Kırmızı tüp solucanlarının izinde

-Batuhan

Atlantis’te işler yoğun bir şekilde sürüyor, dalışlar sorunsuz bir şekilde devam ediyor, bol bol veri üretip örnek toplamaya devam ediyoruz. Ekip olarak güzel bir uyum yakalamış durumdayız, ilgi ve mutlulukla çalışmaktayız. İş güç arasından zaman ayırabildiğim bu vakitte derin deniz hidrotermal bacalarına bağımlı, East Pasific Rise’da ve Galapagos Sırtı’nda sülfür üfleyen bacalarda baskın tür olan, buradaki diğer canlılara besin sağlayan, bizim de dalışımızda bol bol gördüğümüz ve günlerdir örneklediğimiz dev tüp solucanlarından bahsetmek istiyorum.

Photo credit Lisa Tossey, UDEL, AT37_11 George Luther cruise to the East Pacific Rise

 

Dev tüp solucanlarının bilimsel adı Riftia pachyptila. Görece yeni keşfedilmiş bir tür diyebiliriz, 1977 yılında Galapagos Rift (Galapagos Çöküntüsü) adı verilen bölgede Alvin ile çalışma yapan bir jeolog ekibi tarafından keşfedilip örneklenen tür 1981 yılında Merredith Jones tarafından tanımlanmış ve bulunduğu yere ithafen Riftia adı verilmiş. Dev tüp solucanları Polychaeta adı verilen alt-şubeye dahil, bu şubede bol bol deniz solucanı var, ancak bu solucan türlerinin büyük çoğunluğu su kolonunda sürüklenir halde yaşıyorlar ve boyutları 2-3 santimetrenin üzerinde çok tür yok. Dev tüp solucanları ise sülfür açısından zengin bölgelere yerleşiyor ve 2 metreye varan boya ulaşabiliyor.

Dev tüp solucanlarının en önemli özelliği ise diğer hayvanlardan farklı olarak ağız açıklığına sahip olmamaları. Bu özellik keşfedildiği zaman bilim insanlarını oldukça düşündürmüş; bir hayvan nasıl olur da beslenmeden hayatta kalabilir ve bu kadar hızlı büyüyebilir? Cevap dev tüp solucanının trofozom adı verilen organında saklı: sülfid oksitleyip besin üreten endosimbiyotik bakteriler.

Bu birliktelik yüz milyon yıl öncesine kadar uzanan (fosil kaydı ve moleküler kanıtların gösterdiğine göre) başarılı bir sistem, sülfid oksitleyen bakteriler tüp solucanının trofozom hücrelerinin içine yerleşmiş durumda. Riftia, oksijen ve sülfide kolayca bağlanıp ayrılabilen özel bir hemoglobin tipine sahip, biz insanlarda bulunan hemoglobin bu işi sadece oksijen ile güzel bir şekilde yapabiliyor (sülfürden ayrılmakta sorun yaşıyor, o yüzden zehirli, aman dikkat). Dev tüp solucanının kırmızı, oldukça geniş yüzey alanına sahip tüye benzer organ (İngilizcesi “plume”) ile hidrotermal kaynaklardan gelen sudaki sülfidi topluyor, bu sülfid hemoglobine bağlanıyor ve kan ile birlikte trofozoma gönderiliyor. Sülfidin oksitlenmesi için gereken oksijen de derin denizdeki soğuk suda çözünmüş oksijenden geliyor, onu taşıyan yine kandaki hemoglobin molekülü. Sülfid ve oksijeni alan bakteriler sülfidin oksitlenmesi sırasında ortaya çıkan enerjiyi kullanarak karbondioksiti indirgiyor ve organik madde üretiyor; bu mekanizmayı da ileriki yazılardan birinde daha detaylı anlatacağım. Bu
organik maddeler bakteri ve riftianın gelişimi için yeterli besini sağlıyor. Yeterliden de öte, dev tüp solucanları bulundukları bölgeye gün ışığı kaynaklı besin neredeyse ulaşmamasına rağmen Polychaeta şubesinin büyüme rekortmenleri, yılda 20-30 cm uzayıp on yıldan kısa bir süre içinde 2 metre boya ulaşabiliyorlar. Bu hızlı biyokütle üretimi çevrelerindeki ekosisteme de yansıyor, hidrotermal bacalardan sülfür içerikli sıvıların yayılmaya başlamasından bir kaç yıl sonra bu kaynaklar etrafında balıklara değin varan onlarca tür yaşamaya başlıyor. Tabii türlerin temel amaçlarından biri genlerini bir sonraki nesle aktarmak, dev tüp solucanı gibi yaşaması için özel şartlar gereken bir tür bunu nasıl yapıyor? Endosimbiyotik bakteriler “doğuştan” onlarla beraber mi? Bu sorunun cevabı da oldukça ilginç. Dev tüp solucanlarının dişileri yağ içeriği oldukça yüksek yumurtalardan milyonlarca üretip suya salıyorlar (bir kaç videoda bu anı yakalamış durumdayız, izlemesi çok keyifli), erkek dev tüp solucanları da spermleri suya bırakıyorlar. Spermle birleşen yumurta yüksek yağ içeriği sayesinde su kolonunda yükseliyor ve yüzlerce kilometre öteye taşınabiliyor. Bu sırada larva yavaş bir şekilde gelişmeye devam ediyor, larvaların endosimbiyotik bakterileri yok ama ağız açıklıkları var, yolda kendi endosimbiyotik bakterilerini ediniyorlar, gelişimin ileri safhalarında bu açıklık kapanıyor. Sülfür kaynağı bulacak kadar şanslı olan larvalar burada mutlu mesut bir yaşama başlıyorlar ve çevrelerinde yeni bir ekosistemin gelişmesinde de önemli bir rol oynuyorlar.

