Trafikte Yaşamak ve Trafikte Yaşatmak için Sesleniyoruz!

Bu postta okuyacağınız köşe yazıları, 2022-2023 Güz dönemi kapsamında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünce verilen PSY 3701 Introduction to Traffic Psychology dersinin final ödevi olarak dersi alan öğrenciler tarafından yazılmıştır. Introduction to Traffic Psychology dersinin amacı, trafik psikolojisi alanındaki temel yaklaşımlar, metotlar ve uygulamalar hakkında öğrencilere bilgi sunmak ve onlara günlük hayatlarında önemli bir yer kaplayan trafik ve ulaşım kavramları hakkında farkındalık kazandırmaktır.
Introduction to Traffic Psychology dersi, Prof. Dr. Türker Özkan tarafından araştırma görevlileri Gizem Fındık, Burcu Arslan, Nesrin Budak, Uluğhan Ergin, Gözde Atalan ve Batıkan Özkan asistanlığıyla verilmektedir. Ekibimiz, 2005 yılında kurulan Safety Research Unit (SRU) – Güvenlik Araştırmaları Birimi (GAB) adı altında, genel güvenlik ve trafik güvenliği konularında uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Ekibimiz hakkında detaylı bilgi için:
Trafik konusunda bir çoğumuz benzer bilgilere sahibiz. Bu bilgileri ilkokul yıllarında kitaplardan ve öğretmenlerimizden ya da yetişkinlik hayatımızda çevremizden duyduklarımızla edindik. İtiraf edelim edindiğimiz bilgilerin çoğu uçup gitti. Birer yetişkin olarak şu an trafikte aktif bir şekilde rol oynayabiliyorsak bunu alışkanlıklarımıza ve bazı psikolojik süreçlere borçluyuz. Fakat hepimiz trafiğin birer aktif üyesiyiz ve bu konuda daha fazla bilgilenmeye ihtiyacımız var. Şanslıyız, çünkü trafik üzerine bize özgün bilgiler verebilecek onlarca araştırma yapılmış. Bu tarz araştırmalarla ilişkimizi güçlendirmek bize hem bireysel seviyede hem de topluma olan yararımız açısından bariz bir şekilde katkı sağlayacaktır.
Bizi en çok ilgilendiren konu trafik güvenliği. Ülkemizin farklı yerlerinde her gün onlarca trafik kazası yaşanıyor. Bazıları can kayıplarıyla sonuçlanırken bazıları ufak yaralanmalara sebep oluyor. Genel olarak trafikte olmak demek türlü senaryonun yaşanabileceği anlamına geliyor. Bu sebeple trafikte güvenliği artırmak istisnasız her birey için fayda sağlayacak bir konudur. Uluslararası Ulaşım Forumu (2020) tarafından yayınlanan yol güvenliği raporuna göre trafikte güvenlik konusu kapsamında dört farklı ana etken rol oynuyor; demografik özellikler, dikkat, hız ve alkollü araç kullanımı, ve yeni ulaşım araçlarının geliştirilmesi (scooterlar, e-bisikletler gibi). Aynı raporda bazı ülkelerin trafikte ölüm olanları da belirtilmiş. Örneğin, 00Kolombiya’daki ölüm oranları Norveç’e göre 7 kat daha fazla. Buna şaşırmadık,ama bu verileri görünce insan şunu merak ediyor: Norveç ne yapıyor da trafikte ölümleri engelleyebiliyor?
Bunun birçok yolu var, fakat ilk akla gelen sürücü davranışları. Kazaların ya da trafikteki aksaklıkların sebebi büyük ölçüde sürücüler tarafından bilinçli ya da bilinçsiz yapılan hatalar. Bu sebeple sürücü davranışlarını değiştirmek trafik güvenliğini sağlama açısından büyük önem taşır. Peki, sürücüler böyle bir rol üstlenirken yayalar ya da trafikteki diğer insanlar trafik güvenliği için nasıl bir konumda yer alıyor.? Aslına bakarsanız, bu alandaki literatürün de bize söylediği üzere, eğer herhangi bir aracın içerisinde değilseniz “zarar görmesi daha kolay” olarak kabul edilen grup içerisinde yer alıyorsunuz. Yayalar, yaşlı ve engelli insanlar, motorlubisiklet sürücüleri, ve diğer gruplar bu sınıfın içinde yer alıyor (Houten, Nd.).
Sürücü davranışlarına geri dönecek olursak, üç tip sürücü davranışından bahsedebiliriz; bilgiye dayalı davranışlar, kurala bağlı davranışlar ve beceriyle ilgili davranışlar (Oppenheim &Shinar, 2011). Anlaşılacağı üzere, sürücünün davranışları araç kullanımıyla ilgili ne kadar bilgisi olduğuna göre değişir. Daha acemi bir sürücünün trafikte hata yapması daha olasıdır. Aynı şekilde, bir sürücü mevcut trafikteki kurallara ne kadar hakimse o kadar sorunsuz bir sürüş gerçekleştirir. Son olarak, kişisel beceriler de güvenli sürüşte önemli rol oynar. Fakat kritik bir bulguyu sizinle paylaşmak isterim. Deneyimli sürücülerin trafik kuralları konusunda daha bilgili olacağını düşünerek daha az hata yapacağını varsayarız değil mi?
Yapılan çalışmalar bunun aksini gösteriyor. Tecrübeli sürücüler beceri ve kural konusunda daha ilerde olsalar da trafikteki kuralları daha çok ihlal ediyorlar. Ayrıca kazalara sebebiyet veren durumlar incelendiğinde tecrübenin çok da bir etkisi olmadığı görülüyor. Bu bulgudan yola çıkarak, sürdürülebilir güvenli trafik için atılan adımlarda odak noktası değiştirilebilir. Buna bireysel seviyede baktığımızda trafikteyken tecrübemize güvenerek yaptığımız hataları değiştirebiliriz. Daha doğrusu “bir şey olmaz” zihniyetiyle ihlal ettiğimiz kurallara daha bağlı kalabiliriz. Kapsamı genişletip daha kurumsal açıdan düşünürsek de, yerel yönetimlerin trafik güvenliği için geliştirdikleri çalışma ve programlara farklı bakış açıları getirmeleri gerekmektedir. Bunun için yapılan araştırmalar göz önünde bulundurulmalı ve önlemler ve uygulamalar üç farklı boyutu kapsamalıdır. Bu boyutları en basit haliyle çevre, insan ve araç olarak basit şekilde tarif edebiliriz. Hepsi ayrı ayrı incelendikten sonra aralarındaki etkileşim de tarif edilerek trafik güvenliği uygulamalarında odak noktası olmalıdır.
Bireysel ve yerel adımları biraz daha aşıp dünya genelinde trafik güvenliği temasını tartışacak olursak, mantıklı bir karar vermiş oluruz. Artık aradaki duvarların kalktığı ve ulusların anlık ve hızlı bir şekilde birbirinden haberdar olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Aslında trafik güvenliğine böyle geniş perspektiften bakmak daha sağlıklı olacaktır. Yukarda sorduğumuz soru bu noktada da önem arz etmektedir. Norveç ne yapıyor da trafik kazalarını önlüyor? Kolombiya trafik güvenliğine bir de Norveç’in baktığı gibi baksa sonuçlar nasıl olurdu? Ya da Norveç trafik güvenliğine belli bir bakış açısı kazandırdı da mı böyle oldu, yoksa Norveç’in trafikten bağımsız başka konularda attığı adımlar mı trafiği bu denli güvenli hale getirdi? Bu sorulara cevap verdiğimizde ulusların trafik güvenliği konusunda birbirinden nasıl faydalanabileceğini daha iyi anlamış oluruz.
Trafik güvenliği konusunda üzerine konuşulan fakat hala gelişme evresinde olan bir başka konu ise; sürücüsüz araçlar. Teknolojinin bir çok alandaki etkisi zaten gözler önünde.Örneğin insansız hava araçları ve ev temizleyen robotlar çoktandır hayatımızda. Sürücüsüz araçların da trafikte etkinleşerek hayatımıza dahil olacağı tartışılıyor. Fakat trafikte bu tip araçları yaygın şekilde kullanabilmek sandığımız kadar kolay değil. Hatta insansız hava aracı ve ev temizliği yapan robotlarla kıyaslandığında oldukça zor. Çünkü trafikten bahsediyoruz. Sürücüsüz araçların kullanılabilmesi için tüm trafik işleyişinin yeniden yapılanması ve insanların bu konuda eğitilmesi gerekir. Bunlar da hayli zaman alır gibi duruyor.
Sürücüsüz araçların gündeme getirilmesi birçok sebebe dayanıyor. Özellikle kazaların birçoğunun dikkatsizlikten ya da uykusuzluktan kaynaklanıyor olması, trafik güvenliğinde insan faktörünün etkisini gözler önüne seriyor. Yani uyumaya ihtiyacı olmayan, hiçbir şekilde dikkati dağılmaya bir mekanizma geliştirebilirsek trafikte güvenliğin artacağı düşünülmekte. Bir bakıma insan faktörünün ortadan kalkması demek sürücüsüz araçların devreye girmesi demek. Fakat şunu da belirtmek gerek; yarı otomatik araçlar da üretilebilir ve bu araçlarda insan faktörü hala işin içinde.
Yarı otomatik bir araçta sürücü de yarı aktif bir şekilde rol alıyor. Beklenmeyen bir durumla karşılaşıldığında kontrol sürücüye geçiyor ve kararı veren taraf o oluyor. Bu beklenmeyen olay yaşanana kadar sürücü sürüşle ilgili hiçbir konuyla ilgilenmiyor. Fakat beklenmeyen olay yaşandığı esnada sürücünün hızlı bir şekilde dikkatini toplayıp duruma bir çözüm getirmesi ve karar vermesi oldukça zorlaşıyor (Weller &Schlag, 2016). Bu tamamıyle insan zihninin işleyişiyle ilgili bir konu ve yarı otomatik araçların kullanımı için sıkıntı yaratacak gibi duruyor.
Trafik güvenliğinde insan psikolojisinden sürücü davranışlarına, otomatik araçlardan trafikte zarar görmesi daha muhtemel yayalara kadar birçok tartışmaya değer konu var ve hepsi trafiğe karışan herkesi ilgilendiriyor. Dışarıya adımımızı attığımız esnada yalnızca kendi kararlarımızdan değil, etrafımızdaki yani trafikteki diğer insanların verdiği kararlardan da etkileniyoruz. Hatta trafik bizim diğer insanlarla en çok etkileşime girip, birbirimiz üzerinde en ciddi etkileri bıraktığımız bir yer niteliği taşıyor. Düşünsenize, hiç tanımadığımız insanlarla yan yana araç kullanıyoruz, hep birlikte ışıklarda bekliyoruz ve bazen yanımızdaki aracı geçmeye çalışıyoruz. Esasında oldukça kaotik bir ortamda yolumuzu bulmaya çalışarak oldukça zor bir işi başarıyoruz. Yapılan tüm araştırmaların amacı da bu zor işte bize önderlik etmek. Bu kaotik ortamda kimsenin zarar görmemesi için uğraşıyoruz. Önüne geçilemeyecek durumlar varsa da bunların bilincine varmak amacımız. Toplum olarak bilincimiz arttıkça tanımadığımız insanlarla paylaştığımız yollarda birbirimize güvenerek daha emin ilerleyebiliriz.
7’den 70’e hepimiz yola adımımızı attığımız anda ulaşımın doğası gereği trafiğin bir parçası oluyoruz. Ancak en son ne zaman işe/okula gitmek için evden çıktığınızda trafik kazasına karışma riskiniz olduğunu düşündünüz? Ne yazık ki çoğumuz bir kazaya şahit ya da dahil olmadan gözümüzün önündeki gerçeği göremiyoruz. Öyle ki Türkiye’de 2021 yılında 1 milyon 186 bin 153 trafik kazası gerçekleşti (Türkiye İstatistik Kurumu, 2022) ve şüphesiz, hepimiz için trafik kazaları gündelik yaşantımızı ölümlerle ve yaralanmalarla tehdit eden bir unsur. Ancak biz hala bu kazalara karışma riskimizin şanstan daha fazlasıyla açıklanabileceğinin bilincinde değiliz. Fakat trafik kazalarına yol açan faktörleri tanımak ve onlardan uzak durarak kazaya karışma riskimizi azaltmamız mümkün.
Peki trafikte güvenliği artırmak için neler yapılabilir? Öncelikle şunu unutmamalıyız ki trafikte tüm yol kullanıcıları risk altında olsalar dahi yayalar, bisikletliler gibi incinebilirliği yüksek olan gruplar tehlikelere daha açık. Bu sebeple yayaların dahil olduğu kazalar incelendiğinde kaza sorumluluğu payının sürücülerde daha fazla olduğunu görüyoruz (Houten, 2011). Araç kullanmada yetkin olmak için sürücünün yaşı ve görme yetisi gibi yeterlilikler, araç sürmenin yaya olmaya kıyasla bir imtiyaz olması ve çocuklar ve yaşlılar gibi yaya gruplarının bilişsel ve/veya fiziksel olarak araç sürücüleri kadar yetkin olmayan grupları da içermesi sebebiyle araçların sorumluluğu daha fazla. Dolayısıyla, hangi yol kullanıcısı grubuna dahil olursak olalım risklere daha açık olan grupları tanımamız gerekiyor.
Bireysel düzeyde üstümüze düşen görevlerden biri de yol kullanıcısı olarak sorumluluklarımızın farkında olmak. Elbette pek çoğumuz uymamız gereken trafik kurallarını biliyoruz. Ancak teorik olarak sorumluluklarımızı biliyor olmamız ne yazık ki pratikte de uyguluyor olduğumuz anlamına gelmiyor. Öyle ki, sürücülerin fren yerine gaza basmak gibi kasıtsız hataları ve kuralları bilmemesinden yanı sıra kurallara kasıtlı olarak uymamasından da kaynaklanıyor. Yol kullanıcılarının kendilerinin kazaya karışacağı riskinin daha az olacağını düşünmesi gibi yanlı bakış açıları ise güvenliğe ilişkin tehditlerden bir diğeri. Kısaca, trafik kemerimizi takmak, hız limitlerine uymak ve kaza riskimizi azımsamamak gibi basit ama hayat kurtaran uygulamalarla bile güvenli bir trafik ortamı oluşturmak için üzerimize düşen sorumluluğu gerçekleştirmek için adımlar atmış oluyoruz.
Örgütsel düzeyde ise taksi ve tır şoförleri gibi profesyonel sürücülerin çalıştıkları şirketlerin politikalarındaki değişiklikler gelişimleri destekleyebilir. Çünkü bu alanda çalışanların işi yetiştirmek için yaşadığı zaman baskısı, çalışanların sağlığının şirket tarafından önemsenmemesi ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması gibi faktörler profesyonel sürücülerin ve trafikte etkileşime geçtikleri diğer yol kullanıcılarının kazaya karışma riskini artırıyor. Örneğin, tır şoförlerinin teslimat zamanlarının daha esnek belirlenmesi, şoförlerin uzun yolculuklarda makul seviyelerde dinlenmelerinin önünü açıp kazalara dahil olma şansını düşürebilir. Bir başka örnek ise son zamanlarda medyada sıkça duyduğumuz motosikletli kuryelerle ilgili. Bu kuryelerle çalışan şirketler de yine zaman baskısını azaltmak için esnek bir teslimat zamanı anlayışı benimseyebilirler. Böylece incinebilir risk grubunda olan ve agresif çalışma koşullarına maruz kalan kuryelerin kaza riskleri azaltılabilir.
Ülke düzeyinde ise eğitim ve denetim alanlarında yol kullanıcılarını sorumlulukları hakkında bilinçlendirmeye yönelik düzenlemelere gidilebilir. Örneğin, ehliyet eğitimlerinde var olan psikomotor ve bilişsel testlerin yanı sıra, sürücülerin farklı yol kullanıcısı konumlarında haklarının ve sorumluluklarının bilgisinin test edildiği bir simülasyon eklenebilir. Bu sayede sürücülerin incinebilir yol kullanıcılarına olan duyarlılığı artırılabilir. Bunun yanı sıra, trafikte sürücü ihlallerini azaltmaya yönelik denetimlerde değişiklik yapılabilir. Örneğin, Türkiye’de hali hazırda uygulanmakta olan radar sistemi, dünyanın farklı ülkelerinde olduğu gibi kontrollerin daha gizli yapıldığı ve öncesinde sürücülerin bilgilendirilmediği şekillerde yürütülebilir. Sonrasında, hız limitlerini ihlal eden sürücülerin daha hızlı bir şekilde ve adilce cezalandırıldığı bir yasal uygulama kanalı kullanılabilir. Böylece hız limitlerine uyma davranışın genellenme olasılığı artar.
Uluslararası seviyede ise sürdürülebilir ve güvenli trafikte “neleri gerçekleştirdik?” ve “neleri gerçekleştirebiliriz” sorularının değerlendirmeleri yapılabilir. Türkiye’nin ve dünyanın trafik güvenliğine ilişkin ekonomik (yol altyapıları ve güvenlikle alakalı yaptığı yatırımlar ve trafikteki araç sayıları vb.), demografik, ekolojik durumu ve kültürel norm örüntüleri gibi faktörler analiz edilip bir yol haritası çizilebilir. Örneğin şu sıralar tam otonom sürüşle ilgili pek çok yeniliğe şahit oluyoruz ve dünya yapay zekaların rolünün artmasının muhtemel olduğu bir yöne doğru ilerliyor. Uluslararası seviyede gerçekleştirilen trafik güvenliğine ilişkin analizler bizlere “yeniliklere adapte olabilir miyiz?” veya “adapte olabilmemizi hızlandıracak faktörler nelerdir?” gibi soruların yanıtlarını şu ana kadar güvenli bir trafik için atılan adımları da değerlendirerek verebilir.
Son olarak, yukarıda da bahsettiğim gibi ilerleyen yıllarda otonom araçların etkinliğinin artacağı veya daha farklı araçlarla yeni kullanıcı gruplarının ortaya çıkacağı bir trafik ortamı olası olabilir. Ancak bu noktaya gelmeden önce bizim şu anki seviyede insan faktöründen kaynaklanan trafik güvenliği tehditlerinin bilincine varmamız ve başa çıkmamız gerekiyor. Çünkü ileride yapay zekanın etkinliğinin artması, bu otonom teknolojilerin sınırlarını daha iyi bilen ve kendi sorumluluğun farkında olan kullanıcılara daha çok ihtiyacımızın olması anlamına geliyor. Bu bilinci şu an yakalarsak ileride bu konforlu teknolojilere trafik güvenliğini de iyileştirebilecek şekilde adapte olmamız kolaylaşır. Dolayısıyla şu anda trafikteki yerimizin farkındalığını artıracak uygulamaların bireysel, örgütsel, ülkesel ve uluslararası düzeylerde geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerektiği aşikâr.
Haberlerde kaza haberlerini çokça görmüşüzdür. İstatiklere göre ise her yıl yaklasık 1.3 milyon insan trafik kazalarından ötürü hayatını kaybediyor, 20-50 milyon insan ise ölümcül olmayan şekilde yaralanıyor. Bu bilgiler bize pek de güvenli bir trafik atmosferinin olmadığını işaret ediyor. Trafik güvenliği ise hepimizin ihtiyaç duyduğu güvenli trafik ortamını sağlar. Kaza riskinin düşük olduğu bir düzende trafikte olmak, yaralanmaları ve olası ölümleri önlemek trafik güvenliği ile ilgilidir. Trafik güvenliği birçok insanın can güvenliği için oldukça önemlidir.
Özellikle bazı kesimler, kırılgan kesim olarak adlandırabileceğimiz dezavantajlı gruplar, genel olarak yayalar daha çok tehlike altındadır. Engelli bireyler, çocuklar, yaşlılar ile birlikte bisiklet sürücüleri de dezavantajlı gruplar arasında sayılabilirler. Kırılgan grup olmalarının sebebi hasar almaya daha açık olmaları ile açıklanabilir, onları koruyan herhangi bir araç ya da bir ekipman araçların içindeki sürücülerle kıyasladığımızda pek yoktur. Çarpışma olduğunda en büyük hasarı onlar alır. Bisiklet sürücüleri de kask taksa da, bir araç çarptığında o çarpışma anındaki gücü elimine edecek bir araca sahip değildir. Aynı zamanda sürücülerin ve yayaların çeşitli hatalı davranışları olabilmekte. Bu da yayaları daha da dezavantajlı ve riskli bir durumda bırakabilmektedir. Sürücüler alkollü halde araç kullanıyorlarsa, dikkatleri dağınıksa, yorgunlarsa, dürtüsel hareket ediyorlarsa kaza riski daha fazladır. Sürücülerin davranışları çeşitli modellerle de açıklanabilmektedir. Davranış modellerini anlarsak davranışları nasıl değiştirebileceğimize dair de fikir edinebiliriz.Bu konuda birçok çalışma yapılmıştır. Örneğin, Planlanmış Davranış Teorisi’ne göre, çeşitli davranışlar üzerine tutumlarımız, inançlarımıza göre kişisel normlarımız, ya da bir şeyi kontrol edebileceğimize dair olan inancımız bizim bir davranışı gerçekleştirmek için gerekli olan niyetimizi etkileyebilir. Örneğin, boş bir yolda biraz hızlı gitmeyi eğer çok kötü görmüyorsak, tutumumuz negatif değilse, yolda aniden biri durduğunda durumu kontrol edebileceğimizi düşünüyorsak hızlı gitmeyi düşünebiliriz. Başka bir teoriye göre ise tehlike algımız, gerçekten bir şeyi tehlikeli bulup bulmayışımız davranışlarımızda etkili olabiliyor. Türkiye’de birçok insanın birçok durumu pek “tehlikeli” bulmadığını, “aman hallederiz” şeklinde düşündüğünü gözlemlemek bence mümkün. Boş bir yolda hızlı gitmek, sürücülerin her şeyi kontrol edebileceklerine dair algıları, olayların gerçek tehlike seviyelerini görememeleri, belki çevrelerinden de hep bu tip örnekler görmeleri ve kural ihlaline sıcak bakmaları ile birlikte yayalar daha da tehlikeye açık hale geliyor. Yayalar da kırmızı ışıkta yolun karşısına geçmeye çalışmamalı, her zaman için üşenmeden üst geçitleri kullanmalılar. Acelecilik ve dalgınlık yayaları yine daha dezavantajlı durumlarda bırakabilir. Ancak, trafik kazalarında genel olarak sürücü davranışlarının incelenmesi daha da önem arz etmekte, ve sürücülerin sorumluluğu daha fazladır. Nedenlerine gelirsek, sürücülerin beceri, bilgi, görüş kabiliyeti gibi birçok konuda minimum standartı yakalaması istenmekte, yürümek ve yaya ulaşımında ise bu söz konusu değildir. İkinci olarak araba sürmek bir ayrıcalık, hak değildir, yürümek ise haktır, herkes yürüyebilir. Üçüncü olarak yayalar sürücülerin kabiliyetlerine sahip olmayabilir, dezavantajlı gruplar, örneğin yaşça küçük çocuklar da yaya olabilir. Sürücülerin oldukça dikkatli olması, ve davranışlarının incelenmesi gerekmektedir. Birçoğumuz haberlerde “Yine trafik can aldı.” tarzı başlıklar görmüş ve çeşitli üzücü kaza haberleriyle karşılaşmışızdır. “Trafik canavarı” kelimesine aşinayız, ama sürücü etkisinden bahsetsek de, yol düzenlemelerinin de trafik kazaları konusunda oldukça önemli bir etkisi var. Trafik güvenliği sürücü davranış ve sürüş teknikleri ile ilgili olmak ile birlikte, yol düzenlemeleri, çevresel olarak gerekli önlemlerin alınması ile de ilgilidir. Hem sürücü davranışları değiştirilmeli, hem de gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Amacımız daha güvenilir bir trafik ortamı yaratmak olmalıdır. Bu konuda ülkelerin çeşitli düzenlemeler yapması gerekmektedir. Bireysel ve ulusal anlamda çeşitli çalışmalar yapılmalıdır.
Ülkemizde de pek güvenli bir trafik ortamı olmadığı söylenebilir. Kaza oranı yüksektir ve trafik güvenlik kültüründe kazalarla bağdaştırılmış çeşitli kültürel davranışsal özellikler istatistiklere göre mevcuttur. Çok önemli bir veri olarak ise Türkiye’de insanlar belirsizlikten kaçınma noktasında yüksek bir puana sahipler, kendilerini güvende hissetmiyorlar. Düzenli işleyen kurallara ve yasalara ihtiyaç duyulabilir. Ve bir araştırmaya göre Finliler ve İsveçliler trafik ortamlarını stabil olarak değerlendirirken, Türkler ve Yunanlar trafik ortamını kaotik, ve öngürülemez buluyorlar. Bu kaotik ortam ise trafik güvenliği hissiyatının olmadığını gösteriyor. Daha stabil ve kurallara uyulan, düzenlemelerin yeterli olduğu bir trafik ortamına ihtiyacımız var. Trafik ölümleri ve kolektivist kültürler ve belirsizliğe tahammülsüzlük ilişkili. Bir çalışmaya göre ise yollardaki ölüm oranlarımız Avrupa’ya kıyasla daha fazla. Trafikte pek güvenli bir ülke olmadığımızı söyleyebiliriz, çeşitli çalışmalar yapabiliriz. Ayrıca trafik güvenliği yol düzenlemeleri ve yapılan politikalarla da oldukça alakalıdır. Birçok ülkede araç, araba odaklı bir düzen volduğunu görüyoruz, yayaların, bisiklet kullanıcılarının pek de önemsenmediğini söylemek mümkün. Amerika, Brezilya gibi Türkiye’de de araç odaklı bir düzen mevcut. Kısa mesafeler bile araçlarla gidilebiliyor. Türkiye’de de bisiklet yolu gibi pek çok imkan yeteri kadar mevcut değil, bu da bisiklet sürücüleri gibi dezavantajlı grupları daha çok tehlikeye atmakta. Şu anda trafik güvenliği olarak çok da iyi bir yerde değiliz ve gitmiyoruz gibi duruyor. Amacımız, bunu çeşitli düzenlemelerle değiştirmek olmalı. Sürdürülebilir bir ulaşım sistemimiz de pek yok, çevreciliğe dikkat eden, bisiklet yollarını çoğaltan teşvik eden bir yönetim de yok. İnsanlar toplu taşımanın pahalı ya da kalabalık olması, belki de optimum koşullarda olmaması ile daha az çevreci bir yaklaşım olan bireysel araç kullanımını tercih edebiliyorlar. Türkiye’de ve dünyada Trafik güvenliğinde sürücü davranışları sürüş stilleri ile birlikte, ülkelerin politikaları, toplumun kültürel yapısı, yolların güvenliği, yapılan uygulamalar ve düzenlemeler, yaptırımlar gibi birçok unsur önem arz ediyor. Kaza risklerini azaltmak daha iyi bir trafik kültürü oluşturmak için çeşitli çalışmalar yapmak mümkün. Bireysel olarak sürücü davranışları oldukça önemli. Eğer agresif biri isek terapiye gidip öfke problemimiz üzerine çalışabiliriz. Alkol sorunumuz varsa aynı şekilde uzmanlardan yardım alabiliriz. Emniyet kemeri takmayan tanıdıklarımızı uyarabiliriz. Organizasyonlar ya da şehirler açısından ise bazı düzenlemeler yapılabilir. Çalışana değer verilmeyen ortamlarda kurallara uymamak daha yaygındır. Kısıtlı saatte varacağı yere yetişmek zorunda olan bir otobüs şoförü kurallara uymayıp daha hızlı gidebilir, sonunda ise kazalar olur. Uygun düzenlemeler, yedek şoförlerin olduğu uygun saatlerin belirlendiği bir sistemde kaza riski daha az olur. Türkiye’de de yoğun çalışma saatleri olabiliyor. Daha geniş ölçekte, makro düzeyde düzenlemeler yapılabilir. Örneğin hükümetler daha katı yasal düzenlemeler getirebilirler, daha üst bir aşamada ise ekonomi, demografi, kültür gibi unsurlar etkili oluyor. Kültürel olarak “kolektivitizm” ya da “bireyselcilik”, ya da daha önce de değindiğimiz gibi “belirsizliği tolere edememek” gibi kültürel etmenler etkili olabiliyor. Kültürel değişim biraz daha zor gözükebilir ama çeşitli düzenlemelerle insanların belirsizliğe tahammül edememe durumu değişebilir, hiyerarşi ile ilgili olarak “güç uzaklığı” terimi de mevcut. Eşitsizliği kabul etme ile ilgili bu durum eğer toplumda ve yönetimde daha eşit uygulamalar olursa kanıksanmayabilir ve değişebilir. Ülkelerin ekonomik durumları da bu süreçte etkili, geçim sıkıntısı olan ülkelerde arabaların bakımını yaptırmak ve birçok durum sürücüler için zorlu olabilir. Daha kalitesiz ikinci el arabaları alabilirler. Ekonomik düzenlemeler de bu konuda yardımcı olabilir.
Aynı zamanda genel olarak yayaların tehlikede olduğundan bahsetmiştik. Bunda şoförler yüksek oranda sorumlu, birçok sürücü geçiş üstünlüğünün yayalarda olduğunu düşünmüyor ve bu kuralı ihlal ediyor. bazı davranışları belki eğitim, yasal yaptırımlar, ve çeşitli mühendislik uygulamaları uygulanabilir. Örneğin yayalara geçiş önceliği verilmesi için park alanlarına çeşitli broşürler dağıtılabilir. Daha çok ceza sistemi uygulanabililir. Ve yollarda daha çok işaret olabilir. Görme engelliler için de sesli işaretler olabilir. Çalışmalara göre gece karanlıkta daha çok ölümcül trafik kazası olduğunun ve yayaların daha çok tehlikede olduğu bildirilmiş. Gece görüşü kaza sebeplerinden biri olabilir. Geceleri daha çok ışıklandırma kullanmak bir çözüm olabilir. Kimi yerler çok ıssız gözükebiliyor ve yetersiz aydınlatma olabiliyor. Hatta kalabalık üniversite kampüslerinde dahi tamamen karanlık gözüken alanlar olabiliyor. Daha çok ışıklandırma da bir çözüm olabilir. Aynı şekilde bisiklet sürücüleri de oldukça mağdur olabiliyor, daha çok bisiklet yolu yapılması da bir çözüm olabilecek durum. Hükümetlerin de bu konuda çalışmalar yapması bisiklet sürücüleri için daha güvenli bir alan yaratacaktir. Aynı zamanda teknolojinin gelişmesi ile birlikte telefon bağımlılığı yaşayan yayalar için de karşıdan karşıya geçmek tehlikeli olabilir. Onlar için de Kore’de olduğu gibi yerde yanan trafik ışıkları, sürekli yere bakarak yürüdükleri için faydalı olabilir. Bu da mühendislik alanında bir düzenleme aşamasına bir örnek olarak verilebilir.
Eğer özetlersek trafik güvenliği hepimizin ihtiyaç duyduğu, bireysel ölçüde, ya da daha geniş ölçekte ülkelerin, hükümetlerin de düzenlemeleriyle gelişme kaydedebilecek bir durum.
Şu sıralar çoğu ülkenin gündemi kendi kendini süren yani otonom araçlar. Halbuki henüz tamamen insan kontrolü olmadan sürüş yeteneği olan bu araçlar üretilebilmiş değil. Buna rağmen dünya gündemi kendini bu araçlara hazırlamış durumda. Peki neden henüz üretimi dahi yapılmamış bu araçlar için bu kadar çaba sarf ediliyor? Hatta MIT’den koskoca profesörler Moral Machine diye bir site üretmişler. Bu sitede dünyanın dört bir yanından insanlara otonom araç içeren senaryolar sunup insanların fikrini alıyorlar. İki milyondan fazla çözülen bu test sizce neyi amaçlıyor? Tabii ki otonom araçta olmayıp insanlarda olan bir özelliği ölçmeyi. Makinelerin ahlaki seçimler yapabilmesi mümkün olmadığı için insanlardan bu verilerin toplanması amaçlanıyor. Ani bir kaza anında şimdi üretilen Tesla gibi yarı-otonom araçlar sürüş kontrolünü insanlara devrediyor fakat tam-otonom araçta direksiyon dahi olmayabilir. Böyle bir durumda iki canlıdan birinin tehlikeye atılması gerekirse bu araçlar tek başına karar almak zorunda. Yani, ani bir kaza anında bu araçtaki insanların öleceği bir senaryoyu mu seçmeli araç yoksa yoldaki yayayı mı? Yaya yaşlı ya da engelli biriyse o mu feda edilmeli? Ya yayalar araçtaki insanlardan fazlaysa o zaman kim feda edilmeli? Araç her zaman sürücüyü mü korumalı? Bu durumda dışarıdaki canlılar için ölüm makinesi üretilmiş olmaz mı? İşte tam-otonom araç üretmekten zor olan şey tam da bu: sorumluluk. Bu araçları üretecek şirketler insanların ölmesi sonucu nasıl sorumluluk almaktan kaçınacaklarını planlıyorlar. MIT Moral Machine deneyi de aslında bu amaca hizmet edecek araçların başında geliyor. Bu ahlaki seçimleri arabalar yerine insanlar yaparsa şirketler de sorumluluğu yükleyecek birilerini bulmuş olacak. Bu konu halledildiğinde yapılması gereken diğer şeyler mühendislik ve yol çalışmaları gibi daha teknik işler olacak. Birçok ülke de buna hazırlanmaya başlıyor gibi.
Ülkemizde durum nedir diye soracak olursanız pek iç açıcı değil maalesef. Türkiye’de trafikteki sorunlar saymakla bitmezken tam-otonom araçtan bahsetmek mümkün değil maalesef. Sürdürülebilir, güvenli ve mobil trafik konusunda dahi dünyadan birkaç adım gerideyken daha gelişmiş teknolojileri düşünmemiz zor. Maslow’un hiyerarşi piramidinde alt basamakları tamamlamadan üsttekilere geçemediğimiz gibi bu sorunları da halletmeden tam-otonom aracı düşünmemiz bir süre zor olacak gibi.
Bu sorunlardan ilki güvenlik tabii ki. Trafikte özellikle yaya güvenliğini sağlamamız gerekiyor. Bunun yanında bisikletli ve motorlu sürücülerin de savunmasız olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Trafikte en büyük sorun olan güvenlik sorununun temel nedeni insan faktörü aslında. Bizim insanımızın da sinir ve stres seviyesi göz önüne alındığında ortaya trafikte koca bir kaos doğuyor. Korna sesleri, hız limitini aşma, kırmızı ışığa sabredememe, karşıdakinin ufak bir hatasında arabadan levyeyle inme sorunların sadece birkaçı. İnsan faktörü trafik için bu kadar tehlikeliyken trafiğin merkezindeki insanları birazcık kenara almak fena mı olurdu? Peki bunların çözümünün de tam-otonom araçlardan geçtiğini söylesem şaşırır mıydınız?
Kendi kendine giden arabalarla ilgili amaç, trafikte güvenliği arttırmak ve kazaları azaltmak aslında. Tam-otonom araçlar, sensörler, kameralar ve yazılım gibi teknolojileri kullanarak çevrelerindeki diğer araçları, yaya ve bisikletlileri ve çevresel faktörleri algılayarak kendilerini otomatik olarak yönetebilirler. Bu sayede araba sürücüsünün yapabileceği hatalardan veya unutkanlıktan kaynaklanabilecek kazalar önlenir ve trafik güvenliği artırılır. Otomatik sürüş modu sayesinde araba sürücüsünün sürekli olarak trafikte dikkatli olmasına gerek kalmaz, böylece yorgunluk veya dikkatsizlik nedeniyle oluşabilecek kazalar önlenir. Tam-otonom araçlar diğer araçlarla ve yaya veya bisiklet kullanıcılarıyla etkileşimlerini daha doğru ve daha hızlı şekilde yapabilirler. Bu araçlar arasındaki haberleşme sayesinde trafik akışı daha verimli hale gelebilir ve sürüşte daha az enerji harcanabilir. Düşününce, ülkemiz bu konuya daha fazla önem verirse aslında geride başladığımız trafik güvenliği sorununu dünyadan önde bitirebiliriz.
Peki genel olarak ne yapabiliriz? Trafik güvenliği konusunda herkesin katkıda bulunabileceği birçok faktör var. Öncelikle, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerine katılmak, birey olarak bilinçlenmemize katkı sağlar. Birey olarak bilinçlenme toplumun temel taşları olduğumuz için çok önemli. Kuruluşlar ve şehirler, tam-otonom araçlar konusunda eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri düzenleyebilir, güvenli yollar ve kavşaklar inşa edebilir, kendi kendine giden araç teknolojisi uygulamalarını destekleyebilir. Ülkeler, trafik güvenliği konusunda yasaları revize edebilir, eğitim ve bilinçlendirme programlarını geliştirebilir, kamuya açık alanları güvenli hale getirebilir ve kendi kendine giden araç teknolojisi yatırımlarını destekleyebilir. Uluslararası yapılar, tam-otonom araçlar konusunda ülkeler arasında iş birliği ve koordinasyon sağlayabilir, ortak çalışmalar ve projeler düzenleyebilir, ülkeler arasında bilgi ve teknoloji paylaşımı yapabilir. Ayrıca, uluslararası yapılar, trafik güvenliği konusunda ülkelerin yasalarını ve uygulamalarını standartlaştırmak için çalışabilir. Tüm bu seviyelerde ortak çalışmalarla tam-otonom araçların geliştirilmesi ve trafiğe adapte edilmesi çok daha kolay olacaktır. Daha güvenli bir trafik için teknolojiden yararlanmak atılacak en mantıklı adım olacaktır.
