions that can be universally implemented. Moreover, specific cultural factors must be identified that act as protective or risk factors for road rage. International databases must be established with reports of road rage incidents, aggression-based violations, and subsequent near-misses or collisions. Lastly, the Health Belief Model and the Theory of Planned Behavior can be incorporated into international educational campaigns to increase perceived intensity and severity of aggression, change attitudes, subjective norms, and the intent to lash out.
Dear readers, in conclusion, road rage is not a fault of an individual, their disposition, or personality, but rather implicates larger, situational, and environmental triggers that must be addressed.
Hello everybody, today I want to talk about safety and sustainability in traffic and what we should or can do for it. We spend a large part of our lives trying to get from one place to another, and while doing this, we become part of the traffic as either a driver or a pedestrian. Road traffic crashes claim the lives of over 1.19 million people each year, and an additional 20 to 50 million people sustain non-fatal injuries, many of which result in disabilities (WHO, 2023). Something must be done to prevent something from happening to all these people on the road while need to consider property damage and environmental pollution, and management of sustainability.
- Why are transportation safety and sustainability crucial?
While traffic safety is about protecting human lives, sustainability is crucial because we must consider the economy and the environment while ensuring safety. While economic expenses can include all costs to be paid after an accident, environmental pollution can be exemplified as the contamination of the air by gases. Building a healthy, inclusive, sustainable, and safe environment for all depends on road safety, so we must encourage road safety in all spheres of development to bring more resources, action, and investment to assist lower the fatalities and injuries from traffic accidents (WHO, 2024). A safe, effective, and sustainable mix of transportation options, including mass public transportation, is necessary to ensure the safety of walkers, cyclists, and other vulnerable road users, who account for half of all fatalities, given the rapidly expanding urban population (WHO, 2024). Sustainability is the most important issue to consider while making roads safer, both in terms of economic and environmental pollution. In other words, safety should come with sustainability, and they serve not only the purpose of reducing accidents; they are also important for the livability of society.
- What should we do—or not do—to ensure sustainable and safe transportation both domestically and globally?
While making the laws much stronger is an important step for safety, it must also be ensured that no one can escape the law due to their status. To save more lives on the roads, governments need to recognize the potential and vitality of intergenerational cooperation (WHO, 2024). In other words, regardless of power, age, race, or identity, everyone must unite for the sake of security and sustainability. Young people who use the roads frequently can make sure that their actions promote safety, bring their needs to the table, and assist in the creation of sensible urban planning and sustainable city policies (WHO, 2024). Something I see a lot around me and something that absolutely needs to be changed is that we must improve the sidewalks or roads before something bad happens to someone. But unfortunately, necessary adjustments are not made most of the time unless someone gets hurt because of that road. We should not wait for the accident to happen, and we can only do this when we stand united.
- Where do we go? Where should we go? What should we aim for safer and more sustainable road users?
Unfortunately, we cannot say that we are heading in a good direction right now, but we should in order to live a high-quality life as humans. With the worsening economic situation, an increase is also being observed in the number of pedestrians and motorcyclists, who are the weakest link in traffic. In other words, change must occur in every aspect of life, and a traffic system must be established in which bicycles, pedestrians, and public transportation are the safest options. This is exactly what we need regarding sustainability, which we talked about earlier. Security technologies that can be adapted to standard vehicles accessible from anywhere in the world can also be developed, but this is another topic of another paper. And of course, our primary goal could be to increase the enforceability of laws, which are the foundation of everything, and ensure that they apply to everyone without exception.
- How can we take action in micro (person), meso (organizations and/or cities), macro (countries), and magna (structures) levels?
For micro level, what needs to be done at this point is very simple: following the rules we always hear and see. We should make an effort to wear seat belts, not play with our phones, know the speed limits and drive accordingly, and exercise extra caution on unfamiliar roads. We make an effort to learn the rules we don't know, and we also review the ones we do know, and share our knowledge with others.
For meso level, building safe roads for pedestrians and bicycle riders is the top priority. More attention should be paid to building roads with accessible and well-maintained sidewalks. Among the options available is for organizations/companies to prioritize public transportation and provide financial support for it instead of offering company cars.
For macro level, as I have said many times before, laws that are applied without exception with consistency are very important. And of course, urban planning as in infrastructural changes, such as sidewalks, needs to be assisted in the most healthy and sustainable way possible. In terms of sustainability, electric alternatives can be promoted instead of fossil fuels.
For magna level, standardized universal laws and security measures can be adopted. Thus, the number of accidents can be minimized through measures that can be implemented regardless of status or wealth. And finally, it might be beneficial to provide support for new technologies as well, because with the help of investments I believe we can build many useful and sustainable new technologies.
- Born to die…
As I say goodbye to you, yes, we may be born to die, but let's not lose our lives due to traffic negligence and inadequate precautions; this is something we can all achieve collectively. See you later, be careful and do not forget to wear your seat belt.
İnsan, soyunu bir yolculuk içerisinde yaşar. Trafik soyut veya somut, hayatın her anında kendi ışıklarını yakan bir olgu olarak insan ömründe yerini edinir. Peki bu trafikte milattan önce bir avcı-toplayıcının su kaynaklarına giden yollarda hayatta kalma içgüdüsüyle oluşturduğu güzergâhla milattan sonra modern insanın evden işine giderken, aynı kritik öneme sahip olmasa dahi dolaylı yoldan bir hayatta kalma amacı güderek oluşturduğu güzergâhın arasındaki fark neydi? Araba, yol şeritleri, trafik ışığı, yol tabelası, belki beyaz harflerle mavinin üzerine eklenmiş bir ‘ANKARA Nüfus: 5347000’ yazısı ya da şansını yeterince zorlarsa bir tümsek; en belirgin fark hangisiydi? Atalarımızın ayak izlerinin çamurda bıraktığı leke ve tekerlek izlerinin asfaltta oluşturduğu kara izler; trafik nereden geldi ve nereye gidiyor?
Modern yaşamda trafik, eskisi kadar kolay anlaşılabilir ve basit, hiyerarşik kurallarla çevrelenmiş düşüncelerle yönetilmiyor. Artık insan patikalardan, zaten ezberlediği yollarda bir başkasının ayak izlerini takip etmiyor. Korna sesleri arasında, navigasyonun gösterdiği ve bazen arkasında kısık seste bir müziğin eşlik ettiği bu asfalt yollarda trafik ve güvenlik kavramlarının beklenemez bu evrimi içerisinde insan, ihtiyacı olana ve istediğine ulaşırken yüzlerce, belki binlerce olasılığı göz önünde bulunduruyor. Bazen ayak sesleri tekrar giriyor işin içine, beyaz çizgilerle bir trafik ışığından diğer trafik ışığına giden bu fazla gelişmiş yollarda insan önce sağa bakıyor, sonra sola, sonra tekrar sağa. Peki neden yapıyor bunu? Sağ soldan üstün olduğu için mi, sola daha çok güvendiği için mi, yoksa konunun ne sağ ile ne de sol ile ilgisi yok mu?
Esas konu güvenlik. Güvenlik tarih öncesinden algılanamayacak bir ölüm-kalım meselesi, kendinin ve bir başkasının hayatını elinde tutma, sana mental destek sağladığı için değil seni güvence altına aldığı için emniyet kemeri takman. Kaza yapmama isteğinden değil, yaşam hakkını koruma isteğinden hız kurallarına uymak. Peki güvenlik bir trafiği doğru ve olması gereken yapabilmek için yeterli midir? İşte bu noktada karşımıza sürdürüebilirlik kavramı çıkar. Sürdürülebilirlik basitçe sürdürmeyi amaçlar. Yani trafik ışıklarıyla uğraşmamak için değil, egzoz salınımını minimize etmek için bisiklet sürmek bir sürdürülebilirlik örneğidir. Gelecek nesillere daha temiz bir hava bırakmak ve çevreyi griden yeşile geri boyamak adına atılan her bir adım trafiği olması gerekene daha da yaklaştırır. Böylelikle birkaç yıl içerisinde bizler de belki atalarımızla aynı ham yollardan ulaşımımızı sağlayamasak da daha yaşanılabilir bir dünyada nefes almaya başlayabiliriz.
Egzoz tüketimi ve hız sınırı aşımları dünyada sıkça karşılaşılan problemler. Günümüzde artık mizah anlayışında dahi yerini edinmiş bu basit gözüken ancak işin içinde mağdur konumunda bulunulduğunda hiç de azımsanamayacak düzeyde insanın boğazını kurutan bu korkunç terimler uzun bir süredir hayatımızda ve bir süre daha bu şekilde devam edecek gibi duruyor. Daha havalı olmak için artırılan hızlardan, gidilecek yere ulaşımı bir an önce sağlamaya yönelik sağa doğru kayan hız ibresi: İnsan kaç kilometre yaşar? Bu ihmal problemleri doğrudan veya dolaylı olarak can kayıplarına yol açarken ne dünyada ne de ülkemizde “Tam anlamıyla güvendeyim.” diyebilmek adına her bir kişinin çözümlere el kaldırması gerekiyor. Toplumun hem “Dikkat et.” hem de “Dikkatli ol.”u aynı anda öğrenmesi önem arz ediyor. Hepimizin bu konularda konuşacak şeyleri vardır, etik ve ahlâk bizleri böyle konu başlıklarında geri planda bırakamayacak kadar eğitmiştir ancak önemli olan bunların pratiğe ne kadar dökülebildiği. Kaçımız yol boşken bu fırsatı kullanmıyor? Kaçımız yeterli duruma sahipken trafik olmayan saatlerde dahi bisikletle ulaşımı tercih ediyor? Güvenlik ve sürdürülebilirlik mikro düzeyden makro düzeye evrimleşen kritik kavramlardır. Kaçımız kendi mikro düzeyimizde doğru olanı yapıyoruz? Bu noktada her bir birey, attığı adımı veya gittiği yolu bir defa daha düşünmeli. 5 yaşındaki bir çocuğa “Doğru olan bu.” diye öğretemeyeceği hiçbir şeyin güvenli veya sürdürülebilir olduğunu düşünmemeli.
Mikro düzeyde işler biraz daha kişisel alınan kararlar veya benzeri, bireysel müdahaleler ile yürürken makro düzeyde işler biraz daha karmaşıklaşabiliyor. Bir ülke, vatandaşına yeterli düzeyde güvenlik eğitimi vermeli. Toplumun çoğunun evinde olan, renkli kapaklı ve ehliyet sınavına girmeden bir gün önce okunan basit bir trafik kuralları kitapçığı gibi değil; uygulanması yalnızca ucunda para cezası taşıyan kurallarla değil, insanın kendi ve bir başkasının güvenliğini önemsemesiyle sağlanan güvenliğin daha sağlıklı bir teşvik olduğunu söyleyebiliriz. Ülkeler bu konuda eğitimlerin artırılması yönünde çalışmalar düzenleyebilirler. Böylelikle güvenlik ve sürdürülebilirlik makro düzeyde tam anlamıyla sağlanmaya yakınlaşabilir. Mikro ve makro düzeyin arasında, mezo düzeyde ise şehirler ve kuruluşlar, ülkenin bu uygulamalarına teşviklerde bulunarak ve eğitimlerin halk içerisinde uygulanmasını daha mümkün kılan bir duruş sergileyerek güvenlik ve sürdürülebilirliğe katkı sağlayabilirler. Peki hedefimizi biraz daha büyütmek ve magna düzey bazında bir çözüm yolu arasak bu yolumuz nereye çıkar?