Bu seferdeki dalışlarda dev tüp solucanı örnekleri önemli bir yer tutuyor, laboratuvar arkadaşım Beverley dev tüp solucanı ile yaşayan endosimbiyotik bakteri ile demir oksitleyen bakteriler arasındaki evrimsel ilişkiyi bulmak için günlerdir bakteri kültürleri oluşturmakta. Ben de farklı bacalarda yaşayan dev tüp solucanlarından genetik örnekler topluyorum. Aynı zamanda solucanlar etrafındaki sıcak su kaynaklarından örnekler alınıp elektrokimya ölçümleri yapılmakta. Bu verileri birleştirerek dev tüp solucanlarının yeni oluşmakta olan bölgeleri kolonize edişi, yayılışı ve evrimi hakkında soruların cevaplanmasında adım atıp yeni sorular sorabileceğiz.

 

Photo credits

Lisa Tossey, UDEL, AT37_11 George Luther cruise to the East Pacific Rise

UDEL, AT37_11 George Luther cruise to the East Pacific Rise, WHOI, DSV Alvin

3 hidrotermal baca, 12 Riftia ve 2500 metre: Alvin’in 4880’inci, benim birinci dalışımdan gözlem notları

-Batuhan
4 Nisan 2017 günü Mustafa Hoca, ben ve pilotumuz Phil Forte Alvin’in 4880 numaralı dalışını gerçekleştirdik. Dalış öncesi, sırasında ve sonrasında hissettiğim heyecan, merak ve tabii ki hafif gerginliği biraz daha sindirdikten sonra yazmak istiyorum. Bu yazıda 2500 metre derinlikte gözlemlediklerimiz ve yaptığımız işlerden bahsedeceğim, eğer internet bağlantımız yüklememize izin vermiş olursa Alvin’in kamerasından bazı fotoğraflar da göreceksiniz.
Alvin, 3 kişilik bir denizaltı; bir pilot iki gözlemciye temel hareket imkanını sağlayan hacme sahip titanyum bir küre. Bu kürede üç adet büyük iki adet küçük pencere mevcut. Bu pencerelerden biri hemen pilotun önünde, pilota oldukça geniş bir görüş alanı sağlıyor, pilot penceresinin hemen yanında aynı büyüklükte bir iskele bir de sancak penceresi mevcut. Bir de gözlemcilerin yan taraflarında birer küçük pencere yer alıyor, bunlarla aşağı ve yan tarafları görebiliyorsunuz. Alvin’in yerleşim planı pilot ortada, tecrübeli gözlemci iskele tarafında daha az tecrübeli gözlemci sancak tarafında oturacak şekilde. Doğal olarak (Mustafa Hoca’nın dördüncü dalışı) bu dalışta ben sancak gözlemcisiyim. Sancak gözlemcisinin görevi not tutmak ve sancak kamerasını yönetip kayıt almak, bu arada hemen belirteyim, Alvin’de tüm kayıtlar başlangıç meridyeni saati (GMT) baz alınarak tutuluyor Atlantis’in bulunduğu bölge bu saatten 6 saat geri, Türkiye 3 saat ileri.