Daha güvenli günlere.
Trafik kurallarının ne kadar gerekli olduğunu hiç düşündünüz mü? Hepimizin trafikte oluşan kazalar sonucu hayatını kaybeden insanlarla teması vardır. Televizyonu açtığımızda haberlerde trafikte oluşan kazalar ve sonuçlarıyla ilgili haber duyma olasılığımız epey yüksektir. Trafik çarpışması ölümleri, dünya genelinde ölüm sebepleri arasında 10. sırada gelmektedir. Bu kazaların bu kadar hayatımızın içinde olması, belki de bizim alışmamıza sebep olmuştur. Bu alışkanlıktan dolayı yeterince önem veremesek de trafik güvenliği kavramı, hayatımızla sonuçlanabilecek önemli bir konsepttir.
Trafik güvenliği dediğimiz kavram, ilk kazaların meydana gelmesinden bu yana değişerek ve gelişerek bugünkü halini almıştır. Trafik güvenliğinin önemi, trafiğin açık bir sistem olmasından kaynaklanır. Düzenli ve güvenli bir trafik akışı sağlanması için bu kavram önemlidir. Genel olarak maddi hasar, yaralanma, ölüm, yetişmiş insan kaybı, engelli kalma, parçalanmış aile ve tedavi giderleri bu kazaların sonuçları arasında sıralanabilir. Bu hasarın kaza yapanlara ve yakınlarına yaşattığı travmalar ise güvensiz trafik ortamının olumsuz diğer özelliğidir. Trafikte var olan yayalar ve araç sürücüleri her gün potansiyel tehlike altındadır. Her birimiz tehlike altında olsak da bazı durumlar ortamı daha güvensiz hale getirebilir. Bu durumlardan biri trafik levhalarını bilmemek ya da önemsememektir. Kazaların yoğun olduğu kavşaklarda geçiş üstünlüğü ve yol hakkı önceliği konularıyla ilgili levhalara önem vermemek yaygın yapılan hatalardandır. “Yol ver!” veya “Dur!” gibi levhaların kavşaklarda bulunmasının temel sebebi, ortaya çıkabilcek karışıklığı engellemektir. Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada artan emniyet kemeri farkındalığından da bahsetmek gerekir. Özellikle otobüslerde yumuşak bir çarpış sağlaması için emniyet kemerinin önemi anlatılmaktadır. Koltuktan çıkmanın engellenmesi ve kaza anında insanları sabit tutması ile bilinen bu uygulama, güvenli bir yol ortamı için önemlidir. Bunu gözardı ettiğimizde ise sadece kendimizin değil, aracımızdaki ve karşı araçtaki insanların da hayatını tehlikeye atarız. Trafikteki güvenli ortamı sağlamak için sürdürülebilir bazı uygulamalar vardır: Türkiye ve dünyada sürdürülebilirlik konusunda elimizde birçok araç ve yöntem vardır. Bunlar arasında enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, çevre dostu ulaşim, atık yönetimi ve doğal kaynakların korunması gibi konular yer almaktadır.
Trafikte sürdürülebilirlik için yapılabilinecek önemli adımlar arasında:
- Ulaşım ihtiyacını azaltmak (örneğin, yürüyüşe ve bisiklete yönelmek)
* Elektrikli veya hidrojen gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak çevreyi kirletmeyen araçlar tercih etmek
- Trafik yoğunluğunu azaltmak (örneğin, telekommüte çalışma veya carpooling)
- Yolların ve yolculuk rotalarının planlanmasını optimize etmek
- Trafik sistemlerini ve araçlarını yeniden tasarlayarak daha az enerji tüketimini sağlamak
- Önleyici tedbirler alarak trafik kazalarının sayısını azaltmak
Dünyada ve ülkemizde de sürdürülebilir ve güvenli bir trafik ortamı için çeşitli “güvenli sistem” uygulamaları yapılmaktadır. Burada trafik çarpışmaları kaçınılmaz olsa da yaralanmalar ve ölümler azaltılabilir.
Çevresel faktörler, bu faktörlerin sürücüyü ve yayayı nasıl etkilediği trafik güvenliğini sağlamak için araştırılacak bir diğer önemli başlıklardır. Ulaşım ağı tasarımı, yol güvenliği konusunda önemli noktalardan biridir. Dünya’da da bunun örneğini görmekteyiz. Düşük veya orta gelir düzeyinde olan ülkelerin daha fazla risk altında olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü hem sürücü farkındalığı hem de ulaşım ağlarının tasarımı güvenliği olumsuz etkileyecek düzeyde olmaya yatkındır. Bunun yanında sosyoekonomik durumu yüksek ülkelerde “güvenli sistem” anlayışı daha çok benimsenmiş ve bu yaklaşımla birlikte ölümleri ve yaralanmaları çok daha hızlı şekilde aşağı çekebilmişlerdir. Herkes için güvenli ulaşım ağı, hayat kalitesi, toplumsal güven ortamı, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşım için önemli bir konumdadır. Her gün kullandığımız ulaşım ağları, sevdiklerimizin hayatını riske atacağımız ortamlar olmamalıdır. Bunun için atılacak adımlardan ilki güvenli bir ulaşım ağı yaratmayı hedefleyen sistematik bir yaklaşımken ikincisi bu ulaşım ağını insanlarda farkındalık yaratacak şekilde yayacağımız ortamlarda anlatmaktır.
Hayattaki eylemlerimizin çoğu alışkanlıklarımızla ilgilidir. Örneğin trafikte emniyet kemeri kullanmaya alışmış biri, kullanmadığında kendini rahatsız hissedecektir. Bunun yanında emniyet kemeri kullanmayan kişi için kemeri takmak rahatsızlık sebebi olabilir. Burada iki örnekte de alışkanlığın bilinçli bir şekilde hayatımızda yer edinmesinin trafik güvenliği açısından önemini anlamaktayız. Kişiler düzeyinde baktığımızda genç ve erkek sürücülerin, kadın ve yaşlı sürücülere göre daha fazla kaza yapma eğiliminde oldukları gösterilmiştir. Türkiye'de cinsiyet rolü normları nedeniyle, anne babanın izni olmadan, geçerli bir sürücü belgesi olmadan arabaya binmek “havalılık” göstergesi olarak görülmekte ve genç erkekler arasında yaygın olarak görülmektedir. Cinsiyet rolü normlarının trafik ortamında etkisini azaltmak mikro düzey önlemlerden biridir. Türkiye’deki işçi araç sürücülerinin güvenliğini konu edinmek orta düzeydeki önlemlerden biridir. Bunun yanında ulusal seviyedeki önemlere gelecek olursak, tutarlı kurallar ve ilgili cezaların olması ulusal seviyede alınacak önemli önlemlerdendir. Örneğin ülkemizde bu kuralların her zaman tutarlı olmadığı bir gerçektir. Bu nedenle sürücüler herhangi bir sorun oluşmayacağı düşüncesiyle trafik güvenliğini ihlal edebilirler. Magna seviyesinde alınacak önlemler ise belki de alınması en güç önlemlerdendir. Çünkü değerler milletlere kök salmıştır ve bir gecede değişmeyecektir. Bu anlamda mevzuat uyumsuzluklarına dikkat çekilmesi, gerekli politik önlemlerin önceliğe getirilmesi de bu seviyede alınacak önemlerden olacaktır. Bu anlamda kök salmış politikaların ve değerlerin değişmesi zor olsa da farkındalıkla birlikte değişim her zaman mümkündür!
Hepimizin de bildiği gibi trafik güvenliği, insan hayatının korunması için önemli bir konudur ve insanın kaliteli yaşamı için en gerekli şeylerden biridir. İstatistiksel verileri baktığımızda ülkemizde trafik kazaları yüzünden yaşanan ölümlerde bir önceki yıla göre %10,2 artış yaşandı. Ne yazık ki bu çok ciddi bir oran. Üstelik gelişen teknoloji ile bu oranın azalması beklenirken yüksek bir artış söz konusu. Bu durumun sebeplerine değinmek gerekirse en başta trafik kurallarında ve trafikteki davranışlardaki ihmalden bahsedebiliriz. Hepimiz hızla gelişen dünyaya uyum sağlamak için bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Lakin bu yetişme çabası bize geri dönülmez hatalara mal olabilir. Bir yerlere yetişelim derken hayata yetişemeyebiliyoruz.
Ne yazık ki trafikteki tehlikelerden en çok etkilenen gruplardan birisi de engelli yayalardır. Bu sorunun derinine inmek gerekirse bunun sebeplerinin en başında yayaların trafikte görünürlüklerinin az olması ve korunaksız olmaları gelir. Sürücülere oranla tehlikeyi fark etme ve o tehlikeden kaçınma olanakları çok yoktur çünkü sürücüler gibi hız yapabilme ihtimalleri yoktur. Zaten görünürlükleri de az olduğu için bir yerlere yetişmeye çalışan sürücüler tarafından görülmeme olasılıkları çok fazladır. Yayaların bu sorunları yaşadığı dünyada engelli yayaların yaşayabileceği zorlukları tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. Maalesef ki ülkemizde engelli bireylerin trafik ortamında zarar görmemeleri için bir çaba bulunmamakta. Yolda yürürken kaldırımlarda görme engelli bireyler için “hissedilebilir yüzey” adı altında yapılan yollar görmüşsünüzdür. Hiç gözlerinizi kapatıp bu yoldan gitmeyi denediniz mi? Eğer denediyseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Birkaç adım sonrası ya park halindeki bir arabaya veya motosiklete çarpacak ya da bu hissedilebilir yüzeyin yok olduğunu fark edip yolunuzu kaybedeceksiniz. Ne kadar üzücü değil mi? Bu ciddi sorunu ancak kendimiz yaşadığımızda anlayabiliyoruz.
İşte bu sebeple bu ciddi konuya el atmak gerektiğini düşünüyorum. Dünyada ortak olan bu sorun için bilgilendirici konferanslar ve reklam kampanyaları yapılmalıdır. Özellikle engelli bireylere trafikte ve günlük hayatta yaşadıkları sorunlar sorulup bu sorunlara bir çözüm önerisi getirilmelidir. Ayrıca bu sorunun çözümünün tüm dünyaca olabildiğince ortak olması da çok önemli. Engelli bir birey farklı bir ülkeye gittiğinde alıştığı düzenden çok da dışarı çıkmaması onların refahı için çok önemlidir. Ülkemizde de insanları bilinçlendirmek adına yapılan eğitimler, reklamlar da bu sorunun bir nebze azalmasına veya ki daha az hasarla trafikte daha güvenli bir ortam yaratılması için büyük bir adım olacaktır. Sadece bunlarla yeterli kalınmamalıdır. Zaten ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri de tedbir gibi gözüken tedbirsizlikler değil midir? Kabartmalı yolların var olması bu yolların hala işlevsel olduğunu gösterir mi? Zannetmiyorum. Bu yüzden şehirlerdeki belediyeler de uygulanan tedbirleri kontrol etme görevini üstlenmelidir.
Peki biz bir birey olarak ne yapmalıyız? En önemli adım engelli bireyleri anlamaktan geçiyor. Yolda engelli bir birey gördüğümüzde sakince onları korkutmadan yanlarına yaklaşıp yardım isteyip istemediklerini sorabiliriz. Engelli bireyleri tehlikeye atacak bir durum gördüğümüzde bu durumu yetkili mercilere iletebiliriz. Ve tabi ki en önemlisi çevremizi bilinçlendirebiliriz.
Aslında küçük gözüken adımların ne kadar büyük ve güzel şeylere yol açacağını bilmek ve yapmış olmak için yapmamak bu soruna çözüm getirebilir. Bu sebeple ülkemizin asıl amacı tüm bireylere yaşadığı ortamda ve trafikte güvenli bir ortam yaratmak olmalıdır. Ve en önemlisi de bu ortamı yarattıktan sonra takip edilmesidir. Yani tedbirleri oluşturmak kadar bu tedbirlerin takibini yapmak da bir o kadar önemlidir. Umuyorum ki herkes için daha güvenli bir trafik ortamı sağlanabilir.
Bu yazının merkezi teması sürdürülebilir güvenli trafiktir ve bu bağlamda değinilen; hareketlilik, yol iştirakçileri, trafikte dinamikler ve değişkenlikler, sürdürülebilirlik gibi alt konular ile bir bütün oluşturulmaya çalışılmıştır.
Hareketliliğin hem toplumsal hem de bireysel düzeyde bu kadar arttığı bir devirde trafik toplumun çok ciddi bir kesimini ilgilendirir. Trafik güvenliği, kamusal yaşamın en önemli yönlerinden biridir. Güvenli trafik, yol iştirakçileri trafikteyken emniyetle seyahat etmeleri, kazalardan kaynaklanan yaralanmaları ve ölümleri önlemeye yardımcı olduğu için gereklidir. İkinci olarak güvenli trafik çevre için de önemlidir. Güvenli trafiği sağlayarak havayı temiz tutabilir ve hava kirliliğini azaltan ve herkes için daha sağlıklı bir çevreyi destekleyen fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı azaltabiliriz ve sürdürülebilir alternatifleri değerlendirerek güvenli trafik içerisine entegrasyonu için harekete geçebiliriz. Üçüncü olarak da güvenli trafik ekonomimiz için önem arz eder. Dikkatsiz ve emniyetsiz bir trafikte kaza yapma riskleri artar, bu da yaralanmalarına veya ölmelerine neden olabilir ve maddi hasarlar veya maaş kayıpları nedeniyle mali kayıplara neden olabilir. Böylelikle güvenli trafik, toplumdaki birçok kişiyi ilgilendirir ve etkiler, bu nedenle yol kazası riskini azaltmak için öncelikle hareketlilikte etkin olan iştirakçileri ve değişkenleri daha sonra ise içinde bulunduğumuz sistem koşullarını ve işleyişini son olarak ise güvenli seyahat alışkanlıklarını oluşturulması ve teşvikinin önemi güncelliğini ve merkezi konumu koruyacaktır.
Başlarken hareketliliğin olduğu yerde trafiğin başladığını görmekteyiz ve çağımızda trafiğin yalnızca şehir içi ve ulusal değil aynı zamanda kıtalar arası gerçekleşirken hem geniş çaplı hem de bireysel ölçekte çok hızlı ve sürekli bir akışın olduğu yadsınamaz bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Bununla beraber hareketlilik karayolu, denizyolu, demiryolunu veya havayolu değil artık; bunların da ötesine geçerek uzay boşluğunda hayatımızın çok ciddi noktalarını temas eden uydu ve aygıtlarımızın da tabi olduğu bir trafik söz konusu. Elbet teki her hareketliliğin olduğu yerde aynı trafik güvenliği ve kuralları işlenmesi beklenemez. Bunun ana sebebi hareketliliği oluşturan paydaşların farklı koşullar ve işleyişi barındıran sistemler içerisinde yer aldığı ve bu paydaşların bulunduğu sistemler içerisinde farklı karakteristik yapılarından ötürü pozisyon olarak daha özelleşmiş konumlandığını görüyoruz.
Trafik güvenliği ve sürdürülebilirlik hem küresel olarak hem de ülkemiz için önemli endişelerdir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre trafik kazaları, dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biridir ve tüm küresel ölümlerin %31'ini oluşturmaktadır. Bu durumda başta küresel daha sonra ulusal ölçekteki durumumuzu kısa bir bakış atacak olursak. Dünyanın birçok yerinde ülkemizdeki gibi bir senaryoyla karşılaşmak gayet mümkündür çünkü dönüşümler artık daha küresel çapta oluyor ve bununla beraber dünyanın birçok şehri birbirine sıkı bir şekilde bağlı ve bu da özellikle küresel ölçekte öne çıkan şehirler arasında hareketliliği baki kılıyor.
Tabi ülkemizin bulunduğu jeopolitik konum, demografik dinamikler ise fark yaratarak öne çıkan ciddi değişkenler arasında. Bu sebeple, İstanbul'un ulaşım ağı, yoğun bir metro sistemi ve şehri ve çevre ilçeleri birbirine bağlayan geniş bir otoyol ve köprü ağı ile dünyanın en gelişmiş ulaşım ağlarından biri olarak kabul edilirken, yol sıkışıklığı ve yüksek hava kirliliği seviyeleri gibi bir dizi zorlukla karşı karşıyadır. Bu sorunlar, son yıllarda artan gelir seviyeleri nedeniyle artan yaşlanan nüfus ve artan araç sahipliğinin bir sonucu olarak şehirdeki artan trafik sıkışıklığı ile daha da kötüleşti. Türkiye, son yıllarda trafikle ilgili kazaları azaltmak ve şehirdeki hava kalitesini iyileştirmek için bir dizi girişimde bulunuldu. Bunların arasında 2023 yılına kadar tüm trafik ölümlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir karayolu güvenliği politikası olan Hedef Sıfır'ın benimsenmesi yer alıyor. Yeni politikalar ve artan sayıda insanın toplu taşımayı tercih etmesine rağmen, İstanbul'da ve Türkiye'nin birçok ilinde özel araç kullanımının yüksek kalması trafik kazalarında her yıl artışa neden oluyor. Bu, alternatif ulaşım modlarını teşvik etmek ve halkı özel araçlara olan bağımlılığını azaltmaya teşvik etmek için ek önlemler çağrılarına yol açmıştır.
Bu aşamada trafik iştirakçilerinden kimlerin nasıl risk altında olduğu, bizlerin nasıl davranışlar sergilediğine göz atmak faydalı olabilir. Öncelikle trafikten güvenliğindeki açıklıktan ötürü birçok kişi muzdarip olabilir buna örnek olarak tahıl veya petrol yüklü bir deniz taşıtının kazası sonucu bütün bir şehrin etkilenmesi hatta dolaylı olarak tehlikeye girmesi dahi düşünülebilir bu da aslında trafiğin hayatımızda ne kadar merkezi ve girift bir yapı haline geldiğini bir kez daha hatırlatır.
Peki gündelik hayatımıza bakacak olursak durum aslında çok da karmaşık değildir. Şunu bilerek düşünürsek yollarda tehlikede olabilecek birçok insan var. Çünkü yollarda çok fazla araç var ve trafiğin paydaşçısı olan çok büyük bir kitle var, bu da kazalara yol açabiliyor. Yollardaki tehlikeyi azaltmak için ise öncelikli olarak daha dikkatli araç kullanmalı ve hız limitlerine uymalıyız. Yolda güvende kalabilmemiz için uymamız gereken bazı güvenlik kuralları da vardır. Hepimizin yollarımızda diğer insanların güvende olmasına yardım etme sorumluluğumuz var. Bu, araba kullanırken kurallara uymamız ve başkalarını da aynısını yapmaya teşvik etmemiz gerektiği anlamına gelir. Bu kurallara uymazsak, bazı insanlar için yaralanmalara ve hatta ölüme neden olabilir.
Trafikte tehlikede olan insanlardan birkaç örnek sayacak olursak. Listenin başını çoğu zaman yayalar oluşturur:
• Çocuklar – çocuklar henüz deneyimli yol iştirakçisi olmayabilir, bu nedenle nasıl güvenli seyahat edeceklerini bilmiyor olabilirler. Cep telefonu gibi şeyler de dikkatlerini dağıtabilir ve bu da kazalara neden olabilir.
• Yaşlı insanlar – yaşlı insanlar, yoldaki beklenmedik durumlara gençler kadar hızlı tepki vermeyebilir. Bu onların bir kaza geçirmelerine neden olabilir.
• Bisikletçiler – bisikletçiler, yola daha yakın olduklarından ve etraflarını görmekte zorlanabileceklerinden, yaralanmalara karşı arabalardaki insanlara göre daha savunmasız olabilirler.
• Motosikletçiler – kendilerini yaralanmalara karşı koruyacak bir korunakları olmadığı için motosikletçiler arabalardaki insanlardan daha fazla kaza yapma riski altındadır.
• Alkollü araç kullanan sürücüler – alkollü araç kullanan sürücülerin kaza yapma olasılığı daha yüksektir çünkü aracı düzgün kullanamayabilirler.
• Emniyet kemeri takmayanlar – emniyet kemeri takmayan yolcular, doğru korumaya sahip olmadıkları takdirde bir kazada ciddi yaralanma veya ölüm riski altındadır.
Hepimiz kurallara uyarak ve dikkatli araç kullanarak yolların daha güvenli hale gelmesinde rol oynayabiliriz. Bazılarımız ise, alkollü araç kullanmamayı seçerek yolları daha güvenli hale getirerek yardımcı olabilir. Bununla beraber dikkatli araç kullanmaya ve yolun kurallarına uymaya teşvik ederek de yardımcı olabiliriz.
Trafik güvenliği söz konusu olduğunda dikkate alınması gereken bir dizi davranışlar vardır ve herkesin bunları öğrenmek için zaman ayırması çok önemlidir. Dikkate alınması gereken en önemli faktörlerden biri yasa ve kurallardır. Trafik güvenliğiyle ilgili yasalar ve kurallar çok önemlidir çünkü yolu kullanan veya çevresinde yürüyen herkesin korunmasına yardımcı olurlar. Yasalara uyarak ve güvenli bir şekilde araç kullanarak, bir araba kazasına karışma ve yaralanma riskinizi azaltabilirsiniz. Trafik güvenliği söz konusu olduğunda dikkate alınması gereken bir diğer önemli faktör hava durumudur. Belirli hava koşullarında yol kazası riski daha yüksektir, bu nedenle bir kazaya karışmamak için araba kullanırken veya toplu taşıma kullanırken bunlara dikkat etmeniz önemlidir. Trafik güvenliğinin bir diğer önemli parçası da iştirakçilerin yollar ve çevrelerindeki trafiği bilmesidir.
Sona gelecek olursak güvenli ve sürdürülebilir trafik için yapmamız gereken başta hareketliliğin olduğu her yerde trafiğin olduğu ve bunun düzenlenmesi için başta trafik sistemin ölçeğinin belirlenmesi ve bunun etkileşimde olduğu alt-üst-yan sistemlerle ilişkisinin tespitinin yapılması temeli oluşturmada başlıca unsurlardandır. Bununla beraber unutulmaması gereken en önemli noktalar ise şunlardır: Bulunduğumuz çağda dünya küresel bir hala büründü ve birçok sistem ilişki içerisinde ve çok dinamik bir süreç içerisinde değişkenlik göstermektedir. Bu sebeple güvenli ve sürdürülebilir bir trafik için sistemlerimizin esnek ve adaptif olması hayati bir öneme sahip. Böylelikle değişen koşullara karşı çok daha dirayetli ve güvenli şekilde ulaşımımızı gerçekleştirebiliriz. Bunun için de trafik iştirakçilerinin kimliklerinin belirlenmesi ve bunlara yönelik kurallar, yasalar ve sistem içerisinde haklar ve önlemler almak bir o kadar da sistemin kendi içerinde istikrarının ve devamlılığını sağlamak için gerekli gözüküyor. Ayrıca uluslararası seviyede yapılan araştırmaların ve karşılaştırmaların neticesinde elde ettiğimiz bilgi ve veri havuzumuzu kullanışlı hale getirmemiz de güvenli ve sürdürülebilir trafiği besleyen temel unsurlardandır. Ayrıca günün sonunda hataların olacağını fakat bunları kontrol edemezsek de tolere edilecek düzeyde tutmayı hedeflemeliyiz.
Sürdürülebilir trafik güvenliğine uluslararası pencereden daha ülke bazında bakacak olursak yukarda da belirttiğim üzere ülkelerin ve şehirlerin her ne kadar birbiriyle ilişkili olsa da öne çıkan bazı farklılar sebebiyle farklı politikalara ihtiyaç duyacağı su götürmez bir gerçek olarak kalacak. Bu sebeple ülkeler şehirlere özel önlemler alması ve ulus çağında ise asgari güvenlik şartları birçok açıdan sağlamakla beraber teknolojiyi efektif bir şekilde trafiğin olduğu her yere entegre etmesi gerekmektedir.
Daha küçük ölçekte temamızı ele alırsak çeşitli organizasyonların, kitlelerin ve insanların trafik güvenliğinin ne kadar önemli olduğuna ve hataların ne kadar ciddi bedelleri olduğunu defaatle savunmaları ve buna yönelik retorik teşviklerde bulunmaları elzemdir. Böylelikle trafik iştirakçileri trafiğin bir parçası oldukları kadar sorumluluk alarak sürdürülebilir trafik güvenliğine katkı bulunmuş olurlar.
Günlük hayatta hiç trafikle işim olmuyor ya da bir araçla muhatap olmuyorum demek mümkün mü? Yörük kızıysanız ya da bir Afrika kabilesinde yaşıyorsanız evet fakat gelin görün ki biz Türkiye de yaşıyoruz ve hepimiz öyle ya da böyle yol iştirakçisiyiz ki bu durumda da bilmemiz ve riayet etmemiz gereken bazı trafik kuralları var ve bu kuralların amacı bizim güvenliğimizi sağlamak. Eğer bir yerde kural yoksa orada kaos, karmaşa veya curcuna olması kaçınılmazdır zira bir yerin intizamı, yazılı veya sözlü kurallar bütünü sayesinde sağlanır. Bu yüzdendir ki bizler bir şeyleri kategorize edip düzenlemeye bayılırız ve bu sayede hayatımız kolaylaşır.
Trafikte de kurallar olmalı ki güvenlik sağlanabilsin ve kaos ortamı oluşmasın. Yani şunu söylemek istiyorum trafik ışıkları olmasa ne olur hiç düşündünüz mü insanların hali? mesela hiç kırmızı ışık yanmasa yayalar nasıl neye göre karşıdan geçip geçmemeye karar verecekler veya yol geçiş üstünlüğü Ne? Nerede? Ne zaman? Kim? Buna kim karar verecek. Şu an trafik kuralları olduğu halde bu kadar çok kazanın veya olumsuzluğun yaşanmasının sebebi yüksek oranda bazı kişilerin kurallara uymamasından sebep. Trafikte güvenliğin sağlanması demek kaza ve hasarların en aza inmesi demek bu da daha fazla insanın trafik yüzünden çok sevdiği yakının yasını tutmak zorunda olmaması demek. Daha güvenli ve dikkatli bir trafik kurallar bütünü sayesinde hayatlarımız daha doyumlu ve stressiz olabilir. Çünkü Türkiye’de trafik çok stresli bir olay ve yaya veya şoför olalım fark etmez hepimiz bu stresi bir nebze de olsa yaşıyoruz çünkü trafik oldukça yoğun ve dinamik akıyor. Örnek vermek gerekirse ODTÜ A2 kapısından Bilkent şehir hastanesine yaya olarak gitmek durumunda olduğum zamanlar oldu ve bu durum o kadar stresli bir durum ki benim için çünkü çok fazla şerit var ve benim gördüğüm kadarıyla orada yaya geçidi mevcut değil, bu yüzden orada karşıdan karşıya geçmek ölüm gibi bir şey benim için trafik hiç azalmıyor. Bilakis genelde yoğun bir trafik var orada, sırf o trafiğe maruz kalmamak için randevu iptal ettiğimi bilirim. Bu durum bende kaygı yaratıyor.
Trafikteki sorunları bir anda çözmek ve şıp diye bir sihir yapıp düzeltmek mümkün görünmüyor ancak uzun soluklu güzel bir proje ile mümkün olabilir bu. Bu proje tüm ülke çapında olmalı ve proje kapsamında kurallar uygulanması gerektiği gibi uygulanmalı. Bazı kurallar bize çok kural kural gelebilir biz bu kuralları içselleştirene dek fakat içselleştirince otomatik olarak uygularız. Mesela Almanya ziyaretimde tanıdığım insanların arabasına bindim ve şehir içi yolculuk yaptık ve onlar beni arka koltukta oturduğum halde kemerimi takmam için uyarınca çok şaşırmıştım çünkü Türkiye’de ön koltukta bile emniyet kemerine gereken önemi fark etmiştim ve onlara kemeri niye takmam gerek dediğim zaman bana takmazsak ceza alırız dediler ve bunu söylerken ses tonları onları rahatsız eden bir durumu anlatmaktan ziyade olması gereken yapılıyor gibi rahattı ses tonları. Demek istediğim şu ki koyulan kural veya cezalar uygulanması gerektiği gibi uygulanırsa insanlar bunu içselleştirir ve bunu birkaç nesil sonra şikâyet ederek değil de olması gereken bu diye anlatırlar. Yıllar önce Afyonkarahisar da bir emniyet kemeri projesi uygulamaya konulmuş ve oradaki insanlar kemeri takmadıkları zaman inisiyatif alınmaksızın ceza alınca kemer takma oranları çok yükselmiş, kuralların sindirilmesi için tutarlı bir şekilde uygulanması gerekiyor. Türkiye de makro ölçüde devlet tarafından yapılması gereken budur. Tabi sadece devlet eliyle yaparak trafiği daha güvenli bir hala getiremeyiz bu konuda bireylere de uluslararası örgütlere de iş düşüyor.
Mikro düzeyde bireyler yaya iken yaya geçidini kullanıp trafik ışıklarına riayet edebilirler veya akşam trafikte iseler fosforlu renkler giyip araç sürücüsü ile göz teması kurarak varlıklarını fark ettirebilirler çünkü bizim sandığımızın aksine sürücüler yaya iken bizi görmüyor bunu ilk duyduğumda ben çok şaşırmıştım. Dahası yayaların ada etrafında dolaşmaması gerektiği gibi karşıdan karşıya geçerken de telefonla uğraşmamalı. Trafik hocam kimse 30 saniye bir mesaja geç cevap verdi diye kötü hiçbir şey olmaz o yüzden yolda telefonla ilgilenmeyin demişti ve bu benim çok hoşuma gitti kendi hayatımda da pratik etmeye çalışıyorum. Hatta artık müziği bile trafikte yaya iken tek kulaklıkla dinliyorum. Zira yaya olarak üzerime düşen görevleri oldukça azımsayıp kendime etkisiz eleman gözüyle bakmıştım. Oysaki şu an yayalara trafikte ne kadar önemli bir iş düştüğünü anlıyorum ve bu durum beni sorumluluk almaya itiyor. Benim üzerime düşen sorumluluğu anlamamı sağladığı için de trafik psikolojisi dersine teşekkür ediyorum ve eğitim kanallarının artırılması gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle bizler trafikte oynadığımız role göre almamız gereken aksiyonu bilirsek bilinçli olursak bunun trafiğe yansıyacağını düşünüyorum. Her öğrendiğimiz bilgiyi özümseyip hayat normumuz haline getiremesek de nereden tutsak kardır diye düşünüyorum. Yayaların tekelde yapması gerekenlerden bahsettim sürücülerin de yapması ve uyması gereken bir dizi kural var ve bu kuralları içselleştirmedikçe sorunlar olmaya devam edecek. Trafik bencil olmamız gereken bir yer değil herkesin işi var herkes bir yere ulaşmak için trafiğe çıkıyor o yüzden acele etmek yerine uygun olanı yapmamız gerek sürücüler bu anlamda uyumlu ve sorumlu olmalı sorunlu değil, insanlar yeri geldiğinde birbirlerini telafi edebilmeliler bu yüzden trafikte bolca hoşgörüye ihtiyacımız var. Bizim trafikte ilk öncelikli amacımız güvenle gideceğimiz yere varmak olmalı ondan sonra geç kalma meselesini düşünmeliyiz ya da evden ona göre erken çıkmalıyız. Velhasıl kelam trafik aktif bir olay ve içinde hava, yol, maruz kalma ve nüfus gibi pek çok konuyu içeriyor yani bir ekosistem desek yanlış bir benzetme olmaz. Bu yüzden trafikte lütfen sabırlı ve düşünceli olalım ben kaza yapmam gibi bir düşünceyle sorumsuzca hareket etmeyelim ve üzerimize düşeni yapalım hastanede trafik kazası yüzünden hayatla cebelleşen binlerce kişiden biri olmayalım. Unutmayın trafik hepimizin topluca üzerine düşeni yapması gereken bir yer ve başımıza buyruk davranabileceğimiz bir yer değil o yüzden samimiyetle ve hakkaniyetle davranalım.
Dünyaya geldiğimiz anda, yürüdük aynı zamanda…
Hayatlarımız maddi manevi yollarla kaplı… Bu yolculuklarımız ise bizlere, yolu kat etmemize yardımcı aracılara ve yolun kendisini de diğer yolcuları da içeren çevremize sıkı sıkıya bağlı. Peki bu yollar nereye çıkıyor? Hangi yolculuklar, hangi yolcular nasıl sonlarla karşılaşıyor? Bu sonu hangi duraklar, hangi araçlar, nasıl belirliyor? Gelin kaseti başa saralım…
Trafik kavramı görece yeni olabilir, fakat öte taraftan kaza dediğimiz insanlık tarihiyle paralel bir sicil… Kazaların en revaçta ve yeni formu olan trafik kazaları ise kısacık bir tarihe neler neler sığdırmış bir nevi Azrail... Azrail demişken trafikle ilgili her yazının girişindeki o klişeleşmiş fakat hala önemi karşılığınca dikkat çekmediğini gösteren bilgiyle başlayalım; savaşlardan her yıl ortalama 200 bin insan hayatını kaybediyorken bu sayı trafik kazalarında 1,4 milyonu buluyor. Ayrıca trafik kazaları sonucu her yıl yaklaşık 14 milyon kişi yaralanıyor ve bunların yaklaşık 4,5 milyonu kalıcı hasar ile yaşamaya mahkûm oluyor. Bu istatistiklerin bireysel boyutta hatta devletler, dünya ve insanlık bazında geniş ölçekli etkilerini tahmin etmek hiç zor değil. Peki savaşlardan daha yıkıcı olan bir alan nasıl olur da bunca teknolojik imkana rağmen güvenli hale getirilemez? Ya da soruyu değiştirelim; trafikteki yüksek ölüm oranları teknolojinin kendi getirisi olabilir mi? Gelişim sadece önlemleri değil kaza riskini de arttırır mı?
Bu soruları cevaplamak için önce tüm şartları aktive eden rolden bahsetmek gerek. Değişen şartlar rolümüzü değiştiriyor belki ama biz değişirken şartları da değiştiriyoruz. Bu kısır döngü insanın etrafında, insan tarafından, insanlık için (!) sürüp gidiyor. Örneğin kaza ihtimalini büyük oranda ortadan kaldırarak olası riskleri azaltan ve yaşam kalitesini arttıran, özellikle kazaların etkisine karşı daha hassas olan (çocuk, yaşlı, engelli) yaya, bisikletli, motosikletli gruplara hayati önem taşıyan güvenli bir trafik ortamı sağlayacak uygulamaları özgürlük tehdidi olarak görebiliyor, önceliklerimizi tahmin edilmesi zor sıralamalarla belirliyoruz. Zaman zaman tanımlarımızı, bakış açılarımızı değiştiriyor kendimizi yeniden konumlandırıyoruz. Yeri geliyor dünyayı uçsuz bucaksız imkanlara sahip bir ev olarak, kimi zaman kaynakları ha tükendi ha tükenecek bir kısıtlı çevre olarak görüyoruz. Her değişiklikte de yaşam stilimiz, kültürümüz derinden etkileniyor ve biz bu sefer de yeni şartlara uyum sağlamaya, dengeyi tekrar bulmaya çalışıyoruz. Dahası, kişiliklerimiz ve özelliklerimiz genetiğimizi bütünüyle paylaşan kardeşimizle bile farklılaşıyor ama yeri geldiğinde dünyanın öbür ucundan birisiyle bile aynı olay karşısında tıpatıp aynı tepkileri verebiliyoruz. Bu ilgi çekici çünkü kişilik dediğimiz o yapı tüm hayatı kapsıyor, öyle ki sürücülerin, yolcuların davranışına bile direkt etki ediyor. Mesela dürtüsel insanlar daha dikkati dağınık, sabırsız, daha plansız hareket ederek kendilerini yansıtıyorlar sürücü koltuğunda. Öte yandan vicdanının sesine daha çok kulak veren, dürüst insanlar kurallara daha çok riayet ederek, kazalara dâhiliyede diğer özelliklere sahip bireylere nazaran daha arka planda kalıyorlar. Kısacası kişiliğimiz niyetimizi ve istekliliğimizi de etkileyerek trafikteki davranışlarımıza, sürüş tarzımıza ve hatta sürüş kabiliyetimize bir nevi kontrol noktası oluyor. Tabi kültürel ve genetik etkiler de trafikte kendini bir hayli gösteriyor. Kültürler arası sürücü davranışları göçmen nüfuslar üzerinden ele alındığında ortaya göç eden etnisite ve göç edilen ülkeye göre de değişen şaşılası sonuçlar çıkıyor. Fakat ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde teknolojinin de sağladığı imkanlarla kültürler fark etmeksizin oluşmuş ortak faydalar da mevcut. Her ne kadar ülkemizde kask, emniyet kemeri gibi güvenlik araçları pek kullanılmasa da bahsedilen faydalar umut verici. Arabaların gelişen uyarı ve koruma mekanizmaları, teknolojik rötuşlarla trafik akışının sağlanması, yol iştirakçilerine eğitimler verilmesi, yolların ışıklandırılması ve çevresel faktörlere daha az hassas hâle getirilmesi bu faydalara örnek verilebilir. Fakat öyle ilginç varlıklarız ki teknolojiyle ilişkimiz de karmaşık. Çok az iş yükümüz olursa dikkatimiz dağılıyor yoldan çıkıyoruz, çok fazla olursa da taşıyamıyor duruyoruz… Evet, yine o sonuca varıyoruz; biz ancak her şeyin orta hallisiyle yaşayabiliyoruz… Bahsedilen durum kısmi otomasyona sahip araçlarda oldukça önem kazanıyor çünkü sürüş esnasında yükünüzü oldukça azaltan teknoloji, beklenmedik ve ani durumlar karşısında sizden kontrolü ele almanızı bekliyor. Fakat o esnada dikkatini yola vermekte eskisine oranla eksik olan ve halihazırda sürüş manevralarında hamlamış sürücü olayı algılamakta ve hamle yapmakta gecikebiliyor. Ya da başka bir perspektiften bakarsak, yine ileri teknolojik uygulamalar bizler için algı bombardımanına dönüşüyor ve dikkat dağınıklığına sebep olarak kazaları tetikleyebiliyor. İşte böyle örneklerle net bir matematiği olmayan sistemleri otomatiğe bağlamaya çalıştığımızı ve bunun olası sonuçlarını görebiliyoruz. Tüm bu bilgiler ışığında kaçınılmaz bir olgu olan değişimlerin sebepsiz yere gerçekleşmediğini ve bunları kabullenmeden önce hayatımıza uzun vadede etkisini öngörmenin önemini anlıyoruz. Bu anlamda değişen düzende herkesin payına düşen sorumlulukları var. Birey olarak tedbirleri uygulayarak pozitif fiiller benimsemek ve riskli davranışlardan kaçınmak yeterliyken, grupsal boyutta güvenli yol bağlamını sağlayacak teşviklerde ve düzenlemelerde bulunulmalı. Örneğin ülkemizde taksicilerin ve dolmuş şoförlerinin trafik davranışlarının daha fazla kontrol edilmesi gerektiği aşikâr. Ayrıca araç yoğunluğu, ihlal ve kazaların fazla olduğu İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde farklı uygulamalar denenmesi şart çünkü bu şehirlerde yaşayan sürücüler edindikleri alışkanlıklarla başka şehirlerde de hatalı davranışlarda bulunmakta. Zaten ülkemizde genel olarak hâkim bir caydırıcılık eksikliği mevcut ne yazık ki. Yasada ya da cezai işlemde karşılığı olmayan ihlallerin, devlet tarafından kısıtlayıcı hamleler konulmasına ihtiyaç duyduğunu söylemek mümkün. Son olarak kapitalist sistemde sürekli dikte edilen tüketim teması, sürekli artan araç sayısına ve trafik maruziyetine sebep olarak bu tablodaki belki de en etkili sebep. Dolayısıyla teknolojik gelişmelerden, sistemlerden ve hatta kültürden önce işin felsefesini ve temelini incelemek, öncelemek belirleyici faktör… Hangi kültüre ait olursanız olun ister kaldırımda ister direksiyonda olun ama hep uyanık olun…
Unutmayın ki algılarınız kapalı olduğunda yolun açıklığının hiçbir önemi yok. Bu yüzden, sadece yolunuz değil; algılarınız, farkındalığınız ve tedbirleriniz de açık olsun!
