DJI, ABD ENDEKSLERİ, DÜNYA ENDEKSLERİ

FİNANS FİZİĞİ -15-

Pek çok yazımızda, Finans Fiziği’indeki, yerel tepelerden ve yerel diplerden geçen düz çizgilerin anlam ve öneminden, Kuvvet Serisi (‘Power Series’ ve ‘Taylor Series’) bağlamında söz etmiştik.
Ekteki dünkü kapanışı da içeren DJI günlük grafiği, dünkü kapanış değeri ile birlikte bir yükselen eğilim destek çizgisi tanımlamıştır. Ok işaretli konumdan itibaren ne yöne evrilecek olduğu gayet büyük önem taşımaktadır. Benzeri daha pek çok gerekçeyle de, DJI yakından izlenmeye ve diğer Dünya Endeksleri ile kıyaslanmaya değer niteliktedir.

KTLEV, yeniden

FİNANS FİZİĞİ -14-

Genel anlamıyla borsanın sevdiğim, ilginç özelliklerinden biri, hemen herkesi, kaybetse de kazansa da, çoğunlukla haklı kılması. Örneğin, EURUSD’nin son yükselişi hakkında önceden görüş bildiren hemen herkes, gerekçeleri gayet farklı olsa da haklı çıktı. Hoş, yükselmeyip yatay kalsaydı ve hatta düşseydi bile bir kulp takacaklar, olur olmaz mazeretler uyduracaklar da epey olacaktı.
Borsanın bir başka hoş özelliği de, hemen her daim, isot acısı gibi pişmanlık yaratmasıdır, belirgin olarak da acemilerde, yeni başlayanlarda. Elindeki hisse düşer, almış olduğuna pişman olursun. Yükselir, daha çok almamış olduğuna yanarsın.
İşte bu gibi nedenlerle, işbu fakirin strateji ve taktiği uzun süreli hisse taşımamaktır. Hele şu günlerde. BIST’daki herkes (değilse bile büyük alıcı satıcılar) hisselerini veya (uzun/kısa) pozisyonlarını uzun sürelerde bozmaksızın taşımış olsalar, BIST’da likit kuruluğundan muzdarip olurduk.
Bir kezliğine bile doğru, yani kazançlı tercih yapabilmenin güçlüğü hep bilinirken, sıkça hisse değiştirmek veya aynı hıssede sıkça pozisyon değiştirmek elbette eğitimli, deneyimli ve donanımlı olmayı gerektirir. Ayrıca, başkalarınca bilinmeyen ve hatta sadece kendi geliştirip kullandığınız yöntem_LER_iniz (*) varsa, ne mutlu size! Bu demektir ki, herkesin bildiği, kullandığı tekniklerden uzak durmakta yarar var.

Neyse, geçenki yazılarımızda da söz etmiştik KTLEV’den. O günden bu yana açıklanan İlgili haberlere https://www.kap.org.tr/ adresinden erişmek mümkündür.
Alttaki grafikte de görülebileceği gibi, son Eylül ayından bu yana bir bant hareketi içindedir. Ama, logaritmik eksende. Çünkü, yerel diplerin ve yerel tepelerin yükselişi üslüdür (‘exponential’).
Böylesi bir bant hareketi, olgunlaştıktan sonra anlaşılabileceği gibi, bazı özel Finansal Fizik yöntemleri kullanılarak da saptanabilir. Bkz. Finans Fiziği-11.
Alttaki grafikteki A1 alış düzeyini tahmin etmek, sadece konvansiyonel teknik analiz yöntemleriyle zor olsa da, mümkündür. Yine de, bu düzeyler atlansa bile A2 düzeyinden tedbir alışı yapılabilir ve A1A2 çizgisi destek olarak işlev gördüğünden emin olundukça, fiyatlar A2’den yükseldikçe, bir cesaretle lot artımı yapılabilirdi.
Hani ‘sağlamcı’ tabir edilen karaktere sahip kişiler A1, A2, S1 ve S2 düzeylerini pas geçse de, A3, A3’ ve A3’’ düzeylerinden alışlar gayet yüksek kazançlara kapı açabilirdi.
Bakalım KTLEV haftayı nasıl kapatacak, sonrasında ne yapacak?
Unutmadan notlayalım; KTLEV hem finans hem de GYO özellikleri nedeni ile, EKGYO ile kıyaslanabilir niteliktedir.

(*) Teknik, sözcük kökeni bakımından yöntem anlamı taşır.

AVRUPA mı ABD mi?

