Monthly Archives: September 2024

GALİLEİ DENKLEMLERİ ve FİYAT DEĞİŞİMLERİ

FİNANSAL FİZİK -3-

You can download the following PDF and then open it via Edge to translate automatically to any language and listen it in that language:Galilei+Fiyat

Yandaki PDF’yi indirebilir ve ardından otomatik olarak herhangi bir dile çevirmek ve o dilde dinlemek için Edge üzerinden açabilirsiniz:Galilei+Fiyat

İçerik: a) Matematikte kuvvet serileri; b) Fizikte Galilei denklemleri; c) Finansta fiyat değişimleri.

Petrol fiyatlarında yakın vade

FİNANSAL FİZİK -2-

You can download the following PDF and then open it via Edge to translate automatically to any language and listen it in that language:FULLpap-Ff2

İçerik: a) Finansal algoritma; b) yakın vadeli petrol fiyatları.

Hemen bir önceki yazımızda (*) algoritmalardan ve petrol fiyatlarından söz etmiştik. Bu yazımızda ise, petrol fiyatları üstünde kazançlı olabilecek bir algoritma örnekleyeceğiz.

Petrol fiyatlarında, alttaki GRAFİK’teki gibi bir sıkışma açıkça gözlenmekte. Yakın geçmişteki fiyat tepelerinden geçen bir düz çizgi aşağıya (GÜNEY’e) doğrudur. Okla belirtilen zamanlarda, fiyatların o düz çizgiye yakınsayacağı beklenmektedir. Sonrasında ise, gayet sert bir yükseliş (KUZEY’e doğru) veya sert bir düşüş (GÜNEY’e doğru) beklenmektedir.

Demek ki, GRAFİK’teki alçalan eğim düz çizgisi yukarı aşıldığında AL(LONG) pozisyonu açmak, az riskli bol kazançlı olabilir.

Batı Teksas petrol (WTIUSD=CRUDE) fiyatlarında da benzeş bir grafik ve alçalan eğim çizgisi mevcut olduğundan, söz edilen pozisyonlar orada da açılabilir.

(*) https://blog.metu.edu.tr/caglart/2024/09/21/algoritmalar/

Alttaki PDF’yi indirebilir ve ardından otomatik olarak herhangi bir dile çevirmek ve o dilde dinlemek için Edge üzerinden açabilirsiniz:

ALGORİTMALAR

FİNANSAL FİZİK -1-

You can download the following PDF and then open it via Edge to translate automatically to any language and listen it in that language:USD ile petrol-TAM METiN-TR

İçerik: a) Endüstride, modada, bilimde tasarım; b) Hayatımız Algoritma; c) Gözlemin önemine dair bir örnek: Amerikan doları, EURUSD ve Petrol fiyatları.

Bazı konular, birbirinden çok farklı, çok uzak alanlardaymış gibi görünse de tıpatıp aynıdır aslında. Örneğin, endüstriyel tasarımcı, moda tasarımcısı ve (özellikle kuramsal) bilimci baştan sona tasarlamak işi ile haşır neşirdir. Fabrikayı, makineyi nasıl tasarlamalı ki, en randımanlı sonuç elde edilsin? Giysi ve aksesuarlar nasıl olmalı ki, satışları gayet tatminkâr olsun? Atomları, molekülleri nasıl tasarlamalı ki, o modellere dayalı olarak yapılacak (yeni) teknolojik aygıtlar aksamaksızın bize yarayışlı sonuçlara yol açsın? İşte bu ve benzeri sorulara yanıt bulma çabasının adıdır tasarım.

Gerçi, olabilir, herhangi bir tasarım zamanında değer görmeyebilir. Örneğin ressam Vincent van Gogh’un ‘Yıldızlı Gece’ ve vazo içindeki çeşitli sayılardaki Ayçiçekleri tasarımları gibi fizikçi Albert Einstein’ın kütleyle eğrilebilen evren tasarımları zamanında değer görmemişti.

