Araştırma Gemisi Atlantis’e Hoş Geldiniz! – Hilal Cura

Posted on 12 Ocak 2026 Posted in 2025 DEEPTRACE Pasifik Seferi

Kosta Riko’da Golfito limanında bizi tüm heybetiyle bekleyen gemimiz, Atlantis’e doğru ODTÜ Pasifik 2025 bilim ekibimizle birlikte yürüyoruz. İlk iş valizleri odalara yerleştirmek. Nimet’le benim kamaram girişteki merdivenlerden indiğimizde 1 kat aşağıda yer alıyor. Kapıda isimlerimizi görmek bir anda ikimizin de yüzünü güldürüyor. Odada ranzamız, çalışma masamız, dolaplarımız ve de yan oda ile birlikte kullanacağımız banyo/tuvaletimiz yer alıyor. Hemen yerleşmeye başlıyoruz. Bu katta bizim odamız dışında sefere katılan diğer 10 araştırmacının da odaları bulunuyor. Bazı araştırmacılar ve de gemi çalışanları ise 2. ve 3. katlardaki kamaralarda konaklıyorlar.

Görsel 1. Soldan sağa; a. Golfito limanında bagajlarımızı gemiye yüklemek için beklerken b-c. Kamaraların genel görüntüsü

İlk yerleşmeden sonra laboratuvar kurulumu için giriş kattaki “Main lab”a gidiyoruz. Oldukça uzun bir laboratuvar. Grupça çalışacağımız alanı belirleyip, yavaştan malzemelerimizi çıkartıyoruz. Main lab tüm toplantılarımızı yaptığımız, duyuruların olduğu ve de bizim grup için deneylerin yürütüldüğü bir yer. Su filtreleme, kayaç ve biyoloji örneklerinin sınıflandırılması gibi işlemleri ise yine aynı katta yer alan diğer laboratuvarlarda yapıyoruz.

Görsel 2. Soldan sağa – Üst sıra; a. ve b. Main lab’ın genel görüntüleri c. Süzme işleminin yapıldığı diğer laboratuvar d. Alvin ile yapılan riftia örneklemesi Alt sıra; e. Main lab’daki duyuru ve sunum ekranı. f. Kayaç örneklemesi g. Kayaç ve biyoloji sınıflandırmasının yapıldığı laboratuvar

Laboratuvar kurulumundan sonra kendimizi oldukça aç hissediyor ve de müthiş kokuları da takip edip 2. kattaki yemekhanemize çıkıyoruz. Oldukça şanslıyız, menümüz zengin. Salatadan, et ve balık yemeklerine, çeşitli kızartmalara ve de sebze yemeklerine kadar birçok çeşit barındırıyor. Bazı günler tako günü oluyor. Bazı günler ise güvertede mangal yapılıyor. Beni sanırım en mutlu eden pizza ve de peynir günleri oluyor. Bir de her akşam yemeğinden sonra gelen o lezzetli tatlılar… Gemi şartlarında yemekhane insanların en çok sosyalleştiği alanlardan bir tanesi. Aynı zamanda da gemi çalışanları ile kaynaştıkları bir mekan. İnsanların bir yandan yemeklerini yiyip bir yandan da gündelik konuları konuşmaları veya sadece konuşulan konuya dinleyici olmaları bile bu uzun soluklu seferde bir sosyalleşme alanı sağlıyor. Yemekhanenin yemek yenilen bir yer olmasının dışında akşamları insanların oyun oynadığı ve de birlikte vakit geçirdiği bir alana da dönüşüyor. Hele ki bir de atıştırmalık ve de sıcak çay veya kahve varsa!