Birçok şeyin çözümü eğitimde, kalan şeylerin çözümü ise bu eğitimin uygulanmasında yatabilir. Magna düzeyde trafik, eğitimin uluslararası bir perspektifle oluşturulmasıyla güvenliği ve sürdürülebilirliği artırabilir. Trafik kurallarının bir evrensellik içerisinde daha net biçimde yönetilmesi, ülkelerarası seyahat içerisindeki güvenliği artırabilir. Uluslararası çalışmalarda sürdürülebilirliğin baz alınması dünya insanını daha duyarlı kılabilir.
Son olarak, tahmin edilemez olasılıklar silsilesinde insan, en güvenli olasılığı benimseyerek hareket etmelidir. Bu süreçte sürdürülebilirliği göz ardı etmek, bizden sonrakilerin yaşam hakkının göz ardı edilmesidir. Yazımın başında da dediğim üzere hepimiz, binyıllardır süregelen bir yolculuktayız. İnsan hâlâ doğru kaynağa ulaşmaya çalışıyor, bunu bazen patikalarda iz bırakarak, bazen arkaplanda “100 metre sonra sağa dönün.” diye seslenen bir teşvikle yürütüyor. Şartlar ve çağ ne olursa olsun bizler, bu yolculuğun güvenli ve sürdürülebilir olmasından sorumluyuz. Elimizde ise en doğru olasılığın hangisi olduğunu söyleyen kopyalar var.
Yaşanabilir ve yürünebilir şehirlerde yaşamak insanların temel haklarından biridir. Trafik kazaları, yalnızca sürücülerin ya da yayaların dikkatsizliğinden kaynaklanan kazalardan öte sistematik bir sorunun göstergesidir. Her yıl trafik kazaları sebebiyle milyonlarca insan hayatını kaybediyor, ve bu kazalar medyada genellikle “kader” anlatısı üzerinden çerçevelendiriliyor. Halbuki şehirlerdeki trafik sistemi düzenlenerek ve daha güvenli bir hale getirilerek milyonlara insanın, hatta belki de sizin hayatınız kurtarılması sağlanabilir.
Yapılması gereken ilk şey, bu farkındalığın sağlanması, ve toplumun trafiğe dair düşüncelerinin güncellenmesidir. Bunun için medya organları çok önemli bir rol oynar. İlk olarak haber kuruluşları, kaza haberlerini yansıtırken “kaderci” haber dilini bırakmalıdır. İnsanlar trafik kazalarının ciddiyetinin ve her sene sebep olduğu milyonlarca canın farkına varırsa bu düzenlemelerde aktif birer katılımcı olmaya, ya da siyasi figürlerden bu düzenlemeleri talep etmede daha istekli olacaklardır. Bunların yanı sıra, belki de toplumun trafiğin nasıl düzenlenmesi yönündeki algıları da değiştirilmelidir, çünkü araba merkezli ve yayayı hiçe sayan bir trafik düzeni şehirlerde pek çok soruna yol açmaktadır. Can kayıplarının yanı sıra, insanların kaliteli ve iyi organize edilmiş bir şehir planlamasına ve kamusal ve doğal alanda keyifle vakit geçirebileceği yerlerin kısıtlı olmasındaki ana etkenlerden biri de arabaları merkeze alan şehir planıdır. Trafik sistemlerini insan hayatını merkeze alarak tasarlamalıyız. Trafik planlamalarını yalnızca araç akışını hızlandırma amacıyla düşünmemeli, özel otomobili herkes için vazgeçilmez bir ihtiyaç gibi sunmamalıyız. Yaya ve bisiklet yollarını alternatif yollar olarak değerlendirmemeli, planlanması ve kullanılması teşvik edilmelidir. Özellikle Türkiye’de bu yollar gerçek bir yol olarak değerlendirilmemekte; park yapma ve amacı dışında kullanılma gibi pek çok ihlallerle karşılaşılmaktadır. Bu durum, yayaların ve bisiklet kullanıcılarının güvenliğini riske atmakla kalmayıp, ulaşımlarını kısıtlamaktadır. Özellikle artan plansız şehirleşmeyle birlikte Türkiye’deki pek çok kentte yaya kaldırımları inşa edilmemesiyle yayaların araba yollarını kullanması gerekmektedir. Bu durum can güvenliği açısından oldukça tehlikelidir.
Tüm bunlar değerlendirildiğinde özellikle Türkiye’de gittiğimiz yön, gün geçtikçe artan bir araç yoğunluğu ve bununla paralel yükselen bir karbon salınımı, hava ve gürültü kirliliği problemidir. Araç yollarına yapılan yanlış yatırımlar, yayaların hareket özgürlüğünü kısıtlamakta ve ulaşım açısından eşitsizliği gün be gün artırmaktadır. Hız odaklı yol tasarımları, kaza riskini arttırmakta ve güvenliği azaltmaktadır. Bu durum ayrıca yüksek stresli, gürültülü ve zaman baskısı olan trafik ortamlarının oluşmasına sebebiyet verir. Artan öfkeyle birlikte sürücülerin risk alma davranışlarında da artış görülür. Oysa, trafikte hız yerine yaşam kalitesini ölçüt alan bir yaklaşıma geçilmeli, insanların korkmadan yürüyebildiği ve bisiklete binebildiği şehirler tasarlanmalıdır. Ulaşımın bir ayrıcalık değil, temel bir hak olduğu anlayışı toplumda yaygınlaştırılmalıdır. Bu sayede hata yapıldığında ölümle sonuçlanmayan sistemler, ve güvenliğin sürücülerin kararlarına değil de altyapının kalitesine bağlı olduğu planlamalar üretilmelidir.
Bu amaçlar için yapmamız gereken en önemli şey, trafiği yalnızca teknik bir ulaşım meselesi olarak görmekten vazgeçmektir. Trafik, insan psikolojisinin, sosyal normların ve şehir planlamasının kesiştiği bir alan olarak, insan davranışını dikkate alan sistemler kurmayı gerektirir. Genel hedef, hatanın kaçınılmaz olduğunu kabul eden ve bu hataların büyük kayıplara yol açmadığı bir trafik anlayışı geliştirmek olmalıdır.
Bu doğrultuda bireysel düzeyde, sürücüler ve yayalar kendi hızlarını ve risk alma eğilimlerini fark etmeli ve düzenlemelilerdir. Trafikte riskli olabilecek durumlar önceden düşünülmeli ve trafikte dikkati dağıtan unsurlar minimalize edilmelidir. Bireyler, sürekli olarak kendi davranışlarını değerlendirmeli, ve hızı prestij gibi gören, riski cesaretlendiren sosyal normlara eleştirel bakabilme kabiliyeti kazanmalılardır.
Orta seviyede kurumlar ve şehirler trafik davranışını yönlendiren en güçlü aktörlerdir. Bu aktörler, şehir planlaması, yol tasarımı, hız limitleri ve toplu taşıma yatırımları gibi doğrudan insanların nasıl davrandığını belirler. Bu düzeyde kurumlar, şehirleri araçlar için değil, insan hayatı ve iyi oluşunu önceleyerek planlamalıdır. Güvenli yaya yolları, kesitsiz bisiklet yolları ve vatandaşların refahını arttıracak kentsel tasarımlar inşa etmelidirler. Önemli olan, bireylerin daha güvenli davranmalarına gerek kalmamasıdır; çünkü iyi tasarlanmış bir şehir insanlardan sürekli tetikte olmalarını istemez.
Geniş ölçekte, hükümetler ülkelerinde bu düzenlemeleri yönetebilmekte ve sürdürülebilirlik açısından politikalar geliştirmekle yükümlüdürler. Bu durum yalnızca cezalar ve kampanyalarla sınırlı olmamalı, vatandaşların trafik algılarını değiştirecek, çevre, halk sağlığı ve sosyal adaleti önceleyen hedefler belirlenmelidir. Güvenliği bireysel hataya bağlayan yaklaşımlar yerine, sistem sorumluluğunu kabul eden yasal ve kurumsal çerçeveler oluşturulmalıdır. Çünkü trafik kazalarının “kaçınılmaz” değil, önlenebilir olduğu kabulü bu düzeyde başlar.
Uluslararası ölçekteyse, trafik güvenliği ve bunun sürdürülebilirliği temel bir insan hakkı olarak ele alınmalıdır. Uluslararası kuruluşlar, ülkeler arasında bilgi paylaşımını teşvik etmeli, ortak hedefler belirleyebilmeli ve iyi uygulamaların yaygınlaşmasını sağlayabilmelidirler. Bu düzeyde amaç, yol güvenliğinin evrensel bir hak olarak tanımlamaktır.
Son olarak, trafikte yaşadığımız sorunlar, bireysel hatalardan ziyade kurulmuş olan trafik sistemlerinin ve şehir planlamalarının bir sonucudur. Daha güvenli ve sürdürülebilir bir trafik, başkalarından beklediğimiz bir değişim değil; içinde yaşadığımız sistemi sorgulamakla başlayan ortak bir sorumluluktur.
Every day, countless people use roads in different roles, whether behind the wheel, on foot, on a bicycle, or using public transport. Yet transport systems around the world continue to demand an unacceptably high price in terms of human lives, health, lost time, financial costs, and environmental harm. Traffic safety and sustainability should not be viewed as distant goals but essential requirements for today’s societies.
Road safety is really significant and crucial because traffic crashes remain one of the leading causes of death and serious injury globally, especially among children and young adults. Each life lost on the road is more than a number and it represents deep personal loss and long-lasting consequences especially for families. At the same time, sustainability is equally vital. Unfortunately modern transport systems depend heavily on fossil fuels, worsen air pollution, accelerate climate change, and encourage inactive, car-dependent ways of living. When combined, it is not difficult to see that unsafe and unsustainable mobility systems weaken public health, social equity, and economic resilience.
This raises an important question like what should change, and what should we avoid? We must move away from road designs that favor speed and vehicles over human safety. We must also stop describing road deaths as unavoidable accidents when most are preventable. Instead, the greater emphasis should be placed on reliable public transport, walking, and cycling, alongside fair law enforcement and road designs that reduce the consequences of human mistakes. At a global level, this requires a shift from vehicle-focused transport systems to people-centered mobility.
Looking ahead, many regions are still moving toward greater traffic congestion, higher emissions, and increased danger for vulnerable road users. However, this does not have to be our future. Our aim should be to live in cities where children can travel safely, older adults feel confident crossing streets, and everyday mobility does not damage the environment. The goal must be transport systems that are safe, inclusive, and environmentally sustainable for all users.
Action is possible at every level. For example, at the micro level, individuals should be more aware and follow the traffic rules, slow down, use public transport when feasible, and speak up for safer roads. At the meso level, cities and organizations can redesign streets if it is needed, expand the public transportation, promote active travel, and implement sustainability initiatives. Also at the macro level, governments should strengthen legislation, invest in sustainable infrastructure, and align transport policies with safety and climate goals. Lastly the magna level, maybe international organizations can coordinate efforts, share knowledge, and support countries through funding and technical guidance.
In a nutshell coming towards the end of my writing I would like to say that, our traffic systems reflect what we value as societies. If we really value human life, well-being, and future generations, we must work toward roads that protect both people and the planet. Safer and more sustainable mobility is achievable and it is everyone’s responsibility.
Why safety and sustainability in traffic are important and necessary?