Spor takımlarının kadroları da tasarım ürünüdür. Saptanmış bir amacı elde etmek için kurulmuş bir algoritmanın sonucudurlar. Hatta, örneğin futbolda, kaleci sakatlanırsa veya kırmızı kartla oyundan atılırsa yerine falanca oyuncuyu, sağ açığın başına benzer olay gelirse de filanca oyuncuyu sahaya sürmek gibi koşula bağlı seçenekler dizisi içerirler.

Hatta ve hatta, daha yakından bir örnek, günlük hayatımızın her anı tasarıma ve dolayısıyla altta çalışan bir algoritmaya dayalı değil midir? Sabah kaçta kalkmalı? İlkin ne yapmalı? Kahve mi, tuvalet mi? Nasıl bir kahvaltı yapmalı? Böyle başlayıp, “Saat kaçta yatmalı?”ya dek hep koşula bağlı seçenekler dizisi iş görmekte değil midir, arka planda?

İşte, her anımız algoritmik iken, algoritma sözcüğünün finans piyasaları vesilesi ile yaygınlaşması tamamiyle algoritma dışı ve rastlantıyla olmuştur.

Oysa, finans pazarlarında işlem (AL/SAT) yapan herkes istisnasız algoritma ile iş görmektedir. Şunlar birer örnektir:

  1. Pazartesi günleri AL_ırım, Cuma günleri SAT_arım.
  2. Hava yağmurluysa AL_ırım, hava açık veya karlıysa SAT_arım.
  3. Güvendiğim bir tanışımın AL dediğini AL_ırım(SAT_arım), SAT dediğini SAT_arım(AL_ırım).
  4. Hiç kimsenin ne dediğine aldırmam, büyük aracı kurumların pozisyon artırdığı finans aracını AL_ırım, aksi takdirde SAT_arım.
  5. Sadece bilançosu iyi gelenleri veya yüksek beklentisi olanları AL_ırım, aksi takdirde SAT_arım.
  6. Günlük grafiklerde 100 günlük, 200 günlük hareketli ortalamalarını yukarı kesenleri AL_ırım, aşağı kesenleri SAT_arım.
  7. On dört günlük RSI göstergesi 20’den küçükse AL_ırım, 80’den büyükse SAT_ar, aradayken de beklerim.

“Her ay düzenli olarak hisse AL_ırım ama hiç satmam.” diyorsanız da, ihtimalen Tuncay Turşucu gibi kız evladınız var. (*)

Daha sıra dışı, alışılmadık algoritmalar da olabilir tabii. Örneğin, alttaki grafiklerin en üstündekinde örneklendiği gibi, 4 Eylül 2002’den bu yana yani yaklaşık 21 yıllık bir algoritma uygulaması size 4 Eylül 2002’de koyduğunuz meblağın yaklaşık olarak 1016 (bir milyar çarpı yüz milyon) katı gelir sağlamış olurdu, tabii tasarım yani model olarak. Bkz., GRAFİK 1. Çünkü, böyle bir işlemler dizisinin yapılabileceği piyasa Dünya’da var olmadı şimdiye dek. Ama, aynı algoritma 2024 yılı başından bu yana ise, GRAFİK 2’deki gibi kazanç sağlardı.

Bu algoritma ile ilgili notlar şöyledir:

  • En başta saptanmış kurallar yani koşullu seçenekler dizisi hiç değiştirilmemiştir. Yani, işbu algoritma, işlemler boyunca gelişmez, değişmez; sabit kalır, öğren(E)mez. Vurgulamaktan kaçınmayalım; hiçbir habere vs. dayalı işlem yapılmamıştır.
  • Elde açık AL(LONG) veya SAT(SHORT) pozisyonu var iken, bu eldeki pozisyon realize edilmeden yenisi açılmamıştır.
  • AL/SAT emirleri, körleme (BLİNDFOLD) yani günün piyasası açılmazdan evvel, önceki veri setinin (Tarihsel Veri) analizine göre belirlenip ilgili foreks borsasına iletilmiştir.
  • Kaldıraç değeri 10, ‘spread’ değeri standart olarak 0002 ve ‘swap’ da satış için 2.4 ve alımlarda -12.5 kullanılmıştır 4 Eylül 2002’den bu yana yapılmış olan tüm işlemlerde.