Görsel 3. Soldan sağa. Üst sıra; a. Yemekhanenin genel görüntüsü b. c. Üst güvertede mangal günü d. Yemekhanede boş zamanlarda birlikte vakit geçirme Alt Sıra; e-g. Aşçımızın güzel yemekleri

Yemeğin de verdiği rehavetle kimimiz yavaştan odasına çekilip ertesi günkü çalışmalar için dinlenmeyi tercih ederken, kimimiz de yemekhanenin yanında yer alan kütüphane ve de televizyon odasında vakit geçirmeyi tercih ediyor. Televizyon odasında çeşitli online TV platformlarının olmasının yanı sıra aynı zamanda birçok filmin DVD’si de mevcut. Bazı akşamlar mikrodalgada mısır patlatıp film veya dizi gecesi yapıyoruz. Bunlar arasında “White Lotus” ve de “Fleabag” dizi olarak en popülerleri. Film olarak ise Star Wars önde geliyor. Televizyon odası öğle aralarında da oldukça popüler. Sadece tabağını kap gel ve de televizyon karşısında yemeğinin tadını çıkar sloganı ile oldukça keyifli bir hal alıyor.

Televizyon odasının çaprazında kalan kütüphane ise hem ertesi günkü dalış programının toplantısının yapıldığı hem de insanların laptoplarını alıp çalışmaya geldikleri sıcak samimi bir ortam. Bazen sadece kitap okumak için de gelinen veya kimse çalışmıyorsa genelde akşamları oyun alanına dönüşebilen bir diğer sosyalleşme alanımız. Birçok kitabı ve de kutu oyunlarını barındırması da bu alanı bizler için daha da cazip bir hale getiriyor.

Görsel 4. Soldan sağa. Üst sıra; a-c. Kütüphanedeki aktiviteler Alt sıra; d-f. Televizyon odasının genel görüntüsü

Gemideki sosyalleşme alanlarından bahsetmişken sanırım main lab içinde yer alan masa tenisine de değinmeden olmaz. Özellikle de sefer sonundaki turnuva ile bizlere belki de bir aydır tanışma imkanımızın olmadığı insanlarla tanışıp sosyalleşme fırsatı tanıdı. Bazen deneyler arasında bazen de deneyi bitirmenin verdiği rahatlıkla oynanan bir maçın keyfi de okyanusta bir başka! Şanslıyız ki Atlantis’te masa tenisi dışında koşu bandı, boks torbası ve de çeşitli ağırlıkların olduğu iki spor odası da mevcut. Özellikle gemide neredeyse 6 ay kalacak olan gemi mürettebatı için bu spor alanları stres atma noktaları.

Bir diğer vakit geçirme şeklimiz de geminin arka tarafında, kıçta, kalan küçük alanda gün batımını izlemek.  Burası akşamüstü 6-6.30 civarı insanların toplandığı, bazen sessizlik içinde bazen de tatlı bir sohbet eşliğinde gün batımını izledikleri bir köşe.

Kıçta bu köşenin hemen yanında Alvin denizaltısının okyanus yüzeyine bırakıldığı ve de bizim Alvin’e binmemiz için tasarlanan merdivenler var. Gün sonunda Alvin’in işi bittikten sonra tekrardan aynı kısımda bulunan üstü kapalı alana alınıyor, ta ki sabahki diğer dalışa kadar. Main labın ve de diğer laboratuvarların yer aldığı kat bu gün batımını izlediğimiz, Alvin’e bindiğimiz, Alvin’den indiğimizde ilk dalış sonrası ıslatıldığımız kıçtaki bu alana çıkıyor. Bu alanın yan tarafında ise CTD, vinç ve de bot yer alıyor.

Görsel 5. Soldan sağa. Üst sıra; a. Alvin’in kıçta okyanus yüzeyine indirildiği yer b. Alvin merdivenleri ve de pilotu c. Dalış sonrası ıslatma seramonisi d. Dalışı tamamlayan Alvin’in yerine geri alınması. Alt sıra; e-f. İtinayla gün batımı izlenir:) g. Kıçta yan tarafta CTD ve botun olduğu kızım h. Masatenisi turnuvası sonrası gelen ikincilik

Laboratuvarların olduğu katta bir de CTD kontrol odası yer alıyor. Gece ekibi CTD ile hem kendi çalışmaları hem de bizim çalışmalarımız için su örnekleri topluyor. Özellikle de volkanik patlama sonrası CTD gözlemleri daha da arttırılarak bu patlamanın izleri bulunmaya çalışıldı.