FİNANSAL FİZİK -13-

Herhangi bir olayın sebep_LER_inin ne_LER olduğunu tam olarak bilemiyoruz, ayrıştıramıyoruz. 2024 yılında, bu olanaktan mahrumuz henüz. İşin kolayına kaçıp; ya tek bir sebebe bağlıyoruz herhangi bir olayın meydana gelişini, ya da ‘Öyle rasgeldi.’ (‘random’) diyoruz. (*)
Buradaki esas soru da şu: Sebep_LER_ini bilmediğimiz herhangi bir olguyu öngörebilir miyiz?
Evet, bu mümkün! Örnekleri de var zaten! En ünlüsü, günümüzden yaklaşık 2500 önce Milet’li Tales’in ilerideki bir Güneş tutulması olayının saatini bilebilmesidir. (**)
O tarihlerde ne Kopernik, ne Kepler, ne Newton ne de Einstein tarafından ileri sürülmüş kütleçekim kuramları bilinmekteydi. Hoş, bunların hiçbiri, yere basıyor olmamızın sebep_LER_ini,, Yer tarafından çekişimizin ve bizim Yer’i çekişimizin sebep_LER_i hakkında herhangi bir açıklamayı bir kenara koyalım, ipucu bile veriyor değiller. Bu denli çaresiziz işte!
Bir de ‘Tüm sebep_LER_in neler olduğunu bilebilmiş olsak, kim bilir ne denli öngörüler yapabilirdik.’ diyerek AVRUPA/AMERiKA terazisinin horozuna (***) gözümüzü dikelim.
Şimdilik, hemen herkes ABD’nin boğa gibi güçlü AVRUPA’nın ise, gayet zayıf bir konumda olduğu fikrinde. Lâkin, bu fakir tam tersi kanıda. İlkin, aşırı tehdit ve gerilim altındaki AVRUPA’nın ortak ordu ve bu nedenle de ortak maliye sahibi olup ortak tahvil çıkarabileceği kanısındayım. Bu yönde atılacak adımlar ve ilgili haberler yıllardır sıkışmakta olan EURUSD’yi aniden çok yükseğe fırlatabilir.

Önceki sıkışmaların yukarı sert hareketlere dönmüş olması, aynı olgunun yineleneceğini gerektirmez elbet. Dolayısı ile, yakın takipte olmakta yarar var.
Şimdilik, olasılıklar dışında, hemen hiçbir gerekçe gösteremeyecek oluşumla birlikte, New York DOW, NASDAQ ve S&P500 endekslerinde çok ciddi geri çekilişler görüleceği kanısındayım.

(*) Tabii, hiçbir şeyin tesadüf olmadığını iddia edenler de var.
(**) Bu olayın en lezzetli anlatımı için, Heredot Tarihi’nin giriş bölümüne bakılabilir.
(***) https://embed-3dwarehouse-classic.sketchup.com/model/427e731a4c56cb52be76a61dc29e614d/teraziscales

NOT 30 Üçlü çete

Üçlü tepelerden (Omuz Baş Omuz dâhil) kaçınmakta yarar var. Bir üçlü tepenin genişliği, düşüşün derinliği ve süresi hakkında ipucu verir, genellikle.
Üçlü tepelerin oluşum koşulları ise, doğrudan doğruya Finans Fiziği’nin konusu içindedir ve umulur ki, Finans Fiziği’ne yakın zamanda, örneğin Tarih konusunun ardından, bu sayfalarda değiniriz ayrıntısıyla.

FİZİK ÖĞREN_me_MENİN YARARI

İçerik: Hangi fizik?