Umalım ki iki kapılı hanın ikinci kapısı daha doğal yollarla açılsın…
Sabahın erken saatlerinde kalktınız, hazırlandınız ve bir saatlik mesafedeki işinize gitmek için evinizden çıktınız. Sokağın başındaki aracınıza doğru giderken yine kahvenin uykunuzu açmadığını düşünerek yürüyorsunuz. Direksiyonun başına geçtiniz, yol bilgisayarını açtınız ve harekete geçtiniz. Sonrasında, arkanıza yaslanarak gözlerinizi yavaşça kapattınız. Bir süre sonra tiz bir sesle irkilerek uyandınız ve fark ettiniz ki çoktan şirketin otoparkına varmışsınız. Otonom araçlar ne de büyük bir nimet değil mi?
Ülkemizde ölüm sebeplerinden başlıcası trafik kazalarıdır. TÜİK verilerine göre 2021 yılında 1 milyon 836 bine yakın trafik kazası meydana gelirken bunların 998 bin 390 adedi maddi hasarlı, 187 bin 963 adedi ise ölümlü yaralanmalı trafik kazasıdır. Durum bu kadar ciddi bir boyuttayken trafik güvenliğinin önemi kaçınılmaz oluyor. Trafik kazalarının sebeplerine baktığımızda ise; hız sınırının aşılması, alkollü araç kullanımı, hatalı sollama ve emniyet kemeri kullanılmaması en sık maddeler arasında.
OECD istatistiklerine göre ise 2015 yılında yaşanan kazaların %90’ı insan hatalarından kaynaklanan kazalardan oluşmaktadır. İnsan hatasını azaltmak, daha güvenli bir trafik ve bu verilerin ışığında otonom araçlar popülerleşmiştir. Buna ek olarak, her geçen gün hızlanan teknolojiyle beraber büyük bir gelişme göstermiştir. Teknik açıdan bakıldığında, bir bilgisayarın alkollü araç kullandığı için kaza yapması pek de olası değildir.
Otonom araçlar, günümüzde standart hale gelmiş park sensörlerinden, hala geliştirilmekte olan, radar ve lazerle donatılmış, çevredeki olayları tanıyabilen yapay zekalara kadar geniş bir yelpazede olanaklara sahiptir. Ayrıca, bir insan ile bir sensör karşılaştırıldığında özellikle tepki sürelerindeki büyük fark kolaylıkla fark edilebilir. Özellikle, otonom araçlar, karanlık, sağanak yağmur veya kar yağışı gibi zorlu koşullar altında bir insanın yaratabileceği risklere kıyasla çok daha avantajlı durumdadır. Öte yandan baktığımızda, henüz yeterli olgunluğa ulaşmaması sebebiyle hala bir insan tarafından sürekli kontrol edilmesi gerekmektedir.
Bunun başlıca sebeplerinden biri otonom aracı oluşturan birçok elementin bulunmasıdır. Yani, özgürlük derecesi prensibine göre çok katmanlı yapılarda bir ekipman hatasının yaşanması ihtimali çok daha yüksektir. Örneğin, hassas bir hareket sensörünün bozulma olasılığı mekanik bir el freninden çok daha yüksektir. Bu olasılığı olabilecek en az seviyeye indirgemek için otonom araçlardaki bu elementlerin oldukça fazla sayıda testten geçmesi gerekmektedir. Bu elementlerin hata yatkınlığının en az seviyeye inmesi ve güvenilirliğinin artması riskli durumları azaltıp aksine trafik güvenliğini insanlı bir araçla karşılaştırıldığında beklenenin çok daha üstünde iyi hale getirebilir. Başka bir sebep ise, bu araçlar içerdikleri yüksek teknoloji ve internete bağımlıkları nedeniyle siber güvenlik açısından hala büyük açıklara sahip olmasıdır. Otonom bir aracın kontrolünün, zarar vermek amacıyla üçüncü kişiler tarafından ele geçirilmesi sonucu ciddi kazalara ve ölümlere sebep olması ne yazık ki mümkün. Bu koşullar altında bütün yol iştirakçileri zarar görme riskine sahiptir. Gerek yayalar gerek taşıt sürücüler ve gerekse de bu otonom taşıtta bulunan yolcular tehlike altında olabilirler. Böyle bir durumda trafik güvenliğine ait herhangi bir kural ya da önlem etkisiz hale gelebilir. Bu nedenle, günümüz şartlarında otonom bir aracın tamamen sürücü kontrolü dışında hareket etmemesi gerekmektedir.
Peki, otonom bir araçtaki her sürücü yolun takibini sağlar mı veyahut herhangi bir tehlike olasılığına karşı dikkat eder mi? Bir grup ödevi yaptığınızı düşünün, böylesine tekdüze bir görevde bile bazı insanların, kendi görevlerini yapmayın gruba güvendiğini günlük hayatımızda gözlemleyebiliyoruz. Sosyal psikoloji bağlamında sosyal kaytarma olarak da adlandırılan bu olgu, trafikte de otonom araç ve insan arasındaki ilişkide yer alabilir. Yani, insan nesli otonom araca güvenip “kaytarabilir” bu da bütün yol iştirakçilerinin hayatını tehlikeye atılabileceği anlamına geliyor.
Bu durumu düzeltebilmek adına yapılacaklar arasında eğitim öncelikli yer almakta. Dünyada ve dolayısıyla ülkemizde otonom araç kullanımına dair araç alımından önce özellikle eğitim anlamında gerekli yatırımların yapılması ve durumun ciddiyetinin anlaşılması, oluşabilecek tehlikeleri önlemek adına önemli bir adım olacaktır. Bunun yanı sıra gerekli yasal önlemlerin alınması ve düzenlemelerin oluşturulması konusunda, ülkemizdeki ve dünya genelindeki yasa koyuculara büyük bir iş düşmektedir. Bireysel açıdan bakıldığında da bu tür teknolojilere dair olan bilgi eksikliğinin giderilmesi, otonom araçlara olan güvenin hangi noktada olmasına karar verilmesi gerekmektedir. Ayrıca bahsedilen araçların kullanımına dair yeterli deneyimlerin edinilmesi önem arz etmektedir.
Sağlıklı ve güvenli sürüşler!
Bildiğimiz üzere, son yıllarda otomobillerde aranan özelliklerden biri de otomasyon oldu. Bazı sürücüler sıkıcı bulduğu için bu tip araçları tercih etmese de, özellikle vites değiştirme ve park etmede kolaylık sağlayarak sürüşe yardımcı olan otomatik araçların sayısı trafikte artmaya başladı. Genel anlamda tüm sürüş işlemini aracın yaptığı ve insan müdahalesini neredeyse ortadan kaldırmayı amaçlayan tam otomatik araçları trafikte görmekten henüz uzak olsak da, şimdilerde elektrikli ve ikinci seviye otomasyon araçları görmek mümkün. Aslında bu durum, trafik güvenliği açısından oldukça önemli bir yere sahip.
Trafikteki ilk önceliğimiz her zaman trafik güvenliği elbette. Trafik güvenliğini sağlayabildiğimiz takdirde, maddi zararları en aza indirmiş ve daha da önemlisi, binlerce insanı olası herhangi bir yaralama ve ölümden korumuş oluruz, bu yüzden asıl hedefimiz de trafikte budur. Ancak, şu an için hem ülkemizde hem de tüm dünyada trafik güvenliği tam olarak sağlanabilmiş değil. TÜİK’in verilerine göre, sadece 2021 yılında Türkiye’de 1.186.353 kaza meydana gelirken, bunların 187.963 tanesi ölümlü-yaralanmalı trafik kazası olarak kaydedildi ve toplamda 5.362 kişi hayatını kaybetti. Çevresel faktörlerin %1’den az bir rol oynadığını da belirtirsek, sürücü ve yaya faktörleri kazaların gerçekleşmesinde ön plana çıkıyor. Bunun farkında olan üreticiler de, sürücü kontrolünü olabildiğince aza indirgeyerek trafik güvenliğine bu şekilde bir katkıda bulunmayı hedefliyor. İşte tam da bu noktada, otonom araçlar ortaya çıkıyor. Direksiyon hakimiyetini, hızlanmayı ve yavaşlamayı, çevreyi gözlemleyip ona göre hareket etmeyi araçlara bırakarak sürücülerin birnevi birer yolcu konumuna getirmeyi ve onlara rahat bir yolculuk sağlamayı hedefleyen otonom araçların, kaza sayılarının azalmasında önemli bir rol oynayacağı düşünülüyor. Özellikle motorlu araç sahibi olmayan ve savunmasız yol kullanıcıları olarak adlandırılan yayalar, hayvanlar, bisikletliler ve artık çevremizde daha sık gördüğümüz scooter kullanıcıları trafikte daha tehlikeli bir durumdayken, otonom araçların varlığıyla daha güvende olabilecekler.
Ancak bu bahsettiğimiz, öncesinde de değindiğimiz gibi, bizim şu an içinde bulunduğumuz trafiğin durumundan biraz uzak. Yollarda henüz ikinci seviye otomasyona sahip araçlara sahibiz, ki onların sayısı da çok fazla değil. Yani, bu amaçlanan trafik güvenliğine ulaşabilmek için hâlâ gidecek çok yolumuz var. Peki bizler nelere sahibiz ve neler yapabiliriz?
Öncelikle, trafik kurallarına uymamız gerekiyor. Kazaların çoğunlukla sürücü ve yayalardan kaynaklandığını göz önünde bulundurursak, kırmızı ışıkta geçmemek, hız limitlerini aşmamak, uykusuz ya da alkollü araç kullanmamak, riskli davranışlarda bulunmayıp dikkati her zaman yolda tutmak gibi sayısız basit ama işlevi olan, yol kullanıcılarının yapabileceği davranışlar bunlar. Buna ek olarak, herhangi bir acil durumla karşılaşıldığında ilk yardımda bulunmak ve en kısa sürede sağlık birimlerine ulaşmak da oldukça önemli. Elbette, trafik güvenliğini sağlamak için yetkililer tarafından karar verilen ve yapılan birtakım şeyler de var. Hem yayalarımızı hem de sürücülerimizi eğitmeye, sürücü belgesine sahip olmak isteyen bireylere hem yazılı hem de pratik testler uygulayıp yetkinlik ve yeterliliklerini ölçmeye çalışıyoruz. Kurallar ve düzenlemelere göre caydırıcı olmasını hedeflediğimiz birtakım yaptırımlarda bulunuyoruz. Araçların yapım malzemelerinin sağlam ve kaliteli olması için çalışıyor; yol düzenini, zemin özelliklerini sağlayarak gerekli ve uygun trafik işaretlerini ve lambalarını koyuyoruz. Ancak trafik güvenliğini sağlama hususunda bunlar yeterli olmuyor. Ne yazık ki kazaları ve kazaların sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerde biraz yetersiz kalıyoruz. Kaza ve sonuç arasındaki örüntüleri görebilmek, insan-araç-çevre mekanizmasını anlamak, bunları değerlendirebilmek ve onlara göre aksiyon almak, trafik güvenliğini sağlamak için oldukça önemli bir konu. Bu yüzden diğer ülkelerle iletişime geçerek bilgi alışverişinde bulunmak, gerekli önlemler konusunda örnek olup/örnek alınmak da trafik güvenliğine katkı sağlayabilir. Bunun yanında, kazaların asıl nedeni olan yaya ve sürücülere yönelik farklı uygulamalarda da bulunulabilir. Her ne kadar sürücüler belirli test ve pratiklerle trafiğe çıkmış olsalar da, bunları hatırlatıcı afiş ve mesajlarla sürücülere hatırlatabilir, zorunlu seminerler düzenleyerek en azından bilgi ve bilinci canlı tutabiliriz.
Otonom araçların varlığı ve var olma potansiyeli bizlere trafik güvenliği alanında birer umut ışığı olsa da, bireyler, organizasyonlar ve devletler olarak da yapabileceğimiz şeyler var. Daha güvenli yollar bizlerle mümkün.
Her yıl yaklaşık 1,3 milyon insan karayolu trafik kazaları sonucu hayatını kaybediyor (World Health Organization, 2022). Sayı kulağa korkunç geliyor değil mi? Peki bu sayı sizi trafikte daha dikkatli olmanız yönünde cesaretlendirdi mi? Peki bu milyonlarca insanın içinde siz veya bir sevdiğiniz olsaydı cesaretlendirir miydi?
Hepimiz hayatımızın neredeyse her gününde bazen yaya olarak, bazen araba sürücüsü olarak, bazen belki de bisiklet sürücüsü olarak trafiğe katılıyoruz. Okuldan çıkıp evimize giderken yüzlerce araba görüyoruz. Yolda karşılaştığımız bir arkadaşımızla kaldırımda birkaç dakika sohbet ediyoruz. Yol üzerinde kedi köpek görürsek araç ezmesin korkusuyla binbir yol deneyerek onları kenara almaya çalışıyoruz, bazen başarılı oluyoruz. Yanımızda kulağı sağır edercesine öten kornaları duymazdan gelmeye çalışıyor, eğer başarılı olamazsak tepki bile gösterip yolumuza devam ediyoruz. Kimimiz belki karşıdan karşıya geçerken kulağında kulaklık ile etrafına bakmıyor, yetişmesi gereken derse hızlı hızlı yürüyor. Ya da kırmızı ışıkta durduğunda sosyal medyada dolaşmak için eline telefonu birkaç dakikalığına da olsa alan bir sürü sürücü görebiliriz. Kafasında kask olmadan yola çıkan motorsiklet sürücülerinin sayısı da azımsanmayacak kadar fazla. Bazen, bebek arabası ile yürürken yeşil ışık yanmasını beklemeden karşıdan karşıya koşarak geçen anneyi de günlük hayatımızda eleştiriyor olabiliriz. Peki tüm bu trafik kazalarının sebebi bu insanlar mı? Trafik kazalarının, can ve mal kayıplarının, yaralanmaların asıl sebebi ne? Verilere göre trafiğe dahil olan her bileşen trafik kazalarına sebep olabilir. Sürücünün deneyimi, yaşı cinsiyeti, yorgunluk hali, psikolojik durumu, karar verme mekanizmaları, yetenekleri ve trafikte aktif sürüş saati gibi birçok insani etken bunlara örnek verilebilir. Peki sadece sürücüler mi? Hayır, trafiğe katılan tüm bireyler bu kazalara sebep olabilir. Yayanın dikkatsizliği, trafik kurallarını bilip bilmemesi, biliyorsa uygulayıp uygulamaması gibi birçok etkeni yayalar için sayabiliriz. İnsanların bu kazalara sebep olduğunu biliyoruz, peki diğer dış etkenler neler olabilir? Her yorgun sürücü kazaya mı sebep olacak demek oluyor bu? Diğer dış etkenler yol ve araç durumu, trafik yoğunluğu, trafik uyarılarının sayısı ve yeterliliği ve hava durumu gibi birçok dış etken aynı şekilde istenmeyen sonuçlara sebep olabilmekte. Yani kısaca birçok etkenin bir araya gelmesi ve çeşitli şekillerde birbirleriyle etkileşime girmeleri sonucu, aslında önlenebilecek olan birçok kaza meydana gelmektedir. Trafik güvenliğini sağlamak, bu açıdan trafiğe katılan tüm bireylerin ortak amacı ve isteği olmalıdır. Peki trafik güvenliği nedir ve nasıl sağlanabilir?
Trafik güvenliği, trafiğe katılan herkes için gerekli olan ve trafikte ölüm veya ciddi biçimde yaralanmaları önlemek için kullanılan yöntem ve önlemlerdir. Trafiğin içinde olan “insan” faktörünü anlamak ve bu amaçla trafik güvenliğini sağlamak için bahsetmemiz gereken en önemli şeylerden biri de “Trafik Psikolojisi”dir. Trafik psikolojisi, sürücülerin davranışlarını ve davranışlarının altında yatan zihinsel süreçleri anlamaya çalışır. Zihinsel süreçler algılama, hatırlama, acı, sevgi, akıl yürütme, karar verme, korku, öfke, stres, motivasyon gibi süreçlerdir. Sürücülerin hangi davranışlarının ne gibi sonuçlara yol açtığını ve bu davranışların altında yatan nedenleri ortaya koymaya çalışır ve trafik güvenliğinde önemi çok büyüktür. Trafik güvenliği sağlanmazsa ve kazalar önlenemezse kimler tehlike altındadır? Aslında trafiğe katılan her birey bu durumda tehlike altında olacaktır ve istenmeyen sonuçlar kaçınılmaz hale gelecektir. Araba sürücüsünden yayasına, uzun yol tır şoföründen scooter kullanıcısına kadar tüm bireylerin trafikte tehlikeyle karşı karşıya gelme ihtimalleri vardır.
Ülkemizde ve dünyada trafik güvenliğini sağlamak adına birçok girişim olsa da, sayılar bize bunların yetersiz kaldığını rahatça gösterebilir. Trafikteki araçları büyütmek, daha konforlu hale getirmek, arkalarına sinyal takmak, otomatik park sistemi entegre etmek, koltukları ısıtmalı hale getirmek gibi birçok teknolojik yeniliğin sürücülere daha konforlu sürüş sağladığını kabul etmek zorundayız. Fakat konforlu sürüş “güvenli sürüş” anlamına gelmemekle birlikte, çok daha tehlikeli sonuçlara dahi yol açabilir. Örneğin, sürücü otomatik sürücü özelliğine güvenerek uzun bir yolda saatlerce uyuyabilir. Ya da o çok güvendiğimiz otomatik park özelliği yazılımsal bir problem kaynaklı olarak yanlış çalışabilir ve ufak kazalara sebep olabilir. Peki bu ne anlama geliyor? Bence, okları insan faktörüne çevirmek konusunda bize sinyal veriyor. Her konuda olduğu gibi, eğitimin önemini ve zorunluluğunu bize gösteriyor. Trafiğe katılan her bireyi trafik güvenliği konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek, eğitmek, sebepleri ve sonuçları göstermek, uzmanlarla görüştürmek, trafiğe katılmak için tam anlamıyla hazır olmalarını beklemek, teknolojinin trafik güvenliğine katkılarının yanında, trafik kazalarındaki insan faktörünün çok daha aza inmesini sağlayacaktır. Bu eğitimlerin yaygınlaşması, içeriğinin oluşturulması, takibinin sağlanması gibi daha büyük ölçekli hedeflerde hükümetler, devletler sorumluluk sahibi olmalıdır. Bireyler, trafik güvenliğinin önemini anlamalı, yeteneklerinin ve sürüş becerilerinin farkında olmalı, eksikliklerini saptamalı ve bu konuda yardım almak için istekli olmalıdır. Özellikle trafik güvenliğinin tüm trafiğe katılan bireyler tarafından anlaşıldığı aşama, diğer tüm önlemlerden çok daha değerlidir. Diğer insanları, can kayıplarını ve yaşanabilecek tüm istenmeyen olayları önemsemek, trafikte yer alan bir bireyin ilk yapması gereken şey olmalıdır.
Herkesin bir yere yetişmeye çalıştığı gezegenimizde trafik güvenliği ve sürücü psikolojisini önlem alırken göz önünde bulundurmamız gereken en önemli faktördür. Birkaç dakika geç kalmayı bazen göze almak, ya da yetişeceğimiz yere on dakika önceden yola çıkmak birçok kaygı ve dikkatsizlik kaynaklı kazanın önüne geçecektir. Arabalarımızı yeni modelleriyle değiştirirken, yeni çıkan scooter markasını test sürüşüne çıkarırken, gelişmeler sayesinde birçok sürücülük becerilerimize dahi ihtiyaç duymadan istediğimiz bir yerden diğerine kolayca gidebilirken teknolojinin ne büyük nimet olduğunu hep aklımızdan geçiriyoruz. Ama artık aklımızdan güvenli trafiği geçirmeli ve trafiğe dahil olan bireyler olarak sorumluluk almalıyız.
Biliyoruz ki trafikte güvenli sürüş için çevre, sürücü ve araç etkileşimi çok önemlidir. Bunların hepsi ayrı ayrı önemli olsa da araştırmalar bize yapılan hatalarda sürücünün çok daha fazla payı olduğunu gösteriyor. TÜİK araştırmalarına göre yaralanmayla sonuçlanan trafik kazalarında %87,1 oranında sürücünün kusurlu olduğu bulunmuştur (TÜİK, 2022). Trafikte yapılan bu sürücü hatalarını birçok kategoride inceleyebiliriz. Sürücünün dikkatsizliğinden ve unutkanlığından kaynaklanan hatalar bunlara örnektir. Bu hataların yanı sıra, son zamanlarda meydana gelen kazaların nedenlerinden biri de öfkedir. Haberlerde sık sık karşımıza çıkan trafikte insan yaralama ve kavga etme gibi durumların ana nedeni öfkeye dayanır.
Kontrol edilemeyen öfke istenmeyen ve uygunsuz tepkiler vermemize sebep olabilir. Bu tepkilerimiz bireyin kendisine ve çevresine hem psikolojik hem de fiziksel açıdan olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden öfkemizi kontrol altında tutmayı öğrenmemiz elzemdir. Özellikle trafikte öfke, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiyi belirleyen önemli bir faktördür. Bir anlık öfkeyle yapılabilecek küçük bir hata, hem size hem de karşınızdaki kişiye zarar verebilir. Şimdi öfkeden kaynaklanan bazı hataları, bu hataların sonuçlarını ve öfkenin nasıl kontrol altında tutulabileceğini adım adım inceleyelim.
İlk olarak trafikte öfkeyle aniden hız yükseltmek veya trafik ışıklarının ve levhalarının gerektirdiği trafik kurallarını ihlal etmek en sık yapılan hatalardandır. Bu öfke sürücünün kendisiyle de ilgili olabilir, yoğun iş stresi gibi; ya da sürücünün çevresiyle ilişkisinden de kaynaklı olabilir, örneğin trafikte birine sinirlenip ani manevralar yapmak gibi. O anda tüm bu sebepler sizin yanlış karar vermenizde rol oynayabilir. Diğer bir yandan da çevresel faktörler, hava durumu, yol durumu ve güneş ışığı gibi etkenler yaptığınız hataların daha kötü sonuçlar doğurmasına ne yazık ki neden olabilir. Ayrıca araç kullanırken yolu paylaştığımız canlıların, yayalar ve sokak hayvanları gibi, kaza sonucunda gerçekleşen yaralanmalara ve ölümlere daha savunmasız olduklarını unutmamalıyız. Bu yüzden onlara karşı daha dikkatli olmamız gerekir. Bu gerekliliği yerine getirmek için yaya geçitlerine yaklaşırken hızımıza dikkat etmeli ve hız sınırının aşılmış olduğu durumlarda yavaşlamalıyız. Ancak öfkeliyken tüm bunları göz önünde bulundurmak zordur ve öfke dürtüsel kararlar vermemize sebep olur. Bu yüzden öfkenizi kontrol altında tutabilmek ve ani kararlar vermemek hem kendiniz hem de trafikteki diğer kişiler için çok önemlidir.
Bir diğer öfke kaynaklı hatalardan biri de trafikte kavga etmektir. Biliyoruz ki trafikte kavga etmek hem trafik akışını aksatır hem de yaralanmalara sebep olabilir, özellikle araçlarda kesici veya delici aletler bulunuyorsa. Ayrıca araçtan araca yapılan sözlü atışmalar daha büyük problemlere de yol açabilir. Tüm bunlar güvenli trafik ortamına zarar veren unsurlardandır. Bu sebeple karşı tarafa empatiyle yaklaşarak kavgadan ve tartışmadan kaçınmalıyız. Bu problemleri sakin kalarak her iki tarafa ve çevreye zarar vermeyecek şekilde çözümlemeliyiz. Şunu unutmamalıyız ki herkesin hayatı bir anlık dürtüsel kararla harcanamayacak kadar kıymetlidir. Kendi davranışlarımızdan sorumlu olduğumuzu unutmamalı ve buna göre hareket etmeliyiz. Eğer trafikte çok öfkelendiğinizi hissediyorsanız nefes egzersizleri yapmak ve sakinleştirici şarkılar açmak işinize yarayabilir. Ancak bu öfke durumunuz geçmiyorsa, ilerleyen zamanlarda uzmanlardan profosyonel destek almayı da düşünebilirsiniz.
Bu bireysel tüyoların yanı sıra şehir yönetimlerinin ve devletlerin de yapabileceği bazı uygulamalar bulunmaktadır. Örneğin devletler trafikte öfkeyle alakalı kamu spotları hazırlayabilir, cezaları daha caydırıcı hale getirebilir, çocuklarda trafik bilincini geliştirmek için ilkokul seviyesinden itibaren eğitim verebilir. Ayrıca profosyonel sürücülerin de öfke hakimiyeti konusunda değerlendirilmesi çok önemlidir. Özellikle otobüs şöförleri birçok kişinin hayatından sorumlu olduğu için, bu grupların psikoteknik değerlendirilmesinin dikkatlice yapılması gerekir. Ayrıca profosyonel sürücülere öfke kontrolüyle ilgili eğitimler de verilebilir. Belediyeler de trafikte öfkenin getirdikleriyle alakalı afişler hazırlayabilirler ve insanları bu konuda eğitmek için çeşitli platformlar kurabilirler. Ayrıca, öfke problemi uluslararası bir problem olduğu için çeşitli kuruluşlar bu konunun araştırılmasını ve elde edilen bilgilerin tüm dünyaya paylaşılmasını sağlayabilir. Üniversiteler ve kuruluşlar devletler yöneticilerine bu konu hakkında yapılması gerekenler için tavsiyelerde bulunabilir. Devletler de trafikte öfke kontrolüyle alakalı bir platform kurup ortaklaşa kararlar alabilirler.
Unutmayın ki trafik genciyle çocuğuyla ve yaşlısıyla herkesin bir arada olduğu bir ortamdır, burada birimiz güvende değilsek hiçbirimiz güvende değiliz demektir. Bu yüzden öfkemize kapılıp ani kararlar vermemeli ve birbirimize saygı duymalıyız. Öfkelenmemek hayat kurtarır.
1 milyon 350 bin …
Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı verilere göre her yıl dünya genelinde trafik kazalarından dolayı hayatını kaybeden yaklaşık insan sayısı. 78 milyon ise bir yılda trafik kazalarında yaralanan insan sayısının ortalaması. Hal böyle olunca insan düşünmeden edemiyor, yol iştirakçileri olarak tabir edilen ve otomobiller, otobüsler, yayalar, bisikletliler gibi ulaşım yollarını kullanan ve temelde bir A noktasından B noktasına güvenli bir şekilde ulaşmayı amaç edinmiş olan tüm bu insanlar nasıl olurda trafik denen bu sistemin içinde bu kadar ölümle ve yaralanmayla sonuçlanacak türden kazalar yaparlar? Bu kazaların sebebi nedir?
Hepimizin de çok iyi bildiği gibi trafik kazalarının başta insana ve çevreye bağlı olmak üzere birçok sebebi vardır. Bunlardan insana bağlı olanları aşırı hız, alkollü araç kullanımı, yorgunluk, dikkat eksikliği gibi faktörler iken yolların uygun yapılmaması, buzlanma, ya da trafik işaret ve lambalarının eksikliği de çevresel faktörlerdendir. Peki başta ülkemiz olmak üzere trafikte kazaya sebebiyet veren bu faktörlerle karşılaşma ihtimalimiz sizce düşük müdür? Maalesef ki hayır. O sebeple gerek yaya gerek yolcu ya da sürücü olarak hepimiz ciddi bir tehlike altındayız. Çünkü trafik denen oluşum dinamik bir yapıya sahiptir. Bu da demek oluyor ki daha önce tanımını yaptığımız yol iştirakçilerinin birtakım davranışları, kararları önceden belirlenmiş ve planlanmış olsa bile trafik akışının içinde saniyeler hatta milisaniyeler içinde almaları gereken kararlar da olacaktır ve bu kararların getirdiği yanlış davranışlar ölümle bile sonuçlanabilir. Bu sebeplerden ötürü kısaca trafik ihmalleri, ihlalleri ve hataları affetmez diyebiliriz.
Peki bu durumda ne yapmalıyız? Trafik kazalarını önlemek, önlem almak mümkün müdür?
İşte tüm bu soruların cevabı trafik güvenliği konusunun içinde saklı. Kabaca kazalara sebebiyet verebilecek; insan, taşıt ve çevre üçlüsünün etkileşiminden kaynaklanan sebepler ve bunların potansiyel çözüm yollarına dair birçok öneriyi içinde barındıran bu konu gerek trafik kazasına bağlı ölümleri gerekse yaralanmaları önleme ve azaltma noktasında hayati bir öneme sahiptir. Ayrıca ölümlü ya da yaralanmalı trafik kazalarının majör sebebinin sürücü kaynaklı olması bilgisinin varlığı da trafik güvenliğini sağlamak adına başta sürücü kaynaklı kazaların önüne geçilmesine yönelik girişimlerin yapılmasının daha önemli olduğunu gösteriyor. Çünkü maalesef hem ülkemizde hem de dünya genelinde hız ihlalleri, alkollü ya da madde etkisindeyken araç kullanma gibi trafik güvenliğini olumsuz etkileyen ve kazalara sebebiyet veren sürücü temelli etmenlerin önüne tam anlamıyla geçilebilmiş değil. Bu anlamda karayollarında ve şehir içinde hız sınırlarının koyulması ve denetlenmelerinin yapılması, ayrıca yine trafik polislerinin sıkı bir şekilde sürücülerin alkol ya da diğer maddelerin etkisinde olup olmadığını saptamak adına testler yapması sürücülerin bu davranışları sergilememesi için caydırıcı olabilir. Fakat asıl önemli olan kişilerin trafik güvenliğini sağlamak adına içsel bir motivasyona sahip olmaları ve trafik güvenliğinin ne kadar önemli olduğunun bilincinde olup ona uygun davranışlar sergilemesidir. Bu sebeple de gerek medya yoluyla yapılan kamu spotu tarzındaki eğitici içerikler, gerekse küçük yaştan itibaren çocukların okullardan alacağı trafik güvenliğiyle ilgili dersler, eğitimler bu amaca hizmet etmek adına faydalı girişimler olabilir. Özetle bireysel düzeyde, insanların gerek kendi canlarının gerekse trafikteki diğer insanların canlarını tehlikeye atmayacak şekilde davranması yani farkındalığının yüksek olması gerekiyor ve kişilerin kendinden sonraki nesilleri de trafik güvenliği konusu hakkında hassas ve duyarlı yetiştirmesi trafik güvenliğinin sürdürülebilirliği açısından önemli bir husus. Şehirler ve organizasyonlar düzeyinde, trafik kazalarına sebebiyet verebilecek çevresel faktörlerin önüne geçilmesi, denetimlerin sağlanması ve sıklaşması, trafikteki tüm paydaşların farkındalığının artması adına eğitimlerin ve kampanyaların düzenlenmesi de esastır. Ülke düzeyinde, şehir düzeyinde yapılan düzenlemelerin ve eğitimlerin ülke geneline yayılması, trafik güvenliğini artırmak adına “ne yapılabilir’i” düşünen komisyonlar kurulması çok kıymetli olacaktır. Ayrıca bu anlamda fon sağlamak ve yaratmak da çok mühim. Küresel düzeyde ise, yolların yapımına bir standart getirilmesi, trafik kurallarının daha uygulanabilir olması ve geliştirilmesi üstüne çalışmalar yapılabilir.
Sonuç olarak ben inanıyor ve umuyorum ki ülkemiz birçok paydaşın katılımıyla hazırlanan karayolu trafik güvenliği eylem planı olsun, trafik polislerimizin kurallara uyulması, güvenliğin sağlanması adına verdikleri emekler ve yeni neslin trafik güvenliği konusunda daha bilinçli olması ve o şekilde yetiştirilmesiyle olsun ilerleyen süreçte trafik güvenliği anlamında çok yol katedeceğiz. Ayrıca oluşturulan bu planların geliştirilmesi ve üstüne konulmasıyla da yol katetmeye devam edeceğiz.
İnsanoğlu olarak her gün düzenli bir şekilde yaptığımız şeyler üzerine enikonu pek düşünmeyiz. Neden yaptığımızı, yararını, zararını, yapacağımız şeyden kimin ne kadar etkilendiğini ve bu yaptığımız şey herhangi bir tehlikeye gebe mi diye sorgulamadan otomatik bir şekilde eyleme geçeriz. İşte bu rutin davranışlardan birisi trafikte olmaktır. Yürümeyi öğrendiğimiz andan beri her ne kadar elimizden tutan, yanımızda bizi koruyup kollayan bir figür de olsa insanlar olarak trafiğe çıkıyor ve yaya olarak trafiğe katkı sağlıyoruz. Yaşımız ilerledikçe de yaya olmak haricinde bazılarımız araba, bazılarımız da bisiklet, motosiklet vb. sürücüsü olarak trafikte aktif bir rol oynuyor. Ama trafikteki rolümüz ne olursa olsun belli bir süre sonra bu eylemleri yapmaya o kadar aşina oluyoruz ki aslında her seferinde kendimizi nasıl bir tehlikenin içine attığımızın farkında değiliz. TÜİK (2022) tarafından yayınlanan istatistiğe göre 2021 yılında ülkemizde toplam 1.186.353 tane trafik kazası gerçekleşmiş. Ve bu kazalardan 187.963’ü de ölümlü yaranmalı kazalarmış. Ne yazık ki geçmiş yılların kaza verilerine bakıldığında da aslında tabloda pek değişen bir şey yok. Ama bu yüksek kaza oranlarına rağmen bu tür olumsuz şeylerin hiçbir zaman bizim başımıza gelmeyeceğini düşünürüz ve bu mantaliteyle de hareket ederek bazen almamamız gereken riskler alırız. Peki, tehlikenin farkına varmamız ve önlem almamız için illa bu istatistiklere sayı olarak katkı vermemiz mi gerekiyor? Siz okurlarımızın bu soruya cevabının hayır olduğunu biliyorum. Ancak bu cevabın sadece lafta kalmaması biraz da bizim elimizde. Sözün özü, her gün bir parçası olduğumuz trafiği güvenli hale getirmek dolayısıyla can sağlımızı korumak ve hatta hayatta kalmak için bireysel ve toplum bazında çaba göstermeliyiz.