Dalışa geçecek olursak, GMT ile saat 14:03’te Alvin ile beraber denize indirildik, kapak kapatıldı, son kontroller yapıldı ve 14:07’de dalışa geçtik. Etrafımızı güzel bir mavilik kapladı, 218 metre derinlikte etrafımız zifiri karanlık oldu. Bu arada, Mustafa Hoca elektrokimya ölçümlerini yapacak elektrotları (bu konu hakkında mutlaka bir yazı yazmalı, çok ilgi çekici bir konu) denemeye koyuldu fakat bir bağlantı problemi olduğunu farketti. Bu arada sancak kamerasının bağlantısını da kaybettik ama bazı güç kaynaklarını açıp kapayarak (ve şansın da yardımıyla) kamera geri geldi. Saat 15:26’da bazalt kaplı zemini gördük, derinlik 2502 metre, Biovent isimli bacaya oldukça yakınız.

Lav akıntılarının izlerini taşıyan bazalt zeminde türünü bilmediğim hidralar göze çarpıyor, bu canlılar yere sabit, sudaki parçacıkları filtre ederek besleniyorlar, sıcak su kaynakları onlar için de önemli tabii ama hayati önem taşımıyor, üst su kolonundan düşen ve akıntıyla getirilen parçacıklar da onların yaşaması için yeterli. Biovent’e yaklaştıkça zemini Bathymodiolus thermophilus türü midye grupları kaplamaya başlıyor, onların üzerinde de tahminen bakteriler tarafından oluşturulmuş matlar var; ve bu gruplar arasında ölü Dev Tüp Solucanlarına (Riftia pachyptila) ait tüpler göze çarpıyor. Mustafa Hoca’nın aktardığına göre 8 yıl önce bu bölge dev tüp solucanları ile ve kaplıymış. Bacaların çevresindeki komüniteler bir çeşit süksesyon ile zaman içinde değişmekte. Bir baca oluşmaya başladığı zaman baca üzerinde ilk Tevnia jerichonana cinsi tüp solucanları görülüyor. Ardından sıcaklık ve sülfid konsantrasyonu biraz düşmeye başladığında Riftia pachyptila yani dev tüp solucanları baskın tür haline geliyor, sülfid akışının azalması ve sıcaklığı zamanla düşmesi Riftialar için kötü haber, sağlıksızlaşıp ölüyorlar ve onların yerini midyeler alıyor. Tabii tüm bu canlılar etrafında bakteri matları, yengeçleri ve diğer eklembacaklıları hemen her zaman gözlemlemek mümkün. Benim gördüğüm kadarıyla balıklar Riftia çalılarını tercih ediyor.

Biovent’in taban kısmında gözleme devam ediyoruz, her yer ölü riftialarla ve onların yerini almış olan midyelerle kaplı. Üzerinde demir oksitleyen bakterilerin yaşadığı “paslı” dev tüp solucanı arıyoruz, bu bölgede görece bol miktarda karides gözümüze çarpıyor (yarım saatte 6 tane), ölü riftialar arasından bakteri örnekleri için vakumla su çekip (slurping deniliyor) ölü riftia örneklerini sepetimize yerleştirdikten sonra karides tuzağımızı buraya yerleştirmeye karar veriyoruz.


Saat 16:34’te tuzak yerine konuluyor, bu arada tüm bu işlemler oldukça vakit alıyor, robot kolların kontrolü büyük bir ustalık gerektiriyor pilotumuz Phil bu konuda başarılı. Biovent’in zirvesine doğru yükselmeye başlıyoruz, zirveye doğru tırmanırken beyaz bakteri matlarıyla kaplı alanlar görüyoruz. 16:50 civarı bacanın zirvesine ulaşıyoruz. Buradan “major sampler” adı verilen, haznesi ve haznesine giden yollar titanyumdan yapılmış örnekleyici ile sıcak su kaynağından örnek alacağız. Hidrotermal kaynaklardan çıkan su deniz suyundan oldukça farklı özelliklere sahip. Magmaya yakın çatlaklarda aşırı ısınan deniz suyunda bol bol sulfid bulunuyor ayrıca asitliği oldukça yükseliyor ve metalller çözülüyor, suyun sıcaklığı yüksek basınç altında 300 santigrad dereceden yüksek olabiliyor. Ve basınç sebebiyle kendine çatlaklardan bir yol bularak denize doğru fışkırıyor. Bu fışkırma devam ettikçe su kaynağı etrafında metaller ve sulfid bileşikleri çökelmeye başlıyor ve baca oluşuyor. 16:55’te sıcak su kaynağından kırmızı örnekleyici ile örnek almaya başlıyoruz. Örnekleyici üzerindeki sıcaklık sensörü 315 °C’yi gösteriyor.