Fizik -17-

Şimdiye dek çözdüğüm, aldığım veya verdiğim sınavdakiler dâhil, en gerçekçi soru şöyle bir şeydi: Durmaktayken düşmeye başlayan bir saksı, pervazından tepesine dek yüksekliği H olan bir pencere önünden T kadarlık bir süre içinde geçtiğine göre, saksının hangi yükseklikten (pencere pervazına veya tepesine göre) düşmeye başladığını bulunuz. Diğer soruların hepsi de günlük hayatla ilgisiz, gayet soyut olaylara ilişkindi.
Yukarıdaki sorunun çok benzeri 1.sınıf mekanik konularından birinin sonunda mevcut olsa gerektir.
Bu nedenle de, bir sınavda sorduğum bir problem şöyle bir şeydi: Tanju Çolak, bir penaltı atışında falsosuz vurarak tam doksandan gol atmak istiyor. Penaltı noktasının kaleden uzaklığı A metre ve kale ölçüleri de B metre ve C metre olduğuna göre, topa vuruş anındaki açı ve hız değerlerini bulunuz.
İtiraf edeyim; şu yukarıdaki soruların fizikle ilgisi olmadığının farkında değildim. Çünkü, saksı da top da noktasal tanecik değildir. Mekanik de noktasal parçacıklara ilişkindir. Dolayısıyla Tanju da topa bir tek noktada kuvvet uygulayamaz, topa tek noktada vuramaz.
Bütün bunların da elbette ve özellikle yeni başlayan öğrencilerin kafasını hayli karıştırması kaçınılmazdır. Ya bir de öğrenci, sözel bölümlerin birinden ise…
Nasıl da büyük bir çelişkidir amma; fizik, hayattaki hiçbir şeye karşılık gelmiyor, hayattakilere dair de fizik yok. “E, o zaman ben ne diye fizik öğreneyim ki?” diye düşünmüş olan herkes haklıdır, hem de tepeden tırnağa, sonuna dek.
Arkadaş Yayınları sahibi arkadaşım ve ODTÜ (‘Pure’) Fizik’ten tertibim, Yeni Foça Sokak’tan komşum Cumhur Özdemir ve sevgili Server Tanilli çok söyle_N_mişler idiler, ‘Uygarlığın Seyir Defteri’ni ve ‘Fiziğin F’si’ni ders kitabı olarak düzenleyeyim diye de ‘—Yok, onlar pilajda bile okunabilsin diye öyle yazıldı.” diyerek karşı çıkmışlığım vardır. ‘Keşke söz dinleyeydim.’ diye (bir itiraf daha) çok hayıflandım son zamanlarda.
Şimdilerde, gayet ısrarcıyım; güzel Türkçe’mizi her konuşanın kolaylıkla anlayacağı bir fizik kitabı eksikliği bir an önce giderilmeden bu ülkede bilim eğitiminden fazla bir şey beklemek abestir, fuzulidir. Kitaptaki problemler de gayet akıllıca seçilmeli, açık bir dille ifade edilmeli. Fiziğin tüm olumlu yanlarıyla birlikte eksiklik ve zayıflıkları da açık seçik belirtilmeli. Yoksa fizik öğretilmiş olmaz ki. Çünkü, güncel Fizik eksikli ve zayıflıklıdır pek çok bakımdan.
İnsan gövdesinin hareketi tamamen mekanik, duyular dâhil sinir sitemi tamamen elektomanyetik olgulara dayalı iken, bu olguların fizik ders kitaplarında hemen hiç yer almamasını nasıl anlamlandırmalı? Açıktır ki, spor faaliyetleri, böylesi fizik kitapları için gayet hoş konulardır. Örneğin, kinetik sürtünme katsayısının şu kadar olduğu bir yüzme yarışında, dönüşler hariç tutulduğunda, 1500 metreyi T süresinde tamamlayan bir yüzücünün harcadığı enerji ve güç hesabı ilgi çekici olmaz mı?
Peki ya şu hususa ne demeli? ‘Saniyede A metre küp su ekleyen bir borudan beslenen havuzdaki bir delikten saniyede B metreküp su boşalmaktadır. Eni, boyu ve derinliği P, Q ve R olan o havuz kaç saniyede dolar?’
Böyle bir soruyu çözen öğrenci mi, yoksa havuzun dolmasının tanımlı olmadığını öğrenip kavrayan öğrenci mi daha kazançlıdır acaba?
Daha basiti, bir çay bardağı kaç damlada dolar acaba?
Denemesi bedava; asla bulunamaz! Açıkçası, her deneyde olmasa da, her on deneyde en az üç, dört kezindeki damla sayısı çoğunluğu oluşturan damla sayısından farklı çıkacaktır.
Dolayısı ile, hayatta mutlak ölçüm olmadığını, ölçüm sonuçlarının bir dağılım oluşturacak olduğunu öğrenen bir öğrencinin kazanımı çok büyük olmayacak mıdır? Şu ya bu kadar tane damla ile dolmuş olan yukarıdaki bardaktaki suyun sıcaklığının asla bilinemeyeceğini öğrenip kavrayan bir öğrencinin zekâsının, anlağının, dimağının ne denli genişlediği, geliştiği karşıdan bakan biri tarafından anlaşılabilir mi? Hele aynı öğrencinin, o kavrayışını kendi çocukları başta olmak üzere yakın çevresine aktararak yaygınlaştırdığını bir düşünsek?
Şu tercihin yapılmasının gerekliliği gayet açık: Ya yukarıdakiler ve benzer fazlası öğretilecek, ya da var olan, alışıldık (‘usual’) fizik! Tabii ki, ikisi birden, aynı anda olmaz!
Hoş, asıl müşkül taraf şudur; zayıflığıyla, eksikliğiyle (gerçek) fiziği bilen (bilebilen (?)) kaç tane öğretmen, hoca bulunabilir ki?
Ah, bir de diyebilirler ki, ‘Tüm Dünya’da okutulan fizikten başkasını mı okutalım?’
Hayatım boyunca bu tür sorulara yanıt vermek için, ağzımı açmışlığım yoktur!
Arkamdan da ne konuşul(acak ol)duğunu hiç umursamadım.
Fizik mi dediniz? Hangi fizik?