El oğlu da enayi ve eli armut topluyor değil elbette. Piyasa yapıcılar (‘liquidity providers’) da kolay kolay akla gelmeyecek çeşitli oyunlar hazırlayabiliyor işlemcilere.

Örneğin, nasıl ki EURUSD Avrupa Birliği’nin ortak parası olan €’nin Amerikan Doları $ cinsinden fiyatını tanımlıyorsa, BRENT veya WTIUSD vadelileri de 1000 varil (galon) Atlantik veya Batı Teksas petrolünün $ cinsinden değerini tanımlar. Bu demektir ki, “$ kıymetlenirse € ve petrol fiyatları düşer.” diye beklemek, normaldir. Yani, € ve petrol fiyatları $ karşısında tahterevallinin aynı tarafındadır.

Gelgelelim, Veli’nin kerrakesi pek de öyle değildir doğrusu. GRAFİK 3 ve GRAFİK 4’de görülebileceği gibi, petrol (örnekte WTIUSD) ve € fiyatlarının $ karşısındaki davranışları hayli değişmiştir son zamanlarda. Özetle, $ düştüğü zaman (bir süreden beri) petrol fiyatları artmamaktadır. Ezber bozulmuştur.

GRAFİK 3 ve GRAFİK 4 dikkatlice incelendiğinde görüleceği gibi finans araçlarının davranışları ani değişiklikler gösterebilmektedir. Bu değişiklikler sırasında kayba uğramamak hatta kazanç için fayda sağlayabilmek amacıyla sürekli ve yakın gözlem elzemdir.

Zaten, gayet iyi bilindiği üzere, gözlem her türlü bilimsel çabanın da vazgeçilmezidir. Minik bir not daha; günümüz Türkçesinde ‘teori’ sözcüğü ‘kuram’ sözcüğü ile karşılanıyor ama Grekçe’de ‘θεωρία’ sözcüğü görmek, bakmak, gözlem demektir, tıpkı eski Türkçemizde Nazari Fizik, Nazari Kimya sözcüklerindeki ‘nazar’ın bakış, göz anlamları taşıması gibi.

GRAFİKLER için lütfen tıklayın: USD-WTi

Edge ile açarak Türkçe seslendirme ve başka dillere çevirip o dilde dinleyebileceğiniz metin için lütfen tıklayın: USD ile petrol-TAM METiN-TR

(*) https://twitter.com/TuncayTursucu/status/1008274660163715072

BÖL BÖL, NEREYE DEK?

The English translation of this article will be uploaded and benoted here, soon.

FİZİK -2-

İçerik: Biraz tarih, biraz matematik ve bol felsefe

Açık; aklımız daha gelişkin olsaydı, daha çok ve keskin duyu organlarımız olurdu ve tersi. Yani, daha çok ve keskin duyu organlarımız olsaydı, onlardan gelen veriyi işlemek üzere aklımız daha gelişkin olurdu. Bu bağlamda, gövdemiz de daha gelişkin olurdu, ihtimalen.

Şimdiki durumda ise, sırıkla en fazla 6,5 metre kadar, sırıksız olarak en fazla 2,5 metre kadar, üç adımda ise en fazla 18,5 metre kadar atlayabilmekte insanoğlu. En hızlımız Jamaika’lı Usain Bolt saniyede 10 metre kadar koşabilmektedir. Cep Herkülü’müz Naim Süleymanoğlu, kendi ağırlığının 3 katından 10 kilogram fazlasını kaldırabilen yegâne insandır. Çıplak gözle bir iki kilometrenin ötesini görebilen insana pek rastlanmamış; günlük gürültü düzeyinde sesleri 100 metre öteden işitebilen insan pek duyulmamıştır. Koku, tat ve dokunma duyularımız ise, bir kaç metre erimliktir.