Life matters for every creature, from a baby to a tree. Every living thing has a survival instinct that aligns with its lifestyle. Traffic is one of the deadliest points. A careless driver's small mistake can cost the life of a person crossing the road. This harm is not unique to humans, many animals are injured or killed in car accidents. For example, I cannot forget that a car hit a cat on my birthday, years ago. Everyone has only one life, and while we need to protect it, we do not want to be harmed in traffic, whether it is through no fault of our own or not. Therefore, safety is essential point in traffic. Moreover, It is not enough to just think about our own lives. In order to live in a better world, we also need to take good care of it. This care starts with sustainability cautions. Sustainability is important both to protect ourselves from harmful consequences such as emissions from vehicles, and to preserve a habitable planet for the future. In nature, every harmful thing brings a cost. To illustrate, when a harmful fuel is produced from cheap raw materials, the gas it emits causes both air pollution and greenhouse gas emissions, leading to global warming. Like in this instance, we should consider safety and sustainability together to protect ourselves and the creatures in the future.
What should (not) we do for safe and sustainable mobility traffic in our country and in the world?
I think safety and sustainability rules should be determined primarily by regulations. However, we can take steps personally. For example, using sustainable cars, if we can afford them, would help save the environment. Those types of cars emit fewer harmful gases. To give another example, controlling our behavior in risky or stressful situations is a crucial precaution for safety, especially in Turkey. Because traffic is a very stressful environment, the people you encounter may be tend to show aggression toward you.
Obeying the rules is another important example. These rules might include speed limits or require winter tires. Generally, the restrictions focus on people's safety. If everyone obeys the rules, accident rates will decrease. For example, a car without snow tires or exceeding the speed limit on icy roads can cause fatal accidents. But if everyone does what is necessary, these types of accidents will not happen unless there is an extreme situation.
To promote sustainability, people may use public transportation if it is available. If people cannot afford a car, public transportation becomes essential. However, in the case of appropriate transportations subways in Japan, people tend to take it.
Where do we go? Where should we go? What should we aim for safer and more sustainable road users?
Nowadays, we live in a capitalist world where people make tons of money from roads, cars, and other traffic-related products. There is a huge industry that makes components for vehicles or fixes cars, etc. Therefore, humanity goes after money. No company cares about safety or sustainability; they just show customers it is like that. I do not think any car manufacturer would care about creating a green world if the effort were not a trend, thanks to conscious consumers. Why would they spend money on it when they could make more money?
We really need to go on a path of striving for the good of the world, because the world and its resources are being depleted by us. We have become dependent on water that was generously distributed to mines and factories due to mismanagement, and we will continue to be. The world will become increasingly arid. If this continues, future generations will struggle to survive in much harsher conditions with insufficient resources, unless, of course, life is established on Mars and they do not have enough money to travel there. I think we can at least slow down this negative trend. We need to always aim for the future of the world. If public transportation is efficient in a city, road users may tend to take the subway rather than drive a private car. I say ‘efficient’ because, for example, if people are forced to go through Kızılay to get somewhere, even if it is completely irrelevant, they won't want to use public transportation. This situation encourages people to buy cars they can afford, and the traffic problem will never be solved. And this creates less sustainable, unsafe roads. As you can interpret, appropriate transformation is essential for sustainable and safe environments.
What can we do in general? What can we do as a person (micro level)? What can organizations and/or cities do (meso level)? What can countries do (macro level)? What can international structures do (magna level)?
I think we can do many things to make traffic safer and more sustainable, but we need to do them at different levels. Because traffic is not only about one person driving carefully. It is a whole system. Roads, rules, public transportation, city design, and even social habits affect traffic safety. Sustainability is also part of this system because transportation directly affects the environment through emissions and energy use. Therefore, the best way is to take action both individually and collectively.
In general, we should focus on reducing risks and making safer choices easier. For example, it should not be normal to drive fast in cities. Speed limits should be clear and enforced. Also, roads should be designed to protect people. To illustrate, if there is a school nearby, the street should be narrow, slower, and safer for pedestrians. Sustainability also needs general solutions. For example, cities should support public transport, and people should have easy access to buses, metro lines, and safe walking paths. If sustainable choices are comfortable and cheap, people will naturally use them.
At the micro level, as a person, I think we can start with very simple actions. We can follow speed limits and always wear seatbelts. We can avoid using phones while driving because even a few seconds of distraction can cause a serious crash. We can also respect pedestrians and stop at crosswalks instead of rushing. In terms of sustainability, we can prefer public transportation when it is possible. Even walking short distances instead of taking a car can make a difference. Also, we should control our emotions in traffic because aggressive driving makes everything more dangerous. Sometimes staying calm is already a safety action.
At the meso level, organizations and cities have a strong role because they shape the environment people live in. I think cities should improve sidewalks, crosswalks, and lighting, because these small details affect safety a lot. For example, a crosswalk without lights at night is very risky for pedestrians. Cities can also create speed calming designs like speed bumps near residential areas. Another important step is improving public transportation. If buses come rarely or metro lines do not reach enough areas, people will use cars more. But if transportation is efficient and comfortable, people will choose it. Universities and workplaces can also support this. For example, they can provide shuttle services, safer entrances, and even encourage carpooling.
At the macro level, countries should create strong policies and serious enforcement. In my opinion, rules are important, but rules without control do not work. For example, drunk driving laws or speed limits must have consequences. Countries should invest more in public transportation and road safety infrastructure. Driver education should also be improved because many people drive with bad habits. Another important point is data. Countries should collect crash data properly and redesign dangerous roads. If a road causes many accidents, it means something is wrong with that road, not only with drivers.
At the magna level, international structures can help by setting common standards and supporting countries financially and politically. For example, they can encourage countries to follow road safety goals and reduce carbon emissions. They can share good examples from successful cities and help other countries apply similar solutions. International organizations can also support research and innovation in safer vehicles and sustainable transport systems. Since climate change is a global problem, transportation policies should also have global cooperation.
Overall, I believe traffic safety and sustainability require effort from everyone, not just drivers. Small personal actions matter, but they become much stronger when cities and countries also support them. If we want a future where people can live safely and the planet stays habitable, we need to treat mobility as a shared responsibility.
What is your last word for readers?
To sum up, the world is ours. It is up to us whether harm it or improve it. However, we should not be too hard on ourselves individually regarding this matter. Individual effort is always very valuable and necessary, but we must not forget that it is not enough for the world. Because the gas you use to buy the car you barely afford, due to the useless public transport, won't destroy the world. The system that drives you and millions of others to this is what will bring about the end of the world. Also, the world's agenda won't be about those who travel across the globe in private jets to concerts, but always about the things normal people have to do to survive. You will try to save the world alone with this guilt, so you cannot focus on how others are making it a worse place. Unless we get rid of this capitalist system that manipulates normal people all over the world, seeing greener and safer days will become impossible.
Why safety and sustainability in traffic are important and necessary?
As human beings, we are part of the world system. Throughout history, this system has given rise to different needs depending on the circumstances it has faced. Traffic is one of the biggest realities of the 21st century, and adapting to traffic and developing various strategies for adaptation is a crucial need. As part of this system, we must also consider other elements of the system that complement it, when it comes to traffic, we must pay attention to our own life and property safety, as well as other drivers, pedestrians, and vehicles. This is why we should treat traffic not as a source of stress, but as a social order that directly affects people's lives, the environment, and the future. If we all want to be functional individuals, we must make this area, which is common to all of us, sustainable. So, it's time we talk not only about “getting somewhere,” but also about “how we get there.”
What should (not) we do for safe and sustainable mobility traffic in our country and in the world?
Building a safe and sustainable mobility system is not just a technical matter; it is the integrated result of psychological processes, cultural dynamics, and quality of management. Training should not only focus on teaching rules, but also on changing drivers' attitudes and subjective norms regarding issues such as speed or alcohol consumption. Because rules set boundaries, but how to act within those boundaries is determined by the driver's attitude and the norms of the society in which the driver lives. Furthermore, driving tests should be transformed from a one-time technical skill test into a dynamic structure that measures reaction speed, selective attention, and impulse control through tests such as psychotechnical tests. In addition, inconsistencies should not be allowed in the audit process; since low Governance Quality implies a system where rules are applied arbitrarily and oversight is weak, it undermines the deterrent effect of oversight and increases the risk of accidents. In societies with a high Power Distance dimension, situations such as favoritism are more likely to occur, so greater attention should be paid to this point.
Where do we go? Where should we go? what should we aim for safer and more sustainable road users?
Road safety should not be based solely on technical skills training and penalty-focused enforcement. Technical skills alone are insufficient to create a sustainable traffic environment and well-equipped drivers. Furthermore, integrating a punishment-focused system into society leads individuals to exploit this system at the first opportunity they find, because there is no authority to punish them at that moment. Therefore, we must abandon the traditional understanding of road safety that focuses on punishment and technical knowledge. All element of traffic should act not out of fear of punishment but out of a sense of responsibility to create a sustainable traffic environment.
Future road safety policies should utilize technological advancements to enhance driver skill. Well-planned and constructed roads and well-equipped vehicles (e.g. active safety systems: ESC, lane assist, etc.) are examples of this. In addition, we should be aware that technology can only compensate for human errors to a certain extent, and we should gain awareness in different areas. The driver's biological awareness (sleep deprivation, genetic predispositions), awareness of mastery of traffic situations, awareness of how well they maneuver the vehicle, and awareness of the purpose of driving are examples of this.
Overall, Future and targeted traffic regulations should integrate technology effectively while also including the human element: well-trained drivers and conscious pedestrians.
What can we do in general? What can we do as a person (micro level)? What can organizations and/or cities do (meso level)? What can countries do (macro level)? What can international structures do (magna level)?
It takes more than one organization to create traffic mobility that is safer and more sustainable. It necessitates a multifaceted effort that includes both individual and international cooperation.
We need to reconsider how we approach transportation in general. Sustainability and safety must to be viewed as fundamental principles rather than optional objectives. Speed, convenience, or immediate financial benefit should be subordinated to human life, environmental responsibility, and long-term planning.
As individuals, we can embrace being responsible drivers. We should obey traffic rules, avoid aggressive driving, and use public transportation whenever possible. Being considerate of other road users, such as pedestrians and cyclists, contributes to safer roads. Small, daily choices make a big difference when they become widespread and adopted by individuals within a community. And since every society is made up of individuals, initiatives at the individual level are crucial.
Cities and institutions play a significant role in shaping the traffic environment. Public transportation systems should be well-developed, and accessible bike and pedestrian paths should be provided to encourage people to use public transport, bicycles, or walk. Investing in these areas reduces both the risk of accidents and environmental impacts. Furthermore, organizations can promote flexible working hours, remote work, and sustainable transportation to reduce traffic congestion and mitigate risks during rush hour.
At the national level, governments need to create strong traffic laws and ensure their fair enforcement. They could eliminate taxes on electric vehicles for sustainable living and adopt policies supporting traffic safety education. National strategies are very beneficial if consistently maintained.
International organizations can set global standards. Countries that adopt and consistently apply these standards can encourage each other in these sustainable activities through mutually agreed-upon privileges.
What is your last word for readers?
Dear readers, I know that many factors in your life are reflected in your behavior on the road. I'm aware of how difficult it is to cope with traffic conditions after a very stressful day at work, how easy it is to break the rules while rushing to an exam, or how tempting it is to speed when the traffic cameras aren't working. These are all scenarios that could happen to us in the ordinary course of life. However, we should not allow them to become normalized in our view. Because human life and health are paramount. Therefore, as all components of the system, we must work together in cooperation. We must internalize traffic sustainability and take steps in this direction at different levels. The goal of having a happy and secure life should be our driving force in this journey.
Every day, a mother rushes her child to school, a father drives to work, a bus driver spends countless hours behind the wheel while a teenager holds the wheel for the first time. All of their lives intersect on the road simulataneously forming the ecosystem that the world heavily depends on. Yet within such a crucial system exists a certain delicacy, the threat of one mistake, the consequences of one reverie and the pressure of one calamity. It’s all it would take really, to utterly transform their lives or even, cause their demise. How can traffic safety be optional when road accidents are the 12th leading cause of deaths in the world? How can the necessity of such optimization be ignored when that mothers life depends on it, or that fathers, or the bus driver with his many passengers or even the teenager?