YASALAR AÇISINDAN FİZİK, KİMYA, BİYOLOJİ ve TARİH

İçerik: Tarih Tarihi

Fizik -16-

Orta öğretim ve eğitim öğretmenlerimiz gibi yükseköğretim hocalarımız verdikleri dersin tanımını yapmadı. Örneğin Fizik şudur da, bu değildir demediler hiç. Peki, biz öğrenciler sorduk mu? Kocaman bir “—Haaayyııırrr!” Tekrarlıyoruz; “—Haaayyııırrr!”
Dahası, bugün de herhangi bir kitapta, makalede, internet sayfasında bulamıyoruz Fizik’in tanımını; Bilim’inkini de.
Yasası olan 3 bilgi disiplininden Biyoloji’nin tanımı kolay: Yaşama dair atom, molekül ve daha büyücek madde topakları arasındaki elektromanyetik etkileşimleri içeren bilgi bütünü.
Kimya’nınki daha da kolay: Atomların dış elektronları arasındaki elektromanyetik etkileşmeleri içeren bilgi bütünü.
Yani, atomların dış elektronları arasındaki elektromanyetik etkileşimler bir canlılık özelliği içeriyorsa Biyoloji’nin, aksi takdirde Kimya’nın konusu olarak inceleniyor. Bilirsiniz; Kimya’nın alt dallarından biri olan Organik Kimya, Yeryüzü’ndeki canlılığın temel taşlarından olan Karbon atomu bağlanmalarını incelemektedir. Bu bakımdan, Organik Kimya ile Biyoloji haylice yakın bilim dallarıdır.
Bu aşamada şu sorular da önem kazanmaktadır:
1) Atomlar Fizik’in başlı başına temel konularından olduğuna göre, Biyoloji ve Kimya da Fizik’in alt dallarından sayılmalı mıdır?
2) Bilim’in, Biyoloji ve Kimya dışında kalan konuları ile Fizik’in kapsadığı konular arasındaki fark nedir?
İlk soruya dair ilk tespitimiz şudur: Kimyasal ve Biyolojik etkileşimler (Mutlak Sıfır ile Güneş yüzeyi sıcaklığı arasında) düşük düzey sıcaklık (50 derece Celcius dolayı) ve düşük düzey enerji (1elektronVolt yani 1,6×10^-19 Joule dolayı) ortamlarında oluşur. Fizik, tabii ki, çok daha geniş ortamlardaki etkileşmeleri de kapsar. İkincileyin; Fizik’in Mekanik, Hidrostatik, Bağıllılık gibi konularından değildir Biyoloji ile Kimya. Üçüncü olarak; Kimya’daki ve Biyoloji’deki devinim, ötele(n)me şeklinde değil de, çoğun titreşim şeklinde ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle, Kimya ve Biyoloji bilimlerinde taneciklerin herhangi bir noktadan uzaklaşması ‘kahir ekseriyetle’ birkaç atom çapı kadardır.
Yine de, Fizik’in alt dalı saymak yanlış olmaz Biyoloji ve Kimya’yı.
İkinci soruya ise, yanıt vermek kolay değildir. Zira, şu gün itibariyle Fizik’in kapsayıcılık sınırı hakkında net bir oydaşma (‘consensus’) mevcut değildir. Bu son zayıflık da zaten Fizik’in henüz tam tanımlanamamış oluşuyla örtüşmektedir.
Ayrıca, Fizik (Bilim) elbette eksiklidir; şu zayıflıkları içerir:
1) Deney ve gözleme dayalıdır ama herhangi bir yasanın kaç kez yapılacak deney veya gözlem sonucu elde edileceği belirsizdir. Örneğin, Newton’un Kütleçekim yasası sadece T.Brahe gözlem sonuçlarından J. Kepler’in elde ettiği matematiksel bağıntılara dayalı iken G. Galilei Denklemi binlerce deney ve gözlem sonucunda elde edilmiştir. Parçacık Fiziği’nde ise, bir tek fotoğraf bile kesin kanıt sayılabilmektedir.
2) Deney ve gözlem yaparken incelenen nesne ve sistemler üstünde deneyci, gözlemci ve kullanılan aygıtların da etkisi olduğu için, sıfır hatalı deney ve gözlem yapabilmek mümkün olmamaktadır. Örneğin, bir kap içindeki suyun sıcaklığı (hangi hassalıkta olursa olsun) ölçülebilir değildir.
3) Deney ve gözlemle elde edilen sonuçlar sayılara dökülebilmeli (sayılarla ifade edilebilmeli) ki, herkes tarafından her daim sınanabilsin (‘mathematization’). Ama bu amaca ulaşmak için, eldeki Sayı Sistemi, pek çok açı için ancak yaklaşık değerlerin kullanılabildiği Trigonometri ve nokta, çizgi, açı kavramlarına yani evrende karşılığı olmayan hayali şekillere dayalı olan Geometri öyle pek de ahım şahım kullanışlı araçlar değildir. Kullanageldiğmiz sayı sisteminde 0,999… = 1 çıktığı gibi 1,999… =2, vd. çıkmakta. Yani, her sayı başka pek çok sayıya eşit çıkmakta.