Oysa, evrenin milyarlarca galaksisinden biri olan Samanyolu’nda bile önemsiz bir oyluma sahip olan Dünya’mızın yarıçapı 6378 kilometre kadardır. Kendi çevresinde saniyede 460 metre kadarlık, Güneş çevresinde ise, ortalama saniyede 30 kilometre kadarlık hızlarla döner.

Bu manzara karşısında kendi nesli için “Buna da şükür!” diye düşünenlerimiz elbette haklıdır. Zira, alt tarafta kımıl zararlıları, kıpraşıp duran tırtıllar, bakteriler ve virüsler de var.

Henüz badi badi yürürken öğretmişlerdi bu fakire ki, “Herkesin aklını pazara çıkarmışlar, herkes gidip yine kendi aklını almış.” Bu fakir de aynısını yapmış olmalı, hemcinslerinden ayrı düşmemek için.

Bu fakire göre; en parıltılı zekâ ürünlerinden ve insan aklına, zekâsına, anlağına düşürülmüş en çetrefilli fitnelerdendir Parmenides ve öğrencisi Zeno’nun günümüzden taa 2500 yıl önce terennüm ettiği paradoksları (*)

Bu zat-ı muhteremler demiş ki, mealen “sıradan ve ölümlü bir kral olan Peleus’un oğulu olmasına karşın su tanrıçası olan annesi Thetis’in tarafından yarı Tanrı olup gelmiş geçmiş en büyük savaşçı olarak kabul edilen Aşil (Akhileus) bile önündeki kaplumbağaya asl’a yetişemez.”

Çünkü yetişebilmesi için o anki mesafenin yarısına gelmesi gerekir. Ama, o yarıya gelmezden evvel de o yarının yarısına erişmesi gerekir. Böyle böyle, her yarının yarısına erişmesi gerekir ilkin; hem de sonsuz kez. Gelgelelim, hiçbir mesafenin yarısı da sıfır olmayacağı için Aşil sonsuz kez sıfırdan farklı uzaklığı aşmalıdır.

Özel matematiksel simgeler nedeniyle, PDF’den izlemek önerilir. Şuraya tıklayabilirsiniz: Bl bl

BAŞLAYIŞ …

For an English version of the current article, please watch the video at   https://drive.google.com/drive/u/3/my-drive

FİZİK -1-

İçerik: Biraz felsefe, biraz matematik ve illaki tarih

İnsan aklına, zekâsına, anlağına düşürülmüş en çetrefilli fitnelerdendir Albert Einstein’ın “Evrenin en anlaşılmaz özelliği anlaşılabilirliğidir.” mealindeki sözü. (*)

Dikkate değer; burada Einstein “Ya hep ya hiç!”cidir. Yani, “Evrenin ya her özelliğini, unsurunu, içeriğini ve tam olarak anlarız ya da hiç, asl’a ve kat’a anlamayız!” tadındadır.

Daha yalın sözcüklerle; “Evren ya tamı tamına anlaşılabilirdir ya da hiç anlaşılamazdır.” Einstein’a göre. Daha da yalını; “Evren anlaşılabilir değilse, amenna! Ama, anlaşılabilirse de tam ve tekmil olarak anlaşılabilir.” Öyle “Şurası falan kadar, burası filan kadar anlaşılabilir; orası ise, hiç anlaşılamaz.” demek ve hatta öyle düşünmek doğru değildir.

Yine de, sanki bir noktada bir çelişki varmış gibidir. “Evrenin anlaşılabilir oluşu, anlaşılmaz bir özellik ise, evren külliyen anlaşılabilir değildir, demek ki.” gibi gelmiş olabilir okuyucuya.