Now, this is not to put all the responsibility on the individual driver, this necessity has to be shared as a priority between the system, the people and the government. Any system that is so heavily utilised at all hours of the day brings responsibility on all parts to be sustainable and reliable. In a world that increasingly values speed and efficiency, improving safety and sustainability has become more important than ever, requiring a balance of minimal error with maximal benefit.
So then the question becomes what can we do about this public health crisis? What becomes important here is realising that human limitations will always exist rather the focus should be shifted to transitioning to a future where the traffic system accounts for this error and works around it. Putting all the blame on the drivers ignores the bigger picture about how their behaviour is shaped by road design, rule enforcement and cultural expectations. This would mean relying less on reaction to emergency and relying more on proactive prevention. Thus, the goal becomes increased amount of tolerance of mistakes and decreased amount of fatal consequences by taking into account emotions of the driver, individual tendencies of the driver and error rate of the driver. An important clarification regarding this would lie regarding the difference between driver performance and driver behaviour. A driver having high skills does not guarantee their safety rather it makes them even more likely to engage in risk-taking behaviour increasing their chances of negative outcomes. This all sums up to say that instead of avoiding driver error, we should cultivate positive behaviours that help the drivers build the intention to act in a responsible and considerate way rather than internalizing the mindset of mere rule compliance.
In terms of rules, policies that rely on punishment without better education, engineering or evaluation, create resentment towards the system that enforces them; meaning that there needs to be a better connection between how policies are made for road safety and what shapes the drivers behaviours. To add on to this, safety itself is also important for sustainability as a lack of proper safety measures can just increase vulnerability rather than truly advance the system. Therefore, what should be done is to utilize an approach that focuses on the system. The environment should be optimised to anticipate and forgive inevitable human errors and emotions and at the same time, the drivers should be enrolled in more effective education programs that focus specifically on the emotional intelligence they need rather than just their skills. This creates a chain reaction to increase sustainability as after road safety measures are taken care of, better policies can be adapted to reduce exposure and risk while creating a trust with the drivers that they must be enforced on.
An area that must additionally be addressed is the rapidly increasing role that technology has started to play in this ecosystem. The world seems to be going towards giving up more control and more autonomy to vehicles as time progresses which also comes with many dilemmas. Though artificial intelligence can prove to be incredibly capable, when it comes to a field like traffic, there are simply situations that cannot be autonomised. As these vehicles encounter the choice between injuring the driver or pedestrians, there is no black and white. Although, the straightforward answer would be that it should take the utilitarian route thus saving the most lives at all costs however, this creates a paradox where a driver would not prefer to buy such a vehicle that puts them at danger. This begs the important question of how much automation is too much automation and at what point must we set the boundary to ensure human thinking is involved in such decisions while at the same time, human error is reduced using the vehicle itself.
There are conflicting paths that lead forward from here; there will always be increased awareness about less reliance on private vehicles and climate targets but traffic deaths continually remain high especially in places where rapid increase in mobility outgrows infrastructure and capacity. There is simply no denying that active interventions must take place to prevent the increased exposure to risk that comes with increased mobility.
This brings us to what can actually currently be done by us, by cities, by countries and by international structures. On a micro level, we must accustom ourselves to frequent self-evaluation about how our emotions or life circumstances such as stress, impatience or aggression may be manifesting into risk-taking behaviours. We must actively take responsibility and intend to act in safer, more considerate and more positive ways such as making space for vulnerable road users, slowing down or controlling our anger etc. We must assess our mental states before driving such as whether we are fatigued or whether we are consistently in a hurry when driving. These type of problems have extremely easy fixes and can make roads substantially safer for us and for others. We must understand the level of control we actually do have over traffic outcomes as taking agency and understanding consequences is what makes us better drivers, rather than mechanical skills. Small choices made on an individual level are the crucial building blocks for cumulative societal changes after all.
At the meso level, cities must analyse the phases of crashes broken into what led to them (pre-crash), what occurred during (crash) and what was done after (post-crash) in order to understand the changes needed to reduce negative outcomes. Streets can be redesigned for better flow of traffic that minimises the probability of interactions between cars and public transport can be improved to promote less vehicle usage. Organizations can contribute to this by improving driver education in terms of fatigue management and emotional intelligence training.
At the macro level, the quality of governence is extremely important to develop better policies that can be effectively enforced. Policies must be strong, consistent and transparent so that their enforcement reduces the influence of power, wealth and cultural rule-bending in traffic. Accordingly, governments must also allocate adequate funding and resources to traffic systems such as emergency responders so that they can be well-coordinated thus minimising casualties when mistakes inevitably do occur. In addition to this, licensing systems should include more comprehensive assessments of the drivers abilities with more focus on emotional management and psychotechnical abilities rather than pure mechanical skill.
At the magna level, frameworks must be standardized across international bodies with extensive research on the most effective models to be implemented. Traffic systems should also obtain some level of standardization according to these models in order to globalize the benefits they provide. Additionally, there needs to be a focus on decreasing the disparity between higher traffic risk in low and middle income countries despite lower rates of vehicle usage. Thus, support can be directed to them to improve building capacity so that traffic standards can be harmonized internationally.
As a last word, I would urge the readers to recognise the personal role they play in traffic safety. Traffic safety is a choice made at every level of society: by individuals, by organizations, by countries and by international structures. Though influencing the higher levels may feel far-fetched and though it may feel that the system works against drivers at times – better choices as individuals is the minimum we can contribute at the end of the day. It’s true that the system must be designed to accomodate humans better however humans must also take agency over their own behaviour to the effect that it is possible. After all, the responsibility we have is the only one we can actively enforce. To conclude, I urge drivers to see that mother and father as their own, that bus driver as a brother, and that teenager as a reflection of who they once were.
One of the largest populations responsible for traffic accidents and fatalities are not pedestrians distracted by their phones, or a young driver excited to have just obtained their driver’s licence. It is drivers who are already familiar with the roads, having adapted to the cruel rules which are so distant to the ways our physiological nature thrives in. Humans have been adapting to the challenges of their own times throughout their creation, having early mornings, and late nights of incessant labour maintain its one of the primary challenges to their functioning. It is the individuals driving home to their family from work in the early hours of dawn, relying on the fact that they are driving on familiar roads and fighting off the instincts of their natural cycles that are one of the top risk groups. A single moment of giving in to those instincts, letting fatigue take over either by closing their eyes, or not attending properly to the blinding lights coming towards their way is enough for it all to be too late. This is the reality of over a quarter of individuals who have lost their lives to traffic in certain regions. It is the regulations established by those who do not take the complex measures of human nature into account, and insist on the wrongful sustenance of rules, that risk the safety of all exposed to traffic. In order to omit a route that may lead to anyone’s demise, we must work in collaboration to revert back to a pathway aligned with factors such as our circadian rhythm, that allows us to shift sustainability aims that help us preserve traffic rules and safety globally.
Why is a focus on safety and sustainability necessary?
The risks accompanying our exposure to traffic are inescapable, with this rate of possible harm being present the second we step out of our doors everyday. Despite constant emphasis on the obedience of traffic rules by officers, or a mere concerned parent, we all fall victim to the invisible traps set up for us by traffic regulations and mentality. This can refer to the rise of the fatigue epidemic, the lack of correlation between areas of traffic exposure and our weakening abilities of attention, or the growing number of stimulants that have become distracting in a manner that can be considered life-threatening. It is the consideration of these factors and rules ensuring development in sustainability that will secure our eventual safety in traffic, not just for drivers, but for pedestrians, cyclists, and all those involved.
Taking Action: What can we do? What should we avoid doing?
The current situation with traffic rules and regulations, and our individual and group reactions to them are designed almost in the manner of a loophole. The environmental situations prone to us due to traffic rules lead to indocile responses that reinforce the need to distract oneself from reality in a way that blinds us to reasoned thinking, such as giving into anger or the need to avoid risk-taking. It is the breakage of this loophole we must focus on, through the encouragement of safety in personal and governmental circles, that will improve the human and environmental factors contributing to traffic incidents and fatalities. This development, which ultimately aims to reduce the prevalence of injuries and fatalities, can occur once we focus on various levels:
Individual Actions On a Micro Level, we as individuals must learn to adapt to beneficial changes rather than the normalized, destructive ones. This shift will involve psychological interventions and focusing on the alteration of behavior through the use of education and technology. As mentioned, the lack of consideration regarding our circadian rhythm is a causal factor of the fatigue epidemic. About 20 percent of serious traffic injuries are caused by this fatigue (Amado et al., 2015), the risk elevating to the highest levels during biological windows such as 04:00 to 08:00AM. Mere awareness of this fact won’t be as beneficial as implicating behavioral measures through technological interventions. Individuals must be educated on the risks of road familiarity, the significance of emotionality in traffic, and use mindfulness to adopt a reasoned path directed by intentions, during their psychotechnical assessments throughout driver’s training. Learning and sharing such facts will guide them when implementing safe driving practices. Simply following the rules by using seat belts, or not driving under the influence aside, they can even learn that monitoring one’s performance through technology can help raise awareness in their own biological state. One example can be the sleep-tracking apps, which tracks and educates the individual on their biological clock. We must adapt these practices in order to turn into models for each other, encouraging obedience to rules including speeding limits.
Actions of Organizations and Cities It is not only education on an individual level that is necessary. There must be organizations & institutions dedicated to guaranteeing traffic safety and sustainability. Once attention on the lackings of individual impact is made, awareness can simultaneously shift to environmental causes. Issues such as poor road lighting and the overall design of, for example, bicycle lanes, pedestrian routes, and more, can be mentioned. Roads in which drivers will inevitably depend on in times of fatigue must be sufficiently safe, so that the environmental risk can be lowered throughout the long adaptation process on the micro level. Better ways of commuting can also be related to a rise in safe public transport. It was indeed reported that only one tenth of fatalities, compared to automobile travel, were rooted in public transit (Victoria Transport Policy Institute, 2025). This, along with proper driver education can decrease crashes and fatalities immensely.
National Actions Problems with the architecture of the roads, including maintenance of traffic lights, barriers, and cycling roads, can be heavily beneficial. The governance quality of a country is highly relevant in this case, as influence regarding regulations can depend on the manner in which the government allows high-risk individuals to display aberrant behaviors (e.g. speeding violations). Ensuring traffic lights work, for example, will be of no use if individuals do not find laws high-risk to them and other’s safety. Once the trust is established, governments can make sure the initial education gained through training programmes are set to place such a mindset for learners as well. Additionally, governments must implement proper pre-crash, crash, and post-crash interventions, taking measures such as occupational burnout of Emergency Medical Technicians (EMTs) into account (Heidari et al., 2025). The fatigue of both parties in the case of a fatigue-rooted crash, merely means negative consequences for both all involved. The clashing examples of human nature being pushed too far ultimately displays a systematic failure that nations fail to, and must recognize and evolve.
International Actions Globalization of promotions of safety measures, such as regulatory limits implied in the Vienna Convention with over 85 countries agreeing on implementations, are necessary in order to decrease overall accident and fatality rates. To standardize such regulations means to ensure psychological shifts will occur, not only for drivers, but for pedestrians as well, through a reasoned, mindful path. This will only give more reason for government-funded psychotechnical research. The greater the collaboration of human psychology and current needs for regulations in consideration of newer technologies, the safer the roads.