Trafik güvenliğini artırmak için neler yapılabilir konusuna gelmeden önce acaba trafikte kimler rol sahibi, trafik güvenliğini etkileyen faktörler ne, kim ne derece tehlikede ve kimler farkında olmadan trafikteki diğer insanların canını hiçe sayıyor bunlara değinmek istiyorum. İlk olarak, trafiği sonu olmayan bir film gibi düşünmek gerekirse bu filmin başrolü insanlar, araçlar ve çevredir. Bu arada çevre deyince lütfen sadece trafiğin aktığı yeri düşünmeyin, çevreye yol, bu yolların üzerindeki levhalar, şeritler ve trafik kuralları da dahildir. Bu üç başrolün birbiriyle paslaşmasıyla da aslında filmimiz durmadan akar. İnsanın trafik adlı bu filmdeki yerini biraz daha açmak gerekir çünkü insanın oynayabileceği iki rol vardır. Ya yaya oluruz ya da sürücü. Bu da trafikte insanın ne kadar savunmasız olduğunun ve trafiğin güvenliğini korumak için üstlendiği sorumluluğun herkes için eşit olmadığı anlamına gelir. Yayalar, motosiklet ve bisiklet kullanıcıları savunmasız yol kullanıcıları olarak sınıflandırılır. Tabi ki bu, araba, otobüs vb. sürücüleri trafikte bir korumaya sahip demek değildir. Ancak aldıkları ehliyet ve bindikleri araçlar, diğer yol kullanıcıları için bir tehditken, sürücüler için de üstlerine düşen daha fazla görev demektir. Peki, savunmasız yol kullanıcıları ve sürücüler, bu filmin akışını yani trafiğin güvenliğini nasıl değiştiriyor? Her iki tarafın da öncelikle algıları olabildiğince açık olmalı, kurallara uymalı, gelen ya da gelebilecek olan tehlikeleri iyi bir şekilde analiz etmeli ve yetenekleri kapsamında bulundukları duruma göre aksiyon almalılar. Örnek vermek gerekirse, bir yaya kırmızı ışık yanmadan karşıya geçip geçmeyeceğine fiziksel durumunu göz önünde bulundurarak karar vermeli. Ya da ehliyetini yeni almış bir genç tecrübesizliğinin farkında olarak arabayı kullanmalı. Ancak bu yazıyı okuyan tecrübeli şoförler de kendilerine fazla güvenmesin. Trafik psikolojisi alanında yapılan çalışmalar, deneyimli şoförlerin sürüş becerileri konusunda iyimser olduklarını ve kendilerini olduklarından daha iyi gördüklerinden ötürü de deneyimlilerin deneyimsiz sürücülere göre daha dikkatsiz olduğunu saptamış. İnsan faktörüyle alakalı son olarak çok da dikkate almadığımız ama trafik güvenliğini belirleme de önemli bir etkenden bahsetmek istiyorum: Uykusuzluk. Literatürdeki çalışmalar kazaların yaklaşık yüzde yirmisinin uykusuzluğa bağlı yorgunluktan kaynaklı olduğunu bulmuş. Dolayısıyla, uykusuz olmanızı araç sürmeden önce çok hafife almayın. Filmimizin ikinci ve üçüncü başrolleri araç ve çevreye gelecek olursak özellikle araç konusunda teknolojinin de gelişimiyle epey bir yol katettik. Öyle ki otonom araçların sayısı giderek artıyor. Hakeza çevre faktörünün içerisinde bulunan yollar ve yol düzenlemeleri de geçmişe kıyasla çok iyi durumda. Ancak trafik kazalarının sayısı bu gelişmelere rağmen hiçbir zaman sıfırlanmayacak. Çünkü ne kadar iyi araçlara sahip olsak da bu araçlar kendi kendilerini sürse de ve çevre faktörünün unsurları gelişmiş olsa da trafikte en son söz şu an için her zaman ama her zaman insanda.
Peki, trafik ve trafik güvenliği konusunda Türkiye ve dünya olarak neredeyiz ve nereye nasıl gidebiliriz? Küresel ısınma ve iklim değişiminin ciddi bir mesele haline geldiği bu dönemde aslında sürdürülebilir yani bir başka deyişle daha çevre dostu bir trafik sağlamak temel misyonlardan birisi haline gelmelidir. Bunun için atılan adımlardan birisi elektrik enerjisiyle çalışan araçların üretilmeye başlanmasıydı. Ancak sürdürülebilir bir trafik elde etmek tek bir şehrin veya ülkenin kendi kendine başarabileceği bir şey değil. Uluslararası düzeyde hem siyasi hem mühendislik temelli birtakım çalışmaların yapılması ve ülkeleri sürdürebilir trafiğe yavaş yavaş geçmek için teşvik edecek uygulamalara başvurmak gerektiğinin kanısındayım. Elektrikli arabalar haricinde insanları bisikletle ve e-scooterlerle gidebilecekleri mesafede bu araçları kullanmaya teşvik edecek bisiklet yollarının sayısının artırılması, elektrik enerjisiyle çalışan toplu taşıma araçlarının sayılarını artırıp toplu taşıma araçlarındaki kalabalığın da araçların sayısının artmasıyla beraber azalması ve bunun insanları toplu taşıma kullanmaya itebilecek olması da atılabilecek diğer adımlar olabilir. Trafik güvenliği meselesine gelirsek ben en büyük sorumluluğun insanlara düştüğünü düşünüyorum. İnsanları bu konuda daha bilinçli hale getirmek için de güvenli trafiğin yedi unsurunu simgeleyen ve anlatan 7E’den yararlanmamız gerekiyor fikrimce. Özellikle 7E’nin iki faktörü bence insanların farkındalığını artırmak için çok önemli. Bunlardan birisi eğitim (Education), diğeri ise yasal uygulama ve düzenlemeler (Enforcement). Aslında bakıldığında eğitim kapsamında yıllardır hem ülkemizde hem de dünya çapında kamu spotlarından derslere kadar farklı şeyler yapılıyor. Ancak insanlar tarafından bu eğitimin benimsenemediği ve gerçek hayata geçirilemediği apaçık bir gerçek. Örnek vermek gerekirse, trafikte yapması en kolay şey olan emniyet kemerini bağlamak bile hala birçok insan tarafından yapılmıyor. Bence ilkokul hatta anaokulundan başlayacak şekilde temel bir trafik eğitimi verilmeli ve bu eğitimde kuralların yanında asıl vurgulanması gereken şey, trafikte yapılan en ufak bir hareketin bile insanın kendi ve başkalarının canına mal olabileceği olmalıdır. Buna ek olarak, öfke kontrolü hakkında da birtakım dersler verilebilir. Ne yazık ki çabuk agresifleşen ve bu agresifliğin önüne geçemeyip öndeki araca zarar verme, diğer sürücüyle kavga etme gibi trafik güvenliğini hiçe sayan davranışlarda bulunan birçok insan var. Yasal uygulama konusuna gelince yaptırımların istisna olmadan her seferinde uygulanması ve sonuçlarının da maddi açıdan daha fazla olması caydırıcı bir rol oynayabilir. Ayrıca, yasal uygulama kapsamına girmeyen ama ihtiyaca yönelik düzenlemelerin de sayısı artırabilir. Örneğin, yüksek hızdan dolayı birçok kazanın gerçekleştiği bölgelere radar yoksa radar koymak ve üst/alt geçit olmadığı için yayaların yaralanması veya ölümüyle sonuçlanan kazaların gerçekleştiği yerlere geçitler yapmak güvenliği artırabilir. Toparlamak gerekirse, yazımın farklı noktalarında defalarca belirttiğim gibi insan her ne kadar trafik güvenliğini belirleyen tek unsur olmasa da trafik güvenliğinde payı olan mühendislik ve yol düzenleme gibi unsurlarda günümüzde olan gelişmelerin trafiğe olan katkısını sıfırlamayıp pekiştirecek olan da etkendir. Ve trafik gibi canımızın pamuk ipliğine bağlı olduğu bir konuda güvenliği önemseyen kesimin azınlık olarak kalması hiçbir şeye fayda etmeyecektir. O yüzden güven dolu yollara ulaşmak için hep beraber çaba göstermeliyiz.
Trafikte kazaların en aza indirgendiği ve çevreye duyarlı olan, güvenli ve sürdürülebilir bir hareketlilik planı geleceğimiz için önemli bir rol oynuyor. Peki nedir bu sürdürülebilir güvenli trafik? Şimdi, tam şu an pencereden dışarı baksak belki de dünyada insanlardan fazla araçların yaşadığını düşünebiliriz. Her bir aracın yarattığı hava kirliliğini düşünecek olursak daha yaşanılabilir bir dünya için egzoz gazı emisyonunu en aza düşürerek karbon ayak izini azaltmak ve sürdürülebilir ulaşıma geçmek torunlarımıza bırakacağımız en büyük miras gibi görünüyor. Tabii ki bunun yanı sıra güvenli ulaşım için de yeni düzenlemeler yapılması ve bu yeniliklerin herkes tarafından ulaşılabilir olması son derece önemli. Dünya Sağlık Örgütünün 2019 yılı verilerine göre her 24 saniyede 1 kişi trafik kazasında hayatını kaybediyor. Artık daha fazla hayat kurtarmanın yolu trafik güvenliğini sağlamaktan geçiyor. Hal böyleyken trafik güvenliğinin sağlanması için bireyler, şehirler, ülkeler ve uluslararası kurum ve kuruluşlar birlik olup beraber hareket etmeli.
Sürdürülebilir ve güvenli trafik hareketliliğini uygulayabilmek için birçok farklı seçenek var. Vatandaşlar kısa mesafelerde yürümeyi, bisiklete binmeyi ya da elektrikli scooter kullanmayı tercih edebilirler. Daha uzun mesafeler için ise toplu ulaşım araçlarını ya da paylaşımlı araç kullanımını artırabilirler. Yine bireysel araç edinimi söz konusuysa elektrikli araçlar tercih edilebilir. Fakat tüm bunların sadece birey seviyesinde yapılması ise çok zor. Şehirler ve ülkeler tarafından yeterli altyapı sunulmadıkça yaya ve bisikletli sayısını çoğaltmak belki kazaları artırabilir bile. Genel olarak trafiğe araç dışında maruz kalan insanların tehlikede olma ihtimali daha fazla. Çünkü, onlar hem daha korunmasızlar, özellikle kask ya da koruyucu ekipman kullanmayanları, hem de sürücülerin trafikte daha az dikkat ettiği ve bir tehlike anında daha çok sinirlenip daha çok suçladığı gruplar arasında yer alıyorlar. Trafikte tehlike altındaki grupların güvenliğini sağlayabilmek ve benzinli ya da dizel bireysel araçlardan farklı alternatiflerin uygulanabilir olması için şehirde bazı değişiklikler yapılması gerekiyor. Örneğin yaya ve bisiklet yollarının artırılması, üst ve alt geçit olanaklarının sağlanması ve elektrikli araçlar için sayıca daha fazla ve sık şarj istasyonu kurulması bir çözüm olabilir. Türkiye’de özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere tüm şehirlerde elektrikli araç şarj istasyonlarının artması için çalışmalar mevcut. Ülke düzeyinde de sürdürülebilir ve güvenli trafik için birtakım düzenlemeler yapılmalı. Özellikle trafikte tehlike altında olan grupları korumak için yeni kurallar ya da daha caydırıcı cezalar uygulanabilir. Trafik güvenliği için en kritik noktalardan biri yeni kural ve cezaların oluşturulma süreci olabilir. Bu, incelik isteyen ve üzerinde uzunca durulması gereken bir konu çünkü trafikteki insanların psikolojisini ve davranışlarını doğrudan etkiliyor. Ayrıca elektrikli araca teşvik için elektrikli araç vergilerinin düşürülmesi ve diğer araçların vergilerinin artırılması da bir çözüm olabilir. Ek olarak, ülke ekonomisinin yeniden gözden geçirilip toplu taşıma araçlarına daha fazla yatırım yapılarak sık sefer sayısıyla ve geniş rota olanaklarıyla insanların toplu ulaşımı tercih etmesi sağlanabilir. Biraz daha geniş çaplı düşünürsek uluslararası yapıların da desteğiyle daha temiz bir dünya ve daha güvenli yollar hiç de uzak bir hedef değil. Şimdi size küresel bir organizasyon olan FIA’dan bahsetmek istiyorum. Bu federasyon motor sporları, Formula 1 ve Formula E için 2030 yılında karbon nötrlüğü ve sıfır emisyon amacını benimseyerek birçok yeniliğe imza atıyor. Ayrıca yine yol güvenliği için 80’den fazla ülkeye ulaşan bir küresel yol güvenliği kampanyaları var. Bunun gibi küresel organizasyonlarla insanlar motive edilebilir ve köklü bir değişime gidilebilir.
Sürdürülebilir ve güvenli trafik için uluslararası kurumlardan vatandaşa kadar herkesin var olan çevre ve güvenlik tehlikesinden ve olası sonuçlarından haberdar olup elini taşın altına koyması gerekiyor. Gerekli alt yapı düzenlemeleri yapılmalı, trafik yasaları gözden geçirilip düzenlenmeli, halkın eşit derecede güvenli ulaşım ve dolayısıyla yaşama hakkına sahip olması sağlanmalı. Belki de dünya düzeyinde bir seferberlikle vatandaşlarımızı, yollarımızı, şehrimizi, ülkemizi ve gezegenimizi korumalıyız. Bu kalabalık yollardan, sıkışık ve tehlikeli trafikten ancak böyle sağ çıkabilir ve rahat ve temiz bir nefes alabiliriz.
Okula giderken, markete giderken, her gün işe gidip dönerken, bayramlarda memlekete giderken ve daha birçok alanda trafik hayatımızda. Trafik, günlük hayatımızın bu kadar parçası olduğundan beri ve dallanıp budaklanıp daha da çok hayatımıza gireceğinden, trafikle alakalı sorunlar göz ardı edilmemeli. Trafik nasıl iyileştirilebilir, trafikte karşımıza çıkan sorunlar neler, bu sorunlara nasıl çözümler bulunabilir gibi sorular bu yüzden önemli. Trafikte; yaya, sürücü veya aracın kendisinden kaynaklı çok sayıda tehlike bulunabiliyor. Bunları fark edip önlemler almak da hem bireysel hem toplumsal hem de yapısal sorumluluğumuz. Ülkemizde trafiği sürdürülebilir ve güvenli yapmak için birçok düzenlemeler yapılmakta. Bunun yanında birçok eksik tarafı da bulunmakta. Bunlardan bahsedecek olursak, emniyet kemerinin önemi hakkında yapılan eğitici uygulamalar ve reklamları örnek verebiliriz. İnsanları trafik güvenliği hakkında bilgilendirmek daha sürdürülebilir bir önlem olmuş oluyor. Yayaya önceliğin verilmesi, yaya yolları, farklı ve küçük araç tipleri için (bisiklet, scooter, vb.) özel yollar yapılması ve trafiğin rahatlatılması; ehliyet almak için insanların belli bir eğitime tabii tutulması da bunlara eklenebilir. Dünyanın başka bölgelerinde radarların belli olmayan yerlere konulması yol kullanıcılarının daha tedbirli olmasını sağlıyor. Emniyet kemeri takılmaması, aşırı hız yapılması, vb. durumları içinse yaptırımların yüksek tutulması da aynı şekilde daha dikkatli yol kullanıcılarının oluşmasını sağlıyor. Tabii bunlar hala ulaşım alanında gelişen bir ülke için her zaman yeterli olmayabilir. Bu bilgilendirmelerin arttırılması ve öneminin anlatılması bazı yanlardan eksik kalıyor. Ulaşımın sadece bir yerden başka bir yere gitmek değil de bu yolculuk esnasında alınan kararlar, davranış biçimleri ve bunların sonuçlarının da olduğunu sürücülerin ve diğer trafik öznelerinin de benimsemesi gerekiyor. Agresif davranışlar, hatalar ve bazı ihlaller trafik esnasında insanların davranış şekillerini oluşturabiliyor. Bu davranışlarla birlikte yol kullanıcıları sürekli tetik halinde ve dikkatli olması gerekiyor. Yapılan hatalar daha çok yayalar ve motorsuz araç kullanıcılarını trafikte tehlike karşısında bırakıyor. Tehlikeyi en aza indirmek için insanların trafiği ve ulaşımın önemini daha çok kavraması gerekiyor. Daha önce de bahsettiğim gibi, ulaşım sadece a noktasından b noktasına gitmek değildir. Elbette bir kısmı bu ama dallanıp budaklanan bir mesele. Bir sürücü, ulaşacağı noktayı seçtikten sonra bu yolu en az tehlikeye indirmek adına önlemler almalı, yol boyunca dikkatli olmalıdır. Emniyet kemeri takmak, trafik ışıklarına ve işaretlerine uymak, diğer sürücülere anlayışlı davranabilmek trafiği ve bu yolculuğu olumlu etkiler. Bireysel olarak biz kendi kararlarımızdan ve aldığımız önlemlerden sorumluyuz. Şehirler ise bölgesel, şehrin özelliklerini de ön planda tutarak şehre uygun bir trafik akışının sağlanmasından sorumlu. Her yerde çoğunlukla yapılan ihlaller aynı olmayabilir. Bu ince ayrıntılardan şehirler sorumlu ve onlar ilgilenmeli. Ülkeler, genel olarak ulaşımı, yolları denetlemeli ve ülke çapında ulaşım hakkında olması gereken kararları almalı. Uluslararası alanda elde edilen bilimsel ve istatiksel veriler paylaşılıp ülkelerce bu bilgilerin önlemlerde ve trafikte kullanılması amaçlanmalıdır. Trafik, her alanda hayatımızda ve alacağımız her önlem hayatta kalma ve sağlığımızı olumlu etkileyeceği kadar almadığımız her önlem de hayatımızdan çok şey alıp götürebilir. Önlem al, pişman olma.
İnsanlığın varoluşundan itibaren yürüyüp yer değiştirmek hayat akışının en büyük parçasıdır. Atalarımız yer değiştirme sürecini daha insan eli değmemiş arazilerde koşturarak yapmışlarsa da günümüze baktığımızda durumun çokça değiştiğini gözlemlemek mümkündür. Modern hayat “trafik” diye ulaşım yollarını içeren bir dinamik inşa etmiş ve demek ki bu tanıma gerek duymuştur. Modern yaşamdaki şehirleşmeyle beraber yollar, altyapılar, yeni araçlar ve insan trafik denklemine dâhil edilmiş ve yer değiştirme süreci hiç olmadığı kadar karmaşıklaşmıştır. Bu karmaşık trafik zinciri içinde düzen ve emniyeti koruyabilmek de kişilerin güvenliği için elzem hale gelmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı 2021 verilerine göre 187 bin 524 ölümlü ve yaralanmalı trafik kazası rapor edilmiş ve 81 bin 832'si tek araçlı kaza olarak kaydedilmiştir. Bu veriler ışığında tek araçlı trafik kazalarının nedenleri ve olası çözüm yolları üzerinden ilerlemek gereklidir.
Globalleşme ve gelişen endüstriler sonucu yeni bir iş kategorisi olarak taşımacılık sektörü ortaya çıkmıştır. Bu sektörde çalışanların uzun saatler boyunca sürmesi beklenir ve yorgunluk bir süre sonra baş gösterir. İşte tek araçlı trafik kazalarının çoğu yorgunluk sebepli kazalardır. Çoklu araç kazalarının genelde daha yoğun trafik zamanlarında olması beklenirken, tek araçlı kazaların daha çok erken saatlerde sakin yollarda olması ilgi çekicidir. Az uyku ve sürüş saati bu noktada yorgunluğa sebep veren unsurlardır. Her ne kadar yorgunluk ve uykusuzluk önemsiz gibi görünse de 81 bin 832 sayısı görmezden gelinemez, yorgunken trafikte bulunmanın ciddiyeti farkına varılmalıdır.
Yorgunluk ve uykusuzluk sonucu kaza riskine en çok maruz kalan yol iştirakçileri otoyolda uzun süre araç kullanan tır şoförleridir. Çoğunlukla 20.00-07.00 saatleri arası gerçekleşen bu kazalar dikkat eksikliği, mikro-uyku, zayıf araç kontörlü ve şeritten sapma sonucu meydana gelirler. Genelde geç saatlerde uyku ihtiyacı daha da belirdiği ve yollar sessizleştiği için kaza riski iki katına çıkar. Bunu önlemek için her 4 saatte bir mola verilmesi önerilir, fakat çoğu sürücü bu önerileri yeterince dikkate almaz.
Trafik emniyetini sağlamak ve yorgunluk sonucu gerçekleşen kazaları önlemek adına hem kişisel bazda hem işletme bazında hem de ülke yasaları bazında belli kararlar alınıp uygulamaya geçirilmelidir. Kişisel bazda alınabilecek kararlar yorgunluğu azaltma adına uzun yolculuklarda ara verip dinlenmek, pencereleri açmak, müzik dinlemek ya da sakız çiğnemek olabilir. Bu alışkanlıklar yorgunluk hissi geldiğinde kişiyi zinde tutacaktır. Bunun yanı sıra şirketler bazında alınması gereken bir karar da yolcu ya da malzeme taşıyan uzun yol şoförlerinin araç kullanım sürelerini düzenlemektir. Mesela 4 saatte bir dinlenme uygulaması şirketler tarafından uygulamaya geçebilir ve bunun kontrolü belirli araç içi programlarla sağlanabilir. Trafik güvenliği eğitimleri yine “yorgunluk sonucu kazalar” başlığı altında hem kamu spotu hem de şirketler tarafından sürücülere verilen eğitimler şeklinde arttırılabilir. Devlet bazlı teşvik projeleri de bu konuda çok faydalı olacaktır. Yorgunluk saptayan bazı araç içi programların Türkiye pazarında kullanıma belli avantajlarla teşvik edilmesi önemlidir. Mesela PERCLOS isimli araç içi program sürücünün göz kırpma sıklığını tespit eder ve bu tespit üzerinden sürücünün yorgunluk düzeyini saptar. PERCLOS gibi arayüzlerin kullanımı hem yorgunluk saptama ve uyarma konusunda işlevsel olabilirler.
Sonuç olarak, modern yaşamda trafik güvenliğinin en çok unutulan ama en sık rastlanan sorunlarından biri yorgunluktur. Kişiler, şirketler ve devlet ayrı ayrı yorgunluk sonucu gerçekleşen kazaları engellemek için var olan düzende değişiklikler yapmaları gereklidir. Yorgunluğun trafik kazalarına neden olma riskinin farkına varmanın gerçekten zamanı gelmedi mi?
Bugün dedemin motosikletiyle bir tırın kör noktasında kalmasından kaynaklı olarak yaşanan trafik kazasının yirmi üçüncü senesindeyiz. Kendisini tanıma fırsatını hiç bulamamama rağmen yaşasaydı birçok insanın hayatının bambaşka olacağının üzüntüyle farkındayım. Motosikletli araç kullanımı ve güvenliği ile ilgili geçtiğimiz yirmi üç senede çok şey değişmiş olsa da barizdir ki tehlike hala büyük oranda devam etmekte. Trafiğin her bileşen için güvenli hale getirilmesi için yapılan çalışmalar son yıllarda oldukça arttı ve çok yol alındı. Fakat hala çok büyük risklerle trafiğe çıkıyoruz, arabalarımıza her gün ölebilme ihtimaliyle biniyoruz, okullarımıza giderken yolda bir aracın bize çarpma ihtimaliyle yüzleşiyoruz. Biz aracımızı kullananlar, karşıdan karşıya geçenler, bisiklet sürenler, çocuğunu okuluna götürenler, bir ekmek almak için evden çıkmış olanlar; hepimiz, her gün bu ihtimallerle yüzleşiyoruz. Bu kadar ciddi risklerin arasında, trafik güvenliliğinin herkes tarafından ciddiye alınması, dikkat verilmesi ve bu konuda yapılan araştırmalar ve sonuçlarına önem verilmesi herkesin önceliği olmalı. Sadece Türkiye’de geçtiğimiz senede 983 bin 808 adet trafik kazası meydana geldi. Her gün hayatımızın ortasında olan bu riskle baş etmek konusunda yöntemlerimizi belirlememiz gerekiyor. Türkiye, her yıl güvenli karayollarını arttırmaya çalışıyor, radarlar ve sinyaller gibi teknolojinin getirdiği avantajları kullanarak kaza riskini en aza indirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Fakat konunun bizlere düşen çok önemli bir kısmı da var. Trafiği ciddiye almalı ve kararlarımızı riskleri hesap ederek vermeliyiz. Yorgunluk, dalgınlık, dikkat süresi gibi konularda içinde olduğumuz durumu iyi analiz etmeli ve kendimize çok güvenmekten kaçınmalıyız. Aslında değişime önce kendimizden başlamalıyız. Karlı havalar, zorlu yollar, taşlı bayırlar, sivri dağlar, hızlı otobanlar. Aracımıza bindiğimiz zaman tehlikeye attığımız herkesin ve dahi bize bir şey olsa geride kalacakların farkında olmalıyız. Bununla birlikte ülkeler de kendilerine yüklenen rollerin farkında olmalılar. Teknolojinin her gün giderek geliştiği bu zamanda, teknoloji ve trafik güvenliği entegrasyonu birincil önceliklerden olmalı, ülke politikaları buna göre düzenlenmeli ve özellikle yol ihaleleri bu durum dikkate alınarak yapılmalı. Dünyanın her yerinde de, her yıl trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiş yüzbinlerce insanın yakınları olarak biz, sistemde gördüğümüz açıklar için canımız pahasına savaşmalıyız. Çünkü; söylemek isterim ki, yaşamak hafife alınacak bir durum değil. Her gün kendimize bir şeyler koyduğumuz, senelerce okullar okuduğumuz, annemizin babamızın özenle büyüttüğü bizler de bir milisaniyede yaşamımızı bir trafik kazasında kaybedebiliriz. Bugün dedem yaşasaydı dünya nasıl bir yer olurdu bilmiyorum ama ben yaşadığım için dünyanın daha güzel bir yer olduğundan eminim. Bu yüzden, yaşamayı ciddiye alalım. Her günü yeni bir şans olarak görelim. Ve lütfen, dikkat edelim.
Hepimiz bir günlük rutinimizi düşünelim. Gün herkes için ne kadar farklı başlasa ve devam etse de aslında herkes benzerlikleri paylaşır. Örneğin çalışan bir yetişkini ele alalım. Gün saat kaçta başlarsa başlasın işe yetişmek için evden çıkılır ve trafiğe adım atılır. Öğrenci için sebep derstir, planına veya ayarladığı bir buluşmaya yetişen için sebep değişir veya evde olan biri için bazen hava almak bazen markete gitmek… Sebepler değişse de herkesi kesiştiren yer trafiktir. Kimi zaman yaya olarak karşıdan karşıya geçeriz, kimi zaman toplu taşımada, bazen bisikletli bazen bizzat direksiyonun başında. Ancak ne kadar fark etmesek de trafik hepimizin gelip hayatının merkezine kurulmuş durumdadır. Hayatımızda sürekli deneyimlediğimiz şeyleri bir süre sonra rutin haline getirerek göz ardı etme eğilimde olsak da trafik insan hayatında dikkate değer bir yerde durur. Hal böyle olunca etki alanı geniş olan her durumda olduğu gibi trafikte yaşananların kaynaklarını hep birlikte oluştururken sonuçlarından da hep birlikte etkileniriz. Bundan sebeptir ki trafik kazalarındaki yaralanma ve ölüm oranları dünyada yapılan çalışmalarda sıralamada oldukça yüksektir.
İnsan hayatı hiçbir şeyle ölçülemez ve denk görülemez bir noktadadır. Bazen çok küçük ve değeriz göreceğimiz bir hareket, bir manevra, bir zamanlama hatası veya bir ihmal geri dönüşü olmayan yollara girebilir. Hayatımıza bu kadar girdikten sonra trafikte yapılabilecek tek şey onun güvenlik dengesini kurabilmektir. Türkiye’de ve dünyada sürekli olarak trafiğin farklı alanlarında çalışmalar yapılıyor ve sıralamalar hazırlanıyor. Gelin görün ki Türkiye trafikte çok yüksek bir güvenlik ve sürdürülebilirlik vadetmiyor. Bu istatistiksel değerlere bakınca belki görünen şeyler sadece birer sayıdan ibaret. Yüzdelikler ilk başta bakınca hiçbir anlam ifade etmiyor. Ama trafikte can veren veya kazadan sonra kendini toparlamakta zorlanan biri için bu yüzdeler ne ifade edebilir hiç düşündünüz mü? Ya yakınları için? Belki de bizzat bu çemberin içinde yer aldınız bile… Trafikte güvenliğin sağlanmadığı her vaka ve durumun sonuçları da etkileri de tahmin edilemez genişlikte bir alana yayılır ve bu daire zamanla hepimizi kapsayacak kadar büyür. Kendimizi, sevdiklerimizi, toplumu korumak için yapılması gerekenler ise çok zor değildir. Anahtar “GÜVENLİ BİR TRAFİK”… Peki, nasıl olacak güvenli trafik? Söylemek kadar basit midir trafikte güvenli ve sürdürülebilir bir akışı sağlamak? Eğer herkes üzerine düşeni yaparsa elbette! Kollektif bir çaba ile en güvensiz yolculuklar bile güven vermeye başlar.
Bunun için ilk adım fark etmektir. Çevre bilincinin oturması ve etrafında olanları görebilmektir. Haberlerde gördüğümüz trafik kazaları “Yine bir trafik canavarı”, “Yine can kaybı”, “Zincirleme kaza, zincirleme hata”, “Bayram yolu ölüm getirdi” başlıkları aslında birkaç cümleden çok daha fazlasıdır. Bu kazaların temelde kişi bazında genelde toplum açısından büyük sonuçları vardır. Habercilik de bunların aktarılması için en iyi kanallardan biridir. Medyanın gücü trafiğin sürdürülebilirliği için etkili bir şekilde kullanılırsa fark etmekteki ilk basamak kendini gerçekleştirmiş olacaktır. Ardından kişisel olarak alınacak önlemler birleşecek bir gücü oluşturacaktır. Örneğin karşıdan karşıya geçen yayanın yolu kontrol etmesi, araç sürücüsünün levhalara ve hız kurallarına uyması; alkol, uykusuzluk gibi kazalara sebebiyet veren ihmallerin en aza indirilmesi basit gibi görünse de kilit noktalardır. Bu noktada sadece bireysel hareketlerle kalınmayıp gerekli eğitimler sağlanmalı ve cezalar caydırıcı bir yere taşınmalıdır. Önlemlerin etki alanı büyüdükçe sonuçların etki alanı da o oranda değişecektir.
Bir başka dikkate değer nokta ise etki alanıdır. Her ne kadar hepimiz bu akışın içinde olsak ve etkilensek de elbette hepimiz aynı oran etkilenmiyoruz. Örneğin çocukların veya yaşlıların trafikteki savunmasızlığı ile sağlıklı bir yetişkininki aynı değildir. Yine bir yaya ile araçlı sürücü mukayese edilemez. Bununla da kalmaz araçlar arasında bile kontrol üstünlüğü vardır. Standart bir otomobil tır veya kamyon gibi büyük araçlar karşısında zarar görmeye daha hazır hale gelecektir. Yani bu etkileşimi birbirinden ayırmadan, halkanın birer halkası olarak görmekte fayda vardır. Kişisel değerlendirmeler anlık olarak kişiyi korusa da geneli olumsuz yönde etkilemeye açıktır. Yapılabilecekler bunlar, peki bunların ne kadarını yapıyoruz? Türkiye güvenli trafikte nasıl bir noktada? Trafik Hizmetleri Başkanlığının verilerine göre 2022 yılında kaza sayısı önceki yıla göre %30 artış gösterdi. Ancak yine de kazalarda hayatını kaybedenler geçen yıla göre azaldı (TÜİK, 2022). Güvenli bir trafikten bahsetmek için yeterli bir değişim olmasa da ölümlü kazaların sayısındaki azalma iyiye işarettir. Yine de kazaların artmış olması alınması gereken aksiyonlar için gözle görülür bir uyarı niteliği taşır.
Değindiğimiz tüm bu konuların vermek istediği mesaj açıktır: Trafiğe adımımızı attığımız andan itibaren artık kendimize ve herkese karşı sorumluluğa da adımımızı atmış oluruz. Bunun bilinci ile hareket etmeli ve çıkarılacak kanun ve kuralların destekçisi aynı zamanda uygulayıcısı olmalıyız. Güvenli trafik, güvende hayatlar!
Hepimizin yemek yemek, su içmek, uyumak gibi doğal ortak yanları dışında bir ortak yanımız daha var: trafik. Araba veya bir taşıt kullanmasanız dahi, yaya olarak parçası olduğunuz bu sistem artık o kadar kaçınılmaz ki, evinizden adımınızı attığınız an trafik sistemi içine girmiş bulunuyorsunuz. Hayatımızın büyük çoğunluğunu bir parçası olarak geçirdiğimiz bu sistemin güvenliği hepimizi ilgilendiriyor, çünkü her ne kadar artık yemek yemek kadar doğal gelse bile bize; içinde çok fazla tehlikeler barındırabiliyor ve çoğunun farkında bile değiliz. İşte trafik güvenliği burada devreye giriyor ve medeniyet olarak yükselmemize çok fazla pay bulunduran trafiği kendi lehimize kullanmamızı sağlıyor.
Trafik denilince her ne kadar aklımıza arabalar gelse de, o arabaları da yönetenler ve de tasarlayanlar bizleriz. Sistemi oluşturanlar bizler olduğumuz için değiştirmek de bizlerin elinde. Bunun için en önemli nokta kendimizin farkında olmamız, özellikle araç kullanıcısıysak. Bir insanın yolda yürürken dikkati dağılırsa eğer, en fazla bir yere takılıp tökezleyebilir veya birine/ bir şeye çarpabilir. Verebileceği zarar mikro ölçektedir. Peki ya bir sürücünün dikkati dağılırsa? Sadece bir anlık bu dalgınlığın sonucu, bir insanın veya hayvanın canına mal olabilir. Araçlar hayatlarımızı kolaylaştırsa da bizlere çok ciddi bir sorumluluk da veriyor bu sebeple, sürücüler bir anda katil olabilir ve de bir aile parçalanabilir.
Eminim bunu okurken kendinizi asla dikkati dağılan bir sürücü yerine koymadınız. ‘ben gayet iyi bir sürücüyüm’ dediniz belki de içinizden, fakat araştırmalar gösteriyor ki kendine güvenen sürücüler risk almaya daha yatkın. Sizce sürerken kendine güvenmeyen birinin mi yola odaklanması daha yüksek ihtimaldir, yoksa sürücülüğüne ve de dikkat algısına çok güvenen birinin mi? Kendimizin farkında olmak işte bu yüzden önemli, her ne kadar trafik kazasına karışan sürücülerin belirli kişilik özellikleri bulunsa da, hepimiz bu sistemde her an aksaklığa sebep olabiliriz. En basit örneği emniyet kemeri, kaçımız kullanıyoruz? Kullanmayan kişiler trafiğin tehlikesinin farkında değil mi, basit bir işlem ile kendilerini ve sevdiklerini koruyabilirler fakat bazen bu basit yöntemden bile kaçıyoruz. Ya da hepimiz sürücünün telefon kullanmaması gerektiğini biliyoruz fakat kaçımız biri aradığında onu açmayıp yol odaklanmayı tercih ediyoruz? Trafiğe veya kendimize gereğinden fazla güvenmek bizi kaçınılmaz bir sona sürüklüyor. Trafikteyken ölümle her an dip dibe değilmişiz gibi davranmak, kolayımıza gelse de bizi yanlış yapmaya sürüklüyor.
Trafik sistemini sadece sürücüler mi güvenli yapabilir yani diye sorarsanız, hayır; bir çok parçadan oluşan bu sistemi iyileştirmek için yapabileceğimiz yöntemlerimiz var elbette. Mesela arabaları iyileştirebiliriz, ki neredeyse tüm akıllı arabaların hedefi, kaza anında sürücüden önce davranıp hayat kurtarmak oluyor; mühendisler ve yazılımcılar birlikte çalışıyor. Psikologları da bu denkleme ekleyip, sürücünün ihtiyaçlarına, dikkat kapasitesine göre uygun araç sistemleri dizayn ettikçe, arabalar bu güvenliği bir adım daha taşımayı başarabilecek gibi duruyor. Bir diğer etken de çevre. Yolları, trafiğin en hassas kullanıcıları olan yayalar, çocuklar, hayvanlar, bisikletliler gibi kişileri korumak adına düzenleyerek trafik sistemini onlara öncelik tanıyacak hale getirebiliriz.
Bunların yanında Psikolog John Groeger, birkaç önemli ve geliştirebileceğimiz unsurun da altını çiziyor ki özellikle birkaç tanesi hepimizin yapabileceği şeyler. Mesela acil durumda müdahale etmeyi kaçımız biliyoruz? Trafik kazaları oldukça yaygın, her gün haberlerde görüyoruz ve insanlar yardımcı olmaya çalışırken, yanlış bir yerden tutup çekme sebebiyle daha çok zarar verebiliyorlar. Bunun yanında ceza kontrolünün, altyapının fazla olduğu büyük şehir yollarındansa kırsal kesim yollarında kazalar (özellikle ölümcül olanlar) daha fazla; bu tür eksiklerin farkına varıp bunların geliştirilme isteklerini ne kadar belirtirsek, devlet de buna o kadar dikkat edecektir. Mikro ölçekte farkındalığımızı arttırıp, çevremize de bu farkındalığı yaydıkça, makro ölçekteki değişikliklere yol açmış olacağız. Nasıl ki bir trafik ışığında ‘herkes geçiyor zaten’ diyerek geçmek ölüme sebep oluyorsa, o trafik ışığında, size korna çalınsa bile beklemek, etrafınızdaki insanların ışığı fark etmesini sağlayabilir ve bir can kurtarabilirsiniz. Tıpkı hayatın diğer yönleri gibi, trafikte de düzene uymayan, dikkat etmeyen, hızlı kullanan bir sürücü olmak çok kolaydır; ta ki birine zarar verene kadar. Zor olan, gerekirse kimse kurallara uymasın, onlara uymak ve insanları bu konuda bilinçlendirmektir. Her arabaya bindiğinizde arabadaki diğer kişilere ‘emniyet kemeri’ hatırlatması yapmak, ileride bu sebeple onları kaybetmenizden çok daha kolaydır.