Ne var ki, o noktadan geçen bir ayrım çizgisini görmek gerekir. Evren ve Einstein iki bağımsız, bağıntısız ve bağlantısız varlık gibidir. Einstein sanki evrenin dışındaymış da evreni, evren dışından gözleyip anlamaya çalışmış gibidir, pek çok insan gibi. Örneğin, uzayı yukarılarda, çıkılabilecek bir yerlerde ve ama mutlaka dışımızda sanan pek çoklarımız gibi…

Şurası kesindir; evren külliyen anlaşılamaz değildir. Anlaşılamaz olsaydı, evrende ne içecek su bulabilir ne de yiyecek gıda bulabilir veya üretebilirdik, en azından. Biz de var olamazdık. Beslenip üremeyi virüsten dinozora dek her canlı kotarabildiğine göre, kısmen de olsa evren her canlı için (“düşünen canlı” deyişi bilerek kullanılmamıştır çünkü her canlı, tanım gereği, düşünür) evren (hiç değilse kısmen) anlaşılabilirdir.

Gelgelelim, bu anlaşılabilirlik miktarı bir canlı türünden diğerine değişiyor olabilir mi? Diyeceğim şu ki, insanın anlayabildiği evren miktarı ile bir tavuğun, bir solucanın ve bir bakterinin anlayabildiği evren miktarı birbiriyle kıyaslanabilir mi?

Hoş, bir sonraki FİZİK -2- “Böl böl, nereye dek?” ve  iki sonraki FİZİK -3- “1, 2, 3, .., Sonsuz” bölümünde bu konu daha ayrıntılı irdelenecek ama şimdiden şu kadarını konuşmakta beis olmasa gerek. Toprakta, deniz suyunda, deride, bağırsaklarda, asitli sıcak su kaynaklarında, radyoaktif atıklarda büyüyebilen ve tipik olarak bir gram toprakta 40 milyon tanesi, bir mililitre tatlı suda ise bir milyon tanesi; toplu olarak da Dünya’da beş nonilyon (5×1030) kadarı bulunan tek hücreli bakteriler (**) evrenin ne kadarını ne kadar anlayabiliyordur acaba?

Açıktır ki, anlaşılabilirlik, anlamayı kotaracak organın yetisine doğrudan bağlıdır. Misal, biz insanların gözü var ama bakterinin yok. Kulağı da yok. Burnu ve dili de yok.

Tam da burada, insanlığın en yaygın sanısı yer almaktadır: Dünya’nın efendisi insan, canlı türleri içinde, en gelişkin beyne sahip olandır. Dahası, insan beyni evren ile uyumludur ve onu anlar.

Bakınız, Bertolt Brecht’in metnini pek çok kez değiştirdiği Galilei’nin Yaşamı adlı tiyatro oyununda Kardinal Barberini şöyle der Galilei’ye; “—Size göre bütün gökcisimleri yuvarlak ya da elips biçiminde yörüngelerde belli bir hızla yol alıyor, yani beyninizin çözebileceği basit hareketlerle. Peki, ya Tanrı yıldızlarını şöyle yürütmek istemiş olsaydı. (parmağıyla havada çok karmaşık bir yol izler. Hızı da sık sık değişmektedir.) Ne olurdu hesaplarınız?” der ve şu karşılığı alır: “—Eğer tanrı evreni dediğiniz gibi yaratsaydı, beyinlerimizi de böyle (Barberini’nin çizdiği biçime benzeterek) yaratırdı ki, bu hareketleri kavrayabilelim. Ben insan aklına inanıyorum.”

Buna karşılık Barberini’nin “—Bence yetersizdir akıl.” deyişi gerçeği yansıtıyor mudur, yansıtmıyor mudur?

Bakalım…

İbnü’l-Heysem’den (965-1040) yani yaklaşık bin yıldan beri biliriz ki, göz görme organı değildir. Gözün işlevi, bir kameranınki ile tıpatıp aynıdır. Görme edimini beyin kotarır. Bkz. (***) kaynağındaki İbnü’l-Heysem’in Kitâbü’l-Menâẓır adlı eserinden iki sayfa (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2448, vr. 1b, 48a) alt başlıklı tasviri.