Conquering Challenges
Interventions mentioned are overall more beneficial in the long-term, for both individuals and nations. Yet, there are several trials of this process, such as economic struggles. For individuals, attending and affording apps regarding their biological states may be too expensive. For governments, the research and implementation process of sudden changes can be an extended case of economically challenging trials and errors. However, once maintained, the benefits will outweigh the issues.
Governance quality is difficult to elevate, with factors such as inflation making the costly elements of transportation difficult to manage for the public. It is once again up to national and international adaptations of regulations regarding costs of traffic that will aid this. As for the consideration of human biology and psychology, breaking habits such as drunk-driving and speeding rooted in illicit modeling, the mentioned care for psychotechnical assessments and stricter traffic laws will be necessary. Here it can be seen that the primary challenge, once again, lies in managing human behavior.
Conclusion
The future of traffic rules and regulations must rely on addressing human needs, through the various technological, economical, and organizational resources we have. Sustainability and safety are, to a certain degree, indisputably accessible once this need is accepted. It is the obligation of us all to focus on shifting the reality of a situation that affects us one way or another throughout each of our lifetimes.
Trafik, artık her bir günümüzün içinden çıkaramadığımız bir parçası. Okul, iş, ev… Ne olursa olsun içinden çıkaramayacağımız bu trafik döngüsünün hayatımızda ne gibi bir role sahip olduğundan bahsetmeye gerek yok diye düşünebilirsiniz. Ancak bu başlığın içine trafik güvenliği ve sürdürülebilirlik geldiğinde bu konu hakkında yeterince konuşmuyor bile olduğumuzu fark etmemek mümkün değil. Trafik güvenliği; yolcular, sürücüler ve yayalarının korunmasını sağlamak ve zarar görmesini engellemek adına kullanılan kavramdır. Sürdürülebilirlik ise bu korunmanın devamlılığı için esas olan kurallar bütünüdür. Bahsi geçen güvenirlik ve sürdürülebilirliğin aslında hayatımızda ne kadar önemli bir yer edindiğini öğrenmek için Dünya Sağlık Örgütünün yayımladığı raporlara bakmak yeterli olacaktır. Paylaşılan verilere göre her yıl 1,2 milyondan fazla kişi trafik kazalarından ötürü hayatını kaybediyor. Bu kişiler içinde elbette gençten yaşlısına her aralıktan insan bulunuyor. Bu noktada gençlerin ve genç yetişkinlerin özellikle daha ağırlıklı şekilde etkilendiğini düşündüğüm bir faktör var: acelecilik.
Trafikteki aceleci ve dürtüsel davranışlar, trafik kazalarının birçoğunu oluşturmakta olan en büyük etkenlerden biri. Düşündüğümüz zaman oldukça hareketli bir hayat dönencesinin içindeyiz, değil mi? Sorumluluklarımızın içinde bir de gitmemiz gereken yerlere ulaşımımızı sağlamak belki de bir gün içinde en çok vaktimizi alan şeydir. Ancak bu vakti kısmak uğruna yapılan davranışlar, bize gün içerisinde 10 dakika daha fazla vakit kazandırabilecekmiş gibi gözükürken sağlığımıza, en kötü ihtimaliyle de canımıza karşılık olabilir. Elbette, bunun bir yaş sınırı olmasa bile aceleci davranışları genel olarak daha genç yaştaki trafik kullanıcılarının sergilediğini söyleyebiliriz. Özellikle DEHB hastalarının da bu grubun içinde bulunduğunu da göze alırsak, gençlerin trafik ölümlerinin altında yatan sebepler içinde bu aceleciliğe tekrardan vurgu yapabiliriz.
Neler Yapmıyoruz, Neler Yapabiliriz?
Bu acelecilik ve düşünmeden sergilenen hareketler, yalnızca birey düzeyinde değil, trafiğin geri kalanı açısından da oldukça problem yaratıyor. Örneğin, sürücülerin birbirleriyle yarışa girdikleri, geri kalan hiçbir şeyi düşünmeden trafiği bir oyun aracı olarak kullanmaları zaman zaman karşılaştığımız bir görüntü. Bu gibi davranışlar yalnızca sürücüleri değil, yayaları da oldukça tehlikeye atmakta çünkü bu gibi dürtüsel hareketler dikkatsizliğe de oldukça fazla yol gösteren faktörler. Bunun için trafikte hareket ederken belki de en dikkat etmemiz gereken şey, bir davranış sergilemeden önce tekrar tekrar düşünmek, kendimizi kontrol etmeye çalışmaktır. Trafiğin güvenli bir ortam olması ve gençlerin de bu devamlılığı sürdürebilmesi için bu kuralları bilmekle beraber uygulamak, öz kontrolümüzü sağlamak mecburi. Bunun üstüne düşününce biz sürücüler için de yayalar için de güvenli bir ortam sağlayamıyoruz aslında. Çünkü öncelikle kendimizi kontrol altında tutamıyoruz. Çünkü bireysel olarak da aslında düşüncelerimiz bazen yalnızca bize ait değil. Bazen, kontrol edemediğimiz bu dürtülerle birlikte, aslında bu yanlışları başkalarına, özellikle de gençlere birer “doğru” olarak yansıtıyoruz. Bu doğrular da sonradan her bir trafik kullanıcısı için kaotik bir ortam yaratıyor. Öncelikli olarak yapmamız gereken şey ise bu konu hakkında bir bilinç oluşturmak, ardından da bunu pratiğe geçirebilmek. Trafiğin sağlıklı işlediği bir altyapı kurabilmek ve bunun herkes için kaçınılmaz bir öneme sahip olduğunu gösterebilmek ilk adımımız olmalı. Gencine de yaşlısına da bu doğruların aslında sorumluluklardan bir kaçış mekanizması olduğunu göstermeliyiz ki “normal” olan, sağlıklı olan olsun.
Bu yazıdaki gençler üzerindeki vurgum, aslında bir negatif faktör olmaktan ziyade çözüm arayışı olarak da üzerinde durulabilecek bir nokta. Çünkü, özellikle de gençlerin gelişimine katkıda bulunabilecek ögeleri eğitime entegre etmek gibi bir fırsatımız var.
Bireysel Düzey
Öncelikle, mikro seviyede bireysel olarak yapabileceklerimizin arasında kendi sınırlarımızı bilmek bulunuyor. Acelecilik, dikkatsizlik gibi davranışlar, özünde kişinin o günkü ruh hali, fiziksel hali gibi birçok faktörden etkileniyor olabilir. Yola çıkmadan önce bireysel olarak kişinin kendini bir süzgeçten geçirip o günkü sınırlarını belirleyebilmesi gerekiyor. Eğer ki genel anlamda süregelen bir problem varsa, bireyler bunun üstüne gitmeli ve eğer ki bu dürtüsel davranışlar DEHB gibi bir hastalıktan ötürü ise buna yönelik terapiler ile bireysel kontrollerini ve odak sürelerini artıracak pratiklerde bulunmalılar.
Şehirler ve Organizasyonlar
Mezo seviyede, yani şehir ve organizasyonlar bazında yapılabilecek eylemlerde ise sürücülerin kontrolsüz ve hızlı araba kullanmalarını engelleyecek yol tasarımları yer alıyor. Örneğin tamamen bomboş yollarda hız yapılabilecekken kasisli yollarda ve fazla geniş olmayan yollarda sürücülerin aceleci tutumlar sergilemesinin ihtimali çok daha düşük. Ülke bazında ise üstünde durduğum eğitim sistemleri müfredatlara entegre edilebilir. Bu eğitim özünde kullanılabilecek teorilerden bir tanesi Planlı Davranış Teorisi. Planlı Davranış Teorisi, bireyin davranışlarını sosyal psikoloji temelli olarak açıklamaya çalışarak literatürde kendine yer edinen bir teori. Bu teorinin özünde tutumlar, subjektif normlar ve algılanan davranışsal kontrol olmasıyla trafikteki bilinçli ve bilinçsiz davranışlarımızı açıklayabilir ve yeni nesillere bunun aktarımını geçebiliriz. Trafikteki davranışların kaçınılmaz sonuçlarının olduğunu erken yaştan itibaren görmenin toplumsal refah ve güvenlik açısından oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.
Ülkesel Düzey
Makro seviyede, ülkeler hızlı ve daha sık toplu taşıma araçlarına ve duraklarına yatırım yapabilirler. Örneğin, şehirlerarası yolculuklarda, özellikle İstanbul-Ankara gibi sık yolculuk yapılan yerlere daha hızlı ulaşımı sağlayacak altyapılar ile hem bireysel araç yoğunluğu azaltılabilir hem de kişilerin uzun yolculuklar sırasında yapacakları yüksek hız engellenebilir çünkü insanların en azından belirli bir kısmı bireysel yolculuk yerine bu hızlı ulaşım araçlarını tercih edeceklerdir.
Küresel Düzey
Son olarak, magna seviyede de aceleci ve dürtüsel davranışların engellenmesi için geliştirilen eğitim programları yapılabilir ve dünyanın genelinde kullanılmaya başlanabilir.
Sonsöz olarak diyeceğim bir şey varsa, bu da hayatın bütün yoğunluğu içinde gerçekten de yavaşlamamız gerektiği. Bütün karmaşıklıklar içinde ihtiyacımız olan şey, kazanabileceğimiz o otuz dakikaymış gibi gözükse de bizim asıl ihtiyacımız olan şey öncelikle durmak ve yavaşlamak. Hem bireysel hem toplumsal güvenliğimizi sağlamak için ihtiyacımız olan şey öncelikle kendimizi sakinleştirmek ve kontrol altına alabilmek.
Why safety and sustainability in traffic are important and necessary?
Trafikte güvenlik ve sürdürülebilirliğin neden önemli olduğunu anlatmak için istatistik vermeye bile gerek yok aslında. Gün içinde bir kez yaya olarak yola çıkan herkes bunu doğrudan hissediyor. Yaya geçidinde beklerken durmayan araçlar, okul önlerinde bile hız kesmeyen sürücüler ve korna sesleri arasında karşıdan karşıya geçmeye çalışan insanlar artık günümüzde normalleşmiş durumda.
Ben bir öğrenci olarak her gün toplu taşıma kullanıyorum, yürüyerek kampüse gidiyorum ve trafikte çoğu zaman güvende hissetmiyorum. Trafik güvenliği sadece sürücüler için değil, yayalar için de hayati bir konu. Sürdürülebilirlik ise çoğu zaman konuşulmuyor ama artan araç sayısı, egzoz kokusu ve gürültü şehir yaşamını giderek zorlaştırıyor ve hayat kalitesini düşürüyor. Güvenli olmayan trafik bugün hayatları riske atıyor, sürdürülemez olan ise yarını elimizden alabilir.
What should (not) we do for safe and sustainable mobility traffic in our country and in the world?
Türkiye’de trafik sorunlarını çözmek için genelde hep aynı yöntemler deneniyor: Daha geniş yollar, yeni kavşaklar, üst geçitler. Ama bu çözümler günlük hayatta çok da işe yarıyormuş gibi durmuyor. Aksine, yollar genişledikçe hız artıyor ve özellikle şehir içinde kazalar kaçınılmaz hale geliyor.
Yapmamamız gereken şey, her kazadan sonra suçu sadece sürücüye atıp konuyu kapatmak. “Dikkatsizlik” demek kolay ama hiçbir şeyi çözmüyor. Eğer bir yolda herkes aşırı hız yapıyorsa, orada sadece bireysel değil sistemsel bir sorun vardır. Yapmamız gereken ise yayaları, bisiklet ve toplu taşıma kullanıcılarını gerçekten dikkate alan bir ulaşım anlayışı geliştirmek. Bu sadece Türkiye için değil, dünyadaki tüm şehirler için geçerli.