Yukarıdakiler, kadı’nın kızında bulunmasını kabul edemeyeceği ağırlıktaki kusurlardandır. Ama, böyle bir nedenle Fizik’ten Bilim’den vaz geçecek değiliz. Çünkü, en azından, şimdiki eksiklik ve zayıflıklarıyla birlikte bile insanlığın şimdiye kadarki en büyük, en yararlı buluşudur. İhtimalen, daha büyüğü de olmayacaktır. En eski anababalarımızdan bu yana, tarihi boyunca insanlığın nasıl geliştiğini sergilemeye gerek var mı? O gelişimlerin hepsi de, belki şimdi unutulmuşlukları ve alışmışlıklarımız nedeniyle tek tek sergilenemez ama zamanının önemli bir buluşuna dayalıdır. Bu saptamaya aykırı bir tek örnek bile ortaya konamaz.
Ayrıca, Fizik’in Bilim’in topu topu üç_dört yüzyıllık bir geçmişi var. Yüz binlerce yıllık insanlık geçmişi yanında nedir ki 300, 400 yıl? Anımsayalım; Galileo’nun da Newton’un da zamanında Fizik Bölümü yoktu üniversitelerde. Fizik diye bir konu bile yoktu. Örneğin Newton ‘Doğa Felsefecisi’ idi. (*) Önümüzdeki 300, 400 yıl içinde Fizik’in Bilim’in ne denli yetkinlik kazanabileceğini hayal edebilenimiz var mı?
Şimdi geldik gayet mühim bir soruya ve konuya: Peki, ya Tarih de Fizik’in Bilim’in alt dalı mıdır acaba?
Dikkatli okuyucu farketmiş olmalı; iki üst paragrafta, tarihi insanlığın ortaya çıkışı ile başlattığımızı. Oysa, yaygınca bilinir ki, ‘Tarih yazının bulunuşuyla başlar.’ Çünkü Tarih belgeye (‘document’) dayanır.
Aynı okuyucu yine farketmiştir ki, tarih ile Tarih sözcüklerini farklı anlamlarda kullandık.
Tarih tanımı hakkında da hayli geniş bir kargaşa mevcut ilgilisi yazarlar arasında. Bunun ayrıntısıyla yok yere zaman tüketmek yerine, bundan sonraki yazılarımızda Tarih sözcüğü ile ne demek isteyecek olduğumuzu ortaya koyalım.
Tarih, insanlığın gelişim sürecine dair bilgi toplamıdır.
Bu tanıma bağıl olarak da, tabii ki, çeşitli yasalar içerir.
İşte bir tanesi: Tarih, insanların gereksindiklerini elde etme mücadelesidir.
Dolayısı ile, bir yanıyla ekonomiye de yakındır. Tarih’in buluşlara yani Fizik’e Bilim’e dayalı oluşundan daha üstteki satırlarda söz etmiş idik. Örneğin, bir görüşe göre Tarih, bir buluş, yazının bulunuşu ile başlamıştır.
Bu konuları irdelemeyi önümüzdeki yazılarımızda sürdüreceğiz elbet. Ama, şimdilik, Kanûnî Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan arasındaki ilişkinin yukarıda yer verdiğimiz Tarih tanımı içine girmediğine dikkat çekmekte yarar var. Buna karşılık, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u ele geçirmesi sırasında kullanılan savaş topları, Tarih tanımımız içinde önemli bir yer tutar.
Bu konuda şöyle bir örnek de uygun olabilir: G. Galilei’nin İki Yeni Bilim (İtalyanca; ‘Discorsi e dimostrazioni matematiche intorno a due nuove scienze’) adlı kitabı Tarih için önemlidir. Ama, bu kitabı yazarken kullandığı kalem Tarih için önemli değildir. Keza, bilimcilerin birbirine yazmış olduğu mektupların içeriği Tarih açısından önemli olabilir ama o mektupların üzerine yazılmış olduğu malzeme, zarfı, mühürü gibi detaylar değildir. Bu gibi, Tarih dışı saydığımız konular Bilim Tarihi açısından önemli olabilir.
Bir minik not: Bilim Tarihi tamlaması içindeki tarih sözcüğü ile Tarih farklı anlamlardadır. Üsküdar’ın Tarihi, Aztek Tarihi, Erkek Takılarının Tarihi tamlamaları içindeki tarih sözcüğünün ‘geçmişe ilişkin bilgi’ anlamı taşıdığına dikkat edilmelidir.
Tarih konusunda, kenarından köşesinden değindiğimiz yukarıdaki karmaşayı artırmak gibi olacak belki, ama olsun!
Nasıl ki, Bilim Tarihi varsa Tarih Tarihi de var. Ama bu durumun farkında olan tarihçi pek yok, şimdilik.
Olsun varsın! Yakında sayı artar. Henüz okumakta olduğunuz bu yazı da, Tarih Tarihi içinde yer alır.