Aynı şekilde, kulak da işitme organı değildir. İçindeki çeşitli kıkırdak ve yumuşak dokular sayesinde sesi toplayıp elektrokimyasal sinyale dönüştüren, yani beynin bir başka uzantısı olarak, organik bir mikrofondur sadece. Keza dilimizdeki, burnumuzdaki ve tenimizdeki sinir uçları da, sırasıyla, tat, konu ve temas algısını elektrokimyasal sinyale dönüştüren yapılardır. Gözümüz en fazla bir iki kilometrelik mesafede işe yarar, kulağımız bir-iki yüz metrelik, burnumuz da bir-iki metrelik. Dilimizin işlevi ancak temas halinde belirgindir, dokunma duyumuzun da kol bacak uzunluğumuz mertebesinde. Böylesi duyularımız evreni anlamaya hele hele tam anlamaya yeterli midir?

Kim “Yeterli!” diyebilir ki?!

Dahası; gözümüz her ışığı ‘göremez’, kulağımız her sesi ‘işitemez’, burnumuz her kokuyu ‘alamaz’, dilimiz her tadı ‘alamaz’, cildimiz çok küçük çok hafif nesneleri ‘hissedemez’, yani algılayamaz.

Gözümüz, diyelim ki, kırmızı ile mor renkler arasındaki ışımanın iki katı genişlikte bir algı aralığına sahip olsa idi, evren iki kat daha mı iyi anlaşılabilir olurdu acaba? Kulağımız da 16 Hertz ile 20 bin Hertz arasındaki ses aralığının iki katı genişlikte bir algı aralığına sahip olsa, evren iki kat daha mı iyi anlaşılabilir olurdu acaba? Koku, tat ve dokunma duyuları da öyle…

Peki ya beşer kat genişlese, onar, yüzer, milyarar? Evrenin tam ve tekmil anlaşılabilirlik eşiği, varsa eğer, duygularımız bazında nedir acaba?

Yahut, şunu da merak edip sormalıyız mutlaka! Değişik türlerde algılama yapabilen en az kaç adet duyu organımız olmalı ki, evren tam ve tekmilen anlaşılabilir olsun biz faniler için? Veyahut tersen; mevcut algı aralıklarıyla mevcut duyu organlarımız ve her birinin içinden uzadığı beynimiz yeterli midir evreni tam ve tekmilen anlaşılabilir addetmek için?

(*)          https://ncatlab.org/nlab/files/Einstein-PhysikRealitate.pdf

İlgili PDF için lütfen tıklayın: F-1-

(*i)         https://arxiv.org/abs/1612.01952

Why Our Universe is Comprehensible

James B. Hartle

Einstein wrote memorably that `The eternally incomprehensible thing about the world is its comprehensibility.’ This paper argues that the universe must be comprehensible at some level for information gathering and utilizing subsystems such as human observers to evolve and function.

1] A. Einstein, Physik und Realitat, J. Franklin Institute, 221, 313-382 (1936) including an English translation by J. Picard. The phrase has been translated in various ways. Picards translation is The eternal mystery of the world is its comprehensibility . G. Holton [23] suggests version used here. But there is wide use of the version as `the most incomprehensible thing about the world is its comprehensibility.

(*ii)        https://arxiv.org/abs/2011.06672

Why is the universe comprehensible?

Ian T. Durham

Why is the universe comprehensible? How is it that we can come to know its regularities well-enough to exploit them for our own gain? In this essay I argue that the nature of our comprehension lies in the mutually agreed upon methodology we use to attain it and on the basic stability of the universe. But I also argue that the very act of comprehension itself places constraints on what we can comprehend by forcing us to establish a context for our knowledge. In this way the universe has managed to conspire to make itself objectively comprehensible to subjective observers.

(**)       https://tr.wikipedia.org/wiki/Bakteri,

https://web.archive.org/web/20080305184844/http://www.pnas.org/cgi/content/full/95/12/6578

(***)     https://islamansiklopedisi.org.tr/ibnul-heysem