Where do we go? Where should we go? What should we aim for safer and more sustainable road users?
Şu an gittiğimiz yer çok net: Daha kalabalık yollar, daha fazla araç ve daha fazla risk. Trafikte özellikle yayaların sürekli dikkatli olmak zorunda kaldığı bir düzen var. Hata yapanın bedelini çoğu zaman en savunmasız olanlar ödüyor.
Gitmemiz gereken yer ise daha sakin ve daha güvenli bir trafik düzeni. Amaç kimsenin hata yapmaması değil, yapılan hataların ölümle sonuçlanmaması olmalı. Daha güvenli ve sürdürülebilir yol kullanıcıları için hedefimiz, hızın ve kuralsızlığın değil yaşamın öncelikli olduğu bir trafik kültürü oluşturmak olmalı. Yollarda kimin daha güçlü olduğu değil, kimin daha korunmasız olduğu düşünülmeli.
What can we do in general? What can we do as a person (micro level)? What can organizations and/or cities do (meso level)? What can countries do (macro level)? What can international structures do (magna level)?
Genel olarak, trafik güvenliği herkesin ortak sorumluluğu. Bu mesele sadece sürücülerin değil, yayaların, kurumların ve devletin de meselesidir.
Micro level:
Benim gibi bir öğrencinin bile yapabilecekleri var. Yaya geçidinde durmak, hız yapmamak, emniyet kemeri takmak ve trafikte sabırsız davranmamak küçük ama etkili adımlardır. Bunlara ek olarak kısa mesafelerde yürümeyi tercih etmek hem daha sürdürülebilir hem de şehirle bağ kurmamı sağlıyor.
Meso level:
Belediyeler yaya geçitlerini sadece çizgi olarak bırakmamalı, gerçekten güvenli hale getirmeli. Okul ve üniversite çevrelerinde hız ciddi şekilde düşürülmeli ve trafik kurallarına uyulması icin gerekli adımlar atılmalı. Şehirlerin insanlara “yavaşla” mesajı vermesi gerekiyor.
Macro level:
Devlet, trafik güvenliğini sadece ceza kesmek üzerinden değil, uzun vadeli politikalarla ele almalı. Denetimler süreklilik kazanmalı ve kurallar gerçekten uygulanmalı.
Magna level:
Uluslararası kuruluşlar trafik güvenliğini küresel bir sorun olarak ele almalı ve ülkeler arasında faydalı uygulamaların paylaşılmasını sağlamalıdır. Trafik güvenliği küresel boyutta ele alındığında, ülkeler birbirinden öğrenebilir ve aynı hataları tekrar etmek zorunda kalmaz.
What is your last word for readers?
Ben bu yazıyı trafikte her gün olan bir öğrenci olarak yazdım. Türkiye’de trafikte yaşanan birçok sorun aslında kader değil, alışkanlıktır. Hızın ve dikkatsizliğin bu kadar normalleştiği bir düzeni değiştirmek zor ama imkansız değil. Daha yavaş ama daha güvenli bir trafik, hepimiz için daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir hayat demektir. Değişim, önce bunun mümkün olduğuna inanmakla başlar.
Trafik, her gün sessizce hayatlarımızı şekillendiriyor, hareket etme, nefes alma ve çevremizle etkileşim kurma biçimimizi belirliyor. Ancak bu günlük sistemin ciddi maliyetleri de var. Trafik kazaları her yıl dünya genelinde bir milyondan fazla insanın ölümüne neden olurken, milyonlarca insan da uzun vadeli fiziksel ve psikolojik sonuçlardan muzdarip oluyor. Aynı zamanda, özel araçlara büyük ölçüde bağımlı ulaşım sistemleri, iklim değişikliğine, hava kirliliğine büyük katkıda bulunuyor. Bu nedenle trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik ikincil kaygılar değil; insan hayatını, halk sağlığını ve çevresel dengeyi korumak için elzemdir.
Trafik güvenliği, özünde bir insan hakları meselesidir. Hiç kimse sadece işe gidip gelirken, okula yürürken veya mahallesinde bisiklet sürerken hayatını veya sağlığını kaybetmemelidir. Trafik sistemleri koruma yerine hız ve verimliliğe öncelik verdiğinde, savunmasız yol kullanıcıları mesela yayalar, bisikletçiler, çocuklar, yaşlılar ve engelliler daha ciddi bir şekilde etkilenir. Sürdürülebilirlik, güvenlikten ayrı düşünülemez; çünkü ulaşım tercihleri hava kalitesini, karbon emisyonlarını ve şehirlerin yaşanabilirliğini doğrudan etkiler. Güvenli ve sürdürülebilir olmayan ulaşım, sosyal eşitsizlikleri derinleştirirken, güvenli ve sürdürülebilir sistemler daha sağlıklı yaşam tarzlarını ve daha kapsayıcı kentsel alanları destekler.
Güvenli ve sürdürülebilir bir ulaşım sağlamak için, yaptıklarımızı ve normal kabul ettiklerimizi yeniden düşünmeliyiz. Toplu taşıma, yürüme ve bisiklet altyapısına yatırım yapmalı, trafik kurallarını tutarlı bir şekilde uygulamalı ve insan hatasının sonuçlarını en aza indiren yollar tasarlamalıyız. Aynı zamanda, trafik kazalarını kaçınılmaz kazalar olarak görmeyi bırakmalı ve hızı ve tıkanıklığı teşvik eden araba merkezli planlamadan vazgeçmeliyiz. Savunmasız yol kullanıcılarını görmezden gelmek veya ekonomik maliyet bahanesiyle eylemi ertelemek, önlenebilir zararı yalnızca uzatır.
Şu anda birçok toplum daha hızlı, daha motorlu ve daha kalabalık ulaşım sistemlerine doğru ilerliyor. Bu gidişat devam ederse, gelecekte artan emisyonlar, güvensiz sokaklar ve azalan yaşam kalitesi söz konusu olacaktır. Amaç, çocukların güvenle yürüyebileceği, yetişkinlerin korkmadan bisiklet sürebileceği ve şehirlerin daha düşük çevresel etki ve daha yüksek sosyal refahla işleyebileceği ulaşım sistemleri olmalıdır.
Bu dönüşümü gerçekleştirmek, birden fazla düzeyde eylem gerektirir. Bireysel olarak, insanlar hız sınırlarına uyabilir, dikkatsiz sürüşten kaçınabilir, mümkün olduğunca sürdürülebilir seyahat seçeneklerini tercih edebilir ve güvenli davranış sergileyebilirler. Kurumsal ve şehir düzeyinde, işverenler esnek çalışma düzenlemeleriyle yoğun saatlerdeki trafik sıkışıklığını azaltabilirken, belediyeler sokakları yeniden tasarlayabilir, toplu taşımayı iyileştirebilir ve okullar için güvenli güzergahlar oluşturabilir. Ulusal düzeyde, hükümetler güçlü yol güvenliği stratejileri benimseyebilir, yasaları uygulayabilir ve ulaşım politikalarını iklim hedefleriyle uyumlu hale getirebilir. Uluslararası düzeyde, küresel kurumlar en iyi uygulamaları paylaşabilir, güvenlik standartları belirleyebilir, düşük gelirli ülkeleri destekleyebilir ve güvenli hareketliliği küresel bir kalkınma ve insan hakları sorunu olarak ele alabilir.
Sonuç olarak, trafik kolektif değerlerimizi yansıtır. Kimin hayatına öncelik verdiğimizi ve ne tür bir gelecek inşa etmeye istekli olduğumuzu gösterir. Daha güvenli ve sürdürülebilir yollar gerçekçi olmayan idealler değil, bilinçli seçimlerin ulaşılabilir sonuçlarıdır. Yol ölümlerini ve çevresel hasarı normal kabul etmeyi bırakırsak hem insanları hem de gezegeni koruyan ulaşım sistemleri yaratabiliriz. Asıl soru, değişimin mümkün olup olmadığı değil, onu talep etmeye istekli olup olmadığımızdır.
Trafiğin olmadığı bir hayat söz konusu değil. Hayvanlardan çocuklara, çocuklardan yetişkinlere, yetişkinlerden motorlu araçlara, hepimiz yollardayız. Yolda olduğumuz her saniye bir tehdit altındayız. Peki böyle olmak zorunda mı? Eğer biz de benim bireysel bir adımımdan ne olacak demezsek neden olmasın?
Dünya genelinde her yıl yaklaşık olarak 1,19 milyon kişi trafik kazalarına bağlı olarak yaşamını yitirmekte ve bu durum sadece bir sayıdan ibaret olmamalı. Kaybedilen her can yaşamdan koparılan bir bağ demek ve bağlarımız kopmaya hızla devam ediyor. Bir yerlere varabilmek için trafikten kaçamıyoruz peki bu durumda ne yapabiliriz? İşte burada devreye sürdürülebilirlik kavramı giriyor. Trafikte sürdürülebilirlik çevreyi korumanın yanında insan hayatını ve ekonomik kaynakları uzun vadede muhafaza etmeyi de içermektedir.
Günümüz Türkiye’sinde güncel verileri göz önünde bulundurursak sürdürülebilir bir hareket anlayışımız olduğu söylenemez ve sürdürülebilir bir Türkiye için trafik güvenliğine yaklaşımımız değişmelidir. Kazayı sadece anlık bir hata olarak görmekten çok kaza öncesi, kaza anı ve kaza sonrasında neler olduğuna bakılarak bütüncül bir süreç olarak görülmelidir. Trafik kazası durumunda eğitim, denetim, mühendislik, yol altyapısı ve acil durum yönetimi gibi birçok faktör rol oynamaktadır. Örneğin, acil müdahale süresinin on dakika bile kısalması kişilerin ölüm riskini üçte bir oranında azaltmaktadır. Ayrıca yol altyapısının sürücülerin hatasını örtecek şekilde yapılandırılması da birçok kazanın önüne geçebilir. Kısaca, trafik güvenliği ve sürdürülebilirliğinde rol oynayan birçok faktör olduğunu bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.
Kaza durumunda can ve mal kayıplarını en aza indirgeyebilmek için sürücülerin sadece araç kullanmayı öğrenmesi değil doğru sürüş tarzını öğrenmeleri hedeflenmeli ve tehlikeyi sezebilme yeteneklerinin artırılması amaçlanmalıdır. Bütün bu süreçte olası yaptırımların etkili olabilmesi adına denetim sıkı ve sürekli olmalıdır.
Daha güvenilir ve sürdürülebilir bir trafik için birçok farklı düzeyde aksiyona geçmek mümkün. İlk adım olarak bireysel (mikro) anlamda sürücüler kendi uyku düzenlerini sağlamalıdır çünkü yorgunluk da en az alkollü araç kullanımı kadar tehlikeli olabilmektedir. Aynı zamanda kişinin duygusal zekâsı, tehlikeyi sezebilme yeteneği ve farkındalık düzeyi de tehlikeli davranışlar ve trafik güvenliği ile ilişkilidir. Dolayısıyla kişiler bu konularda kendilerini tanımalı ve geliştirmelidirler. Mezo seviyesinde şehirlerin, çeşitli kurum ve organizasyonların kararları önemli rol oynamaktadır. Şehir ve yol planlaması, sürücülerin eğitimi ve denetim gibi süreçlerde kurumlar doğru ve stratejik kurallar koymalıdır. Örneğin bu kurallardan bazıları sürücü yorgunluğunu önleyebilmek için zorunlu dinlenme süresi verilmesi veya vardiya düzenlemeleri olabilir. Makro düzeyde ülkeler kültürün etkisini de dizginleyerek kişileri bir bakıma kurallara uymaya zorlar. Kurallara uyulmaması halinde uygulanacak ceza ve yaptırımlardan da sorumludur. En üst seviye olan magma seviyesi de uluslararası yapılar, ülkeler arası iş birlikleri gibi küresel protokolleri ifade eder. Tehlikeler ulusal sınırları aştığında uluslararası bir mevzuatta anlaşmak gerekmektedir. Dünya çapında bağlayıcılığı olan ve yol gösterici kurallar belirlenir.
