Artık açık denizdeyiz!

Dalışların yapılacağı bölge Kosta Rika’nın 1200 deniz mili kadar batısında. Bu da yaklaşık 100 saat, yani Atlantis gemisi için bile 4 günün üzerinde yol demek. Denizaltı Alvin burada, bizimle. Yol boyunca ilk saatlerden itibaren sürekli çevresindeyiz aslında sağına soluna alet, sensör, örnekleyici kurup denemeye başladık bile. Hikayemizin başrol oyuncusu Alvin’i sizlere tanıtmayı biraz daha bekletmek, önce bu seferdeki bilimsel amaçlarımız ve bize karadan destek veren bilimsel ekip ile ilgili birkaç kelam etmek istiyoruz.

Yeryüzü’nün üçte ikisinin okyanuslarla kaplı olduğu genel geçer bir bilgi olarak yer alır. Peki okyanusların ortalama derinliği nedir? Işık ne kadar derine ulaşır? Işığın olmadığı yerde hayat olabilir mi, hem de basınçlar çok yüksek, sıcaklık çok düşükse?

Cevabı hemen verelim. Okyanusların ortalama derinliği epey fazla, 4000 m. Işık ise sadece en fazla 200-300 metre derinlikte etkin olabiliyor okyanuslarda. Bu durumda, okyanusların çok büyük bölümünde ‘fotosentez’ pek mümkün olamıyor. Ancak bu hayatın sonu değil: Derin denizlerde, özellikle volkanik aktivitenin fazla olduğu yerlerde jeokimyasal ve ısı enerjisi ile ‘kemosentez’ yapan bakterilerin üzerine Yeryüzü yüzeyinden (yani ışıktan) tamamen bağımsız, kimyasal enerjiye bağlı biyolojik komünitelerin oluştuğu daha çok yeni, 1979 yılından beri biliniyor. Üstelik, bu kemosentetik bakterileri besleyen, ısı ve kimyasal enerjice zengin ‘hidrotermal bacaların’ okyanus biyojeokimyasal döngüleri için çok önemli olduğunu daha yeni farkediyoruz.

Bu seferde ilk olarak bu hidrotermal kaynakların okyanusların kimyasal döngülerine ve iklimi belirlemede nasıl bir rol oynadığını çalışacağız. İşin bu kısmında ben (Mustafa) daha fazla sorumluluk alacağım. Özellikle ‘nanoparçacıklar’ dediğimiz mikroskopik bileşenlerin – ki cep telefonlarımızdan biyomedikal teknolojilere kadar hayatımızın her alanında yer almaya başladılar bile- doğal olarak derin denizde nasıl oluştuğunu inceleyeceğiz, bunun küresel biyojeokimyasal döngüler için ne anlama geldiğini anlamaya çalışacağız. Bu işte bana bir başka lisansüstü öğrencimiz Esra Ermiş ve ODTÜ-DBE’nin emektar kimyagerleri destek veriyor. Bir başka amacımız da entegre biyojeokimyasal-genetik metodlarda kemosenteze dayalı ekosistemlerin dinamiğini anlamaya gayret etmek olacak. Batuhan’ın sürüklediği bu iş paketinde ona ODTÜ-DBE’deki tez danışmanı Korhan Özkan ve Ankara Üniversitesi’nden Emre Keskin yoğun destek veriyorlar. Batuhan ve ben kendi yapacaklarımıza dair detaylı paylaşımlar yapacağız.

Bu yoğun programı gerçekleştirmek için dalışlar sırasında su ve organizma örnekleri toplayacağız, sensörlerle ölçümler yapıp kameralarla derin denizde video çekimleri yapacağız. Beraberimizde getireceğimiz veri, örnek ve görüntüleri karada bizi bekleyen işbirliği yaptığımız araştırmacılar ve denizler ile ilgili her kesimden insanla paylaşmak, ozellikle Türkiye’de yerleşik araştırmacıların dünyanın en ekstrem, en uç noktalara da ulaşabildiğini ve evrensel bilimsel sorulara cevap aradığının bir örneğini vermek istiyoruz.

Sizler takibe devam ederken, bizler de dalışlar için hazırlıklarımıza dönelim.

“Artık açık denizdeyiz!” için bir yanıt

  1. Değerli Mustafa Yücel hocam,
    Değerli Batuhan Çağrı Yapan,

    Öncelikle bilinmeyeni keşfetmek amacıyla çıkmış olduğunuz bu yolculuktan ve cesaretinizden dolayı sizleri tebrik etmek istiyorum. Bilim adına; azimle ve yılmadan çalışmanız, Pasifik’in derinliklerine seyahat etme şerefine erişen çok az sayıda Türk’ten ikisi olmanız; beni, yapmak istediğim çalışmaları ve geleceğe dair umutlarımı son derece etkiledi. Sizlerin tecrübelerini ve karşılaştığınız olayları döndüğünüzde dinlemeyi çok isterim. Çalışmalarınızda sizlere destek olmayı da, mümkünse, isterim.

    Bir denizci (Uzk. Var. Zabiti) ve Araştırma Görevlisi olarak başarılarınızın devamını dilerim. Dümen suyunuz güldür güldür olsun, Allah selamet versin.

    Saygılarımla,

    ÖYP Arş. Gör. Caner PENSE
    Yer Sistem Bilimleri EABD
    Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Yorumlar kapatıldı.