Görsel 6. Soldan sağa; a. Volkanik patlama sonrası CTD çalışmaları b-c. Farklı zamanlardan monitör odasında araştırmacılar

Son olarak bir de geminin beyni ve kalbi diyebileceğimiz kaptan köşkü ve de makine dairesine değinmeden geçmek olmaz. Kaptan köşkü geminin yönetildiği yer olarak diyebileceğimiz kaptan ve mürettebatın burada seyir, rota ve iletişim sistemlerini kullandığı yer. Aynı zamanda Alvin suyun altındayken de yine önemli bir rol oynuyor. En üstte, pruvaya yakın bir konumda bulunuyor. Makine dairesi ise geminin motorlarının ve jeneratörlerinin bulunduğu kısım. Aslındaki gemideki her şeyin çalışması makine dairesindeki sisteme bakıyor. Atlantis’te bu kısım alt güvertede yer alıyordu. Sefer sonundaki günübirlik gezimizde bu alanı daha detaylı görme şansımız da oldu. Oldukça gürültülü ve sıcak bir ortam olmasına rağmen geminin kontrol edildiği alanı görmek tüm ekibi oldukça heyecanlandırdı.

Görsel 7. Soldan sağa. Üst sıra; a-d. Makine dairesinden görüntüler. Alt sıra; e-h. Kaptan köşkünden görüntüler

Örnekler analiz edildi, sular süzüldü, kayaç ve biyoloji örnekleri alındı. Dalışlar yapıldı. Volkanik patlama da gözlendi ve artık seferin sonuna gelindi. Çamaşırlarımızı yıkayıp valizleri toparlama vakti. Bunun için 2 kat alttaki çamaşır odasına gidiyoruz. Dönerken de main labda kurulu olan ürün satış noktasına uğrayıp sevdiklerimiz için birkaç hediyelik çorap, tişört ve de sticker alıp yeni anılarla birlikte dönüş için yola koyuluyoruz.

Gelecek çalışmalarda görüşmek üzere.

Bizleri takipte kalın.

Hilal

Görsel 8. Pasifik 2025 seferine gidiş ve dönüşten kareler

2500m’ye daldıktan sonra kendisi artık Hilallella Curis! – Hilal Cura (27.04.2025)

Posted on 27 Nisan 2025 Posted in 2025 DEEPTRACE Pasifik Seferi

Günlerden 27 Nisan 2025. Güneşli hava yerini yağmura bırakmış. Yağmur sonrası gelen gökkuşağı ve de alkışlar eşliğinde Alvin’e doğru yürüyorum. Bugün büyük gün! Alvin denizaltı ile ilk dalışımı yapacağım. Hem de 2500m’ye, vay! Alvin’e ilk adım atışımla birlikte yüzümde salak bir sırıtış beliriyor. Benimle birlikte dalacak olan diğer bilim insanı Julia’ya ve de pilotumuz Benen’e bakıyorum. Onlar da benim gibi heyecanlı gözüküyorlar. Son kontrollerden sonra kendimizi suya bırakıyoruz. İlk fark ettiğim şey, mavinin en güzel tonları oluyor. Uçsuz bucaksız bir mavilik kaplıyor her yanımızı. Daha da iyi görebilmek için penceremden dışarı bakıyorum ve o sırada bir köpekbalığının tam da penceremin önünden geçmekte olduğunu fark ediyorum. Hemen Benen’e söylüyorum. O da o sırada başka bir köpekbalığı daha görüyor ve henüz sudan çıkmamış olan yüzücülerimizi uyarıyor.

Bu heyecanlı ilk anları sorunsuz bir şekilde atlattıktan sonra yavaş yavaş daha derinlere doğru dalıyoruz. Mavinin tüm tonları yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor. Önce her yanımızı lacivert bir su kaplıyor sonra ise alabildiğine karanlık.