Kısacası trafik kazaları anlık bir hata sonucundan çok birbirini besleyen bilinçsiz eylemlerin bütüncül bir sonucudur. Güvenli ve sürdürülebilir bir ortamda yaşayabilmek için her koyun kendi bacağından asılır dememeli ve üzerimize düşeni yapmalıyız.
Güvenli ve sürdürülebilir bir hayat dilerim.
Hepimiz her gün trafikte vakit geçiriyoruz belki arabayla belki otobüsle belki de yürüyerek. Dikkatsiz sürücülere sinirleniyoruz, yola atlayan yayalara veya hayvanlara sinirleniyoruz ve her gün işe veya okula giderken bütün bu trafiğin bir parçası haline geliyoruz. Ancak trafik sadece bir ulaşım meselesi değil, aynı zamanda hayat, sağlık ve çevre meselesi. Trafikteyken hepimiz farkında olmadan hayatta kalmaya çalışıyoruz ve bu sebepten trafikte güvenlik ve sürdürülebilirlik konusu bir zorunluluk haline geliyor.
Her gün Türkiye’den ve hatta diğer bütün ülkelerden kaza haberleri görüyoruz. Her yıl binlerce insan trafik kazaları sebebiyle hayatını kaybediyor veya kalıcı yaralanmalar yaşıyor. Fakat bu kazaların büyük bir çoğunluğu önlenebilecek kazalar iken önlenemiyor. Aşırı hız, dikkatsizlik, alkol, yetersiz altyapı gibi nedenler bu kazalara yol açıyor. Güvenli trafik olduğu takdirde bu kaza nedenleri minimalize edilebilir ve kazaların önüne geçilebilir. İnsanlar daha az kaygı ile gidecekleri yere sağlıklı bir şekilde gidebilirler. Sürdürülebilirlik ise işin çevresel ve toplumsal boyutunu kapsıyor. Birçok araba sebebiyle petrol gibi fosil yakıtların çok kullanılması hava kirliliği, iklim krizi ve kamusal alanların yok olması gibi sorunlara yol açıyor. Yani sürdürülebilir olmayan, çevreye zararlı bir trafik sistemi, sadece bugünü değil, geleceği de tehlikeye atıyor.
Birçok insan acelesi olduğunda kuralları esnetmeyi kendilerine hak görüyorlar. Arabalar yaya geçidinde yayalara yol vermeyebiliyorlar, tehlikeli bir şekilde birbirlerini sollayabiliyorlar, kırmızı ışıkta geçebiliyorlar veya yayalar sırf aceleleri var diye kendilerini yola atabiliyorlar. Her ne olursa olsun güvenliğimizi öncelemeli ve kurallara uymalıyız. Ayrıca trafik sadece arabalardan oluşmaz. Bütün yayalar, bisikletliler, çocuklar, yaşlılar ve engelliler bu trafiğin bir parçasıdır. Araba sürücüleri ve birçok yayalar trafik sadece arabalara özelmiş gibi davranabiliyorlar. Bütün tavizler arabalar için verilmeliymiş gibi. Mesela bir videoda bir sürücü yaya geçidinde yayaya yol verdiği için başka bir sürücü ile tartışıyorlardı. Bu bakış açısını bırakmalı, kurallara uymalı ve herkesin eşit şekilde var olabildiği bir trafik algısı edinmeliyiz ki trafik güvenli ve sürdürülebilir hale gelsin.
Şu an ülkemizde gittiğimiz yol pek umut verici değil. Taşıt odaklı bir sistem içindeyiz. Yollar daha da genişliyor, arabalar gittikçe artıyor fakat güven duygusu azalıyor. İnsan odaklı bir ulaşım sistemi kurmamız gerekirken sadece taşıt araçları odaklı bir sistem kuruluyor. Güvenli bir şekilde, stressiz ve sürdürülebilirliği koruyan bir yol izlemeliyiz. Bu gideceğimiz yerlere daha yavaş gitmek anlamına gelse bile güvenlik ve sürdürülebilirlik hızdan daha önemli olmalı.
Şu anda uygulayabileceğimiz birkaç yol var. Mikro yani bireysel düzeyde emniyet kemeri takmak, hız yapmamak, yaya geçidinde durmak ve direksiyon başında telefon gibi dikkat dağıtıcı işler ile meşgul olmamak gibi davranışları alışkanlık edinebiliriz. Bunlar küçük gibi görünse de oldukça hayat kurtarıcı davranışlar. Mezo yani kurumsal ve şehir düzeyinde belediyeler güvenli yaya yolları, bisiklet şeritleri ve iyi aydınlatılmış yollar yapabilir. Okul ve hastane çevrelerinde hız düşürücü önlemler alınabilir. Kurumlar çalışanlarına güvenli ulaşım konusunda eğitim verebilirler. Makro yani ülke düzeyinde yasalar keskin bir şekilde uygulanmalı. İnsanlar denetlenmeli, taviz verilmemeli ve cezalar kağıt üzerinde kalmamalı. Yani insanlara caydırıcı cezalar uygulanmalı ki bir daha tekrarlanmasın ve korkutucu etkileri olsun. Magna yani uluslararası düzeyde ise ülkeler iyi uygulamaları tüm dünyayla paylaşabilir, ortak hedefler belirleyebilir. Küresel ısınma ve trafik güvenliği halihazırda evrensel bir problem ve bu konuda uluslararası çözümler geliştirilmesi çok uygun olur.
Özetle, trafik sadece arabaları değil bütün insanları kapsar ve küçük gördüğümüz hatalar insan hayatına, sürdürülemeyen sistemler geleceğimize zarar verebilir. Trafikte iken aldığımız en ufak hatalı karar bir insanın hayatına mal olabilir. Bu sebeplerden daha güvenli ve sürdürülebilir bir trafik yaratmalıyız fakat bu sadece taşıtların veya devletin değil, hepimizin sorumluluğu. Herkes bireysel önlemlerini almalı ki güvenli bir trafik mümkün olsun.
Safety and sustainability in traffic are very important and necessary because, even if we do not realize it, we spend a large part of our lives in traffic. Traffic is not only about cars; it includes pedestrians, drivers, cyclists, and public transport users. It does not have to be a hardship like waiting for hours in traffic jams. Since traffic is such a big part of daily life, it should be safe and sustainable.
The word traffic comes from the old Italian word “traffico,” which means trade. In today’s meaning, this still makes sense because when we are in traffic, we trade our time and even our lives to reach somewhere. If we are spending so much time and energy in traffic, we should feel safe and use the most sustainable ways possible, whether we are pedestrians or drivers.
For safe and sustainable mobility, education is the most important starting point. Both drivers and pedestrians need better traffic education. In Turkey especially, there is still a lot to be done in this area. In addition, the legal side of traffic safety should be stronger and more effective.
We should support the idea of walkable cities and make it stronger. Having a private car can be comfortable and is a personal choice, but people often complain about traffic jams while everyone uses this privilege at the same time. Instead of spending budgets on wider roads, new roads, bridges, and parking lots, governments should invest more in public transportation.
If buses were more comfortable, more frequent, and went to more destinations, people would prefer using them. For example, if 20 people go to the same place at similar times and all use private cars, traffic congestion becomes unavoidable. However, if they use one bus, traffic and parking problems would decrease significantly.
Currently, cities are becoming more car-centered, which increases traffic congestion, accidents, and environmental harm. Although many people are switching to hybrid or electric cars, these are still not the safest or most sustainable solutions because they do not solve congestion and space problems.
We should aim for cities that are designed for people, not only for cars. Safer roads, better public transportation, and walkable environments should be the main goals for more sustainable and safer road users.
Safety and sustainability in traffic matter because traffic is a part of our lives. We trade our time and sometimes our safety to reach somewhere. This process should not be dangerous or harmful. With better education, planning, and shared responsibility, traffic can become safer, more sustainable, and easier for everyone.
Trafik günlük hayatın en temel parçalarından biridir. Kimimiz yaya, kimimiz şoför olarak işe, okula giderken günlük ihtiyaçlarımızı karşılarken her gün saatlerimizi trafikte geçiriyoruz ve hiçbirimizin aklında “Bugün trafikte başıma bir şey gelecek mi? “ sorusu gelmez oysa dünyada her gün binlerce insan trafik kazaları sebebiyle yaralanır hatta hayatını kaybeder yani aslında trafik insan hayatı için en riskli alanlardan biridir. Bu kazaların sebebi trafikte yapılan hatalardır ve bu hatalar her zaman insanların bireysel hatalarından kaynaklanmaz, bu trafik hataları insan-çevre-araç etkileşiminin hatalı yönetilmesi sebebiyle gerçekleşir.
Güvenli trafik insan sağlığı ve güvenliği için büyük bir öneme sahiptir. Trafikte hatalı tasarlanan en küçük unsur başta yayalar olmak üzere trafikteki tüm insanların hayatı için büyük risk teşkil eder. Aynı zamanda sürdürülebilirlik de trafik hayatı için oldukça önemlidir. Sürdürülebilir olmayan ulaşım araçlarının trafikteki yoğunluğu hava kirliliğini arttırır ve iklim krizinde büyük bir rol oynar. Trafikte amaç sadece kazaları önlemek değil aynı zamanda daha az karbon salınımı yapan, sürdürülebilir ve daha erişilebilir, insan yaşamını her açıdan merkeze alan ve kolaylaştırmayı amaçlayan bir trafik sistemi inşa etmektir.
Peki, biz ne yapmalıyız ya da yapmamalıyız? En başta yapılması gereken trafik sorunlarını ve yapılan hataları bireysel algılamayı bırakmak, sorunları yalnızca bireysel hatalar olarak görmeyi bırakmak. Sorunun büyük ölçüde bireyde değil sistemde olduğunu farkında olmalıyız. İnsan hatasını hesaba katan ve ona uygun trafik sistemleri geliştirilmesi diğer yapılması gereken önemli unsurlardan biridir. Yapmamız gereken uygun yol tasarımları, güvenli yaya geçitleri, üst geçitler ve alt geçitler; etkili ve düzenli denetim ve sürekli eğitim bu sistemin temel unsurlarındandır.
Günümüzde çoğu ülkede hala araç merkezli trafik anlayışı hakimdir. Bu anlayış daha fazla trafiğe ve daha fazla çevresel soruna yol açar. Hedefimiz daha hızlı değil daha güvenli ve sürdürülebilir bir trafiktir. Bunun için bireyler mikro düzeyde yani kendileri bazı kurallara uyarak güvenli trafik sistemine katkı sağlayabilirler, örneğin hız limitlerine uymak, emniyet kemeri takmak, araç kullanırken telefona bakmamak. Kurumlar mezo düzeyde katkı sağlayabilirler; örneğin güvenli yol tasarımları, trafik güvenliği eğitimleri, güçlü toplu taşıma altyapıları. Kentler güvenliği trafik sistemine göre tasarlanmalıdır. Ülkeler trafik güvenliğini ulusal öncelik haline getirerek ve doğru politika üretimiyle makro düzeyde güvenli trafik sistemine katkı sağlayabilirler. Trafik güvenliği, sınır tanımayan bir sorundur bu yüzden çözümler için uluslararası yapıların iş birliği gereklidir örneğin az gelişmiş ülkeler için destek sağlayarak uluslararası yapılar magna düzeyde güvenli trafik sistemine katkı sağlayabilirler.