(*) Aynı nedenle, yani henüz Fizik kurulmamışken ileri sürülmüş olan Arşimet’in iki yasası, Kaldıraç ve Suyun Kaldırma Kuvveti diye bilinen yasaları, çoğu bilgi kaynağında yasa değil de ilke nitelemesiyle geçer. Öyle ya, ‘Fizik henüz ortada yok iken, Fizik yasası mı olurmuş?’ diye düşünürler de fizikçi yok iken Fizik’in nasıl ortaya çıktığı konusunu göz ardı ederler.
Oysa, kaldıraçlar hayli önemlidir biz canlılar, özellikle de omurgalılar için. Çünkü, kemiklere (‘sticks’) bağlı kasların (‘strips’) kasılmasıyla hareket ederiz. Örneğin beslenirken kullandığımız alt çenemiz vücudumuzla sabit bir bağlantısı yokken sadece bir kasın kasılıp gevşemesi ile çalışır. Bkz., https://www.google.com/search?sca_esv=da71dabda52a3bb7&sxsrf=AHTn8zrimMCM0RwI1K3YBuzljbhPcqpJBw:1740601214017&q=insan+%C3%A7enesi+anatomi&udm=2&fbs=ABzOT_AeWVZgM1ygG9loIv1sab0j2HB687sEni7_6XgT5zHBctPQQWJnv2cP3Dmrkn2lJOiNpwxMj8WpwJKfWJzJZzdaw-wI4-Itznb26QkMvLEHRogsNaGY2jqxaN13aJLwZE2Ly5Q8vc4b4l3mEpZ8fBUkPkJdL6q_ciWr-F22wfINeG5aPNV9kk3X0loUHVnJcu_Lp_ZDzyDrt9HYDYlGosxTjt_rTG5wPCnca-DT3N6p343NNo8&sa=X&ved=2ahUKEwjSlrrolOKLAxX9A9sEHalxPC4QtKgLegQIFBAB&biw=1920&bih=955&dpr=1
Dahası; parmaklarımız, el ve ayaklarımız, kol ve bacaklarımız, soluk alıp verebilmemiz için şişip sönen göğüs kafesimiz hep Arşimet’in Kaldıraç Yasası’na uygun olarak iş görür. Bkz., https://www.google.com/search?sca_esv=e169682262117c59&sxsrf=ADLYWILYXSTLP5PmcftVinI-ANHPhJV5PQ:1737238477824&q=naim+s%C3%BCleymano%C4%9Flu&udm=7&fbs=AEQNm0CgMcZ11KbHg1uunEmuo39LYaLxf_n_v5Qu9vkTINnKPIuA1iIn347TUPHNcyNM1QkwMrXGMjpnqbXNpebG6oNggT1cHprMXGP_Jl1qDhOW46ijPQ5nWw7ogTqvAdMt9b56MemYC8VZRMvhg1nD430phF8MMk_toR1TfNv7fHfHlQk4Rr9rbyIxRzxfvvuLTC0cXm0QpaTEesyMhsWFkaejr4hmZ9T2TRo4W7JzYIwuIfnOWHs&sa=X&ved=2ahUKEwjEmPHSpYCLAxWjefEDHSK_HD8QtKgLegQIDxAB&biw=1920&bih=955&dpr=1#fpstate=ive&vld=cid:582dfa6e,vid:RfojVO3a1Z4,st:0
Bu durumu ilk fark edip inceleyenlerimizden biri, Leonardo ustadır. Bkz., https://www.google.com/search?sca_esv=e169682262117c59&sxsrf=ADLYWIKFsidq8rfR83XbQ4cLHdkIKKCRCA:1737237142098&q=Da+Vinci+anatomi&udm=2&fbs=AEQNm0CgMcZ11KbHg1uunEmuo39LYaLxf_n_v5Qu9vkTINnKPFxIgupDJiyYgOOMj7PxlopplVo7BmJfQb-txkXgydvRz7rE6oSD7-qYW-KC73YrIXxiCqPs3f00g0RIieCDPha5Sz_N0ojVYv-PeMSVP-jshPs7pXKZx45EQ8AsNILx8724taQnK0B_Y8FRRrgL6YF52JSFpaXSVnPhggtFhnCIgOZXlwSXoSU_R1wuT7u5vQ97vqo&sa=X&ved=2ahUKEwil-vrVoICLAxVnSfEDHePJIVsQtKgLegQIFhAB&biw=1920&bih=955&dpr=1
Leonardo Da Vinci’nin, gelişkin canlıları makine (makina?) olarak değerlendirdiğini notlayarak da önünde saygıyla eğilelim.
Konuyla ilgili ilginç bir not da şudur: Günümüz insansı robotlarının kol bacak gibi parçaları, kaldıraç değil de bitişme bölgelerinde sağlanan dönme hareketi sayesinde hareket edebilmekteler.