Yılda 1.3 milyon insan trafik sisteminin boşlukları sebebiyle can veriyor (WHO,2022). Bu savaşlardan bile daha fazla bir ölüm oranı ve en önemlisi yukarıda anlatıldığı gibi bireysel farkındalıklarla azaltılabilecek, bizzat her insanın iyileştirmek için çabalayabileceği bir sistem. Trafik insanlar için, onlar sebebiyle var ve bizim davranışlarımıza, kültürümüze göre şekillenip bükülebiliyor. Onu değiştirmek, hepimizin sevdiklerinin içinde bulunduğu bu sistemi daha güvenli hale getirmek hepimizin sorumluluğu.
Bir dahaki yola çıkışınızda kendinize şunu sorabilirsiniz: amacınız bir yere en hızlı şekilde ulaşmak mı, yoksa en güvenli şekilde ulaşmak mı? Hiçbir işimiz, başka bir canlının canından daha kıymetli değil ve trafikte verdiğimiz anlık kararların sorumluluğunu her an omzumuzda taşıyoruz.
Her birimiz istesek de istemesek de trafiğe maruz kalıyoruz ve sokağa adımımızı attığımız andan itibaren büyük bir sorumluluk altına giriyoruz: Sevdiklerimize acı bir haber gitmemesi için elimizden gelen her şeyi yapmamız mühim. Dünya sağlık örgütünün verilerine göre her yıl yaklaşık olarak 1.3 milyon insan trafik kazalarında hayatını kaybediyor, bununla beraber on milyonlarca insan ise hayatı boyunca taşıyacağı yaralanmalara maruz kalıyor. Dünya olarak adeta kan kaybediyoruz ve trafik güvenliği bu kanamayı durdurmak için yegâne aracımız. Bu yazımda sizlere trafikte kimlerin en çok tehlikede olduğunu ve trafik güvenliği için atılabilecek adımlardan bahsetmek istiyorum.
Trafik kazalarında ortaya çıkan ölüm sayısının yarısından fazlasını “incinebilir yol kullanıcıları” oluşturuyor. Peki incinebilir yol kullanıcıları kimlerdir? Trafik güvenliği çalışmalarında yol kullanıcısı grupları arasında diğerlerine göre daha hassas ve korunmasız olan kullanıcılara incinebilir yol kullanıcıları denmiştir. Yayalar, bisikletliler ve motosiklet kullanıcıları bu grubun üyeleridirler. Ne yazık ki kaldırımlarda park etmiş arabalar, yaya geçidini önemsemeyen sürücüler, aşırı hız yapanlar düşünüldüğünde trafiğin incinebilir yol kullanıcıları için ne kadar tehlikeli bir yer olabileceğini anlamak zor değil. Bu gerçekler göz önüne alındığında kişisel araçlanmadaki artışın nedenleri daha iyi anlaşılıyor ancak kişilerin bulduğu bu çözüm sürdürülebilir bir trafik oluşturmak için doğru değil. Her gün şehirlerimizdeki araç sayısı kontrol edilemez ölçüde artıyor. Toplu taşıma altyapısının geliştirilmesi işte bu yüzden çok önemli. Güvenli ve kullanımı kolay bir toplu taşıma altyapısı uzun vadede şehirlerimiz için tek çözüm.
Bir problemi çözmemiz için öncelikle o problemi her açıdan iyice anlamamız gerekir. Trafik güvenliği problemi de bu açıdan farklı değildir. Ülkemizde ve dünyada yapılan birçok çalışma sayesinde “kaza” denen olgu tesadüfi etkenlerin birleşimi olmaktan çıkmış ve kazaya etki eden risk faktörlerinin neler olduğu saptanmıştır. Tahmin edebileceğiniz gibi hız bu etkenlerin en başında yer alıyor. Sürüş esnasında hızda yaşanan artış, kaza ihtimalini ve kazanın ciddiyetini büyük ölçüde arttırıyor. Hızın dışında madde etkisinde araç kullanmak, kemer kullanımı ve sürücünün yorgunluğu da kaza ihtimalini ve ciddiyetini belirleyen faktörler.
Bizim yol kullanıcıları olarak yapabileceğimiz ilk şey tabii ki trafik kurallarına uymak! Bu belki de size çok komik gelebilir ancak kabul etmemiz gereken bir şey var. Çok kolay uygulanması gereken kurallara bile uymamayı isteyerek tercih ediyoruz. Kemer takmayı korkaklık olarak gören, hız yapmayı yücelten bir anlayış toplumun çok büyük bir kesiminde hakim. Bu anlayışı yıkmak hepimizin sorumluluğu. Bu davranışlarda bulunan çevremizdeki insanları uyarıp onları bilgilendirmek trafik kültürünü geliştirmek bizim hedefimiz olmalı.
Trafik denildiğinde akıllara ne gelir? Birçoğu için bunalmışlık ve sıkışmışlık, bazıları için stres, bazıları içinse katlanmak zorunda olunan bir şey denilebilir. Tüm bu kavramlarla kısıtlı kalmadan, trafikteki yerimiz ve konumumuz aslında düşündüğümüzden çok daha önemli bir
yere sahiptir. Akan bir reçel gibi, her birimiz bize verilen görevleri gerçekleştirmeye çalışırız. Bazılarımız kırmızı ışıkta geçerken, diğeri üst geçidin daha güvenli olduğunu bilir ve orayı kullanır. Peki neden üst geçit daha güvenlidir? Neden kırmızı ışıkta geçmek bir tehlike arz eder? Bu sorular sormaya başlandığında trafiğin ne olduğu gerçekten sorgulanmaya başlanır. Biraz düşündüğümüzde ise karşımıza devasa bir tablo çıkar: Farklı renklerin bazen uyum içerisinde bazen ise keskin hatlarla buluştuğu; her biri farklı yöne giden çizgiler ve bu çizgilerin oluşturduğu şekiller ve desenler. Yayalar, bisiklet sürücüleri, motosikletler; otomobiller ve onların hareketlerini somut bir şekilde düzenleyen yollar, trafik işaretleri ve trafik ışıkları… Trafik bu şekilde hem karmaşa hem de ahenk ile kendini oluşturmayı başarır. Bu uyumun ve karmaşanın oluşumu ise teknoloji, insan davranışları ve ilgili kurumların
düzenlemeleriyle karşılaşmayı gerektirir. Bu nedenle sürdürülebilir, güvenli ve mobil bir trafiği anlamaya çalışmak; insanın trafikte kendinden ortaya koyduğu hayatı, güvenliği ve trafik içerisinde yaşadığı duygu-davranışları önemsemek anlamına gelir. İnsan hayatına bu gözden bakabilmemiz belki de trafik kazalarını azaltmadaki en önemli ve etkili çözümü bulmamızı ve hayalimizin somutlaşmasını sağlar. Trafik iştirakçilerinin güvenli ve mutlu bir
şekilde trafik içinde var olabildiği bir dünya.
Bu hayal maalesef her meselede olduğu gibi her ülkede de aynı derecede somutlaşmamıştır. Bazı ülkeler trafik iştirakçilerine daha konforlu bir deneyim sunarken bazıları da kafası karışık bir şekilde sadece bazı kitlelere -mesela yalnızca otomobillere- faydalı olacak çözümleri değerlendirmeye çalışır. Bu şekilde bir farklılaşmanın en büyük sebepleri tabii ki ekonomik ve politik olabilir. Fakat bu farklılaşmayı azaltırken kullanılan çözümlerin bir rant ve sermaye kaynağı olup olmadığının gözetilmesinden ziyade, insan odaklı olması, insanı önemsemesi ve getireceği çözümlerin bizlere, halka doğrudan yaraması gerekmektedir. Aynı zamanda, bu çözümler ancak trafikteki herkesi eşit bir şekilde gözetirse yeterince işe yaramış sayılabilir. Örneğin, bisiklet kullanıcıları ve yayalar trafikte en çok tehlikede olan iştirakçilerdendir. Motorlu araçların ve otomobillerin üstünlük sağladığı bir trafik evreninde, yayaların ve bisiklet kullanıcılarının hakları kolayca diğerleri tarafından yok sayılabilir ve sömürülebilir. Türkiye’de yaya haklarının hiçe sayıldığı birçok ana hepimiz tanık olmuş ya da bizzat deneyimlemişizdir. Bu sebeple uygulanacak çözüm yolları tüm iştirakçilerin haklarını gözetmeli ve her birine güvenli trafik alanı, kuralları ve denetimi sunmalıdır.
Bu çözümler ve hayal somutlaştırmaları temel olarak dört seviyede gerçekleşir: mikro, mezo, makro ve magma seviyeleri. Mikro seviye trafik kullanıcılarının yani bizlerin davranışlarını kapsar. Bu davranışlar yalnızca trafik içerisindeki davranışlardan ibaret değildir, aynı zamanda trafik öncesi ve sonrası da dahildir. Örneğin sahip olduğumuz kültürel değerler, normlar, motivasyonlarımız ve hatta ailemizin nasıl araba sürdüğü bile bizim şu anki sürüş davranışlarımızı değiştirebilir. Hız tutkusu olan birinin kaza yapma sebebi büyük oranda onun trafik içerisindeki hız yapma isteğidir ve bu seviyenin önemi fazladır. Bu nedenle mikro seviye bireyi baz alır, bireyin özelliklerinin trafik ortamına yansımasıdır diyerek de özetleyebiliriz. Mezo seviye ise bireylerin oluşturduğu daha büyük komüniteleri, çevreleri, kuruluşları ve şehirleri kapsar. Bu şehirlerdeki düzenlemeler, kuruluşların kuralları ve trafikte yaptığı düzenlemeler trafikteki mezo seviyeyi oluşturur. Mezo seviyeler genelde bu düzenlemelerden yapılan karı ve elde edilen itibarı savunur. Makro seviyeye geldiğimizde ise, trafik güvenliği hakkında daha büyük çapta düşünmemiz gerekir. Ülkelerin trafik kuralları, trafik iklimi ve kamu farkındalığı burada devreye girer. Mikro seviyede bireylerin kendi trafik
anlayışlarından başladığımız bu yolda artık ülkelerin ve o ülkedeki vatandaşların trafik algısı önem kazanır. Bu algının ne şekilde kazanıldığı devlet tarafından yaptırımlar, cezalar ve ödüllerle belirlenebilir. Bu şekilde trafiğin daha güvenli ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amaçlanır. Son olarak, trafik kavramını tam olarak kavrayabilmemiz için son seviye olan magma seviyeye göz atmamız gerekir. Magma seviyede popülasyon, iklim ve coğrafya gibi etmenlerin daha küçük çaptaki -ülkeler gibi- konseptlere etkisi öne çıkar. Bu seviyede ulaşılabilirlik ve verimlilik gibi kavramlar son aşamadaki trafik güvenliği algımızı tamamlar ve tüm bunlara bütüncül bir şekilde ulaşmayı amaçlar (Özkan & Lajunen, 2015). Böylece, trafik her aşamasında motivasyonları, sonuçları ve etkenleri ile var olmayı başarır.
Sonuç olarak, her seviye trafik güvenliğini sağlamak için ciddi bir önem arz eder, bu seviyelerin olabildiğince eşit uygulanabilmesi trafikteki tüm iştirakçilerin de aynı derecede güvenli bir trafik deneyimi yaşamasını sağlar. Eğitim, denetleme ve gerekli teknolojiler ile trafik hayalimiz daha da somutlaşabilir ve kendimizi daha uyum içinde bir tabloya bakarken bulabiliriz. Hem bireysel hem de daha büyük çapta bu değişiklikleri yapmak ve bu değişikliklerin takipçisi olup haklarımızı korumak bizim elimizde!
Trafik, yol iştirakçilerinin günlük hayatlarında bir yerden başka bir yere ulaşım sağlarken dahil oldukları bir sistemdir. Trafik güvenliği; araç, yaya, herhangi bir yol iştirakçisi, ya da altyapı-yol kaynaklı meydana gelen ölümler ve yaralanmaları azaltmaya yardımcı olur. Trafik güvenliği, sürücüler, yolcular, yayalar ve bisikletliler dahil olmak üzere tüm yol kullanıcılarının hayatlarını ve esenliğini korumak için kritik öneme sahiptir. Her yıl trafik kazaları sebebiyle milyonlarca insan hayatını kaybetmekte ya da ciddi hasarlar almaktadır. Bu kazaların bireyler, aileler ve topluluklar için fiziksel yaralanma, travma ve mali kayıp gibi yıkıcı sonuçları olabilir. Bu yüzden sürdürülebilir ve güvenli trafiği sağlamak için çeşitli önlemler alınmaktadır. Örneğin, ülkeler arasında trafik kazalarını azaltmak için hız sınırları, trafik işaretleri ve yol tasarımı gibi çözüm yolları kullanılmaktadır. Ayrıca, yaya ve bisiklet kullanımını teşvik etmek için yaya yolları ve bisiklet yolları inşa edilmektedir. Dünya genelinde, elektrikli araçların kullanımını artırmak için çeşitli teşvikler ve yatırımlar yapılmaktadır. Bu, havanın daha az kirlenmesini sağlamakta ve karbon emisyonlarını azaltmaktadır. Ayrıca, otomatik sürüş teknolojisi ve yapay zekâ gibi yenilikler, trafik akışını iyileştirmekte ve kazaları azaltmaktadır. Ancak, sürdürülebilir, güvenli ve mobil trafik için hala daha çok yapılması gereken çok şey vardır. Örneğin, ülkeler arasında trafik kazaları hala yüksek seviyelerde devam etmektedir ve yaya ve bisiklet kullanımı hala yeterli seviyede değildir. Ayrıca, elektrikli araçların kullanımı hala yaygın değildir ve karbon emisyonları da bu yüzden yüksektir. Bu nedenle, ülkeler ve dünya genelinde daha fazla yatırım yapmak ve daha fazla çalışmak gerekir.
Sürdürülebilir ve güvenli trafik yol iştirakçilerinin karşılaştıkları tehlikeleri azaltmak için büyük önem taşır. Sürdürülebilir ve güvenli trafiğin sağlanılamaması yol iştirakçileri için yüksek riskli sonuçlara yol açabilir. Sürdürülebilir güvenli trafik sağlanmazsa, tüm yol kullanıcılarının hayatı ve sağlığı tehlikeye atılabilir. Sürücüler, yolcular, yayalar ve bisikletliler gibi herkes trafikteki kaza ve yaralanma riskini artırabilir. Sürücüler için, sürdürülebilir güvenli trafik sağlanmazsa, trafikteki kaza ve yaralanma riski artabilir. Trafikte yasalara ve işaretlere uymamak, alkol veya uyuşturucu kullanmak, telefonla konuşmak veya mesajlaşmak gibi davranışlar sürücüler için yüksek kaza ve yaralanma riski oluşturabilir. Yolcular için de aynı şekilde sürücünün yaptığı hatalar yolcuların hayatını tehlikeye atabilir. Yayalar ve bisikletliler için, sürdürülebilir güvenli trafik sağlanmazsa, yaya yolları ve bisiklet yollarının yetersizliği veya yokluğu, trafikte görünmezlik veya araçlar tarafından geçirilmeme gibi sorunlar yayalar ve bisikletliler için tehlike oluşturabilir. Ayrıca, sürdürülebilir güvenli trafik sağlanmazsa, trafik akışı daha yavaş veya daha az verimli olabilir. Bu, seyahat sürelerini ve maliyetlerini artırabilir ve ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Örneğin, araçların yavaş seyahat etmeleri, trafikteki yoğunluk artması, yolculukların daha uzun sürmesi veya yolculukların daha pahalı hale gelmesi gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Trafikteki yavaş ve verimsiz akış, seyahat sürelerini ve maliyetlerini artırabilir ve ekonomiyi olumsuz etkileyebilir.
Güvenli trafik ortamının sağlanması için yol iştirakçilerinin takındıkları tavır ve kurallara uyup uymamaları önem arz eder. Sürücüler açısından bakılınca; trafik işaretlerini ve yasaları bilmek ve gerektiğinde uygulamak güvenli trafik ortamı için önemli bir unsurdur. Bunun yanı sıra trafikte alkol vb. sürüşü etkileyebilecek maddelerin kullanılmaması, sürüş odaklı olup dikkati dağıtabilecek herhangi başka bir cihaz kullanılmaması da trafikte güvenliğin sağlanması için önemlidir. Yaya açısından bakıldığında ise, trafik ışıklarının olmadığı noktalarda sürücülerin hareketlerini öngörebilmek, kendilerine tanınmış yaya yollarını kullanmak güvenli trafik ortamı için atılabilecek bir başka önemli adımdır.
Sürdürülebilir güvenli trafik amacı, trafikte çarpışma ve yaralanmaları azaltmak, trafik akışını optimize etmek ve çevresel etkileri azaltmak için çeşitli yolları kapsamaktadır. Öncelikle yol güvenliği yatırımları yapmak, yolların daha güvenli hale getirilmesi için önemlidir. Bu yatırımlar arasında, yol işaretlerinin yenilenmesi, yol yüzeyinin iyileştirilmesi, yol aydınlatmasının arttırılması ve trafik kontrol sistemlerinin kurulması gibi önlemler yer alabilir. Otomatik sürüş teknolojileri de güvenli trafik için önemlidir. Bu teknolojiler arasında, otomatik frenleme, hız sabitleyici, park etme asistanı gibi özellikler yer almaktadır. Bu teknolojiler, sürücülerin yanıltılmasını azaltır ve trafikteki çarpışma riskini azaltır. Ayrıca, yolcu taşıma sistemlerini geliştirmek de önemlidir. Bu sistemler arasında, toplu taşıma araçlarının sayısının arttırılması, yolların genişletilmesi, yaya ve bisiklet yollarının oluşturulması gibi önlemler yer alabilir. Ek olarak, kamuoyunun trafik güvenliği konusunda bilinçlendirilmesi önemlidir. Bu amaçla, trafik kurallarının öğrenilmesi için eğitim programları uygulanabilir, trafikte güvenli davranışları teşvik eden kampanyalar yapılabilir.
Sürdürülebilir güvenli trafik, mikro düzeyde, meso düzeyde, makro düzeyde, ya da magna düzeyde alınan önlemler ve geliştirilen yeni projelerle desteklenebilir. Birey olarak (mikro düzeyde) trafik kurallarına uymak, güvenli sürüş eğitimlerine katılmak ve güvenli sürüş tekniklerini kullanmak sürdürülebilir güvenli trafik adına atılacak olumlu adımlar arasında sayılabilir. Organizasyonlar ve/veya şehirler (meso düzeyde) ise sürdürülebilir güvenli trafik temasına trafik güvenliği konusunda bilinçlendirme kampanyaları düzenleyerek, yol güvenliğine yatırım yaparak, trafik güvenliği ile ilgili eğitim programları geliştirerek katkı sağlayabilir. Ülkeler (makro düzeyde) ise sürdürülebilir güvenli trafik temasına trafik güvenliği konusunda önde gelen ulusal politikalar oluşturarak, toplu taşıma sistemlerine önem verip geliştirerek, ulusal yol güvenliği için yatırımlar yaparak katkıda bulunabilir. Uluslararası yapılar (magna düzey) ise sürdürülebilir güvenli trafik temasını daha da ileri taşımak için trafik güvenliğini konu alan uluslararası sempozyum ve paneller düzenleyip, uluslararası politikalar oluşturup, uluslararası eğitim programlarını destekleyip katkı sağlayabilir.
Trafik güvenliği nihayet daha da önem kazanmış ve bunun için çok farklı alanlardan çokça insanın emek vererek ve üstünde çalışarak, trafikteki bireyleri koruma konusundaki işbirliği gittikçe artmıştır. Nitekim okulumuz Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde de son on-on beş yıldır bu alanda gelişmeler çokça artmış sosyal psikoloji adı altında geliştirilen trafik psikolojisi çalışmaları yerini kendine has olan bir alana bırakmıştır ve Trafik psikolojisi dersi tüm psikoloji öğrencilerine bir ders olarak sunulmuştur. Bu yazımızda, Trafik psikolojisi dersinden edindiğimiz kazanımlarla, okuyucularımıza yol güvenliğine ait önemli bakış açıları kazandırmak hedeflenmiştir. Trafik güvenliği, tüm yol iştirakçilerinin yaralanmalardan ve kazalardan korunması anlamına gelir. Yola çıkan herkesin yaralanma veya ölüm riski vardır. Yayalar, sürücüler, bisikletliler, yolcular, kamyon, tır, toplu taşıma şoförleri, motosiklet kullanıcıları, kısaca ulaşım için kullanılan yol üzerinde kısa da olsa uzun da olsa vakit geçiren herkesi; yol iştirakçileri yani yol kullanıcıları gurubuna dâhil edebiliriz. Hatta yolda karşıdan karşıya geçmek isteyen hayvanları bile. Elbette yol güvenliğinde de önceliğimiz kendimizi değiştirmek olacak, ne demişler: kendini değiştir, dünyan değişsin. Bu yüzden nereye giderseniz gidin, nerede olursanız olun, kendi güvenliğiniz her zaman ilgilenmeniz gereken ilk şeydir. Şunları bir düşünün: bisiklet sürmek, rüzgâra karşı yollarda koşmak ve arabanızda giderken en yüksek seste sevdiğiniz müziği dinlemek… Yollarda güvende olduğunuzu düşünüyor musunuz? Güvende olduğunuzu düşünüyorsanız, aslında hiç de öyle olmadığını ve yollarda güvende olmanın kolay elde edilemeyecek bir şey olduğunu bilmelisiniz. Ama tabii her şeye rağmen güvensizliği aşmak için çareler arayacağız trafikte de, her durumda yaptığımız gibi. Yol güvenliği sadece endişe verici bir şey olarak değil, bilinçlenilmesi ve bilinçlendirilmesi gereken bir şey. İnsan öngörülmesi zor bir varlık ama imkânsız da değil. Aslında psikoloji biliminin de temellerini oluşturan bu insan öngörülmesi meselesi de trafik iştirakçilerinin güvenliği üzerine çalışılan en önemli konulardan biridir trafik psikolojisinde. İnsanın kafasının içindekiler ve davranışı her nasıl karmaşık ve anlamlandırılması zor bir süreç ise aynen öyle de trafik de öyle bir sistemdir. Her insan için trafik güvenliğine atfedilen değer çokça değişmesine ek olarak trafikte kendilerinden bekleneni idrak edip uygulamak da insandan insana değişen bir mesele maalesef.
Trafikte birçok tehlikeye daha açık olarak da nitelendirebileceğimiz hassas/savunmasız yol iştirakçilerinden en çok tehlikedeki grup bence yayalar ve hayvanlardır. Hiçbir korunmalarına yarayacak ekipmana sahip olmadan yürünen yollar, birçok zaman feci kazalarla ve elim ölümlerle sonlanmakta. Bu kazalarda her ne kadar sürücülerin suçu çok büyük de olsa, yine en başta da söylediğim gibi, yayalar önce kendi güvenliklerine önem vererek hareket ederek kendilerini yollarda güvene almaları lazım gelmekte. Buna rağmen şu da bir gerçek ki ülkemizde yayalar için özellikle de çocuk, engelli ve çok yaşlı bireyler ve hayvanlar için yol güvenliğini sağlama konusunda çokça eksik bulunmakta. Mesela gözleri görmeyen bir arkadaşımdan şunu duydum: “Asla hiç bir yere tek başıma gidemiyorum, ne yollar güvenli ne de toplu taşımlar ilgili bizlerle, yolda ölmektense evde otururum daha iyi.” Bunu diyen insanı duydum ben maalesef ülkemde, ne kadar acı verici olsa da tüm bu hassas yol kullanıcıları için birileri sesini yükseltmek zorunda. Yani bence sorumluluk hepimizde.
Trafik güvenliğine bireysel düzeyde bakacak olursak, sürücü hata ve ihlallerini bu kategoriye koyabiliriz. Hız sınırını aşmak, hatalı sollama yapmak, kırmızı ışıkta geçmek, yayalara yol vermemek. Bunları çokça çeşitlendirebiliriz ama bireysel düzeyde en önemlisi kendi pozisyonumuzu idrak edip doğru olanı yaptığımızdan emin olmak gerekiyor olsa gerek. Kendi içgüdü ya da dürtülerimize dayanıp güvenmektense her zaman trafik kurallarını önemsemeliyiz. Örneğin bir yol, üzerinde trafik olup olmadığına bakılmaksızın ya da o yol gündüz ne kadar meşgul olursa olsun veya gece ne kadar ıssız olursa olsun o yolda trafik kurallarına uymamak için kesinlikle hiçbir mazeret bulmamalıyız. Şerit mi değiştiriyoruz, yol bomboş olsa bile sinyal vererek değiştirmeliyiz. Ne demiştik biz değişelim ki dünyamız değişsin. Tabi iş sadece bireysel düzeyde de bitmiyor konu trafik güvenliği olunca. Mezo düzeyde organizasyonlar ve kurumlar da önemli bir faktör oluşturuyor. Kurumların görevlendirdiği tır, kamyon, otobüs şoförleri için gerekli düzenlemeleri ve kuralları koyması ve uygulatması gerekiyor. Trafikte uykulu sürme davranışını yok etmek ve şoförlerin aşırı yorgunluk ya da uyku döngülerinin bozulmasından kaynaklı direksiyon başında uyuya kalmamaları için organizasyonların onlara saat sınırlamaları getirmeleri buna örnek olabilir. Ulusal düzeyde bakacak olursak trafik düzenleyici uygulama ve kralların geçerliliği, kalitesi ve uygulanıp uygulanmadığı, trafik ihlallerin kontrolü ve kontrolle gelmesi gereken yaptırımlar bu düzeyde önem kazanıyor. Örneğin geçtiğimiz yaz döneminde Avrupa’da üç ay geçirmiş biri olarak söyleyebilirim ki: Trafik hayret verici derecede düzenleydi ve kontrollüydü. Başta Avrupa’da yaşayan insanlara hayranlıkla bakıyordum ne kadar da kurallara uyan bilinçli insanlar diyerek, ama sonradan öğrendim ki yaptırımlar parasal acıdan çok fazlaymış ve sonra tüm bu düzenin esas kaynağının o ülkelerin devletinin hükmettiği yaptırım gücünde olduğunu gördüm. Ve artık inanıyorum ki eğer Türkiye’de de yüksek para cezaları olsa ve sadece olmakla kalmayıp dikkatli bir şekilde devlet kontrolünde uygulansa, yani yaptırımlar caydırıcı olsa, büyük oranda bir gelişme kaydedilecektir trafik güvenliğinde. Uluslararası düzeyde bakıldığında da daha geniş bir bakış açısıyla ele alınarak trafik güvenliği için değişik açılardan yatırımlar ve regülasyonlar yapılabilir. Buna örnek ise çevre dostu, elektrikli araçların geliştirilmesi ya da kazaları azaltması beklenen otonom araçların geliştirilmesi ve tüm dünya ülkelerine bu regülasyon ve yeniliklerin getirilmeye çalışılması için bir şeyler yapılması olabilir.
Trafik psikolojisi dersimizden de öğrendiğim üzere trafik güvenliğini sağlamak için gerekli olan bazı önemli faktörler var. Ve eğer biz bu faktörleri dikkate alıp bazı şeyleri değiştirmeye çabalarsak büyük bir yol kat edeceğimize inanıyorum ve sizlere daha açıklayıcı olması için hepsini birer örnekle açıklayacağım. İlki eğitim faktörü, sürücülük eğitimlerinde teoriden ziyade pratiğe önem verilmesi ve normalde olduğundan daha sıkı bir eğitimden ancak yüksek başarıyla geçenlerin trafik ehliyeti kazanabilmesi gerekir. İkinci olarak, yasal uygulamalar-denetimler ve yaptırımlar faktörü geliyor, daha önce de söylediğim gibi yüksek para cezası ve bunun uygulanırlığı arttıkça insanlar istese de istemese de trafikteki ihlallerini azaltmak durumunda kalacaklardır. Diğeri mühendislik faktörü, bu faktör araç ve daha güvenilir ekipmanların geliştirilmesini destekler, otonom araçları ya da elektrikli araçları örnek verebiliriz. Diğer bir faktör maruz kalma bu daha çok bilimsel saptamalar ve araştırmalar ile ilgili, örneğin hem tecrübesiz, hem genç olanlar mı daha fazla kazaya karışıyor yoksa tecrübesiz olmak dikkati ve kaza riskini azaltırken yaş faktörü kaza riskini artırıyor mu? Bu tarz ilişkilenişleri çözen trafik araştırmaları bizlere daha spesifik ve nitelikli çözümler üretebilirler. Yeterlik ve uygunluk denetlemesi faktörü sürücülerin kabiliyetlerinin düzenli olarak kontrol edilip problem varsa tespit edip onları trafiğe çıkmaktan alıkoymayı ve eğer mümkünse problemi çözüp onları trafiğe geri kazandırmayı hedefler. Mesela altmış beş yaş üstü insanlarda bu tür denetimlerin düzenli olarak yapılması ve onlardaki azalan bilişsel ve fiziksel koordinasyonların tespit edilip gerekirse araba kullanmaktan alıkoyulmaları gerekmekte. Acil durum müdahalesi faktörü ise kaza olduğunda insanları hayata bağlamak için ne yapılması gerektiği ile ilgilenen bir faktör, mesela acil tıbbi yardım merkezlerinin sayısının ve ulaşılabilirliğinin artırılması buna örnek olabilir. En sonuncu faktör ise değerlendirme faktörü, bu faktör tüm bu sayılan faktörlerin kontrolünü sağlayıp onları geliştirmeye onların düzgün şekilde koordine edilmesine yarayan bir faktör. Ve bu faktörü hepsinin devamlılığını ve uygulanırlığını test eden bir kapsayıcı faktör olarak görebiliriz. Sonuç olarak tüm faktörlerden anlayacağımız üzere: açık ve kompleks bir sistem olan trafik ve trafik güvenliğinin çok sayıda alana ve o alanlarda emek veren çok sayıda insan beynine ve insan gücüne ihtiyacı var. Umarım bizler de bu alan için emek veren o özel insanlar grubuna bir yerlerden dâhil olup dünyayı daha yaşanılası bir yer kılmak için elimizden geleni yaparız. Ve en önemlisi de, yazımda da bahsettiğim gibi, bu alana emek veren insanlardan biri olmak aslında o kadar da zor değil. Neden mi? Çünkü “Kendini değiştir dünyan değişsin” ilkesiyle herkes trafikte kendini değiştirmek için bir adım atsa o küçük adımlar çok uzun yollar açar ve güvenliğe çok büyük katkılar sağlar.
Güvenle kalın!
Her gün milyonlarca insan sabahın köründe uyanıyor; okullarına, işlerine gidebilmek için kendini asla bitmeyen bir trafik döngüsünün içinde buluyor. Bu trafiğe çoğu zaman toplu taşıma ya da kişisel araçlarıyla iştirak eden halkımızın son yıllarda yeni bir gözdesi boy gösterdi: elektrikli scooterlar!
BinBin, HOP!, LINK, Palm… gibi pek çok isimde karşımıza çıkan scooterlardan belki de aklımıza ilk geleni “Martı”lar.
Bu “martı”ları başkentin işlek caddelerinin girişlerinde yan yana düzenli bir şekilde park edilmiş olarak ya da ara sokaklarda kaldırımın orta yerine terk edilmiş olarak görmüş olmanız mümkün. Bazen kaldırımda birden fazla kişinin bindiğini gördüğümüz bu araçlar hem kendilerinin hem de yayaların hayatlarını riske atabiliyorlar. Peki herhangi bir kullanım kısıtlaması var mı? Her önüne gelen bu araçlara binebiliyor mu?
Ülkemizdeki mikromobilite pazarına hızla giriş yapan bu elektrikli scooterları ehliyet gerekmeksizin 15 yaş üstü herhangi bir vatandaşın kolaylıkla bir uygulama aracılığıyla kiralayıp kullanabilmesi mümkün. Saatte en fazla 25 km hızla gidilmesi kuralı bulunan elektrikli scooterları aynı zamanda yaya yollarında kullanmak da yasak.
Bu araçların var olan trafiğe birden sokulmasının ardından bazı eksiklikler göze çarpmakta: onlar için düzenlenmemiş yollar!
Trafiğin aktığı, aktif motorlu araçların yer aldığı bir karayolunda bu hız sınırlaması olan, herhangi bir güvenlik önlemi alınmadan binilen (kask vb. takmadan) “martı”ların ölüme doğru uçtuğunu inkâr edemeyiz.
Daha sürdürülebilir ve güvenli bir trafiğin sağlanması için bu elektrikli scooterların kullanımına özel, kaldırım ile araç yolu arasında yeni bir yol yapılması planlanmalıdır. Aksi takdirde hem “martı” kullanıcıları hem de onlarla eş zamanlı olarak kendi yolunda ilerleyen diğer yolcuların hayatı tehlikede olmaya devam edecektir. Park edilmiş ya da o esnada sürülen bir “martı”nın varlığı yüzünden daralan kaldırımda yürüyen birinin yola düşmesi ihtimaller dahilindedir. Motorlu araçlarla aynı yerde sürülen “martı”larsa yine trafiği sıkıştırmak, güvenliksiz olarak araçların arasında trafiğe karışmak gibi davranışlardan dolayı hem kendilerini hem de diğer sürücüleri tehlikeye sokmaktadır.
Bu “martı”lara özel yolların ilgili belediyeler ve kurumlarca planlanması ve yapılması zaman alacaktır. Haliyle ilk iş bize düşüyor. Bu süre zarfında kullanılmaya devam edilecek olan bu araçları kullanan kişilerin gerekli önlemleri alması ve yanlış davranışlardan kaçınması gerekmektedir (kask takmak, birden fazla kişi kullanmamak, kaldırımın ortasına park etmemek gibi). Onlarla trafikte yer alan diğer araç kullanıcılarının ve yayaların ise bir “martı”yla karşılaştığında yavaşlaması, ona yol vermesi, işi kolaylaştırması beklenen diğer hareketlerdendir. Sağlıklı, güvenli ve düzenli bir şekilde hayatımıza adapte edebileceğimiz bu yeni araçlar ve kullanımları, daha sonrasında ülkelerce ve hatta uluslararası kuruluşlarca de çeşitli kampanyalar, reklamlar, seminerler vb. aracılığıyla desteklenerek yeni aday kullanıcıların kullanımına teşvik edilebilir. Mevcut sorunlar zamanla ortadan kalkarsa bu “martı”ların kullanımı kısa mesafelerde hızlı, güvenli, uygun bir yolculuğun kapısının halka açabilir.
Yalnızca 2021 yılının TÜİK verilerine baktığımızda 187 bin 963 adet ölümlü yaralanmalı trafik kazası meydana geldiği görülmektedir.
Her gün istesek de istemesek de bir parçası olduğumuz trafiğin güvenli bir şekilde olması ve devam etmesi hepimizin “yaşamaya devam etmesi için” en önemli şeylerden biridir. Bir yerden bir yere en kısa sürede ve sorunsuz olarak ulaşmak hedefiyle kendini trafikte bulan vatandaşların bu ciddi trafik kazaları rakamlarını önemsemesi gerekmekte ve bir gün orada kendisinin ya da sevdiği birisinin bir rakamdan ibaret olmaması için trafik güvenliğini sağlamayı hayatının olağan akışında yapması gereken bir davranış olarak edinmesi gerekmektedir.
Dilerim “Martı”larınız ölüme uçmasın.