Yani trafik kazaları kader değildir veya yalnızca bireysel hatalara indirgenebilecek bir durum da değildir, trafik kazalarının sebebi sistematiktir ve daha güvenilir, sürdürebilir bir trafik mümkündür. Doğru düzenlemeler ve eğitim planlamalarıyla bu güvenli sistemi sağlamak imkansız değildir.
Every day, almost all people go out from their homes while they do reckon that the roads that they will use will safely carry them to their very destination. However, indeed traffic accidents account for the one of the most widespread causes of death, and thereby remain being one of the leading causes, yet transportation systems continue to contribute to urban stress, air pollution, and climate change. Henceforth, safety and sustainability in traffic are not distinct phenomena. In this very article, my dear readers, I will be explaining why safety and sustainability are important and necessary, what should we do for safe and sustainable mobile traffic and so on and so forth.
Why Safety and Sustainability in Traffic Are Essential?
Safety itself is a very essential human right, so is the traffic safety as well. Cities and governments must be able to prevent that people dying from just wanting to go to school, go to the grocery store or cycle to work. Beyond the tragic personal losses, Road accidents cause enormous financial consequences due to healthcare expenses, lost productivity, and infrastructure damage too. Moreover, sustainability is also a crucial layer, transportations systems are one of the leading contributors to the climate change and urban air pollution. Not just for the next generations but also for us, the city noise congestion, and respiratory illnesses can also be caused by these traffic systems.
Thus, safe and unsustainable systems directly ruin our very planet, and unsafe and sustainable systems directly harm their users. Therefore, we should be able to create such traffic systems providing both sustainable and safe environments.
What We Should — and Should Not — Do
Certain behaviours have to be promoted to provide both a safety and sustainable environment. We should build roadways with humans in mind, not just cars and we have to encourage walking, bicycling, and public transportation. Furthermore, we are to direct states to enforce traffic regulations and speed restrictions strictly and invest in smart transportation technology and clean-energy automobiles and moreover continually educate drivers, beginning at a young age. We should not promote designing cities around private car dependency, we shall not accept careless driving or lax enforcement. Moreover, states should not delay investment in green transport infrastructure.
Where Are We Going — and Where Should We Go?
For now, so many countries are undergoing heavier congestion, higher emissions and high accident risks. If cities will proceed by continuously promoting the usage of private cars and fuel-fossil-power based traffic systems, our cities will become less and less liveable and car accident rates will increase more and more. However, so many options are temporally available, we can aim for zero fatalities in traffic, we may encourage people and city mayors to utilise carbon-neutral transport systems, and we promote technologies that support human behaviour in traffic not the technology replacing us. The final goal is simple: to build roads where children can walk freely, that do not produce unbreathable air and moving from one destination to another is carried out in the most possible efficient way.
What Can Be Done at Every Level?
My dear readers, you may now ask that what we can do as simple citizens. Now, I will be explaining who can do what to provide and to contribute to a safe and sustainable traffic environment. Initially, in micro level, we, as individuals, should respect speed limits and traffic regulations and rules. We should choose public transportation, cycling, walking whenever and wherever possible it is. If we use our private cars, we should strictly avoid distracted driving, must now look at our phones while driving. In meso level, in this layer, organisations and cities are responsible, city administrations should design safer road structure. They have to build cycle roads and pedestrian zones to provide safety to them. They should expand reliable public transportation. Also, they have to determine and address accident hotspots using data. In macro level, countries should enforce strong traffic regulations and rules, for sustainability they must set emission reduction targets for transport and fund infrastructure projects that are promising to provide a sustainable system for our planet. In magna level, internation structures, first they have to be aware of the fact that traffic accident are one of the leading causes of death, after being able to identifying this phenomenon, they should establish global safety standard that would be applicable to most countries, for the countries that these regulations would not be suitable the regulations may be changed across cultural differences. Furthermore, to speed up this process, instead of funding the countries that have already developed a safe, if not, sustainable traffic environment, they have to fund low-income countries that do not have neither a safe environment nor a sustainable one. Furthermore, they have to organise climate accords that focus on reducing emissions and pollution produced by transportation systems.
Therefore, my dear readers, if we want to live in a safe environment and if we want to leave a liveable planet to our upcoming generations, we should begin to apply these precautions sooner than tomorrow.
Günümüz dünyasında hayatımızın en önemli parçalarından biri haline gelen trafik, hem insan hayatını hem de çevreyi etkileyen en büyük faktörlerden biridir. Ulaşım çeşitliliğinin ve bireysel araçlara erişimin artması birçok avantaj sağlasa da bunun olumsuz bir getirisi de trafik olmuştur. Trafik, insan sağlığını ve çevreyi ciddi ölçüde tehdit etmektedir. Trafik kazaları günümüzde dünya genelinde ölüme sebep olan faktörler arasında üst sıralarda yer almaktadır. Trafik kazaları ölümle sonuçlanmasa bile insanlarda kalıcı fiziksel ve mental hasarlara yol açabilmekte, aynı zamanda ekonomik kayıplara da sebep olabilmektedir. Bunun yanı sıra trafik yalnızca insanları değil, çevreyi ve doğayı da olumsuz etkilemektedir. Bireysel araç kullanımının artışıyla birlikte araçlardan yayılan zararlı gazların küresel ısınma ve hava kirliliği üzerindeki etkileri artmış, trafikte oluşan yoğun sesler ise gürültü kirliliğini büyük bir problem haline getirmiştir. Bu sebeplerden dolayı, insanlar ve diğer canlılar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için güvenlik, çevre üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için de sürdürülebilirlik son derece önemli ve gereklidir.
Güvenli ve sürdürülebilir bir trafik ortamı oluşturabilmek için atılması gereken en önemli adımlardan biri, mevcut yasaların uygulanması ve gerekiyorsa daha caydırıcı yeni yasalar hazırlanmasıdır. Bunun yanı sıra sürücülerin ve yayaların bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Hız sınırlarına uymanın, emniyet kemeri takmanın, trafik levhalarını dikkate almanın, dikkatli araç kullanmanın ve bazı araçları (motosiklet, bisiklet) kullanırken gerekli ekipmanları takmanın neden hayati önem taşıdığı konusunda toplumda farkındalık oluşturulmalıdır. Ülkemizde önemli eksikliklerden biri de yolların çoğunlukla otomobil sürücülerine göre tasarlanmış olmasıdır. Bisiklet kullanıcıları ve engelli bireyler için ayrılmış özel yolların yetersiz olması onların can güvenliklerini tehlikeye atmaktadır. Trafiğin sadece otomobil kullanıcılarından ibaret olmadığını hatırlayarak herkesi kapsayan yeni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Trafiğin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması için de toplu taşımanın yaygınlaştırılması ve egzoz emisyonu olmayan araçların teşvik edilmesi önemlidir.
Güvenli ve sürdürülebilir bir trafik ortamı oluşturulabilmesi için hem bireysel hem de ülke seviyesinde herkesin sorumluluk alması gerekmektedir. Mikro seviyede, yani bireysel olarak, sürücüler ve yayalar trafik kurallarına bilinçli bir şekilde uymalı, bir sorun yaşandığı zaman davranışlarını ve duygularını kontrol edebilmeli ve mümkün olduğunca toplu taşıma kullanmaya yönelmelidir. Mezo seviyede ise sorumluluk kurumlara ve belediyelere düşmektedir. Kurumlar daha esnek çalışma saatlerine geçerek trafiği azaltabilir, kendi çalışanlarını bilinçlendirmek amacıyla ücretsiz ve zorunlu seminerler planlayabilir. Belediyeler ise altyapı planlamalarını herkes için erişilebilir ve güvenli olacak şekilde yapmalıdır. Makro seviyede hükümetin sorumluluğu ise denetimleri artırmak, mevcut yasaların yeterliliğini ve uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmektir. Ayrıca toplu taşıma alternatiflerini ve sayılarını artırmak da hükümetin görevlerinden biridir. Türkiye özelinde bakıldığında, en büyük eksikliklerden biri tren hatlarının yetersiz olmasıdır. Tren, büyük kitleleri uygun fiyatlara taşıyabilen etkili bir ulaşım aracı olduğu için ülkemizde yaygınlaştırılması gerektiğini düşünüyorum. Magna seviyesinde ise ülkeler bir araya gelerek ortak hedefler belirleyebilir ve bu problem için birlikte çözümler geliştirebilirler.
Sonuç olarak trafik, her canlıyı ve yapıyı bir şekilde etkileyen, ancak atılacak doğru adımlarla çözüme kavuşturulabilecek bir problemdir. Her birey, kurum ve hükümet üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği zaman çözülemeyecek bir problem değildir. Bunun için öncelikle bilinçlenmeli ve nasıl bir problemle karşı karşıya olduğumuzu fark etmemiz gerekli.
Mobility has a very important place in our lives. Often, we go out and spend our time in different places throughout the day. Besides affecting our daily lives, mobility also affects the environment, economy and public health. As a result, traffic accidents are one of the most common reasons of death. This is why traffic safety has to be improved, and systems must be changed in order for everyone to feel secure in traffic. On the other hand, sustainability refers to the most effective ways in which we minimize the harm on the environment and climate by still maintaining safety and affordability. Traffic contributes to climate change and air pollution with its gas emissions, creates sound pollution and consumes land to pave its way. It is equally essential for us to make traffic systems sustainable in addition to making it safe.
In today’s world many countries are facing safety and sustainability problems. With the population growing these problems will become worse if nothing is done. To overcome these problems, we must define goals prioritizing human life and creating minimal harm as possible to the environment. We should aim for a future where transportation is accessible, affordable and safe, cities are designed not just for vehicles but for people too and traffic systems are eco-friendly and resilient. A long-term goal can be to decrease the deaths caused by traffic accidents to zero. How can we achieve such goals? Promoting public transportation and decreasing the usage of private cars is one way. Cities should not be designed only for private cars; walkable cities, and bicycle roads should also be designed and implemented. Usage of vehicles which do not rely on fossil fuel must increase and such vehicles must become affordable for every person. Safety in traffic should also be provided by technology by using smart traffic systems and vehicle safety tools. AI can be integrated into such systems, and human based errors can be prevented. Regulations and rules must be improved too. Besides all of these, maybe the most important thing for us to do is always keep in our minds that accidents are preventable and have resulted because of a system error rather than being coincidental.
In microlevel, us individuals can start by respecting the traffic rules and regulations. We can warn and educate people who are not aware of such rules and regulations. We should obey speed limits and do not drive when we are drunk or distracted. We can choose more sustainable means of transport such as public transportation, bicycles or walking. We should be aware of other people’s existence, respect their boundaries and be careful about their actions. In meso level, cities should improve public transport features such as its effectiveness, affordability and reliability. High risk areas should be identified and fixed, investments for bike lanes, sidewalks, traffic lights, safe crossings, and public transportation must be increased. In macro level, countries should have strong laws that preserve road safety and apply those laws under any circumstances without any exception or favor, fund eco-friendly means of transport, support research and integrate safety and sustainability into land use and transport planning. In magna level, road safety and climate goals should be set, best practices and data between countries should be shared and international standards for vehicle safety and emission should be encouraged.
In conclusion, safe and sustainable traffic is a requirement if we want to live in a better world and save our planet. Improvements regarding these areas should first start within us and then spread across other individuals and governments. Together a better future exists.