NOT 29 BTCUSD hakkında

‘Reklam yapıyorsun!’ diyebilecek olanlardan kaçınmak maksadıyla, kaynağı karalanmış olan alttaki grafikteki kırmızı çizgi olur da aşılırsa alırım. $90k dolayındaki paralel çizgiler alta doğru kırılırsa da ilk etapta $80k beklerim. Sonrasında, duruma göre $70k ve $65k mümkün.

TARİH (5) Tarih’i parlak zekâlar mı yaratır, parlak zekâları mı Tarih yaratır?

İçerik: Çalışan demir ışıldarsa, çalışıp ışıldayanlar demir midir?

Hani derler ya, ‘Neye benziyorsa ona yarar.’ Bu nedenle olsa gerek, özellikle çok katılımlı sınavlar, örneğin KPSS öncesi çerezcilerde ve marketlerde ceviz fiyatları artar yahut hiç ceviz kalmaz. İlm_i Tıbb’ın (Tababet) (*) en eski ilkelerinden biri olan bu benzerlik-yararlılık bağıntısının ne miktarda ceviz tüketildikten sonra idrak edildiği ise, bu satırların yazanı için tam bir muammadır. Öyle de kalacak tahminen.
Toprakdaşımız Miletli Tales’in ‘her şeyin sudan türediği’ni günümüzden 2600 yıl kadar evvel savladığı bilinir. (**) Aynı savın, çok eski yıllarda Mezopotamya, Mısır, Yunanistan, Anadolu dörtgeninde gayet yaygın olduğu da bilinmektedir. Onca nehir ve deniz suyunun bolluğunda başka türlü düşünmek mümkün değildi belki de. Lâkin, suyu da suyun türetmiş olması gerekir ki, bu konuda Tales’in herhangi bir fikir ileri sürdüğüne dair bilgiye, bu satırların yazanı henüz rastlayabilmiş değildir.
Tamam, Immanuel Kant ‘Salt Usun Eleştirisi’, ‘Saf Aklın Eleştirisi’, ‘Arı Usun Eleştirisi’ gibi adlarla güzel Türkçemize çevrilen kitabını yazalı beri yaklaşık 250 yıl geçti. (***) Ama görünen o ki, insanlığın en eski mental hastalıklarından biri olan sadece akıl yürüterek gerçekliğe ulaşılabileceğini sanmak hastalığı, en parlak örneklerinden olan Zeno paradokslarından bu yana pek de zayıflamış gibi görünmüyor.
Günümüze gelmezden önce, Pan Gu’dan söz etmek isterim.
Xu Zheng adlı bir Çinli’ye kulak verilecek olursa “Çin mitolojisindeki hakim yaratılış efsanelerine göre evrenin yaratıcısı, ilk varlıktır Pan Gu. Taocu gelenek kökenli olan Pan Gu genellikle kaba tüylere sahip, sakallı bir biçimde betimlenir. Sıklıkla betimlemelerde bir çekice sahiptir.” (****)
Baskın Çin mitolojisne göre “Şekilsiz olan kaos zaman içinde bir kozmik yumurta oluşturacak şekle gelir. Daha sonra bu kozmik yumurtanın içinde Pan Gu büyümeye başlar ve iyice büyüdüğünde parçalayarak yumurtadan çıkar.”
Çin’den Himalayalar’a dek uzanan bu denizlerden uzak ve gepegeniş kurak bölgede gayet yaygındır her şeyin çıktığı ilk yumurta fikri. Kuşların tamamı, balıkların, amfibilerin (#), sürüngenlerin ve böceklerin büyük çoğunluğunun üreme kapsülü olan yumurtaya evcilleştirilmiş bir kuş türü olan tavuk ve diğer kuşların altında sıkça rastlanır oluşudur belki Pan Gu’nun da kaba tüylere ve sakala sahip oluşunun sebebi. Belki de bilgelik-yaşlılık ve yaşlılık-sakal bağıntılarıdır Pan Gu’nun sakallı oluşunun nedeni, tıpkı Zeus’un (##) da sakallı tasvir edilişindeki gibi.
Ayrıca, Zeus’un elinde tuttuğu yıldırım veya şimşek gibi Pan Gu’nun çekicinin oluşu dikkate şayandır.
Bütün bunlar tümüyle rastlantı olabileceği gibi uzakta da olsa benzeş insanların benzeş hayallerinden ibaret de olabilir. İyi ama, “—İlk öğe konusunda ayrı düşmüşler. Bir taraf su derken diğer taraf yumurta demiş.” diyen de çıkabilir. Olabilir, o kadarcık kusur kadı kızında da bulunabilir. Her şeyin bir ilk öğesi olabileceğini hepsinin de düşünmüş olması yeterince ilgi çekici değil midir?
Ama bu kadar! Yani daha fazla ileri gitmeyelim. Zira, “Teşbihte (benzetmede) hata olmaz!” yani, hata olmamalıdır, yapılmamalıdır.
Gelgelelim, pek çok insan bu konuda yani benzerliklerden hikmet çıkartma konusunda hayli pervasızdır. Örneğin Celâl Şengör hoca, Tarih’e ilişkin konuşurken aynı kısa vidyoda ardı ardına hem “—çok büyük bir ihtimalle” de hem “—şüphe yok” da diyebilmektedir. (###) İlber Ortaylı’nın hele hele Murat Bardakçı’nın konuşmalarında ve yazılarında benzer kesinlik ve keskinlikler gani ganidir.
Okumakta olduğunuz yazı dizimizde, geçenlerde de söz etti idik; Hangi olay_LAR_ın hangi olayın sebebi olduğunu henüz bilemiyoruz. Fizik’te de bilemiyoruz, Tarih’te de. Analım, Fizik’te hiçbir ölçüm sonucundan emin olamayız. Yani, şüphesiz ölçüm yoktur.
Bu son saptamamıza katılmıyor musunuz? Lütfen buyurun öyle ise, doğumunuzun sebebini söyleyin (kendi kendinize). Anneniz ile babanızın evlenmiş olması mı? Bu evliliğin tarihi ile doğum tarihinizin arasındaki süre ne kadar? Hem, o şahısların biyolojik anneniz ve biyolojik babanız olduğundan %100 emin misiniz? Nasıl emin olabiliyorsunuz? Mahkemede bile genetik uyuşkunluk %99,99 mertebesinde aranıyor ilişkili bir yargı sonucu için. %99,99 uyuşkunluk ise, mutlak kuşkusuzluk anlamına gelir mi?
Sanırım, pek çok insan, o son soruyu “—Evet!” diye yanıtlar. Yoksa, alttaki gibi bir kitap kapağı yapılamamış olabilirdi!