Gözüm karanlığa alışınca ilk fark ettiğim şey biyolüminesans yani birçok ışık saçan balık ve de mikroorganizma oluyor. Birkaç yüz metrede daha bu ışık saçan canlıları gördükten sonra bu sefer her yanımızı komple bir karanlık kaplıyor. Ekranımızdaki derinlik 2524m’ye geldiğinde rotamızı Q-vent’e çeviriyoruz. Bizi nasıl bir hidrotermal bacanın beklediğini düşünürken karanlık içinde bir siluet görüyoruz. Yaklaştıkça daha da büyüyor ve en sonunda tüm ihtişamıyla Q-vent’i görüyoruz.

Q-vent’te ilk olarak sıcaklık ölçümleri ile başlıyoruz. Çünkü alacağımız hidrotermal baca su örneklerinin belli bir sıcaklığın üstünde, minimum 200oC, olması gerekiyor ki deniz suyu yerine gerçekten bu bacalardan örnek almış olalım. Pilotumuz Benen sıcaklık sensörünü bacanın farklı noktalarında test ederken ben de bir yandan ekranda beliren sıcaklığı yüksek sesle okuyorum ki nerden örnek alacağımıza karar verebilelim. 310oC’yi gördüğümüzde herkesin yüzü gülüyor ve bu noktadan “major” adı verdiğimiz titanyum örnekleme şişelerine sularımızı almaya başlıyoruz.

Su örneklerimizi aldıktan sonra aynı noktadan kayaç örnekleri almaya çalışıyoruz; ancak yapısı o kadar kırılgan ki sepetimize atamadan parçalanıyor. Sensörle biraz ölçümler yaptıktan sonra M-vent’e doğru yola çıkıyoruz. Bu arada sandviçlerimizle güzel bir yemek molası veriyoruz. Yolda aslında planımızda olmayan ve de bakteri matı ile dolu olan başka bir kayaç görüp burada da sensör ile bazı ölçümler yapmanın iyi olacağını düşünüp duruyoruz. İşimiz bittikten sonra M-vent’e doğru devam ediyoruz. Burası biyolojik örnekleme de yapacağımız bir yer. Hedefimiz ise öncelikli olarak Alvinella pompejana, yani derin deniz solucanı. Adı ise şu anda içinde olduğumuz Alvin’den geliyor. 1979 yılında Alvin denizaltısı ile yapılan dalışta keşfedilen A. pompejana o günden beri Pasifik Okyanusu’ndaki popülerliğini korumakta. Her ne kadar kayaç üzerinde çiçek gibi bir yapıda gözükse de tüp şeklindeki kayaçların içinde çok daha fazla yumuşak dokusu bulunmakta. 6 Alvinella’yı biyokutumuza atıp bu sefer de kayaç örneklemesine başlıyoruz. Şanslıyız ki M-vent’tin kayaç yapısı manipülatör kol ile örneklememize uygun. Bu sayede sepetimize biraz da olsa hidrotermal baca kayaçları toplayabiliyoruz.

Son olarak kimyasal ölçümler için sensörümüzü, voltametriyi, Alvinella örneklediğimiz baca kısmına getirip üç farklı ölçüm yapıyoruz. Bu ölçümler için en yüksek sıcaklığın 40oC olması gerekiyor. Bunun için tekrardan sıcaklık ölçümleri yapıp, sensörümüz için en uygun alanları tespit ediyor ve de son ölçümlerimizi de başlatıyoruz. Her ölçüm için yaklaşık 2.5 dakika bekleyip M-vent’ten ayrılıyoruz.

Normalde planımızda olan Biovent-9’a baterimiz azaldığı için ne yazık ki gidemiyoruz. Geri dönüş için izinlerimizi aldıktan sonra yüzeye çıkmaya başlıyoruz. Bu arada da bazalt kaplı yüzeylerin üzerinden geçiyor ve de farklı farklı kayaç yapıları görüyoruz.

Çıkmadan önce pilotumuz Benen bize sürpriz yapıyor ve de denizaltını kullanmak ister misiniz diyor. Kim istemez ki! Heyecan dorukta. Araba kullanamayan ben denizaltı mı kullanacağım diyorum içimden; ama tabi bu fırsatı da tepmiyorum. Pilotumuzun koltuğuna güzelce kurulduktan sonra başlıyorum sürmeye. Biraz ileri, biraz sağa, dur biraz da sola. Oh, debriyajmış frenmiş bir şey yok. Hazır trafik de yok ben alır başımı giderim. Haydi bana eyvallah!