Trafik ve insan birbirinden ayrılmaz iki bütündür; biri olmadan diğerinin olduğu düşünülemez. Diğer bir deyişle herkes trafiğin bir parçasıdır. Bunun için gözünüzde illa ki kalabalık bir şehirdeki araç yoğunluğu ve onun getirdiği stresli ortamı canlandırmanıza gerek yoktur. Evin dışında olduğumuz her an biz de trafiğin bir parçasını oluştururuz: gerek otobüste veyahut başka bir araçtayken gerek ise yayayken. Peki kaçımız yolda kendimizi güvende hissediyoruz? Kaçımız trafik kurallarına harfiyen uyuyoruz ve diğer insanların da uyduğunu düşünüyoruz? Kültürümüz güvenli trafik ortamı kurmaya ne kadar müsait? Bu kısa yazıda, bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız. Sizlere bu soruları sormadan önce kendime dair reflektif bir çalışma yapmam gerektiğinin bilincindeyim ve ilk olarak kendimi anlatarak başlayacağım. Dışarıda olduğum anların çoğunda -özellikle de etrafta hızlı giden arabalar var ise- kendimi güvende hissetmiyorum, her daim bir tehlike beni bekliyormuş gibi hissediyorum. Aracım olmadığı ve okuluma yakın mesafede oturduğum için şehir içinde genellikle toplu taşıma da dahil olmak üzere araç kullanmıyor, yayan gidiyorum. Belki de böyle hissetmemin sebeplerinden biri yaya olmamdır diye düşünüyorum ve araştırdıkça da kitabi bilginin benim görüşümü desteklediğini öğreniyorum. Yayalar, savunmasız yol kullanıcıları (vulnerable road users) olarak adlandırılan bir topluluğa ait. Bu topluluğun yayaların yanında motosiklet kullanıcıları, bisiklet kullanıcıları ve yaşlı insanlar gibi çeşitli insanları da kapsadığını unutmamak gerekir. Yayınlanan bir rapora göre trafik kazalarında hayatını kaybeden insanların yarısından fazlasını savunmasız yol kullanıcıları oluşturmaktadır (WHO, 2018). Türkiye’de ise bu oran en az yüzde 40 civarındadır (Accident Reporting Database, 2016). Bunun en büyük sebebi, biz yayaların sınırlı korumaya sahip olmamız ve sorumluluğun sürücüler ve yayalar arasında eşit dağıtılmamış olmasıdır (en basitinden, araba sürmek bir ayrıcalık iken yürümek bir haktır). Dolayısıyla trafikte güvenli hissetmek için yapılacak ilk şey savunmasız yol kullanıcılarının güvenliğini garanti etmektir. Özellikle yayaları ele alacak olursak eğer, Houten (2011), yaya güvenliğini sağlamak için yapılabilecek şeyleri kısaca 3 grupta açıklamıştır. Birinci grup mühendislik faktörleridir (Engineering Elements), ve bu trafiğin en önemli yerlerine çeşitli tabelalar, uyarılar ve gerekirse ışıklandırmalar ve hız rampaları yerleştirmektir. İkinci faktör ise eğitimdir (Educational Elements) ve bu medyada yol güvenliğine dayalı kampanyalar yürütmeyi, posterler asmayı kapsar. Son faktör ise yürürlük faktörleridir (Enforcement Elements), adından da anlaşılabileceği üzere güvenliği sağlamak için dayatılan kuralları içine alır. Tüm bunlar uygun oranda ve birbiriyle etkileşerek birleştiği zaman, özellikle savunmasız gruplar için güvenli bir trafik çevresine sahip olabiliriz. Yazının başını hatırlarsanız ikinci sorum trafik kurallarına ne kadar uyduğumuz ve diğer insanların uyup uymamasına ne kadar güvendiğimiz ile ilgiliydi. Dürüst bir cevap verecek olursam eğer; bir yaya olarak her ne kadar kuralların geneline uymaya özen göstersem de ara sıra kurallara uymadığım oluyor; eğer bunun bir başkasına zarar getirmeyeceğine inanırsam bunu yapma sıklığım artıyor (örneğin
yayalara kırmızı ışık yanmasına rağmen eğer gelen araba yakında değilse karşıya geçmek gibi). Konu diğer yayalara gelince ise gözlemlerime başvuruyorum ve onların benim kadar bile uymadığına inanıyorum. Doğal olarak, yayaların dahi tam olarak uymadığı trafik kurallarına sürücülerin de harfiyen uymasını bekleyemiyoruz, zira sürücüler aynı anda birçok uyarana eş zamanlı olarak tepki verirken bir yandan da güvensiz bir trafik ortamında yola devam etmeye çalışıyorlar. Sonucunda ise yayalar ve sürücüler fark etmeksizin herkes için güvensiz bir trafik çevresi ortaya çıkmış oluyor.
Tüm bu saydığım şeylerin elbette kültürle de bir ilgisi var ve bunu en iyi kendi kültürümüzü başka ülkelerin kültürleriyle karşılaştırarak kavrayabiliriz. Hoftstede (1997) kültürün beş boyutunu irdeler: bunlar güce karşı mesafe, belirsizlikten kaçınma, bireysellik/çoğulculuk, maskülenlik/feminenlik ve uzun/kısa süreli yönelmedir. Örneğin uzun süreli yönelme faktörünü üç ülke kapsamında ele alalım ve bu ülkeler Çin, Türkiye ve Hollanda olsun. Bu unsur basitçe bir toplumun değişime ne kadar yatkın olduğunu ölçer; yani yüksek puan o toplumun geleceğe dönük hatta pragmatist olduğunu gösterirken düşük puan daha geleneksel ve değişime kapalı bir toplumu belirtir. Hoftsede’in fikirlerinden yola çıkarak ortaya çıkarılan bir websitesinin (www.hoftstede-insights.com) sonuçlarına göre Çin en yüksek skoru (87), Hollanda ortancayı (67) alırken Türkiye yalnızca 46 puan almıştır. Buna dayanarak Çin ve Hollanda’nın daha pragmatik ve fütüristtik bir bakış açısına sahip kültürlere sahip olduğunu ve Türkiye’nin onlara nazaran çok daha geleneksel kaldığını iddia edebiliriz. Her ne kadar Çin, diğer kültür elementlerinde düşük puan yapmış olsa da (örneğin güce karşı mesafe veya bireysellik) uzun süreli yönelmede yüksek puana sahip olması anlaşılır bir şeydir; zira teknolojik gelişmeleri en hızlı şekilde ortaya çıkaran ve buna en hızlı uyum sağlayan ülkelerden biri Çin’dir. Ülkelerin kültürünü trafik güvenliği kültürüyle bağdaştıracaksak eğer, Çin’in piyasaya son zamanlarda sürülen trafikle ilgili yeni teknolojik gelişmelere (örneğin otonom araçlara) uyum sağlama hızıyla uzun süreli yönelme skoru arasında açık bir bağlantı yakalayabiliriz. Aynısı, ne yazık ki ülkemizdeki düşük skor ile bağlantılı olabilir: geleneksel ve değişime kapalı toplumsal yapımız, trafik güvenliği amacıyla üretilen birçok aracı benimsememize engel teşkil ediyor olabilir. Buna başka bir örnek ise Çin’de yılda 200bin elektrikli araç satılırken Türkiye’de toplam 6333 adet elektrikli araç bulunmasıdır (www.enerjiatlasi.com). Bu sürdürülebilir ve şüphesiz çevreye daha faydalı teknolojik gelişmeyi benimseyememiş ve ne yazık ki dünyanın gerisinde kalmış durumdayız.
Peki bu konuda ne yapabiliriz? Bu soruyu dört seviyede ele alabilmek mümkün. Birincisi, bireysel (mikro) düzeydir. Trafik kurallarına daha çok uymaya çalışmak ve trafikte attığımız adımların kısa ve uzun vadeli sonuçlarını derinlemesine düşünmek ve kendi
davranışlarımıza dair reflektif analizler yapmak, bireysel düzeyde yapılabilecek şeylere örnek gösterilebilir. İkinci düzey ise şehir yönetimlerini ve hatta organizasyonlarla ilgili tüm faktörleri kapsayan mezo düzeydir. Örneğin iş baskısı yüksek olan, işe yetişmek için büyük çaba sarf etmek zorunda kalan insanların trafik kurallarına harfiyen uymasını beklemek beyhudedir: birçok insan geç kalarak işini kaybetmemek için trafikte hız limitini aşabilir ve kırmızı ışıkta geçebilir. Bu konuda yapılacak ilk şey organizasyonların özellikle de trafiğin yoğun olduğu saatlerde çalışma saatlerini daha esnek olacak şekilde güncellemeleridir. Üçüncü aşama ise ulusal düzeydir (makro level). Gelişmiş birçok ülkede toplu taşıma ve bisiklet kullanımı teşvik edilirken Türkiye’de bu teşvik yetersizdir, hatta birçok kurumun çıkar sağlamak için bireysel araçlara teşvik ettiği gözlemlenebilir. Sonuç olarak bu, Türkiye’nin büyük şehirlerinde trafik sıkışmasına, kazalara ve kazalara bağlı ölümlere yol açmaktadır. Son aşama ise uluslararası yapıları kapsar (magna level). Bu uluslararası yapılardan gün içinde en çok ilişkilenmede olduğumuz ekonomiyi ele alalım. Bir çalışmada ispatlandığı üzere kişi başına düşen milli gelir arttıkça trafiğe ilişkin ölüm oranlarının azaldığı saptanmıştır (Özkan & Lajunen, 2007). Bu ise ancak gelirin eşit dağıldığı ve ekonomik açıdan her ülkenin kendine yetebildiği bir dünyada mümkündür. Kısacası, güvenli bir trafiği sağlamak hepimizin elindedir; bireysel, toplumsal veyahut ulusal faktörler ayırdına varmaksızın hepimiz bu konuda soruları önce kendimize, daha sonra etrafımıza yönelterek daha çok düşünmeli, tartışmalı ve daha önce hiç sarf etmediğimiz kadar efor sarf etmeye başlamalıyız. Trafik çevresinde düşündüğümüzden çok daha fazla bulunuyoruz. Bunun farkına varmalı, kabul etmeli ve uygun adımlar atmaya hemen başlamalıyız.
Trafiğin TDK’de “ulaşım yollarının yayalar ve her türlü taşıt tarafından kullanılması” şeklinde tanımlanmıştır. Fakat bana göre trafiğin tanımı bu kadar basit değil. Trafik her gün hayatımızı ve başka insanların hayatını riske attığımızı bilerek yolların kullanılmasıdır. Böyle bir tanım yapmam sizlere biraz abartılı gelmiş olabilir fakat düşününce trafiğin bir dizi tehlikeden başka bir şey olmadığının farkına varacağınız düşüncesindeyim. Öncelikle en büyük varlığımız olan kendi bedenimizi bilinmez bir sistemin içine koyup zarar görmeden çıkmasını bekliyoruz. Yolculuğa emniyet kemeri takmadan başlamak, uykusuzken yolculuğa çıkmak gibi ekstra tehlikeleri de eklemeyi unutmuyoruz. Peki sizce trafik önlemleri alınmadan çıkılabilecek bir trafik sistemi mümkün mü? Tabi ki de hayır, biz yol kullanıcılarının yola çıkarken sanki en tehlikeli yolculuğumuza hazırlanır gibi hazırlanmalıyız. Çünkü trafikte sizden veya karşı taraftan gelebilecek herhangi bir hatanın veya ihmalin geri dönüşünün olmadığının bilincinde olmalıyız. Fakat bazen bu konunun ciddiyetini unutup güvenlik konusundaki davranışlarımızı kontrol etmeyi bırakabiliyoruz. İşte bu devrede trafik güvenliğini sağlamaya yönelik devlet tarafından uygulanan yasalarla kontrol altına alınmaya çalışılıyoruz. Trafiğin ne kadar büyük hayati bir önem taşıdığını yasalar yoluyla da rahatça görebiliriz. Sadece ülkemiz de değil dünyada birçok ülkede trafik ihlalleri ciddi bir şekilde yaptırıma uğruyor ve hükumetler trafik güvenliğini sağlayabilmek üzerine farklı teknikler kullanıp trafik kazalarını en aza indirgemeye çalışıyor. Ülkemizde de bu konuda birçok yaptırım olmasına rağmen trafik yasalarının birçok vatandaş tarafından çiğnendiğini rahatça görebiliriz. Ayrıca trafikteyken sadece kendimizi değil onlarca insanı da tekliye atabiliyoruz, örneğin yayalar yaya yolunda bile hakları olmasına rağmen trafik kazalarında yer alabiliyor ve maalesef trafik kullanıcıları içinde en avantajsız grup konumuna gelebiliyor. Tabi ki de yayaların kusurlu olduğu kısımlar da vardır fakat en nihayetinde güvenlik anlamında bir önlemleri olmadıkları için en çok ölüm oranına sahip yol kullanıcılarından. Her iki tarafında güvenli bir şekilde yol kullanabilmesi için birçok geliştirilmiş proje var fakat bence içlerinde en çok güvenliği sağlayabileceğini düşündüğüm otonom araçlardır. Otonom araçlar kişinin denetlenmediği yollarda bile sürücünün hata yapmasını önlemeye çalışan bir sistem. Örneğin trafik sırasında sürücünün göremediği bir çukuru veya yayayı sürücüye bildiren bir teknoloji. Otonom araçlar sürücünün unuttuğu konularda bile uyarması açısından trafik yasalarına kıyasla daha büyük etkiye sahip. Fakat maalesef otonom araçlar ülkemizde yaygın değil ve bunun nedeni ekonomik olarak sürücülerin desteklenmemesidir. Sadece otonom araçlar için değil birçok sürücü kullandığı araçların güvenliğiyle ilgili gereken tamirleri, iyileştirmeleri pahalı olduğu için yaptıramıyor. Freni tutmadığı için kaza yapan sürücüyü neden arabasının kontrollerinin düzenli yaptırmadığı konusunda suçlamamızın çok da doğru olmadığı gibi. Kim ister ki kontrolleri yapılmamış bir araçta yolculuk yaparak hayatı üzerine kumar oynamayı? İşte bu yüzden devletlerin bu tür önlemleri alabilmeleri için sürücülere destek vermesi gerekir. Böylece hem trafik kazalarında azalma olabilir hem de trafik kullanıcıları daha güvenli yolculuk yapabilir. Otonom araçlarla ilgili mevzuya gelecek olursak maalesef ülkemizde bu konun daha çok ele alınması ve gündeme getirilmesinin gerektiğini düşünüyorum. Otonom araçlar teknolojinin bir ürünü olduğu için insanların dikkatsizliğinden kaynaklanabilecek hataları önleyebilir ve trafik güvenliğine yasalar ve diğer düzenlemeler aksine daha büyük bir katkıda bulunabilir. Kısacası yazımın başından da bahsettiğim gibi trafik güvenliği global bir sorundur ve bunun önüne geçebilecek tek şey hükümetlerin sürücülerini ve yayalarını güvenlik alabilecekleri ortamlar ve imkanlar oluşturmasıdır.
Trafik, pek çoğumuz öyle olduğunu belki hayatın akışı içinde fark etmese de gündelik hayatımızda çok önemli bir yeri olan ve azımsanmayacak kadar büyük bir zaman dilimini içinde geçirdiğimiz bir sistemdir. İş yerine, okula, eve veya farklı birçok lokasyona ulaşmak için trafik denilen sistemin bir parçası oluruz, yani birer iştirakçi oluruz. Hayatımızı idame ettirebilmek ve devamlılığını sağlayabilmek adına hemen hemen her gün trafiğe çıkarız. Peki neden bu kadar sık içinde bulunduğumuz bu sistem hakkındaki iyileştirmelere, geliştirmelere veya bu sistemin sorunlarına bu kadar az kafa yoruyoruz? Bu aslında daha çok bir öz eleştiri çünkü ben de bu dersi almadan önce bu konu hakkında hiçbir fikrim yoktu ve hatta trafiğin üzerine düşünülmesi gereken bir şey olduğunu bile düşünmemiştim. Muhtemelen hayatlarımızın olağan ve rutin akışı içerisinde trafikte yaşadıklarımız bizler için çok sıradan ve son derece rayına oturmuş, sabit bir sistem gibi geliyor. Halbuki dikkatli baktığımızda pek çok sorun ve eksiklik görmenin son derece mümkün olduğu bir sistemden bahsediyoruz. Ve her gün hayatımızı emanet ettiğimiz bu sistemin sorunları ve bu sorunlarla alakalı alınabilecek önlemler, yani sistemin güvenliğini sağlamak her birimiz için son derece hayati bir önem ve gereklilik taşımaktadır.
Trafikle alakalı belki de onlarca sorundan bahsetmek mümkün olabilir fakat bunlardan en göze çarpanlardan biri bana kalırsa savunmasız grupların güvenliğidir. Bu gruplar yüksek risk ve tehlike altındadır trafikte geçirdikleri vakit boyunca. Yukarıda söz ettiğim “iştirakçi” kelimesi trafik terminolojisinde “yol kullanıcıları” manasına gelmektedir. Ve trafikte elbette ki hepimizin sıklıkla karşılaştığı çeşitli iştirakçi gruplar vardır: Arabalar, tırlar, kamyonlar, vs. Bunlara ilaveten yayalar, motosikletliler, bisikletliler, e-scooter kullanıcıları gibi savunmasız yol iştirakçileri vardır. Tahmin edildiği üzere bu savunmasız grupların güvenliği diğer gruplara nazaran daha çok tehlike altındadır çünkü araç içindeki sürücülerin aksine onları koruyacak herhangi bir bariyer yoktur ve olası bir kaza anında çok daha fazla hasara maruz kalırlar. Bu grupları tehlikeye atan veya kazalara sebep olan faktörleri genel çerçevede ele alacak olursak, insan faktörü (sürücü kabiliyeti, ihlaller vb.), araç (araç kaynaklı problemler vb.) ve çevre (yol, trafik işaretleri, altyapı vb.) olarak üçe ayırabiliriz. Tüm bu faktörlerdeki iyileşmeler veya bozulmalar trafik güvenliği açısından son derece kritik bir rol oynayacaktır. Örneğin, yorgun şekilde araç kullanan sürücüler, yol hakkı tanımayan sürücüler insan faktörü olarak sınıflandırılırken; yolda yaya geçidinin bulunmuyor olması çevresel bir faktördür. Özellikle bence sürücülerin yorgun şekilde araç kullanması çok üzerinde durulması gereken bir sürücü davranışıdır. Uykusuzluktan veya uzun süre araç kullanıyor olmaktan dolayı yorulan sürücülerin kazaya karışma ihtimali de haliyle artacaktır. Ülkemizde de başta şehirlerarası otobüs şoförlerini göz önünde bulundurarak bu alanda politikalar geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ve diğer tüm bu faktörlerin kazalara katkı oranının ayrı ayrı incelenerek tespit edilmesi ve bu yönde harekete geçilmesinin çok gerekli olduğuna inanıyorum.
Gelelim trafikle alakalı bir diğer başka önemli hususa: Sürdürülebilir ve mobil bir trafik sağlamak. Peki nasıl sağlayacağız bu sürdürülebilir trafiği? Kavram olarak sürdürülebilir trafik, trafikteki yoğun sıkışıklığın önüne geçip daha akıcı ve kontrollü bir ulaşım sistemi oluşturma olarak tanımlanabilir. Trafikteki bu sürdürülebilirleşme gayretinin aslında küresel ısınma ve hava kirliliğinin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıktığını söylemek yanlış olmaz. Sürdürülebilir trafik düzenlemeleri hem çevresel koşulları iyileştirmeyi (örn. hava kirliliği) hem de kaza riskini azaltmayı amaçlar. Buradaki “mobil” kısmı ise daha hızlı bir ulaşım sistemini kasteder. Trafikte harcadığımız vakti ve enerjiyi azaltma odaklı politikaları içerir. Karbon salınımını azaltmak amacıyla yaygınlaştırılan elektrikli otobüsler, elektrikli arabalar, elektrikli raylı sistemler yüksek bir enerji verimliliği sağlar. Ve bu hususta başka pek çok düzenleme hayata geçirilebilir. Örneğin, insanları toplu taşıma kullanmaya özendirmek, araç paylaşma aplikasyonlarını kullanmaya özendirmek, kısa mesafelere araba yerine yürüyerek ulaşım sağlamaya teşvik etmek veya bisiklet kullanmaya özendirmek gibi politikalar izlenebilir. Ülkemizde de bu tarz girişimler görülmekte olsa da hala efektif bir sonuca ulaşmış sayılmayız. Dünyadaki başarılı sürdürülebilir trafik uygulayıcısı ülkelerle kıyasladığımızda özellikle eksikliğimizi fark etmek daha kolay olacaktır diye düşünüyorum. Hollanda’yı ele alalım mesela. En yaygın kullanılan ulaşım aracı bisiklet. Bu fikir kendi ülkemizi düşündüğümüzde belki de kulağımıza imkânsız gibi geliyor çünkü henüz oturmuş bir bisiklet yolu ağı bile yok ne yazık ki her şehirde. Ki hali hazırda var olanları da motosikletliler veya yayalar işgal ediyor oluyor. Belki de bu konuda daha çok farkındalık yaratıp insanları bisiklet kullanmaya teşvik edecek kampanyalar hazırlanabilir. Şu anki gidişatı göz önünde bulundurduğumuzda güvenli trafiği sağlama yolunda pek iyi gittiğimiz söylenemez. Bireysel araç kullanımının giderek yaygınlaşması ve insanların yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü bisiklet kullanımından da uzaklaşması pek iç açıcı bir tablo oluşturmuyor. Hâl böyleyken yolumuz daha çok uzun duruyor. Bu uzun yolda trafik üzerine yapılan çalışmalarda hedefleyeceğimiz şeyler öncelikli olarak bilinçlendirme kampanyaları yapmak olabilir. Buna ek olarak kazaların nedenlerine yönelik daha detaylı çalışmalar yapmak da verimli olabilir. Sebeplerini bildiğimiz olay örgülerinde felaketi önlemek bence her zaman daha kolay olacaktır. Trafiği oluşturan temel taşların üzerine bu alanda çalışan insanlar olarak daha fazla kafa yorup trafikteki dinamiklere psikolojik ve sosyokültürel açılardan bakarak güvenli trafik ortamı yaratmak adına etkili hamlelerde bulunabiliriz. Bu dinamiklerin altında yatan sebeplere ulaşmaya başladığımızda alınacak önlemler ve yapılacak iyileştirmeleri belirlemek çok daha kolay olacaktır diye tahmin ediyorum. Trafiğe insan-araç-çevre üçgeninin bir bileşimi olduğunu unutmadan bakıp onu kendi kültürünün içerisinde değerlendirmek bizlere trafik güvenliğini sağlamak konusunda daha geniş bir perspektif kazandıracaktır.
Trafiğin sorunlarına dair üretilebilecek pek çok çözümden bahsedebiliriz. Buna bizler birey olarak katkı sunmaya başlayabiliriz. Kişisel araçlarımızı daha az kullanmaya çalışarak toplu taşıma kullanabiliriz mesela. Ya da araç kullanırken emniyet kemeri kullanmayı kesinlikle ihmal etmeyip arabadaki diğer yolcuları da bu konuda uyarabiliriz. Yaya olduğumuz durumlarda olabildiğince dikkatli yürüyüp telefonlarımızın dikkatimizi yoldan almasına izin vermemeliyiz. Üstgeçit, altgeçit bulunan yollarda mutlaka bunları kullanmayı tercih etmeliyiz. Belediyeler ise toplu taşıma seferlerini artırarak, biniş ücretlerini düşürerek insanların gözünde toplu taşıma kullanmayı daha cazip kılabilir. Bireysel araç sahiplerinin yanı sıra mesleği şoförlük olan taksiciler, dolmuş şoförleri, otobüs şoförleri gibi grupların da trafik güvenliğinin sağlanması konusunda ciddi payı var diye düşünüyorum çünkü bu insanlar hepimizden çok daha uzun süre trafikte bulunuyor ve haliyle hem hasara maruz kalma hem de hasar verme olasılıkları artıyor. Devlet tarafından bu sürücü gruplarının daha sık denetlenmesi, ihlalci davranışlarının sıkı takibinin yapılarak gerekirse belirli bir süreliğine ehliyetlerine el konulması gibi caydırıcı çeşitli politikalar düzenlenip yaptırımlar uygulanabilir. Aynı zamanda, genel olarak tüm sürücüler için ceza politikalarının daha sert olmasının caydırıcılığını artıracağını düşünüyorum. Magna düzeyde birtakım geliştirmeler de yapılabilir ve bu geliştirmeler ülkelerin sosyokültürel özelliklerini çeşitli boyutlar içerisinde inceleyerek bunlara yönelik önlemler almayı ve iyileştirmeler yapmayı kapsar. Uluslararası düzeyde kuruluşlar ve örgütler tarafından alınabilecek önlemler trafik güvenliğine büyük ölçüde katkı sunabilir. Örneğin, toplumların karakteristik özelliklerini göz önünde bulundurarak ona uygun güncellemeler getirilebilir. Hofstede’nin Kültürel Boyutlar Teorisi’ni ele aldığımızda karşımıza bazı kavramlar çıkar. Mesela Amerika Birleşik Devletleri son derece “bireysel” bakış açısına sahip bir ülkedir. Ve biliyoruz ki ABD’de kaza oranları da hayli yüksektir. Magna önlemlerden işte bu noktada faydalanabiliriz. ABD gibi bireyci toplumların bakış açılarını değiştirebilmek için ödüllendirme veya cezalandırma mekanizmalarını içeren uygulamalar toplumların bu karakteristik özelliklerini göz önünde bulundurarak yeniden düzenlenebilir. Keza diğer boyutlar (maskülenlik, belirsizlikten kaçınma vd.) için de buna benzer politikalar oluşturulabilir.
Yani görünen o ki, aslında güvenli ve sürdürülebilir bir trafik için hepimizin yapabileceği çok fazla şey var hem birey olarak hem de devletler ve kuruluşlar olarak. Hepimiz üstüne düşeni yaptığı sürece güvenli ve sürdürülebilir bir trafik hayal olmaktan çıkıp içinde keyifle yaşadığımız ve yolculuk ettiğimiz bir serüvene dönüşebilir.
Sevgili okurlarım,
Bugün sizlere günümüzün büyük çoğunluğunu geçirdiğimiz trafikte sürdürülebilirliği ve farkındalığı arttıracak birkaç bilgi vermek istiyorum. Biliyorsunuz ki trafik güvenliği, her birey için hayati önem taşımaktadır. Maalesef ki her gün binlerce insan trafik kazaları sonucu yaralanmakta veya hayatını kaybetmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 2018 yılında yayınlanan " Karayolu güvenliğine ilişkin küresel durum" raporu, dünya genelinde trafik kazalarının neden olduğu ölümler ve yaralanmalar hakkında istatistikler sunmaktadır. Rapor, dünya genelinde her yıl trafik kazaları sonucu 1.35 milyon insanın hayatını kaybettiğini ve yaralanmaların sayısının 50 milyonun üzerinde olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle, trafik güvenliği konusunda yapılan çalışmalar, insanların hayatlarını koruyacak ve trafikte oluşabilecek kazaları azaltacaktır.
Ancak, sadece trafik güvenliği konusunda değil, aynı zamanda sürdürülebilir, güvenli ve mobil trafik konusunda da ülkemiz ve dünya genelinde hala ciddi eksiklikler mevcut. Özellikle elektrikli araçlar ve otonom araçlar gibi yenilikçi çözümler, sürdürülebilir, güvenli ve mobil trafik için önemli bir adımdır ve üzerinde daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Bu teknolojilerin yaygınlaşması, hem trafikte oluşabilecek kazaları azaltacak hem de çevre dostu bir trafik sistemi oluşturacaktır. Ancak bu teknolojilerin yaygınlaşması için ülkeler ve uluslararası yapıların desteklemeleri gerekmektedir.
Peki, en çok kimler risk altında? Genellikle yayalar, bisikletliler ve motosiklet kullanıcılarıdır. Bu kullanıcıların korunması için, diğer sürücülerin dikkatli olması ve bu tür kullanıcıları görmezden gelmemesi gerekir. Ayrıca, yaya ve bisikletli sürücüler için yolların daha güvenli hale getirilmesi ve motosikletli sürücüler için güvenli sürüş teknikleri öğrenilmesi önemlidir. Bu kullanıcıların korunması aynı zamanda yolculukların daha güvenli ve rahat hale getirilmesini sağlar. Bu nedenle, trafikte daha dikkatli davranmak herkesin sorumluluğudur.
Hız kontrolü, trafik güvenliğinde en önemli konulardan biridir. Özellikle yayalar ve bisikletliler için hız kontrolü hayati önem taşımaktadır. Hız ibresinin arttığını gördüğünüz her an aklınıza sevdiklerinizi getirin. Eminim ki bu hız tutkunuzun azalmasına yardımcı olacaktır. Yol güvenliği de trafikte önemli bir konudur. Trafikte oluşabilecek kazaları önlemek için yol güvenliği iyileştirmeleri yapmak gerekmektedir. Bunlar arasında yol işaretleri ve işaretlendirmelerin güncellenmesi, yaya ve bisikletli sürücüler için yolların daha güvenli hale getirilmesi, trafik akışının düzenlenmesi ve sürücülerin eğitimine yönelik programlar yer almaktadır. Ayrıca, teknolojinin kullanımı yol güvenliği iyileştirmeleri için önemlidir. Örneğin, otomatik fren sistemleri ve sürücü uyarı sistemleri, kazaların önlenmesine yardımcı olabilir. Bu iyileştirmeler aynı zamanda yolculukların daha rahat hale getirilmesini ve trafik akışının daha verimli hale getirilmesini sağlar. Araç bakımlarınızı sakın ihmal etmeyin. Araçların düzenli olarak bakımı yapılması, trafikte oluşabilecek kazaları azaltacaktır. Yaya güvenliği bu bağlamdaki diğer bir konu. Yayaların güvenliğini sağlamak için, yaya geçitleri ve yaya yolları yapmak elzem. Aynı zamanda yayanın öncelikli olduğunu asla aklınızdan çıkarmamalısınız.
Trafik güvenliği konusunda hedefimiz, insanların hayatlarını korumak, yaralanmaları ve ölümleri önlemek olmalıdır. Bu hedefi gerçekleştirmek için bireyler, işletmeler, şehirler, ülkeler ve uluslararası yapılar olarak bir araya gelerek ortak çalışmalar yürütmeliyiz.
Trafik güvenliği konusunda bireyler olarak sorumluluklarımız oldukça önemlidir. En önemlisi, trafik kurallarına uymak ve yolculuklar sırasında dikkatli olmaktır. Bu, hız sınırlarının ve trafik işaretlerinin dikkatli bir şekilde takip edilmesini, araba kullanırken alkol veya uyuşturucu kullanmamayı, telefonla konuşmamayı veya mesajlaşmamayı içerir. Ayrıca, yaya ve bisikletli sürücüleri ve diğer trafikteki risk altında olan kullanıcıları dikkatli bir şekilde gözlemlemek ve onların güvenliğini önemsemek de sorumluluklarımız arasındadır. trafikteki diğer sürücüleri ve yaya kullanıcılarını koruma sorumluluğu ile ilgili yol güvenliği iyileştirmelerine destek olmak, trafik güvenliği konusunda bilinçlendirme ve eğitim faaliyetlerine katılmak da bireyler olarak sorumluluklarımız arasındadır.
Trafik güvenliği konusunda şehirler ve işletmeler de ciddi sorumluluklar üstlenir. En önemlisi, yolların ve kavşakların güvenli hale getirilmesi ve trafik akışının düzenlenmesi için gerekli iyileştirmelerin yapılmasıdır. Bu, yol işaretlerinin ve işaretlendirmelerin güncellenmesini, yaya ve bisikletli sürücüler için yolların daha güvenli hale getirilmesini, trafik akışının düzenlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını içerir.
Ayrıca, şehirler ve işletmeler trafik güvenliği konusunda bilinçlendirme ve eğitim faaliyetlerini düzenleyebilirler. Bu eğitimler sürücüler için güvenli sürüş tekniklerini öğretir, yaya ve bisikletli kullanıcıların güvenliği konusunda bilinçlendirir ve yolculukların daha güvenli hale getirilmesi için öneriler sunar.
Şehirler ve işletmeler aynı zamanda, trafikteki risk altında olan kullanıcıların korunması için gerekli önlemleri alabilirler. Örneğin, yaya ve bisikletli sürücüler için güvenli yollar yapabilir, motosikletli sürücüler için güvenli sürüş teknikleri öğretebilir veya sürücü uyarı sistemleri gibi teknolojik önlemleri kullanabilirler.
Trafik güvenliği konusunda ülkeler ve uluslararası yapılar ciddi sorumluluklar üstlenir. En önemlisi, uluslararası trafik güvenliği standartlarının belirlenmesi ve uygulanmasıdır. Bu standartlar, yolların ve araçların güvenli hale getirilmesi, sürücülerin eğitiminin ve sürüş yeterliliklerinin sağlanması, trafikteki risk altında olan kullanıcıların korunması, yolculukların daha güvenli hale getirilmesi gibi konuları kapsamaktadır.
Uluslararası yapılar, trafik güvenliği konusunda ülkeler arasında işbirliği sağlamak için çalışmalar yapabilir. Bu, ülkeler arasında best practice'lerin paylaşılması, yol güvenliği konusunda ortak projeler gerçekleştirmek ve trafik güvenliği konusunda ortak politika belirlemek gibi çalışmaları içerebilir.
Uluslararası yapılar ayrıca, trafik güvenliği konusunda ülkeleri destekleyebilir. Örneğin, yol güvenliği iyileştirmeleri için finansman sağlayabilir, eğitim ve bilinçlendirme programları düzenleyebilir veya trafikteki risk altında olan kullanıcıların korunması için öneriler sunabilir.
Sonuç olarak, trafik güvenliği konusunda herkesin sorumluluğu vardır. Bireyler, işletmeler, şehirler, ülkeler ve uluslararası yapılar olarak ortak çalışmalar yürüterek, insanların hayatlarını koruyarak ve trafikte oluşabilecek kazaları azaltarak hedefimize ulaşabiliriz. Önemli olan, trafikte sadece güvende olmak değil, aynı zamanda trafikte sürdürülebilirliği ve farkındalığı arttırmaktır. Bu nedenle, siz de kendinizi trafikte daha dikkatli ve sorumlu bir sürücü olarak tanımlayın ve trafikte oluşabilecek kazaları azaltmak için ortak çalışmalara katkıda bulunun.
Hız ve haz çağının getirdiği en büyük problemlerden biri de trafik güvenliği olmuştur. Çok uzun yıllardır hayatımızın bir parçası olan ve insanlığın çözmeye çalıştığı trafik güvenliği sorunu gün geçtikçe artmakta ve küresel düzlemde büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Ölümle sonuçlanan trafik kazalarının sayısı tahmin edebileceğimizden çok daha fazla olmakla birlikte çok daha yüksek sayıda kaza fiziksel yaralanma, travma ve psikolojik rahatsızlıklarla sonuçlanmaktadır. Dolayısıyla güvenli yolculuk hepimizi ilgilendiren önemli bir husustur. Hepimiz tehlikenin içinde bulunan yol iştirakçileri olmakla birlikte bunun çözümü de yine bizlerde saklıdır.
Trafik güvenliğinin en önemli adımı sürücülerin ve yayaların birbirine saygı duyması ve bencilce tavırlardan uzak durmasıdır. Olası bir kaza sonrasında sözlü veya fiziksel tartışmaların çokça yaşandığına hepimiz şahit olmaktayız. Bu gibi davranışların da ancak eğitimle önüne geçilmesi mümkündür. Ehliyet almak isteyen sürücü adaylarının ehliyet kurslarında ne kadar yetersiz eğitim aldıkları aşikar bir problemdir. Motor, trafik kuralları gibi teorik derslerin yanına psikolojik dersler eklenmeli ve örnek sürücü/yaya davranışlarına dair bilgilendirmeler trafik psikolojisi alanında uzman psikologlar tarafından sağlanmalıdır. Pratik derslerin ise süresi uzatılmalı ve sürücü kurslarının bu ders saatinin altında ders vermesinin önüne geçilmelidir. Ehliyet almaya hak kazanmış sürücülerin belirli dönemlerle psikolojik eğitimleri almaya devam etmesi ve zaman zaman bazı testlerden geçmesi de sürdürülebilir güvenli trafiğin en önemli adımlarından biridir.
Bir diğer adım ise yollardaki fiziksel şartların iyileştirilmesidir. Yayalar için kaldırımların artırılması ve bozukluk durumunda onarımın hızlı bir şekilde sağlanması, yolların genişletilmesi ve şartlarının iyileştirilmesi, trafik levhalarının ve bilgilendirici işaretlerin artırılması, yaya geçitlerinin uygun yollarda artırılması ve belirginliğinin sağlanması gibi önlemler de trafik güvenliği için olmazsa olmaz tedbirlerdendir.
Tüm bu tedbirler ve daha fazlası ile hedeflemiş olduğumuz güvenli trafiğin sağlanması noktasında önemli adımlar atılabilir. Tüm bunlardan önce ise bizler bilinçli yol iştirakçileri olarak üzerimize düşeni yapmalı ve trafik kurallarına uyup diğer sürücü ve yayaların yol haklarına saygı göstermeliyiz. Bireysel değişim var oldukça bu bir halka olarak etrafımıza yayılacak ve önce kendi çevremizi, ardından şehrimizi, ülkemizi ve nihayetinde tüm dünyayı etkileyecektir. Unutmayalım ki değişim her zaman küçük adımlarla başlar. Genelgeçer büyük değişiklikleri bekler ve sürekli suçlu aramaya kalkarsak geleceğe dair umudu kesmemiz gerekir. Bilinçli olmaya, öğrenmeye, etrafımızı aydınlatmaya ve bu değişim hareketinin bir parçası olmaya devam edelim.
Yolunuz açık ve güvenli olsun.