Her şeyin kökeni su veya yumurta değilse, nedir? Ne olabilir? Her şeyin ortak bir kökeni var mıdır, olabilir mi? Her şeyi, yani her şeyin ne_LER olabileceğini bilebilir miyiz? Ama şurası şüphesiz ki, Stephen Hawking’a bakılacak olursa her şeyin değilse bile neredeyse (‘almost’) her şeyin kökeni olabilir. Peki ama ne kadar neredeyse? %99,99 mu, daha mı az, daha mı çok?
Fark etmez elbette. İşbu yazıların dikkatli okuyucuları anımsayacaktır; her sayı her sayıya yakındır!

(*) https://www.facebook.com/dryerebakan/videos/hangi-besin-hangi-organa-benziyor-ve-benzedi%C4%9Fi-organlar-i%C3%A7in-ger%C3%A7ektende-faydal%C4%B1/236370088697737/

(**) https://tr.wikipedia.org/wiki/Thales#Su,_her_%C5%9Feyin_sebebidir

(***) https://tr.wikipedia.org/wiki/Saf_Akl%C4%B1n_Ele%C5%9Ftirisi#cite_note-Birdarticle-1

(****) https://tr.wikipedia.org/wiki/Pan_Gu

(#) https://www.istockphoto.com/tr/foto%C4%9Fraflar/amfibiler

(##) https://www.google.com/search?sca_esv=0fc7dd398656b67a&sxsrf=AHTn8zp9HrCrnw9lc6gbKgzxuY6HrMBb5w:1739360446650&q=zeus&udm=2&fbs=ABzOT_AeWVZgM1ygG9loIv1sab0j2HB687sEni7_6XgT5zHBctPQQWJnv2cP3Dmrkn2lJOjZ8C9YF6EQttNo4MkoGaC4jvjeOwMEmqKOn-_srpZTSsXx4-lEgwJSek8x0sPCAfhvz6hYxof-F-8lZP8vR1qvtgMIL-G_VOcyXjLDBx94a683gqugbCB1uVWX3o1DAh72ADPACl9R2ScODVI6NJWWmEoDIQ&sa=X&ved=2ahUKEwjr4rvMhr6LAxWXS_EDHWxeO-YQtKgLegQIHBAB&biw=1920&bih=914&dpr=1

(###) https://www.youtube.com/shorts/RJ0cj7XxTk4

NOT 28 EURUSD hakkında

Geçenlerde de EURUSD’nin değerinin yükseleceğini öngörmüş idik. Lâkin gerçekleşmesi gecikti. (*) O öngörünün dayanaklarından biri D. Trump’ın zayıf USD sağlayacağı yönünde açıklama yapabileceği idi. Faiz indiriminden yana olduğunu açıkladı ama devamı gelmedi.
O öngörüyü yineliyoruz; EURUSD önümüzdeki bir, iki hafta içinde hayli yükselme potansiyeline sahip. Bu arada grafiği de hayli olgunlaştı zira. Yine de, Avrupa’da işlerin pek de iyi gitmediği göz ardı edilmemeli elbet. (**)

(*) Hani, Aristo’nun “Bizim teorilerimiz doğru ama malzeme bozuk!” dediği rivayet edilir ya, o hesap işte! (Şaka, şaka!)
(**) İtalya’da MD sanayi üretimi Aralık’ta yıllık %-7.1 (Önceki:%-1.5)
12.02.2025 12:00:35 İtalya’da MD sanayi üretimi Aralık’ta yıllık %-7.1 (Önceki:%-1.5)
12.02.2025 12:00:28 İtalya’da MD sanayi üretimi Aralık’ta aylık %-3.1 (Beklenti:%-0.2 Önceki:%+0.3)