Örneklemeyi tamamladıktan sonra biovent etrafında keşfe devam ediyoruz. Baca üzerindeki sıcak su çıkışlarından birinde sağlıklı bir dev tüp solucanı grubu ile karşılaşıyoruz. Sülfid kaynağına oldukça yakın olan bu dev tüp solucanları simbiyotik bakterilerine yeterince sulfid ve oksijen gönderip sağlık bir şekilde yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Bu çalı etrafında balık ve yengeçlere de rastlıyoruz. Buradan pirit adı verilen (aptal altını da deniyor), FeS2 kimyasal formülüne sahip parlak sarı görünüşlü bir kaya parçası örnekliyoruz, ardından dev tüp solucanı örneklerini de sepete yerleştirip Tica isimli bacaya doğru yola koyuluyoruz saat 17:10, derinlik 2502 metre. Burada pembe-beyaz renkli balıklardan bol miktarda mevcut. Balıkların türü çok yüksek olasılıkla Thermarces cerberus.


Güneydeki Tica’ya doğru yol alırken pilotların Flea Vent dediği, literatürdeki adı Q vent olan (bu konuda tartışma sürüyor, eski bir bacanın “sönmesi” ile yakın bir zamanda bu hale gelmiş bir alan da olabilir, bu bölgenin coğrafyası on yıllar içinde bambaşka bir görünüme bürünebiliyor) bölgeye yaklaşıyoruz, 17:36’da kaydedilmiş gözlem notlarımda bölgede hayvanların göze çarpmadığını, muhtemelen demir pası olabilecek turuncu bir tabaka ile kaplı olduğunu yazmışım. 17:40 ile 17:50 arasında etrafımızdaki manzara çok ilginç, etrafa turuncu hakim, bazı sıcak su çıkışları fark ediyoruz (bunlar siyah değil, aşırı sıcak da değiller yaklaşık 70-80°C). Bu sıcak su kaynakları etrafında oldukça kalın beyaz bakteri matları dikkatimizi çekiyor ve bu matlar üzerinde küçük tüneller. Biraz daha dikkatli baktığımızda Alvinella cinsi, Türkçe adı Pompei solucanı olan poliketleri görebiliyoruz. Bu hayvanlar çok yüksek sıcaklıklarda yaşayabiliyor, yaşadıkları tüpler içinde yapılan ölçümlerde rekor 80 °C. Bu canlılar kırmızı dokunaçlarıyla etraftaki bakteri süzerek besleniyor.


Bu bölgede elektro kimya ölçümü çok istesek de sinyal problemi nedeniyle gerçekleştiremiyoruz. Ama koordinatlarını not ediyoruz ki diğer dalışlarda buraya uğranılsın (ki uğranılıyor da, Alvin’in 4881 numaralı dalışında bölgeden kaya örnekleri getiriliyor. üzerini kaplayan şeyin demir pası olduğundan emin gibiyiz, yer yer demir oksitleyen bakterilerin varlığına işaret eden matlar da var; buraya yoğunlaşmaya devam edilecek). Yeşil “major sampler” ile buradaki sıcak su kaynağından örnek almaya karar veriyoruz, demir içeriği oldukça yüksek olabilir. Saat 18:00’da yeşil örnekleyici örnek almaya başlıyor, sıcaklık sensörü 77°C’yi gösteriyor.


Bu arada, Alvinella’lar yuvalarından çıkıp süzmeye devam ediyor, bazıları örnekleyicinin borusuna sarılıyor. 18:05’te örnekleyiciyi yerine koyup bu bölge etrafında keşfe devam ediyoruz. 18:36’da Flea vent bölgesinden ayrılıp Tica’ya doğru yolumuza devam ediyoruz. Sancak tarafı penceresinden aşağıdaki lav akıntısı kalıntılarını izlemek çok güzel, yer yer cam gibi parlıyor. Yüzeye çıkan magma çok hızlı soğuduğunda Kristal oluşturmaya fırsat bulamıyor ve obsidyen adı verilen cama dönüşüyor. Deniz dibi de bu tarz oluşumu gözlemek için en iyi yerlerden biri, tadını çıkarıyorum. Derken, gözümün köşesine suda süzülen beyaz bir leke takılıyor, sanki bir hayalet süzülüyor gibi. Bir ahtapot olduğunu ayırt edebildikten hemen sonra kafasının çevresindeki kanat benzeri yapıyı kelebek gibi (daha çok Disney’in sevimli fili Dumbo gibi) çırptığını görüyorum! Bu, çoğu pilotun bile tanık olmadığı görüntüyü yakalamak için çok çabalıyorum ama Yeti görüntülerinden hallice bir kaç saniyelik bir video elde edebiliyorum. Aşağıda o videodan bir kare mevcut. Saat 18:46. Ahtapotun cinsi de çok yüksek ihtimalle Grimpoteuthis, Amerikalılar ona Dumbo Ahtapotu diyor.