Geçenlerde bir şiirde okudum sonu belli olmayan bir yoldur hayat diyordu. Hangi ara bize ne olacağını bilemeyiz, tehlike ve yaşamın sonu her zaman ihtimal dahilindedir, özellikle de trafikte. Trafik güvenliği bu yüzden çok ama çok önemlidir. Her gün binlerce insan trafik kazası yaşıyor, birçok insan yaralanıyor veya ölüyor. Peki bizler trafik güvenliğini ne kadar önemsiyoruz? Kimler bu güvenliği sağlamakta önemli? Şoföründen yayasına, aslında trafik ortamında bulunan herkes bu güvenliğin sağlanmasında önemli bir etkiye sahip. Her birimizin birey olarak güvenliği sağlamakta etkiye sahip olması kadar ülke, şehirler ve organizasyonlar da trafik güvenliğinin sağlanmasında çok önemlidir. Bireylerin tüm trafik kurallarını eksiksiz bir biçimde yapması zaten trafik ortamını güvenli bir hale getirir ama ne yazık ki yapmıyoruz. Bu yüzden bireylere trafik güvenliğinin neden önemli olduğunu anlatmamız gerekli. Yaşamak ve yaşatmak için bizim trafik güvenliğine ve bunun sürdürülebilir olmasına ihtiyacımız var. Esasında trafik güvenliğini sağlamak için en kritik kesim sürücüler çünkü kazaların birçoğunun ana kaynağı onlar. Eğer ki sürücüleri trafik güvenliği hakkında bilgilendirir ve kendilerinin canı ve başkalarının canı için bunun ne kadar gerekli olduğunu açıklarsak, onlar da daha bilinçli olabilir ve doğru şekilde davranabilirler. Aslında şehirlerde trafiğin güvenli olması için kurallar ve bunları içeren levhalar var ama yine de kişiler “bana bir şey olmaz” veya “kurallar çiğnenmek içindir” diyerek kuralları pek de uygulamıyorlar. Daha da kötüsü sadece trafik polisi varken ceza yememek için kurallara uyanlar da var ama polis veya radar söz konusu olmadığında bu kişiler kuralları çiğnemeye devam ediyor. Bu sebeple kişilerin ceza almamak için değil, mallarına ve daha kötüsü canlarına zarar gelmemesi için kurallara uyması gerektiklerini öğrenmeleri gerek. Zaten sürücüler sadece ceza almamak amacıyla trafik kurallarına uyduğu takdirde trafik güvenliği sürdürülebilir olmuyor. Hatta sürücüler kendilerinden çok başkalarına ve özellikle de yayalara zarar veriyor. Yani masum hiç günahı olmayan kişiler, yayalar ve diğer araç kullanıcıları, sürücünün hatası yüzünden yaralanabiliyor hatta hayatını kaybedebiliyor. Bu yüzden trafikte insanlar kendi güvenliğini ve başka insanların güvenliğini düşünerek hareket etmeliler çünkü kişinin basit olarak gördüğü hız gibi bir durum yüzünden başka birisi hayata veda edebilir. Ülkemizde hız yapan insanlar, agresif sürücüler ve trafikte kavgalar çok yaygın. Nüfusla da bağlantılı olarak genel anlamda trafikte gergin bir ortam var. Bu durum sadece bizim ülkemizde değil aslında dünyada da böyle. Nüfusun yoğun olduğu yerlerde trafikteki problemler de artıyor çünkü herkes bir yere yetişmeye çalışıyor, insanlar acele ettikleri için de kural ihlal etmeye daha meyilli hale geliyorlar. Aslında genel anlamda yoğunluğun yaşandığı saatler değiştirilirse, mesela insanlar 8-5 çalışmak yerine her biri farklı bir saatte işlerine başlarsa yoğunluk azalacağı için kişiler acele etmeden, hız yapmadan trafikte bulunabilir. Bu durum da hem güvenliği artırır hem de güvenliğin daha sürdürülebilir olmasını sağlar. Sadece bu da değil, insanları küçükken eğitmek aslında çok önemli, bu yüzden çocuklara trafik hakkında seminerler vererek onların trafik güvenliğini sağlamalarında katkımız olabilir. Yayalar, bisikletliler veya motosiklet sürücüleri de yol iştirakçileri oldukları için onlar da trafik kurallarına uyum sağlamalı ve trafikte nasıl davranmaları gerektiklerini öğrenmelilerdir, bu yüzden yayalar ve diğer araç sürücüleri es geçilmemeli onlara da eğitim sağlanmalıdır. Ayrıca ehliyet kurslarında bizlere kurallara uymamız söylenir ama uymazsak nasıl sonuçlar doğuracağı hakkında herhangi bir şey söylenmez, ehliyet kursları bireylere kural ihlali yaptıklarında neler olabileceğini öğreten sistemler kurmalıdır. Ayrıca, devlet tarafından yapılan cezai yaptırımlar artırılmalıdır çünkü cezai yaptırımlar varken dahi kişiler trafik ihlali yapıyor, bu yüzden yaptırımlar arttırılmalı ve davranışları değiştirebilecek nitelikte olmalıdır. Mesela trafik kurallarına uyan bir bireyin ödüllendirilmesi kişilerin davranışlarını değiştirebilir ve devlet tarafından uygulanabilir. Sürdürülebilir güvenli trafiğin en önemli kaynağının bireyler olduğunu unutmamak gerekir çünkü çevreyi, aracı değiştirebilirsin ama insanı değiştirmek en zorudur. Uzun lafın kısası sürdürülebilir güvenli trafik mümkün ama bunu sağlamak bir kişi kurum kuruluş değil her kişinin bunun için çabalamasıyla olacağını da bilmek gerek.
Trafik denince akla gelen tek can sıkıcı olay geçmek bilmeyen, dakikada iki metre yol gidilemeyen, daraltıcı ve yorucu yollar olsa keşke. Ancak maalesef trafiğin hızlı akışı durağanlığından daha çok can yakıyor ve daha çok göz yaşına sebep oluyor çoğu zaman. Size burada birçok istatistik sayabilirim ancak Dünya’da her yıl 1.3 milyon kişi trafik kazalarında hayatını kaybediyor desem muhtemelen gözünüzde bir şey canlanmayacak çünkü olayın gerçekliğine şahit olmadan verilen bir istatistik, durumun ciddiyetini kavramak için yeterli olmayacaktır. Şimdiye kadar sizi derinden etkileyen en azından bir trafik kazasına tanıklık etmiş veya haberini almışsınızdır, ne yazık ki bu durum her gün ve sürekli gerçekleşiyor, tek farkı tanımadığınız insanların başına gelmesi ve çoğu zaman haberinizin olmaması. Haberlere bakarken trafik kazası gördüğünüzde belki durup bakmazsınız bile çünkü bu artık kabullenilmiş ve alışılmış bir felaket. Peki nedir bu kazaların sebepleri?
Genel olarak insan, çevre ve araç kaynaklı problemlerin kazalara sebep olduğunu söyleyebiliriz. Sürücülerin sürüş becerileri ve nasıl araç kullandıklarının yanı sıra, yaşları, cinsiyetleri, tecrübeleri, hataları ve ihlalleri kaza riskini artırabiliyor. Örneğin gençler risk almaya daha yatkın oldukları için kazalara daha çok dahil olabiliyorlar. Acemi sürücüler ustalardan daha dikkatli sürüyorlar, bu yüzden düşünülenin aksine oran olarak daha az kazaya karışabiliyorlar. Bunların yanında araç ve çevre (yol veya trafik işaretlerinde sorunlar) kazalara davetiye çıkarabiliyor. Peki bu etkenlerden trafiğe dahil olan herkes eşit biçimde mi alıyor payını? Hayır. Bazı gruplar diğerlerine göre trafikte daha savunmasız ve kazadan zarar alma riski daha yüksek. Motorsiklet sürücüleri bu risk grubunun önemli bir parçası. Araştırmalara göre iki tekerlekli motorlu araçlar ölümlü trafik kazalarının yüzde 14’ünü oluşturuyor. Bunun başlıca sebebi trafiğin ilk oluşum şeklinin bu grupları göz ardı etmesinden kaynaklı olabilir. Onlara ait özel bir şerit yok, yayaların arasından gidemezler, arabaların arasından gittiklerinde hem hacimlerinden hem de trafikteki hiyerarşiden dolayı ciddiye alınmayabiliyorlar. Bunların yanında motosiklet sürücüleri de araçları küçük olduğu için kural ihlali yapmayı kendilerinde hak görebiliyorlar ve kendilerini riske atabiliyorlar. Ayrıca kaskın önemi bazı sürücülerce hala kavranabilmiş değil. Bisikletliler için de benzer bir durum söz konusu. Artık şehir içinde bisiklet kullanmak için hem biraz cesur olmak hem de kendine güvenmek gerek bence çünkü zaten kısıtlı olan bisiklet yolları bisikletler hariç her şeyle kapatılmış durumda, bazen bir araç bazen bir duba. Yayalar nerede bu listede dediğinizi duyar gibiyim, en riskli grubu en sona saklamak istedim. Sürücüyken yayaya, yayayken sürücüye kızılan değişik bir sistem bu trafik sistemi. Özellikle ülkemizde ODTÜ gibi kampüsleri bir kenara bırakırsak ezilmeden karşı karşıya geçebilmek için dakikalarınızı harcarsınız. Üst geçit kullanayım dersiniz ama ya yoktur ya da sanki üç kat yukarı çıkmanız gerekiyormuş gibi yapılmış merdivenleri tırmanmanız gerekir. Yaya geçitlerini saymıyorum bile, duran sürücü görürseniz tanıdıklarınıza bugün şöyle bir şey yaşadım diye anlatabilirsiniz. Hal böyle olunca yayaların zarar görmesi de kaçınılmaz oluyor maalesef.
Bir sürü sorun, bir sürü sebep saydık, peki ne yapmalıyız bu sorunları önlemek için? Trafik güvenliği nasıl sağlanır? En basitinden bireysel olarak çeşitli çözümler üretebiliriz. Emniyet kemeri ilk akla gelen ve aslında en önemlilerinden, araç kullanırken telefon gibi dikkat dağıtıcılardan uzak durmalıyız, yaya olarak kurallar dahilinde hareket etmeliyiz, zaten yaya geçidinde de durmuyorlar diye yol ortasından geçemeye kalkmak olmaz tabii! Özellikle yorgun araç kullanmamaya dikkat etmeliyiz çünkü yorgunluk kazaların en önemli faktörlerinden biri. Belediyelere veya özel şirketlere bağlı otobüs, tır, kamyon şoförleri için uzun mesai saatleri ve dikkatli düzenlenmemiş programlar yüzünden yorgunluk en büyük sorunlardan biridir. Bu şirketler ve belediyeler şoförler için olası riskleri hesaplamalı ve daha insani şartlar altında bir iş ortamı sağlayarak hem yolcuların hem trafikteki diğer araçların hem de sürücülerin güvenliğini artırmalılar. Ülke bazında ise daha kurala dayalı çözümler üretilebilir. Trafik ihlallerine karşı daha caydırıcı cezalar verilmeli ve ihlalin türüne göre bu cezalar farklılık göstermeli. Örneğin, Bugatti marka aracıyla trafikte makas atan birine 2 bin lira trafik cezası vermeniz hiçbir şey ifade etmeyecektir. Son olarak ekokültürel ve sosyopolitikal yaklaşımlar ile farklı kültürlerin karakteristik özelliklerinin trafiğe etkisi incelenerek kültür bazlı önlemler alınabilir. Örneğin maskülenitesi yüksek bir toplumun trafik güvenliği düşük olma eğilimindedir, bu faktörün sebepleri ve sonuçları göz önüne alınarak güvenliği artırmak için yeni politikalar geliştirilebilir. Bunun yanında global çapta düzenlemeler ve zorunluluklar getirilebilir. Örneğin, evrensel trafik güvenlik kuralları içeren ve ödül-ceza sistemi ile hareket edilen bir sistem oluşturulabilir.
Bir yere ulaşmanın bu kadar zahmetli olması ve uzun sürmesi araçların icat edilmesi ve geliştirilmesinin temel prensibine aykırı da olsa gelişmiş şehirlerimizde bile yeterince mobil bir trafiğe sahip değiliz (bkz. İstanbul trafiği). İnsanların sadece işe gidip gelmek için zaten 24 saat olan günün saatlerini yolda geçirmesi trafik akışımızda temel bir problemimiz olduğunun en büyük kanıtlarından. Öyle ki, bireysel araç sahibi olan insanlar trafikten bezdikleri için toplu taşıma kullanıyorlar sık sık. Böyle bir trafikte güvenden bahsetmek de epeyce zorlaşıyor çünkü araçlar yavaş da gitse bu sefer de sabrı kalmayan, siniri bozulan sürücüler trafiği tehlikeye atıyorlar. Şimdiye kadar hep insana verilen zararlardan bahsettik ancak trafik sadece insana değil çevreye de oldukça zarar veriyor -uzun vadede yine insana-. Bunun için sürdürülebilir politikalar oluşturulmuştur. İlk akla gelen fosil yakıtlar yani benzinle çalışan araçlar, bunların yerini yavaş da olsa elektrikli araçlar almaya başladı. Dünya genelinde yaygınlaşan bu politika bizim gibi araba almaya hayal olarak bakan ülke vatandaşları için birincil amaç olmadığından, “araba aldık da elektriklisi mi kaldı” diye düşünen çoğunluktan, kısacası fakirlikten dolayı ülkemizde herkesin uygulayabileceği bir politika değil. Bunun yerine hem cep dostu hem çevre dostu olan toplu taşımalar ve ortak araç kullanımları ülkemizde daha yaygın. Yani istemeden de olsa sürdürülebilirliğe katkı sağlıyoruz.
Nereye gidiyor durumumuz, önümüz aydınlık mı karanlık mı? Dünya geneli için konuşacaksam gelişen teknolojiler, eski hatalardan ders çıkarılması, yeni sistemler kurulması gibi pek çok yönden trafik sisteminin iyiye gittiğini elbette söyleyebiliriz. Ancak ülkemiz için değinmek istediğim başka bir konu var. Odaklandığımız şey genellikle işin mekaniği ancak ben trafikteki en büyük sorunun magandalar olduğunu düşünüyorum. Sokaklarında güvende hissedemediğiniz bir şehrin trafiğinde zaten güvende hissedemezsiniz. Sürekli sinirli, gergin, kavga etmeye yer arayan, bir korna sesine aracından levyeyle inip cam kıran, gününün bütün stresini trafikte başkalarından çıkarmaya çalışan, elindeki silahla gövde gösterisi yapan insanların arasında; özellikle de her an böyle bir şeyle karşılaşabilirim gerginliğiyle çıkılan bir yolda güvenlikten söz edilemez. Maalesef istediğimiz kadar geliştirelim araçların sistemlerini, istediğimiz kadar güzel yollar yapalım, akan trafiğimiz, güvenli araçlarımız olsun, insanın insana verdiği zararı giderecek bir teknoloji henüz gelişmedi. Kısacası trafik güveliği de olsa mevzu yine aynı yerde kilitleniyor, insanda.
Hayatımızı gözümüzden geçirdiğimizde; bulunduğumuz yerleri göz önünde bulundurduğumuzda şüphesiz büyük bir kısmının trafikle iç içe geçtiğini fark edeceksiniz. Bu yüzdendir ki, bu kadar insanın bulunduğu bu ortamı daha güvenli hale getirmek çok önemlidir.
Trafikte güvenliği sağlamak, yol iştirakçileri olarak hepimizin güvenliğini ve sağlığını kapsaması ve sürdürülebilir bir topluluk için önemli bir husustur. Trafik güvenliğini sağlamak adına yapılan çalışmalar, kazaları, can kayıplarını ve hayatımızın büyük bir bölümünün yolda geçmesi açısından hayat kalitemizi artırması yönünden kritik adımlardır. Bu nedenle, trafik güvenliğini arka plana atmadan, çoğu şeyin önüne koymak ve bu noktada çalışmalar yapmak adına hepimizin yolu daha güvenli hale getirmek adına çaba sarf etmesi önem arz etmektedir.
Trafik güvenliği dediğimizde; bu noktada beliren kritik noktalardan bahsetmemek olmaz; çünkü göz önünde tutulması gereken çok fazla faktör vardır. Bu faktörler; yol yapısını, trafik kurallarını ve yasalarını, trafik adına yapılan eğitim çalışmalarını, sürücü özelliklerini kapsaması gibi birçok noktaya genişletilebilir. Örneğin; yol altyapısı, sürücüler ve yayalar için güvenlik ve kalite açısından en önemli noktalardan biridir: Eğer, altyapı düzgün tasarlanırsa daha ilk başta hatalar ve dolayısıyla felaketler için daha az ortam sunar. Öte yandan trafik kuralları, birçok amaçtan ötürü yolda bulunan sürücüler ve yayalar için düzen inşa eder. Dolayısıyla, bu noktada düzen oluşturması için tasarlanmış bu mekanizmaya her yol iştirakçisinin uyması; aynı şekilde felaketleri aza indirgemesi açısından oldukça kritiktir. Ancak her zaman, oysa kendilerinin güvenliğini içerse de, insanlar kurallara uymamaya yatkın olabiliyor; bu noktada bu seçimi onlara bırakmayıp, gerekli yasaların uygulanması trafik güvenliği açısından çok önemlidir. Çünkü insanlar, ilginçtir ki, sağlığını değil cebini veya özgürlüğünü tehlikeye atmaktan daha çok çekiniyorlar. Kurallardan ve yasalardan bahsetmişken, yol iştirakçilerinin sahip olduğu trafik eğitiminden bahsetmemek olmaz. Trafiği iyileştirmek ve daha güvenli hale getirmek için yapılan her çalışma yolda bulunan her birey için meyvesini gösterecektir. Bu eğitimler, trafik hakkında işaret ve kuralları öğretmesi dışında; belki de insanların ön göremeyeceği durumları, önceden uyarması açısından da oldukça önemlidir. Bu eğitimler, yol iştirakçilerinin her biri için değerli hazinelerdir; çünkü yola çıkan herkesin yaptığı seçim büyük senaryoda herkesi etkilemektedir.
Diğer ve belki de en kritik noktalardan biri ise birey profilidir; çünkü aslında diğer noktalar bireyin uyumlu olduğu senaryoda düzenlenen dış faktörler gibidir. Birey profili ise, büyük oranda bireye kalmış noktalardır. Bu konu, sürücünün yaşı, deneyimi, tutumu, duygu durumu, yorgunluk seviyesi gibi birçok öznel noktaya değinir. Örneğin, sürücünün yaşlı olması nedeniyle daha yavaş refleksler meydana gelebilir, duyusal eksiklerden ötürü felaketler doğabilir. Deneyimsizlik de, aynı şekilde, yeterli maruz kalma seviyesinin olmaması nedeniyle yavaş refleksler ve bazı olayları deneyimli bir sürücüde olduğu gibi öngörememeye neden olabilir. Tutum ve duygu, her işte olduğu gibi davranışlarımızı belirlemede önemli bir rol oynar; dolayısıyla bu durumları kontrol altında tutmak trafik güvenliği için kritiktir. Yorgunluk seviyesinin de, tutum ve duygu durumunda olduğu gibi oldukça önemli ve gerekli önlemler ve adımlar alınmadığında felaketle sonuçlanabileceğini hatırlatmakta fayda vardır.
Bu noktaların göz önünde bulundurulmadığı takdirde, birçok canlı hayatı zarar görebilir fakat buna en yatkın olanlar ve bizim Vulnerable Road Users terimiyle andığımız kişiler vardır ki; tehlikeye daha çok açıktırlar: bisiklet kullanıcıları, yayalar, scooter sürücüleri… Bu grup, dış bir korumadan yoksun oldukları için olası bir çarpışmada en çok hasarı onların alması muhtemeldir. Bu kazalar, alt yapı kaynaklı olabileceği gibi kural ihlali gibi birçok sebepten kaynaklanabilir. Bu gibi durumların düzeltilmemesi durumunda daha da felakete karşın korunmasız olacakları barizdir. O sebeple, hem bu gruba ait bireylerin hem de grup dışı bireylerin, daha güvenli ortam için kritik noktaları es geçmemesi önemlidir.
Güvenlikten bu kadar bahsedildikten sonra, aklımızda bir soru yükselmesi çok muhtemel: Peki biz güvenli trafiği sağlamak için nelere sahibiz? Bu soruya Dünya genelinde yürütülen “Sürdürülebilir Ulaşım: Sağlıklı ve Güvenli Hareketlilik” etkinliğiyle cevap verilmesi mümkündür. Avrupa genelinde ise, sürdürülebilir hareketlilik için temiz ve akıllı sistemler geliştirilmeye devam ediliyor. Türkiye’de bu gelişmeleri takip etmektedir. Bununla birlikte, mobil uygulamalar daha güvenli bir ortam sunmak için geliştirilmeye devam ediliyor. Bu sayede, trafik sıkışıklığı gibi sorunlara mobil olarak ulaşabiliyor, öngörebiliyoruz.
Güvenli ve sürdürülebilir bir trafik sistemi geliştirmek adına, hepimizin yerine getirebileceği bir takım konular vardır. Devletin ve belediyenin bu konuya önemli bütçe ayırması; güvenliği ön sıraya alan yol yapıları ve trafik yasalarını geliştirmesi ve bireyleri eğitme çalışmalarına devam etmesi önceliklidir. Örneğin, hız denetimi, zarar gören trafik levhalarını anında düzeltmek, eğitici afişler ve reklamlar vermek gibi eylemler belediye ve hükümetin yapabileceği katkılardır. Bireysel bakımdan ise, ihlal yapmamak, yorgunlukla yola çıkmamak, duygularımızı kontrol altında tutmak, aracın bakımını ihmal etmemek gibi görevler üstlenilebilir. Uluslararası bakımdan ise, genel bir yasa düzenlenebilir, çünkü bazı şeyler vardır ki ülkeden ülkeye değişmemelidir: insan güvenliği.
Gün geçtikçe, teknoloji ve bilgi birikimi arttıkça trafikte de bunun etkilerini görebiliyoruz. İnsanlar artık dünden daha bilinçli, teknolojimiz dünden daha ilerde. Amacımız da hep bu yönde; bu ilerlemeleri artıya çevirme amacında olmalıdır. Bu noktada, belirtildiği gibi hepimize düşen vazifeler vardır. Var mısınız, üstünüze düşeni yerine getirmeye ve güvenli bir trafik için adım atmaya?
Ülkemizde hiçbir zaman gündemden düşmeyen, neredeyse her haber ve yayın platformunda günlük olarak rastladığımız, adeta bizler için normalleşmeye başlayan bir konu var: trafik kazaları. Bugünkü köse yazımda bu konudan, bu konuyla ilgili neler yapılabileceğinden ve şu an hâlihazırda neler yapıldığından bahsedeceğiz. Öncelikle konunun ciddiyetini ve önemini anlatabilmek adına birçok istatistiksel veri paylaşmak faydalı olacaktır. TÜIK verilerine göre 2021 yılında Türkiye’de 1 milyon 186 bin 353 trafik kazası meydana gelmiş ve bu kazalarda toplam 5 bin 362 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu veriler göz önüne alındığında durumun ne denli ciddi olduğu daha net anlaşılmaktadır. Peki kimler risk altındadır? Bu sorunun cevabini verebilmek için herhangi bir günümüzü düşünmek yeterli olacaktır. İşe giderken, yürüyüş yaparken, alışverişe çıktığımızda veya okula gidip gelirken… Kısacası hepimiz yaya veya sürücü olarak bir şekilde trafikte yer aldığımız için tehlike veya risk grubu içerisinde değerlendirilebiliriz. Risk grubunun büyüklüğü ve trafikle temasın kaçınılmazlığı düşünülünce trafik güvenliğini sağlamanın gerekliliği ve önemi anlam kazanmaktadır.
Trafik ortamı temelde insan, çevre ve araç unsurlarından oluşan, gelişen teknolojiyle beraber her geçen gün değişen ve yeniden şekillenen çoklu bir yapıdır. Bu yapıya dair herhangi bir müdahale yaparken yapının içerisinde barındırdığı tüm unsurları etkileyebileceği için psikoloji, mühendislik, mimarlık, sağlık vb. gibi farklı bilimsel alanlardan faydalanmak oldukça önemli ve gereklidir. Trafiğe dair herhangi bir sorunu tek bir unsur üzerinden değerlendirmek gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı için bu alanda çalışmak ancak ve ancak kapsayıcı ve bütünleyici bir yaklaşımla mümkün olabilir. Örneğin trafik kazalarını önleyici ve azaltıcı tedbirleri göz önüne alalım ve kaza nedenlerine bakalım. Sürücü hataları %87 (2021, TUIK) gibi bir oranla kaza sebepleri arasında başı çekerken yaya, taşıt, yolcu ve yol kaynaklı hatalar da trafik kazalarının sebepleri arasında azımsanmayacak bir yere sahiptir. Yani trafik kazalarının önlenmesine yönelik herhangi bir müdahale planında yaya, araç, yol vb. gibi tüm bu unsurların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde trafik ortamına yönelik düzenlemeler yalnızca trafik kazalarını azaltmayı hedeflemenin ötesinde herhangi bir mal veya can kaybını, olası yaralanmaları minimum düzeye düşürmeyi amaçlayan bir anlayışa evirilmiştir. Hollanda öncülünde temellendirilen ve “Güvenli Sistem” yaklaşımı olarak bilinen bu yaklaşım ülkemizde de uygulanmaktadır. Güvenli yollar ve yol kenarları, güvenli hızlar, güvenli araçlar ve güvenli yol iştirakçileri gibi kapsamlı hedefleri olan bu yaklaşım, trafik ortamının çoklu yapısına uygun olarak daha bütüncül bir çalışma düzenini gerektirmektedir. Dolayısıyla bu yaklaşımla beraber insan, araç ve çevre unsurlarının, bu unsurların birbirleriyle etkileşimlerinin değerlendirilmesi daha önemli hale gelmiştir. Ayrıca planlanan veya uygulanan müdahalelerin sürdürülebilir olması da etkililiğin sağlanması adına önemsenen bir noktadır. Ayrıca “Güvenli Sistem” yaklaşımında halka yönelik eğitim ve bilgilendirme, yasal ve hukuki düzenlemeler, veri analizleri ve değerlendirmeleri, kaza sonrası acil bakim yönetimi gibi önleyici ve düzenleyici unsurlar da yer almaktadır.
Yukarıda bahsedilen “Güvenli Sistem” yaklaşımı kapsamında insan faktörü ve davranışları, sürdürülebilir trafik güvenliği açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bireyin kişiliği, tutumu, duyguları ve içerisinde bulunduğu çevreye dair özellikler gibi davranışlarını belirleyen unsurlar, trafikte insan faktörünü anlamak adına irdelenmektedir. Örneğin, neden bir yaya kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçer, bu kararı verirken etkilendiği kaynaklar nelerdir, hangi şartlar sağlanırsa yeşil ışığı bekleme ihtimali artar gibi birçok soru insani trafik ortamında anlamlandırmaya yönelik sorulardandır. Ayrıca aşırı hız yapan sürücülere yönelik bir örnek verecek olursak, neden bir sürücü aşırı hız yapar, nasıl bir müdahale onun bu davranışını değiştirmesini sağlar, ne tür bir ceza daha etkili olur vb. bu konuya yönelik sorulardandır.
Sürdürülebilir ve güvenli trafik ortamını sağlamak için insan unsurunun yanında çevre ve araç faktörleri üzerinde durmak da önemlidir. Araç içi güvenliği arttırmaya yönelik tasarım ve yenilikler, araçlar arası iletişimi kolaylaştıran uygulamalar, aracın çevreyle etkileşimini iyileştiren müdahaleler ve hem yaya hem de sürücülerin güvenliğini önceleyen çevre düzenlemeleri… Tüm bu çalışma alanları sürdürülebilir trafik ortamının sağlanması yolunda etkili birer araç olmaktadır.
Güvenli ve sürdürülebilir bir trafik ortamı için araç ve çevre üzerine yapılan çalışmalara örnek olarak geçtiğimiz yıllarda düzenlenen bir sempozyumda tanıtımı yapılan HOP aplikasyonu verilebilir. Bu aplikasyon ile bisikletlilerin yolda karsısına çıkan araçların sürücülerine otomatik bildirim gönderilmesi ve bu sayede bisikletlilerin araçlar tarafında fark edilmesi hedeflenmektedir. Her şeyin teknolojiyle ilintili olduğu ve olmaya da devam ettiği günümüz şartlarında, yol iştirakçileri arasındaki iletişimi güçlendirmeyi hedefleyen bu aplikasyon adeta gelecekte daha güvenli bir trafik ortamının nasıl sağlanacağının ipucunu verir niteliktedir. Açıkçası hem insan hem çevre hem de araç unsurlarını kapsayabilen, çeşitli bilim dallarından destek alan ve etkililik esaslı uygulamalar, sürdürülebilir ve güvenli bir trafik ortamını mümkün kılmanın en etkili yollarından biri gibi görünüyor.
Genel olarak bu yazı boyunca sürdürülebilir güvenli trafiğin öneminden, bu hedefe ulaşmak için araç, insan ve çevre düzeylerinde neler yapılabileceğinden, gelecekte bu konudaki ilerlemenin seyrinden bahsettim. Hepimizin kaçınılmaz bir şekilde parçası olduğu trafik ortamının güvenliğini sağlamak en az evimizin, okulumuzun veya is yerimizin güvenliğini sağlamak kadar önemli ve gerekli. Belki trafik ortamının açık bir alan olması, belki geniş sınırları belki de insanlığın çok sonradan tanıştığı bir kavram olması bizleri trafiğin de güvenliğini arttırabileceğimiz bir ortam olduğu bilgisine yabancılaştırıyor olabilir. Fakat unutmayalım ki trafik insanın kurguladığı ve düzenlediği, dolayısıyla da yine kendisinin değiştirebileceği bir yapı. Tıpkı insanların inşa ettiği ve sonrasında ihtiyaç duyulunca restore edilen veya sağlamlaştırılan bir bina gibi, trafikte de değişimin mimari yine insan olacaktır. Tam da bu yüzden eğer doğru yere bakarsak hepimiz bu sağlamlaştırılan binada yenileyebilecek bir tuğla veya çakabilecek bir çivi bulabiliriz.
Günlük hayatimizin büyük bir parçası olan trafik sistemi hayatımızda belki de sandığınızdan daha büyük bir öneme sahiptir. Gelin bu yazıda içinde bulunduğumuz ve günlük etkileşim halinde olduğumuz bu sisteme biraz daha yakından bir göz atalım. Konuya bir çoğumuzun beklide pek de sevmediği kurallar ve işaretlerden başlamak istiyorum. Sürücüler olarak, günlük hayatımızda sık sık karşılaşsak da trafik kurallarını, işaretlerini ve ışıklarını çoğu zaman olduğu gibi kabul ederiz ve yeterince önemsemeyiz. Ancak hem sürücüler hem de yayalar olarak hepimizin yol kullanıcıları olduğunu ve bu kural ve işaretlerin güvenliğimiz için çok önemli olduğunu unutmamak önemlidir. Bu kuralların ve işaretlerin önemi basit görünse de tüm yol kullanıcıları için yoldaki kaza ve engel riskini azaltmada kritik bir rol oynamaktadır. Buna trafik akışını kontrol etmeye ve kazaları önlemeye yardımcı olan hız sınırı işaretleri, dur işaretleri ve yol işaretleri gibi şeyler dahildir. Günümüz teknolojinin gelişmesiyle yolları herkes için daha güvenli hale getirmek için daha
fazla fırsat sunmakta. Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte trafik yoğunluğunu izlemek, daha kısa rotalar planlamak ve bisiklet yollarında gezinmek için mobil uygulamalar kullanılmakta. Bu tür teknolojik gelişimler trafik akışını iyileştirmek için de kullanılıyor ve ayrıca trafik polisi de denetimlerde mobil teknolojiyi kullanmakta. Teknoloji birçok alanda olduğu gibi trafik sisteminde dahi kolaylıklar sağlamakta. Teknolojik gelişimler dışında daha farklı kapsamlarda da trafik sistemini sürdürülebilir bicimde geliştirmek amaçlanmaktadır. Trafik kullanımını daha efektif ve kalıcı şekilde
düzenlemek ve geliştirmek için dünya çapında çeşitli projeler düzenlenmektedir ve Türkiye de bu tür projelerde yer almaktadır.
Yol iştirakçileri olarak, motor sürücüleri, bisikletliler ve yayalar gibi risk altında olabilecek çeşitli gruplar vardır. Özellikle yayalar trafikte savunmasızdır, motor kullanıcılarına sürücü ve yol kullanıcısı olarak yeterince ciddiyet ve önem gösterilmez ve bisikletçiler için belirlenmiş bisiklet yollarının da eksikliği vardır, bunlar savunmasız yol kullanıcılarının karşılaştığı sorunlardan bazılarıdır. Diğer yol kullanıcılarına göre trafikte tehlikeye karşı daha savunmasız olan bu gruplar, günlük yaşamlarında daha fazla engelle karşılaşabilmektedir. Scooter (Martı) sürücüleri gibi yeni savunmasız yol kullanıcılarının da ortaya çıkması muhtemeldir. Scooterler trafikte giderek daha yaygın hale geldi ve bu kullanıcılar genellikle koruyucu donanıma ve uygun eğitime sahip değiller, bu da onları yolda potansiyel bir tehlike haline getiriyor. Ayrıca araçlarında genellikle sinyal bulunmaz, bu da aniden diğer sürücülerin önüne çıkmaları halinde kazalara yol açabilir. Bu sebeple scooter sürücüleri yakında "savunmasız yol kullanıcıları" olarak kabul edilebilir.
Sürücü davranışı, bir motorlu aracı kullanırken bir sürücünün kasıtlı ve kasıtsız eylemlerini ve özelliklerini ifade eder. Yaş, deneyim, cinsiyet, tutum, duygular, yorgunluk ve sürüş koşulları gibi faktörlerin tümü bir sürücünün davranışını etkileyebilir veya değiştirebilir. Bir sürücünün davranışını birçok faktör etkileyebilirken, trafikte bazıları diğerlerinden daha baskındır. Örneğin deneyim, sürücülerin yoldaki potansiyel tehlikeleri fark etmesine, bilinçli kararlar vermesine ve tehlikeler karşısında daha deneyimli bir tutum sergilemesine olanak sağlar. Acemi sürücülerin araç kullanırken sadece önlerindeki araca odaklandıkları ve dar bir bakış açısına sahip oldukları, deneyimli sürücülerin ise yola bakıp daha geniş bir görüş açısına sahip oldukları gözlemlenmiştir. Sürücüler daha fazla deneyim kazandıkça, daha güvenli bir sürüş tarzı benimseme eğilimi gösterirler. Sürücüler zamanla daha fazla deneyim kazandıkça, araçlarını kullanırken kendilerini daha rahat ve güvenli hissetmeye başlarlar ve çoklu görevlerde daha iyi hale gelirler. Ek olarak, genç sürücülerin dikkatsiz sollama ve aşırı hız gibi kazalara ve ölümlere yol açabilecek riskli davranışlarda bulunma olasılığı daha yüksek olduğundan, yaş da sürücü davranışında kritik bir rol oynar.
Trafik sistemi dinamik bir sistem olmakla birlikte insanla iç içe de olan bir sistemdir. Bu sebeple insanlar yolda daha güvenli ve daha verimli bir sürüş ortamı yaratma gücüne sahip. Bunun için hem bireylerin hem de devlet yöneticilerinin belirli adımlar atması gerekiyor. Devlet yöneticileri, daha katı düzenlemeler uygulamak, bisiklet şeritlerini ve yaya yollarını genişletmek, hasarlı yolları onarmak, bariyerler kurmak ve hız limitleri koymak gibi önlemler alabilir. Birey olarak ister yaya ister sürücü olalım, her zaman kurallara uymalı ve aşırı hız gibi dikkatsiz davranışlardan kaçınmalıyız. Ayrıca araç kullanıcıları olarak düzenli motor kontrolleri ve onarımları yaparak araçlarımızın bakımını yapmak çok önemlidir. Kazalar sadece insan hatasından değil, mekanik sorunlardan da kaynaklanabilir. Bu nedenle, bireylerin kendi güvenliklerini ve yoldaki diğer kişilerin güvenliğini sağlamak için araçlarının bakımı konusunda sorumluluk almaları önemlidir. Her bireyin kurallara uyması ve diğerlerine iyi örnek olması önemlidir. Amaç, tüm yol kullanıcılarının yollarda güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde seyahat edebilmesini sağlamaktır. Trafikte meydana gelen ölüm ve kazaların azaltılmasına yönelik çeşitli çalışmalar ve planlar yapılmakta olup, bunların her yıl güncellenmesi gerekir. Ancak bu kurallara ek olarak, bireyleri bilinçlendirmek ve yoldayken sorumlu davranışları teşvik etmek de önemlidir.
Yani trafik sistemi bizimle, iştirakçileri ile bir olan ve biz bilinçli oldukça bize daha sağlıklı hizmet veren bir sistemdir. Bu noktayı unutmamak önemlidir.
Trafik psikologları olarak amacımız, herkes için daha güvenli bir trafik ortamına katkıda bulunmak için bilgi ve birikim paylaşmaktır. Herkes bir yol kullanıcısıdır ve yollarımızı daha güvenli hale getirmek bizim elimizdedir. Bizim ilkemiz yasamak ve yaşatmaktır gelin bu yolda birlikte yürüyelim, yaşayalım yaşatalım.