Benim de sevdiklerime bir sürprizim var. Yanımda onların fotoğrafları ile geldim. Bir nevi onlar da benimle birlikte daldılar. Bu da çok ayrı bir heyecan.

Artık bir kahveyi hakkettik. Pilotumuz Benen, bana ve de Julia’ya kahve koyuyor. Tatlı bir sohbet eşliğinde kahvelerimizi içerken şarkı da açalım mı diyor. Açacağı şarkıyı beklerken bir anda kulağıma tanıdık bir melodi geliyor. Yoksa diyorum ve şarkının sözleri dökülüyor: “Bana kaderimin bir oyunu mu buuu aldı sevdiğimi verdi zulümüüü…” Orhan baba? Hem de Alvin’de! Yok artık! Şaşkın şaşkın Benen’e bakıyorum. Bu şarkıyı da bilemezsin diyorum. Sırıtıyor. Meğerse bir gece öncesinde 2. kaptanımız Yunus, hiçbir şey deme ve direk bu şarkıyı çal diyerek aslında unutulmayacak bu anların ilk tohumunu atmış. Denizaltında olmak yeterince fantastik geliyorken şu an elimde kahvemle 2500 metrede Orhan Gencebay dinlemek bu anları daha da fantastik bir hale getiriyor. Buradan da selamlar olsun!

Artık yüzeye çok yakınız. Tekrardan okyanusun o şahane maviliğine kavuşuyoruz. Biraz zaman geçtikten sonra bizi gemiye alıyorlar ve Alvin’in kapıları açılıyor. İlk olarak ben çıkıyorum. Alkışlar eşlik ediyor bana. Merdivenlerden usul usul iniyorum. Hocam, grup arkadaşlarım ve de diğer sefer arkadaşlarım beni bekliyor. Hem de ellerinde kovalarla. İlk dalış sonrası adettir. 3 büyük buz dolu kova eşliğinde güzelce bir ıslama olur. Bazen de küçük muziplikler. Nitekim benim için de bir şeyler hazırlamışlar. Mustafa Hocam önce argon gazı ile şişirilmiş glove bag’i boynuma takıyor ve başlıyor hikayeyi anlatmaya:

2500m’ye daldıktan sonra yeni bir tür haline gelen canlımız Hilallella Curis. Kendisi derin deniz canlısı. Argon ve de amin ile muamele edildi (bunlar benim deneylerimde en sık kullandığım işlemler). %10 seyreltmemiz gerekiyor. O yüzden haydi ıslatmaya!!!

Günü yorgun ama mutlu bir şekilde sonlandırıyorum…

İlk dalış güncelerimiz burada bitiyor ama ilerleyen günlerde bizler Pasifik seferindeyken karşılaştığımız çok nadir bir olayı sizlerle paylaşacağız. Bizleri takipte kalın!

Dalışımızın ilk dakikalarında bize eşlik eden köpek balığı
Q-vent’te Manipulatör kol ile sıcaklık (sol ve orta) ve Major ile (sağ) örneklemeler
Alvinella’lar (Sol: M-vent üzerinde, Orta ve Sağ: Lab incelemeleri)
Dalışta gördüğümüz farklı kayaç yapıları
Alvin Dalış Ekibi (Soldan sağa: Julia Hubbard, Benen ElShakhs ve Hilal Cura)
Ve ilk Alvin dalışımdan Hilallella Curis olarak çıkmışımdır (:

Okyanusun 2563 metre derinliğinden Dünya’ya döndüm! – Yağız Demir (26 Nisan 2025)

Posted on 26 Nisan 2025 Posted in 2025 DEEPTRACE Pasifik Seferi

Okyanusun 2563 metre derinliğinden Dünya’ya döndüm.

Herkese selam. Ben, Yağız. Size Alvin ile okyanus tabanına kadar yaptığım dalıştan bahsedeceğim. Duygularımı kelimelere dökmek kolay değil ama bilim insanı refleksiyle, başımdan geçenleri olabildiğince açık ve gerçekçi biçimde anlatacağım. Endişelenmeyin, anlatımı teknik terimlere boğarak çekilmez hale getirmeyeceğim.

Dalıştan bir gün önce, bilim ekibi olarak Alvin pilotları ve sefer lideriyle toplantıya girdik. O ana kadar bastırdığım heyecan, toplantı ile somutlaştı. Görevimiz, East Pacific Rise (Doğu Pasifik Yükseltisi) 9°N hattında, YBW adı verilen off-axis (eksen dışı) bir hidrotermal bölgeye inmeyi ve örnek toplamayı kapsıyordu.

Tektonik levhaların kesişim noktasının doğusunda uzanan bir fay hattının yaklaşık 500 metre doğusuna inmeyi planladık. Doğrudan hidrotermal bacaların bulunduğu bölgeye inmedik, çünkü amacımız bu aktif alanlardan dışarı saçılan ve zamanla çökelmiş tortuları örneklemekti. Bunun için de “push core (itmeli karot tüpü)” adı verilen basit ama etkili örnekleyicileri kullandık. “Partikül” dediğime bakmayın—kısaca dipten kum çıkardık.

Karot örneklerimizi toplarken fay yüzeyine doğru yaklaştıkça, ince taneli kumlar yavaş yavaş yerini yüzeyi parlak ve yastık şeklinde görünen kayalara bıraktı—bunlar cam görünümlü pillow basalt’lardı (yastık bazalt). Çünkü artık çok genç, yalnızca birkaç milyon yıllık bir okyanus tabanına ulaşıyorduk. Bu kayaların ince kumlarla tamamen örtülmesi içinse çok daha uzun bir zaman geçmesi gerekiyor. Bu bazalttan küçük bir parça koparıp hatıra olarak saklama isteğimi Alvin’in pilotu Rick geri çevirmedi. Fotoğrafta da görebilirsiniz.

Fay yüzeyine ulaştığımızda bir uçurumla karşılaşacağımızı biliyordum, ama ardından gelen White Cracks (Beyaz Çatlaklar) sürprizi çok ani oldu. Uçurumdan indikten sonra karşılaştığımız, beyaz çatlaklarla kaplı bu zemin gerçekten dikkat çekiciydi—ve bu ismin bir nedeni vardı. Bazalt kayaların arasından ve çatlaklarından sızan, sıcak ve mineraller açısından zengin suyun varlığı burada yaşamı mümkün kılmıştı. Bu ortamda çoğalan bakteriler, çatlakları beyaza boyamıştı.

Dalıştaki görevlerimizden biri de bu çatlaklar arasından sızıntısı daha yoğun olanını bulmak ve Alvin mühendislerinden Scott’ın deyimiyle “scientificly dirty water (kirli bilimsel su)” örneklemekti. Bunun için, yüksek sıcaklık ve basınca dayanıklı olacak şekilde titanyumdan üretilmiş “major sampler” (biz kısaca ‘major’ diyoruz) adlı örnekleyiciler kullanılıyor. Yeri gelmişken, bu seferde major’ların her dalış sonrası hazırlanıp bir sonraki güne hazırlanmasından ben sorumluydum. Başka bir yazıda bu örnekleyicileri ve işin mutfağını daha detaylı anlatırım.

Son olarak, bakteri matlarının üzerinde ve sızıntılara yakın, paslı taşlar üzerinde birkaç elektrokimyasal tarama gerçekleştirdik. Böylece görevlerimizi tamamlamış olduk. Hâlâ zamanımız vardı. Rick, istersek bir kurtarma görevine başlayabileceğimizi söyledi ve daha önce bu bölgede kaybolmuş major örnekleyicilerinden birini aramaya koyulduk. Ne yazık ki şansımız yaver gitmedi, bulamadık. Belki de gördüğüm çeşit çeşit minik organizmaya bakmaktan aramaya odaklanamadığım içindir.