Trafik dediğimiz olay ve olgular bütününü daha iyi anlayabilmek ve güvenliği hakkında fikir yürütebilmek için önce trafikteki özneleri ve insan dışı faktörleri analiz etmek gerekmektedir. Güvenli trafik kavramı en başta öznelerin (insanlar, hayvanlar ve trafikteki ergonomik unsurlar) güvenliği ve sağlığı ile ilgili olduğu için insan faktörü ile başlamak isterim. Bu kategoriyi yaya, araç sürücüsü ve yolcular olarak üçe ayırabiliriz ve nihai amaç her koşulda bu üç grubun da zarar görmesinin önüne geçmektir. Yayaları, bisiklet, motosiklet ve scooter sürücülerini daha dezavantajlı bir grup olarak görüyor olmamız bizi bu grupların güvenliğine öncelik vermeye yöneltebilir. Bu eğilimin bir diğer sebebi ise araç sürücü ve yolcuların güvenliğini gözeten daha fazla teknolojik önlem mekanizması olmasıdır. Bu da yayaları ve bazı araçların sürücülerini daha büyük bir risk faktörü haline getiriyor. Bunun diğer bir sebebi de araç sürücüleri, araç kullanmaya başlamadan önce bir eğitim sürecinden geçtiği halde yayaların ve bisiklet gibi araçların sürücülerinin ehliyet ve benzeri bir sertifikaya ihtiyaç duymuyor olmasıdır. Bu noktada hem araç sürücülerinin güvenliğinin teknoloji ve altyapı gibi faktörlerle desteklenmesi hem de eğitimli bireylerin bu kitleyi oluşturması sebebi ile sürücülere daha büyük bir sorumluluk düştüğünü söyleyebiliriz. Trafiği güvenli bir hale getirebilecek unsurları insan özelinde değerlendirirsek özellikle yeni ehliyet almış ve ehliyet alışının üzerinden fazla zaman geçmiş sürücülerin yayaları, bisikletleri ve trafikteki bazı işaretleri daha hızlı fark edip karar alma aşamasında onlara fikir verebilecek bir destek sistemine ihtiyaç vardır. Tabi ki bu desteğin devlet tarafından ulaşılabilir kılınması ve teşvik edilmesi gerekir. Farklı derecelerde deneyime sahip bütün sürücülerin ihtiyaçları gözetilerek oluşturulacak olan bu teknolojilerin düzenli takibi ve kontrolü de yine devletler tarafından sağlanmalıdır. Devletlerin kontrol edebileceği bir diğer unsur ise şehirlerin altyapı ve demografik özelliklerini göz önünde bulundurup il özelinde kurallar, işaretler ve bu yollarda kimlerin araç kullanabileceğini düzenlemektir. Mesela, otoyollarda ticari araç ve hususi araç gişelerini ayırmak bu yollardan biridir. Bazı yolların ticari araçlar tarafından sadece belli saatlerde kullanılabilmesi de buna benzer bir uygulamadır. Bu tip uygulamalar artırılmalı ve trafiğin bütün öznelerinin gözetildiği uygulamalara geçilmelidir. Sistemsel altyapı bu temeller üzerine kurulduğunda ve kurallar benimsenene kadar caydırıcı yaptırımlar uygulandığında güvenli trafiği hem sürdürülebilir hem de pek çok alternatife el veren ve her yerde uygulanabilen bir hale getirmiş oluruz. Trafik güvenliği söz konusu olduğunda bireylere ve devletin il bazında neler yapabileceğine değindik. Şehir içinde bu durumun kontrolü trafik polislerinin üzerinde olsa da şehirlerarası ulaşım söz konusu olduğunda karayolları ve jandarma sorumlulukları üstlenmelidir. Bunun üzerinde belirli standartları sağlamak adına da uluslararası bir altyapı ve standart sağlanmalıdır. Aksi takdirde kuralların ve yaptırımların değişiklik gösterdiği bölgelerde seyahat etmek için bazı eğitimler ve belgeler gereklidir. Şehir içlerinde sürücülere yönelik pek çok trafik işareti ve sinyaller olsa da yayalar için güvenli kısımların belirtilmesindeki eksiklikler giderilmeli, bisiklet, scooter ve benzeri araçların kullanımı için de gerekli eğitimlerin verilebileceği kurumlar oluşturulmalıdır. Mesela ilkokuldan başlayarak okullarda bisiklet eğitimi ve eğitime katılım sertifikası alınabilir. Bu sertifika ücretsiz olup, insanları alternatif ulaşım biçimlerine teşvik eden özellikler taşıyabilir. Hem okul bahçesi gibi güvenli alanlarda sürücü ve yaya davranışları simüle edilip trafikte karşılaşabileceğimiz durumlara çocuk yaştan itibaren hazırlık sağlanabilir. Bu müfredatın içine yazılı olmayan bazı kurallar da dahil edilebileceği gibi hak ihlali halinde hangi yola başvurulacağı da öğretilebilir. Çünkü pek çoğumuz için trafik oldukça gergin bir ortam ve çoğu zaman bizim için tehlikeli olabilecek durumları gözlemlediğimizde ne yapacağımızı bilemeyip tartışma ortamına sürüklenebiliyoruz. Trafik güvenliği söz konusu olduğunda kültürel bazı yolları geride bırakıp standart bir iletişim biçimi kurabilmemize izin verebilecek bir kontrol mekanizması oluşturulmalıdır. Trafiğe çıkan herkesin karton toplayan, araç kullanan, yük taşıyan, bebek arabasıyla seyahat eden, kaykay kullanan ve daha pek çok farklı şekilde trafikte var olan bütün bireylerin güvenliğini tehdit edebilecek durumlar karar organları tarafından, halkın da geri dönüşleri ile tespit edilip uygun koşullar, yaptırımlar, temeller sağlanmalıdır. Bu şekilde şimdiden başlayarak daha güvenli bir geleceği hep beraber inşa edebiliriz.
Yolculuk, uzaklık, kavuşma ve hasret yüzyıllardan beridir insanlığın ve onun oluşturduğu kültürün ana temalarından biri olmuş, şarkılarda, türkülerde, deyişlerde, şiirlerde kendine yer bulmuş. İnsanlar durmaksızın bir yerden bir yere gitmeye, bir şeylere ulaşmaya çalışmış. Doğası gereği, ulaşmak da yeterli gelmemiş, hep daha hızlısını, daha güvenlisini, daha ucuzunu, daha konforlusunu istemiş. Yollar yapılmış, yeni araçlar geliştirilmiş, trafik gelişmiş ve nihayetinde insanlar ulaşım kolaylaştıkça daha uzağa gitmeye, daha uzağa gittikçe ulaşımı kolaylaştırmaya devam etmişler. Hiçbir şey kusursuz değildir tabii, burada da kusurlar baş göstermiş. Ne de olsa tekerlekler patlar, arabalar birbirine çarpar ve insanlar ölür. Araç kimi zaman bir at arabası olur, kimi zaman iki lüks spor araba, ama kazalar bir süre daha olmaya devam edecek gibi duruyor. Ne zamana kadar, ne zamandan beri? Ne zamana kadar hala bilinmez ama, ne zamandan beri sorusuna ışık tutacak ufak bir hikaye anlatılabilir burada. Yunan Mitolojisine göre, büyük tanrı Helios güneşi her gün atlarıyla gökyüzünde çeker, geceyi gündüzü ve sıcaklığı düzenlermiş. Liyakate besbelli epey değer veren Helios, atlarını ve güneşi sürme görevini sıkı sıkıya denetler, başkalarını güneş arabasına yaklaştırmazmış. Ne var ki, Helios’un oğlu Phaeton bir gün güneş arabasını sürme sevdasına kapılmış. Yalvar yakar izin alamamış ve, evet, arabayı gizlice Helios’un göklerdeki sarayından kaçırmış. Atların çektiği büyük güneş arabasıyla gökyüzünde süzül-mek istemiş ama atlar arabayı sürenin acemiliğini hissetmiş ve paniklemiş. Arabanın kontrolünü elden kaçırmış ve yeryüzüne doğru alçalmaya başlamış. Güneş arabası yaklaştığı yerleri çöle çevirmiş, ve Afrika Kıtası’ndaki çöller oluşmuş. Zeus durumun daha da kötüleşmesini önlemek için tek hamlede Phaeton’u şimşeğiyle çarpıp canını almış. Böylece bir yolculuk daha kazayla ve ölümle son bulmuş. Ve yüksek miktarda çölleşmeyle, ama o konudan bağımsız tabii. Sonuç olarak diyebiliriz ki, insanlar var olduğundan beri kazalar yapılanları takip etmiş, ve trafik kazaları da bu konuda istisna değil.
Trafik kazaları o kadar önemliler mi? Neden bu kadar kaynak ve çaba bu kazaları önlemek için ayrılıyor? Sorun, aslında artık günlük hayatın bir parçası sayılmasından kaynaklanıyor. Ufak ya da büyük bir trafik kazasına hemen hepimiz şahit olmuşuzdur. Artık haber değeri taşıyan trafik kazaları kamyonların otobüslerin çarpıştığı ve onlarca ölünün olduğu kazalar. Her bayram haberlerde görülenler normal akışın bir parçası olarak kabul edilir olmuş. Ama o can kayıpları birleştiğinde insanlık bir savaşın kaybettirdiğinden daha fazla ebeveyn, çocuk, eş ya da dost kaybetmiş oluyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1.3 milyon insan trafik kazası ve ona bağlı sebeplerden yaşamını yitiriyor. Trafik kazalarını önlemeye ayrılan kaynaktan çok daha fazlası, o kazaların arkada bıraktığı yaraları sarmak için harcanıyor, ve muhtemel ki hiçbir zaman o yaralar tam olarak kapanmıyor. Dolayıyla, trafik güvenliği hem bireyler hem devletler için hayati bir önem taşıyan bir konu. Bireyler kurallara uymaya, trafiğin olabildiğince dikkatli ve sorumlu bir parçası olmaya bu yüzden dikkat etmeli. Sadece bireylerle bitmiyor tabii. En büyük ölçekte, uluslararası düzeyde bile herkesin farklılıklarını bir yana bırakıp ortak çalışması, ana trafik problemleri tespit etmesi ve bu problemleri çözmek için var gücüyle uğraşması lazım. Ülkeler farklı bölgelerdeki trafik ihtiyaçlarını yakından gözlemlemeli ve siyasetten uzak kalarak buna uygun çözümler üretmeli. Yerek kurum ve kuruluşlar üst mercilerde alınan kararları efektif bir şekilde yerine getirmeli ve olası problemleri çözüp, daha büyük sorunlara yetki merciilerinin dikkatini çekmeli. Aynı zamanda eğitime her katmanda büyük özen gösterilmeli ki uzun vadede ve kalıcı sonuçlar elde edilebilsin.
İnsan, kendi yaptığı ulaşımın öznesi pek tabii. At, araba, traktör, uçak ya da gemi, hepsi öyle ya da böyle ilerleyişi kontrol eden ve düzenleyen en az bir insan barındırıyor bünyesinde. Kazalar da çoğunlukla insan faktörünün müdahil olmasından kurtulamıyor doğal olarak. Günümüzde biliyoruz ki gerçekleşen trafik kazalarının büyük bir çoğunluğu insan hatasından kaynaklanıyor. Öyleyse insan faktörünü elimine etmeye çalışsak? O da henüz mümkün değil. Tabii, otomasyona geçmeye dair çalışmalar var ama onlar da epey ironik bir şekilde ani bir arıza durumunda insan müdahalesine ihtiyaç duyar durumda. Yani evet, dünya değişiyor ve teknolojiyle birlikte sürekli yeni gelişmeler ortaya çıkıyor. Bütün bu değişimlere rağmen aynı kalan şey ne peki? İnsan, ve insanın trafikteki varlığı ve önemi. Evet, belki oynadığı pay azalıyor ya da azaltılmaya çalışılıyor. Bir kaza olduğunda görülen can kaybı minimize ediliyor. Kaza olmasını önleyici mühendislik çalışmaları ve düzenlemeleri yapılıyor. Kurallar, cezalar, trafik işaretleri… Ama yine de birkaç saniyelik dikkatsizlik, bilgisizlik yahut umursamazlık yaralanmalara, daha da kötüsü can kayıplarına neden olabiliyor. Yani her şeye rağmen insan faktörü kazalarda elimine edilmekte çok uzak. Bu yapabileceğimiz bir şey yok anlamına gelmiyor tabii ki. Kazaları önlemek, en azından minimuma indirmek yine bizim elimizde. Kurallar, belli bir sebepten dolayı varlar: Bizi ve trafiğe müdahil olan bütün unsurları, yayaları, bisikletlileri, şoförleri, korumak. Dikkat ve özenle ilerleyerek, bu kadardan/bu seferden bir şey olmaz demeyerek, anlık dürtülerin kurbanı olmadan güvenli bir trafik çevresi oluşturmak mümkün. Aksi takdirde, Yunan komşularımızın binyıllar önce Phaeton’la öngördüğü şekilde, kaza hiç beklenmedik bir yerden, gökten inmişçesine gelebilir. Önemli olan ona fırsat vermemek!
Siz ne dersiniz? Der mi demez mi? Gelin bunu biraz irdeleyelim.
Bu yazıya 2022 yılında şu kadar insan öldü, bu kadar kişi yaralandı, ne kadar çok kaza oldu diye başlamak istemedim. Zira siz de biliyorsunuz ki bu rakamlar çok iç karartıcı. Hatta şöyle ki 7-25 yaş arası çocuk ve gençlerin ölümüne neden olan başlıca sorun trafik kazaları. Tabi ki sayıları bilmek, istatistik tutmak önemli, çünkü bu sayılar işin vahametini ortaya koyuyor. Ama bazı nedenlerden ötürü hissizleştik ve bu sayılar, rakamlardan ibaret olmaya başladı bazılarımız için. O yüzden ben özellikle bu kazaların nedenlerinden, sonuçlarından ve bu kazaları mümkün mertebe en aza indirebilmek için neler yapılabileceğinden bahsetmek istiyorum.
“Kontrolden çıkan araç”. Bu ifade beni hep rahatsız etmiştir. Haberlerde okuyup, duymuşsunuzdur siz de. Sanki araç kendi isteği ile hareket edip kazaya sebebiyet verdi. Sanki sürücüsüz araçlar dünyayı ele geçirdi de insanlara saldırmaya başladı. (Bunun olmasından korkmuyor değilim, “Boston Dynamics” adlı firmanın ürettiği robotları bi’ inceleyin derim). Konumuza dönersek; o aracın şoförü büyük ihtimalle bir hata yaptı ya da bir ihlalde bulundu. Yapılan araştırmalar kaza nedenlerin büyük oranda insan kaynaklı olduğunu ortaya koymuştur ve birçok ulusal ve uluslararası kuruluş tarafından bu konuda raporlar yayınlanmıştır. Cinsiyet, yaş, eğitim ve gelir durumu gibi sosyoekonomik koşullar, kişilik özellikleri, genel yargılarımız, olaylara atfettiğimiz anlamlar, ruh halimiz ve bunun gibi bizi biz yapan bir sürü ayrıntı bir kazanın olma ihtimaline etki etmektedir. Elbette elimizde olmayan, bizi aşan bazı durumlar da yok değil. Hava ve yol koşulları, inananlar için fizikötesi faktörler (şans, kader, kısmet) de kazaya sebebiyet verebilir. Öte yandan kazanın sebeplerini ortaya koyan bu araştırmalar gösteriyor ki ölümlü ve yaralanmalı kazalar büyük oranda engellenebilir. Bilimden faydalanmak bu yüzden önemlidir. İnsanlık olarak bugüne kadar ortaya koyduğumuz bütün bu çaba aslında bilimin de yardımıyla daha güzel şekilde ve refah içinde yaşamak içindir. ‘Trafik güvenliği’ de işte tam da bu yüzden hayati önem taşır. Herkes şu ya da bu şekilde gerek yolcu gerekse sürücü olarak trafiğin akışı içinde bulunmak zorunda. Fakat, hepimiz tehlike altındayız.
Trafik hayatın vazgeçilemez bir parçasıdır. Yukarıda bahsettiğim refah seviyesi için güvenli ve hızlı ulaşım gereklidir. İşte tam burada “Vizyon Sıfır” isimli bir projeden bahsetmek isterim. dünyanın refah seviyesi ne yüksek ülkelerinden biri olan İsveç’te taaa 1997 yılında başlatılan bu proje ile trafik kazalarında yaşanan ölüm ve yaralanmaları sıfıra indirmek amaçlanmış. Ütopik ve iddialı değil mi? Daha sonra bu görüş özellikle Avrupa’da olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaygınlaşmaya başlamış ve çok başarılı sonuçlar doğurmuş. Şu anda dünya üzerinde trafik kazalarında ölüm oranı en düşük ülke İsveç’tir desem şaşırtıcı olmaza herhâlde. Ülkemizde de uzun yıllardır, konuyla ilgili kurumların (İçişleri Bak., Ulaştırma ve Altyapı Bak., Karayolları G. M. vb.) ve ODTÜ’deki ve diğer üniversitelerdeki değerli hocalarımızın da desteği ile, ülkemizdeki trafik güvenliğini arttırmak için, kazaları azaltmak için yoğun bir çalışma yürütülmektedir. Sorunun sebebini anlamak için incelemeler, araştırmalar halen devam etmektedir. Ortaya çıkan sonuçlarla gerekli önlemler alınmakta; yasal ve çevresel düzenlemeler yapılmaktadır. Bu sorunlardan en çok etkilene kişilerse trafik güvenliği araştırmalarında hassas veya incinebilir yol kullanıcıları olarak adlandırılır. Böyle isimlendirilmelerinin sebebi ise onlar fiziksel müdahaleye ve hasara karşı daha savunmasızdırlar. Öncelikle genel olarak bütün yayalar, motorsuz araç (bisiklet, e-scooter, paten, kaykay vs.) ve motosiklet kullanıcıları bu gruptadır. Ayrıca çocuklar, yaşlılar ve engelli bireyler bilhassa korunmasızdırlar. Bu kişilerin ve tabi ki hepimizin güvenliği için üzerimize düşen bazı sorumluluklar var. Çünkü ailesinde hassas veya incinebilir gruplardan biri olmayan yok bu kadar basit. Sevdiği insanı kaybetmenin acısı kadar büyük bir acı düşünülemez bu yüzden kazaları engellemek için neler yapılabilir biraz inceleyelim.
Öncelikle her şeyin başı sağlık. Alkol ve madde etkisi altındaysanız, ciddi bir sağlık sorununuz varsa, ruhsal olarak ciddi problemleriniz varsa yardım alın, destekçi ya da refakatçi arayın. Böyle durumlarda araç kullanmayın, yaya olarak bile trafiğe karışmamaya özen gösterin. Ve tabi ki eğitim şart! Trafik kurallarını bildiğinizden emin olun, onlara azami şekilde uyun. Çevrenizdekilere, çocuklarınıza trafik kurallarının hayat koruyucu önemlerini aşılayın. Özellikle yaya ölümlerinin başlıca nedeni olan karşıdan karşıya geçerken yaşanan kazalara karşı dikkatli olun. Yaya geçitlerini dikkatli ve gerektiği gibi kullanın, kırmızı ışıkta ya da yaya geçidi olmayan yerden geçmeye çalışmayın. Yasalara uyun, her ne kadar adalete olan güvenimiz sarsılmış olsa da çoğu yasa bizim güvenliğimizi sağlamak için bulunmaktadır. Kazaların başlıca nedenlerinden biri de hızlı araç kullanmaktır, bu sebeple hızla ilgili sınırlamalara katiyen uyun. Hatalı davranışları ve ihlalleri yapanları uyarın, bu kişileri yetkililere derhal bildirin. Bir diğer önemli husus ise emniyet kemeri kullanımıdır. Emniyet kemerinin hayat kurtarıcı özelliği herkes tarafından bilinmektedir, ancak halen kullanmakta tereddüt edenler vardır çevrenizde. Belki siz de bir bahane öne sürüp kullanmıyorsunuzdur. Kullanın! Hiçbir şey sizin ya da çevrenizdekilerin canından daha önemli değil, o yüzden araç içerisinde yolcu bile olsanız muhakkak emniyet kemeri takın.
Gelecek pek parlak görünmüyor olabilir evet, küresel iklim krizi, azalan kaynaklar, yüksek nüfus, çözümlenemeyen ülkeler arası çatışmalar ve nice başka sorunlar. Ama hiçbir şey de bitmiş değil. Sürdürülebilir enerji kavramının hayatlarımıza girmesiyle başka bir gelecek mümkün gibi görünüyor. Ve sürdürülebilir trafik güvenliği de bu yeni dünya düzeninde ayrı bir öneme sahip. Artan nüfus, artan araç sahipliğini ve yoğun çevre kirliliğini de beraberimde getirdi. Ancak ilerleyen bilim ve teknoloji sayesinde bunu karşı bazı yenilikler de ortaya çıktı. Her ne kadar yakın zamanda olası gibi durmasa da elektrikli ve kendi kendini süren araçlar yoğun hava kirliliğini azaltabilir duruyor. Ayrıca yapılabilecek çevreci şehir planlaması sayesinde ve altyapı çalışmaları ile bireysel araç kullanımına olan ihtiyaç azalabilir ve toplu taşıma kullanımını arttırabilir. Bir başka konu ise bisiklet kullanımı. Olabilecek en pratik, sağlıklı ve çevreye duyarlı ulaşım biçimi yürümekten sonra bisiklet yolcuğudur. Şehirlerimizde bisiklet yolları artmalı ve bisikletli yol kullanıcılarının hakları da gözetilmeli. Devlet kaynaklarının iyi değerlendirilip sürdürülebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılması ve mevcut yolların iyileştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Dünya genelinde yaşanan değişime kulak asmamalıyız. Trafik güvenliği alanında ortaya çıkan yeniliklere ayak uydurmalıyız. Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Taşımacılık Forumu, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü gibi ülkeler üstü oluşumların başarımlarından ders almalı, devlet olarak trafik güvenliği için gereken ne varsa yapmalıyız.
Bütün bunlar bir günde olabilecek şeyler değil elbette. Söylemekle de olmuyor, sizi duyabiliyorum. İnanıyorum ki değişim mümkün! Her gün yola çıktığımızda canımızı ortaya koymak zorunda değiliz. Son olarak değinmek istediğim husus ise içinde yaşadığımız topluma hizmet etme gereği. Her ne kadar bireysel olarak var olsak da sosyal varlıklarız. Sadece bizim iyiliğimiz değil bulunduğumuz çevredeki herkesin iyi olması da önemlidir. Gelin daha güzel bir gelecek için, bizim için, ailemiz ve ülkemizin geleceği için daha güvenli bir trafik ortamı için çalışalım ve sorunları teker teker aşalım.
Herkesin trafikte güvenli olmaya ihtiyacı vardır. Trafik güvenliği yoldaki kazaları, yaralanmaları ve ölümleri önlemeye yardımcı olur. Sürücü, yaya, bisikletli veya “E-Scooter” olsun, yolu kullanan tüm bireylerin iyiliği ve korunması için trafik güvenliği gereklidir. Hız limitleri, trafik ışıkları gibi trafik güvenliği önlemlerini uygulayarak trafik akışını iyileştirebilir ve bir kaza riskini azaltabiliriz. Aynı zamanda alkollü araç kullanmama veya emniyet kemeri kullanımı ilgili gereken yaptırımların yapılması da trafiği her kullanan bireyin güvenli kalmasına yardımcı olabilir. Her ne kadar trafik güvenliğinin önemi şu anlık belirli çerçeveler etrafında şekillenebiliyor olsa da gelecek ile alakalı çalışmalar trafiğin insanlar tarafından oluşan önemine daha farklı bir boyut katacak gibi gözüküyor. Özellikle yapay zeka destekli akıllı araçlar her ne kadar şu an tam otonom sürüş yapamıyor olsalar da şimdiden toplum tarafından bir tartışma konusu haline gelmiş durumda. Yakın gelecekte bizleri bekleyen oluşabilecek kazalar ve bu kazalara sebep açan kararlar çok farklı şekilde olabilir. Günümüzde elektrikli araçlar ve toplu taşıma sistemlerinin iyileştirilmesi gibi sürdürülebilir ulaşım seçeneklerinin geliştirilmesinde önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu seçenekler fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda insanlar için bisiklet ve yürüyüş gibi örneklerle sağlıklı bir yaşam tarzını da destekliyor. Öte yandan sürdürülebilir ve güvenli trafiğe ulaşmanın önünde hala zorluklar mevcut. Örnek olarak çoğu ülkede bisiklet yolları ve yaya yürüyüş yolları için altyapının yetersiz olması insanların motorsuz ulaşım seçeneklerini seçmesini zorlaştırıyor. Sürdürülebilirlikten bahsetmişken en doğa dostu ve sağlıklı yöntemlerden biri olan ancak yine de trafikte en savunmasız olan gruplardan birinden bahsedelim “Yayalar”. Yayaların diğer yol gruplarına göre çok fazla riske açık olduğu bir gerçek. Bir aracın çarpmasına karşı korumaları olmaması düşük hızlı bir çarpışmada bile ciddi yaralanma veya ölümle sonuçlanabilir. Bunun yanı sıra yayalar için en büyük risklerden biri de karşıdan karşıya geçmektir. Çoğu yaya kazası, sürücülerin dikkat etmeyebileceği veya yayaları zamanında göremedikleri kavşaklarda meydana gelir. Yayalar güvende kalmak için her zaman yaya geçitlerini kullanmalı ve trafik sinyallerine uymalılardır. Ayrıca sürücülerin, özellikle geceleri veya kötü havalarda yayalara karşı daha dikkatli olmaları gerekiyor.
Yapılması gereken davranışlardan bahsetmişken trafik güvenliği için kritik olan diğer birkaç davranıştan bahsedebiliriz. Örneğin ilk olarak trafik yasalarına uymak her ne kadar çok bariz gözükse de trafiğe katılan çoğu kişi bu kuralları ihlal etmekte. Özellikle hız limitleri ve trafik işaretlerine mutlaka uyulmalıdır. Hız limitini korumak ve aynı zamanda kötü havalarda koşullara uygun bir hızda araç kullanmak kazaların önlenmesine yardımcı olabilir. Sonuçta bu önlemlerin amacı trafik güvenliğinin ilk amacı olan trafikte gerçekleşen kaza sayısını azaltmaktır. Trafik güvenliği için alınan önlemleri de eğitim, yasal uygulamalar, mühendislik, maruz kalma, yeterlilik ve uygunluğun denetlenmesi ve acil durum müdahalesi kategorileri ile inceleyebiliriz (Groger,2011) Bu kategorilerden örnek verecek olursak eğitim, yoldaki riskler ve tehlikeler konusunda farkındalığı artırmaya ve insanlara güvenli ve sorumlu bir şekilde araç kullanmayı öğretmeye yardımcı olur. Bu eğitimler tamamen otonom araçlar gibi devrimsel uygulamalar geldiğinde toplumu değişikliklerden haberdar etme konusunda da önemlidir. Bir diğer kategori örneği olarak tüm yol kullanıcıları için daha güvenli yollar ve altyapı tasarlamaya yardımcı olan mühendislik yönünü söyleyebiliriz. Mühendislik kazaları azaltma amacıyla kullanılan önlemlerin yanı sıra yayaların ve bisikletlilerin seyahat etmesini daha güvenli hale getirmek için kaldırımlar, bisiklet yolları ve diğer tesislerin inşa edilmesini kapsar. Genel olarak ise trafik güvenliğini daha arttırabilmemiz için farklı seviyelerde önlemler de alınabilir. İlk olarak mikro düzey ile başlayalım. Bir diğer adı bireysel düzey olan mikro düzeyde insanlar kendi güvenliklerini ve diğerlerinin güvenliğini iyileştirmek için adımları kendileri atabilirler. Örnek olarak hız limitini aşmamak, düzenli araç bakımı ve sürüş esnasında dikkat dağıtıcı etmenlerden uzaklaşmak olabilir. Bu düzeyde alınan önlemler her ne kadar diğer seviyelere göre küçük çaplı gözükse de trafik güvenliğini bireysel davranışlar ile arttırarak çok kritik bir etkiye sahip olur. Öte yandan mezo seviyesinde şirketler, örgütler ve hatta şehirleri kapsayacak şekilde trafik güvenliğini artırmak için adımlar atılır. Dikkati dağılmış ve bozulmuş sürücüyü caydırmak için politikalar uygulamak, önce güvenlik mottosuyla çalışanları çok sıkı bir çalışma programına sokmayarak önlemler alınabilir. Farklı şehirlerdeki trafik kullanıcılarının tutumu genel olarak kullanıcı özelliklerine göre ele alınırsa alınacak tedbirler daha da iyi uygulanabilir. Makro düzeyi ise ülkeleri kapsar ve ulusal trafik yasalarının belirlenmesi, uygulanması ve altyapı yatırımları gibi örnekler verilebilir. Bireysel seviyeye göre karar almak ve uygulamak çok daha karmaşık bir süreç olsa da alınan önlemler ve kararlar trafik güvenliği konusunda kritik öneme sahiptir. Son olarak en yüksek seviye olan magna düzeyi veya uluslararası düzeyde, uluslararası yapılar veya ülkeler kendi aralarında trafik güvenliği için uluslararası standartlar ve yönergeler geliştirirler. Ülke aralarında iş birliği ve bilgi paylaşımını kolaylaştırarak trafik güvenliği konusu ele alabilir ve trafik güvenliği için belirli standartlar ve uygulamalar belirleyebilirler.
Özetlemek gerekirse hepimizin içerisinde bulunduğu trafik her gelişen teknoloji ile birlikte daha da geniş kapsamlı bir hale gelmekte ve alınacak olan güvenlik etmenleri farklı kategoriler ve farklı seviyelerde uygulanabilir. Özellikle de trafikte diğer kullanıcılara göre daha savunmasız olan gruplar için önlemler ve güvenliği arttıracak eylemler kazaların azaltılması ve hepimizin iyiliği için uygulanmalıdır.
Şehirlerimizin kalabalık caddelerinde gezinirken, arabaların korna sesleri ve yayaların gevezelikleri havayı doldurur. Ancak günlük yaşamın telaşı ve heyecanı arasında, hemen köşede gizlenen çok gerçek tehlikeleri genellikle unutuyoruz. Her gün, önlenebilir trafik kazalarında masum hayatlar kaybediliyor. Çocuklar, anneler, babalar, kardeşler, arkadaşlar ve sevdiklerimiz göz açıp kapayıncaya kadar hayatımızdan kopup gidiyor.
İstatistikler sarsıcı. Sadece Türkiye'de her yıl 5.000'den fazla insan trafik kazalarında hayatını kaybediyor. Ölen her bir kişi için, sayısız kişi zayıflatıcı yaralanmalar, psikolojik travma ve ömür boyu sürecek acı ve ıstırapla baş başa kalıyor. Masum kurbanları, asla büyüme şansı bulamayacak çocukları, çocuklarının mezuniyetini ya da evlendiğini asla göremeyecek ebeveynleri düşünün. Geride kalan sevdiklerini, eşlerinin kucaklamasının sıcaklığını bir daha asla hissedemeyecek olan kadınları, ebeveynlerinin kahkahalarını bir daha asla duyamayacak olan çocukları düşünün. Trafik kazalarının yol açtığı acı ve ıstırap ölçülemez.
Ancak bu şekilde olmak zorunda değil.
Sürdürülebilir güvenli trafik mümkün. Bu, yollarımızda herkesin - ister araç kullansın, ister bisiklete binsin, ister yürüsün - korunduğunu ve değerli olduğunu hissettiği bir kültürü inşa etmek demektir. Bu, devletlerin tüm yol kullanıcılarının güvenliğine öncelik veren altyapı ve teknolojiye yatırım yapması demektir. Bu, kendimizi, çocuklarımızı ve toplumlarımızı yolda olmanın riskleri ve sorumlulukları konusunda eğitmek demektir.
Trafik güvenliğinin en önemli unsurlarından birisi yaya güvenliğidir. Son dönemde yapılan bilimsel çalışmalar yaya güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymakta ve bu konuda veriler sunmaktadır. Ancak istatistiklerin ve verilerin ardında, sokağa her adım attıklarında risk altında olan gerçek insanlar, sizin ve benim gibi insanlar var. Yolu yayalarla paylaştığımızı ve direksiyon başına her geçtiğimizde onları koruma ya da onlara zarar verme gücüne sahip olduğumuzu unutmamalıyız.
Trafik güvenliğinin gelecekteki en önemli konularından birisi elektrikli araçların kullanımı olacaktır. Son bilimsel çalışmalar elektrikli araçların birçok faydası olduğunu ve ulaşımın geleceğinde kilit bir rol oynadığını göstermektedir. Ancak elektrikli araçlar sadece çevreyi değil, hayatları da kurtarıyor. Elektrikli otomobil kullanmayı her seçtiğimizde, hava kirliliğinin neden olduğu ölümleri ve solunum yolu hastalıklarından muzdarip insanların sayısını azaltmayı seçmiş oluyoruz.
Ancak bu sadece kullandığımız teknolojiyle ilgili değil, aynı zamanda nasıl araç kullandığımız ve trafikte nasıl davrandığımızla da ilgili. Her hız yapmayı, alkollü araç kullanmayı ya da mesaj yazıp araç kullanmayı seçtiğimizde, kendimizi ve başkalarını riske atıyoruz. Trafik yasalarına ve düzenlemelerine uymamayı her seçtiğimizde, masum hayatları tehlikeye atmayı seçmiş oluyoruz.
Bireyler olarak, trafik yasalarına ve yönetmeliklerine her zaman uyarak ve asla alkollü veya dikkati dağılmış halde araç kullanmayarak bir fark yaratabiliriz. Kurumsal ve şehir düzeyinde, özel bisiklet yolları inşa etmek, akıllı trafik sistemleri uygulamak ve toplu taşımaya yatırım yapmak gibi trafik güvenliğini teşvik eden altyapı ve teknolojiye yatırım yaparak fark yaratabiliriz. Ulusal düzeyde, sıkı trafik yasaları ve düzenlemeleri, trafik güvenliğini teşvik eden eğitim ve farkındalık kampanyalarına yatırım yaparak. Uluslararası düzeyde, trafik güvenliğini teşvik ederek ve en iyi uygulamaları paylaşmak için diğer ülkeler ve kuruluşlarla birlikte çalışarak sağlayabiliriz.
Ancak tüm bu eylemler yeterli değildir. Trafik güvenliğine yönelik zihniyetimizi ve tutumumuzu da değiştirmeliyiz. Yolda kendimizin ve başkalarının güvenliğine öncelik vermek için bilinçli bir çaba göstermeliyiz. Trafik güvenliğini günlük yaşamımızda bir öncelik haline getirmeli ve trafik kazalarının geçmişte kaldığı bir gelecek yaratmak için birlikte çalışmalıyız.
Hepimizin evimiz dışında günlük vaktini en çok geçirdiği yer çoğu zaman trafik oluyor. Bu tabii ki sadece aktif olarak araç kullanıp saatlerce trafikte sıkışmak anlamına gelmiyor, yaya veya bisikletli olarak da trafiğin içinde yer alabiliyoruz. Zamanının büyük bir kısmını geçirdiğimiz ortamın güvenli olup olmaması hepimiz için önem arz eden bir durum. Her ne kadar trafiğe çıktığımızda kazaların bizim başımıza gelmeyeceğini düşünsek de aslında yaya olarak veya bisiklet kullanarak trafiğe dahil olduğumuz durumlarda tehlikeye daha açık hale geliyoruz. Çünkü araç kullanmadığımız zamanlarda vücudumuzda bizi darbelerden koruyacak ekipmanlar bulunmuyor. Evet, bisikletliler kask ve dizlik kullanıyorlar ama onlar da çok şiddetli kazalarda yeterli korumayı sağlayamıyor. Bu yüzden herkes için özellikle de yaya ve bisikletli gibi daha savunmasız bireylerin trafik güvenliğini sağlayabilmek ülkeler hatta ülkeler arası kuruluşlar için çok önem verilmesi gereken bir konu.
Kaza anında daha fazla zarar görecek grup olmamızın yanında bu kazaların sebepleri de çok önemli. Çünkü çoğu zaman bu kazalar sürücü ihlallerinden dolayı meydana geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2021 yılı istatistiklerine baktığımızda yaşanan 187 bin 963 adet ölümlü yaralanmalı kazalara neden olan kusur sayısı 224 bin 418 ve bu kusur sayısının %87,1’i sürücülerden kaynaklanıyor. Ayrı ayrı her kusur için araştırma yapılmamış ancak aşırı hız yapmanın kaza riskini arttırdığı herkes tarafından bilinen bir gerçek olduğunu düşünüyorum.
Dünya’nın her yerinde ne kadar yollara hız sınırları konulsa da hatta hız sınırını sürekli hatırlatacak tabelalar, araç hızını tespit etmek için kameralar yerleştirilse de birçok sürücü bu kurallara uymamayı kendine adet edinmiş durumda. Trafikteki herkesin hayatını tehlikeye atan bu duruma getirilen çözümlerin artırılması ya da artık daha gerçekçi çözümler bulunması gerekiyor. Bu durumda öncelikle sürücülerin bireysel olarak farkındalık kazanması ve hız sınırını aştıkları zamanlarda diğer insanlara verebileceği zararı düşünmeleri gerekiyor. Hatta empati yaparak kendi sevdiklerini de düşünebilirler, onlar da trafikte aşırı hız yapan biri yüzünden hayatlarını kaybedebilirler. Bunu düşünerek trafikteki her insanın da bir ailesi ve sevenleri olduğunu akıllarından çıkartmamaları lazım.
Tabii ki ülkemizdeki birçok insanın böyle bir empati yeteneğine sahip olmadığını biliyorum bu yüzden trafik güvenliğinden sorumlu yetkililere büyük iş düşüyor. Şehirlerdeki kontrollerin ve araç hızlarını ölçen kameraların sayısının artırılması aklıma gelen ilk çözümlerden biri. Ayrıca aşırı hız sonucunda ehliyetine el konan kişilerin bir daha ehliyetini geri alamaması ya da bu sürücülere gerçekten ders olacak kadar süreyle geri verilmemesi ülke genelinde çıkartılacak yasalarla sağlanabilir. Daha da genele gidersek kendi ülkesinde ehliyeti aşırı hızdan dolayı alınan sürücülerin Dünya’nın hiçbir yerinde ehliyet alamaması belki bir çözüm yolu olarak uygulanabilir.
MY CORNER
Recent Posts
- Sürdürülebilir Trafik Güvenliğinde İlk Adımlarımızı Atıyoruz!
- Trafik İştirakçileri! Bu Yolculuk Nereye Olsun?
- Trafikte Yaşamak ve Trafikte Yaşatmak için Sesleniyoruz!
- Trafik Psikolojisi Öğrencileri Trafikte Yaşam ve Trafikte Yaşatmak için Bizlere Seslendi! – Part 4
- Trafik Psikolojisi Öğrencileri Trafikte Yaşam ve Trafikte Yaşatmak için Bizlere Seslendi! – Part 3