Kayıp major’ı bulamayacağımızı kabullendikten sonra, ağırlık bırakıp yükselmeye başladık. Yukarıya çıkarken, kahvelerimizi yudumlayıp dinlenmeye başladık. Nihayet güverteye vardık ve kapağımız açıldı. Aklımda tek bir düşünce vardı: Beni kötü bir sürpriz bekliyordu. Çünkü ilk kez dalış yapanlara geleneksel olarak buz dolu kovalarla duş yaptırılır. Bazen bu ritüele yaratıcılık katılabilir, muziplikler yapılabilir. Ama beni bekleyen, bir rütbe yükseltme töreniydi. Henüz onbaşı hatta er bile olmamışken, doğrudan binbaşı oldum. Bahsettiğim major’ların temizlenmesi ve hazırlanmasında gösterdiğim üstün hizmetten dolayı bana İngilizcesi “Major” olan binbaşı rütbesini verdiler. Adım da “Major Yaz” oldu (ı ve ğ harfleri olmadığı için bu şekilde yazılıyor). Şimdi, el yapımı apoletlerim ceketime yapışmış şekilde, geminin delisi gibi dolaşıyorum.

“This is Major Yaz to Ground Control. I floated with a tin can in the most peculiar way.”

Pasifik derinliklerine inmeden önce son pozlar
Dalışımızdan bir an. İtmeli karot tüpü ile örnek alıyoruz.
Yastık bazaltın camsı yüzeyini gösteriyorum.
Beyaz çatlaklar
Alvin pilotumuz Rick, Alvin’i kullanmama (kullanıyormuş gibi yapmama:) izin veriyor.
“Major Yaz” rütbem ve apoletim takdim edilirken (:
« Önceki sayfa
Sonraki sayfa »
ARAŞTIRMA GRUBU WEBSİTESİ

Araştırma Seferleri

  • 2017 Alvin Pasifik Seferi
  • 2018 Atlantik Seferi
  • 2021 DEEPREDOX Seferi
  • 2025 DEEPTRACE Pasifik Seferi

İstatistikler

  • 40.971
  • 20.426

Son Yazılar

  • Majors are cleaned, sealed, cocked, and delivered… Safely – Yağız Demir
  • 20 Yıl Sonra Gelen Patlama – Nimet Alımlı
  • Tica’da Son Gün – Suna Tüzün
  • Araştırma Gemisi Atlantis’e Hoş Geldiniz! – Hilal Cura
  • 2500m’ye daldıktan sonra kendisi artık Hilallella Curis! – Hilal Cura (27.04.2025)
  • Okyanusun 2563 metre derinliğinden Dünya’ya döndüm! – Yağız Demir (26 Nisan 2025)
  • Bir İlk Dalış Macerası Daha Sizlerle – Nimet Alımlı (19.04.2025)
  • Bir Türk Kadın Araştırmacı İlk Kez Pasifik Okyanusu Derinliklerinde! – Suna Tüzün (16.04.2025)
  • Pasifik 2025 Seferinin İlk Dalışı: 8 Yıl Sonra Derinlere Dönüş – Mustafa Yücel (11.04.2025)
  • Atlantis Gemisinde Buluşma ve Çalışma Alanına Seyir: Hazırlıklar Başlıyor

Son yorumlar

  • 3 hidrotermal baca, 12 Riftia ve 2500 metre: Alvin’in 4880’inci, benim birinci dalışımdan gözlem notları için hilal cura
  • Derin denizlerde yaşayan sıcaklık rekortmeni: Pompei Solucanı için ahmet
  • Sıra bizde: Seferin üçüncü dalışını Batuhan ve Mustafa yaptı! için Baris Ozalp
  • İşaretleyicilerimiz okyanus tabanında! için Nilüfer Ağırdır
  • Deniz tabanında bir araştırma laboratuarı için Alper GİRGEÇ
  • Deniz tabanında bir araştırma laboratuarı için Serdar SAKINAN
  • Sıra bizde: Seferin üçüncü dalışını Batuhan ve Mustafa yaptı! için Caner PENSE
  • 3 hidrotermal baca, 12 Riftia ve 2500 metre: Alvin’in 4880’inci, benim birinci dalışımdan gözlem notları için Münevver Nehir
CyberChimps ©2026