18:56’da Tica Bacası’na varıyoruz. Bir çok ölü dev tüp solucanı grubu göze çarpıyor. Bunun dışında, eteklerinde sağlıklı dev tüp solucanları olan bir hidrotermal bacanın tepesine oturmuş, beyaz bir arı kovanına çok benzeyen bir Alvinella yatağı görüyoruz. Su kolonunda bol bol parçacık asılı, akıntıyla savruluyor. 19:13’te Tica bölgesinden Bio9 Bacası’na doğru hareket ediyoruz.


19:23’te Bio9’a varıyoruz. 19:29’da Bio9’nın zirvesine yükselip siyah hidrotermal sıvı püskürten bacaları izliyoruz, denizaltının koluyla dokunduğumuz an bir parçası yıkılıyor, çok sağlam yapılar değiller. Yıkılmanın etkileri geçip parçacıklar dağıldıktan sonra 19:40’ta örnek almak üzere mavi “major sampler”I kullanıyoruz. Sıcaklık sensörü 355°C’yi gösteriyor.


Planımızda Beverley’in demir oksitleyen bakteriler üzerine yaptığı çalışması için “paslı” dev tüp solucanı toplamak olduğundan bahsetmiştik ancak bulduğumuzdan henüz emin değildik, dalışımızın son durağı olan P-Vent isimli bacaya gitmeden önce tecrübeli pilotumuz Phil bize dev tüp solucanı açısından zengin bir köşe olduğundan bahsetti. Alvin’in bataryalarında da yeterince enerji olduğundan oraya gitmeye karar veriyoruz. Bio9 bacası etrafında ufak bir turun ardından güney eteklerinde bir köşenin sağlıklı dev tüp solucanlarıyla kaplı olduğunu gördük. Oraları kurcalarken görmeyi pek beklemediğimiz Tevnialardan bir tane gördük, o kadar Riftia arasında yaşamaya devam eden bir erken kolonici. Bu bölgenin de elektrokimya ölçümlerinin yapılması iyi olur diye koordinatları ve bakış açımızı dalış raporumuza kaydediyoruz . Tevniayı aşağıdaki fotoğrafta Alvin’in parmakları arasında görebilirsiniz.


Bölgede biraz daha dolaşırken bir grup ölü tüp solucanının ardından sonunda aradığımızı buluyoruz! Üzerinde ince turuncu bir tabaka olan gerçek paslı dev tüp solucanları. Paslı olmaları dışında oldukça sağlıklı görünüyorlar, çalının içerisindeki sıcaklığı ölçüyoruz 7°C, Riftia için oldukça düşük bir sıcaklık. Ve pasın grubun bir tarafında biriktiğini gözlemliyoruz, bu da oldukça ilginç. Koordinatları kaydediyoruz, paslı tüp solucanı örneğini sepetimize yerleştirip o bölgeden ayrılıyoruz; hedef P-vent.
20:47’de P-vent’e varıyoruz. Hem Alvin’İn hem bizlerin enerjisi azalmış olduğundan bu baca etrafında biraz dolaşarak yükseliyoruz ve suyun 2500 metre altında olmanın tadını çıkarıyoruz. 20:53’te Atlantis ile irtibata geçip (radyo değil akustik dalgalar yoluyla, bu da çok ilginç ve bir başka yazının konusu) yüzeye çıkış için izin istiyoruz. Dalış planındaki elektro kimya ölçümleri hariç bütün hedefleri gerçekleştirmiş, sepetimizi doldurmuş ve bu seferin diğer dalışları için oldukça değerli örnekleme alanları keşfetmiş olmanın mutluluğu ve Phil’İn müzikleri eşliğinde yüzeye doğru tırmanmaya başlıyoruz…

Alvin’in çektiği tüm görüntüler University of Delaware-George Luther / NSF / DSV Alvin / WHOI izinleriyle blogumuzda paylaşılmaktadır. 

Sıra bizde: Seferin üçüncü dalışını Batuhan ve Mustafa yaptı!

*Mustafa

Aslında dördüncü dalış bize ayrılmıştı, ama üçüncü dalışın bilim ekibinden birisi ufak bir soguk algınlığı geçirince riske girmeyip bizi öne aldılar. Deniz çalışmasında herşeye hazır olmak lazım!

Batuhan ile harika bir gün geçirdik aşağıda, deniz tabanındaki surreel arazi çalışmamızı başarıyla tamamlayıp döndük. Orada ne yaptık, ne gördük ve neler keşfettik önümüzdeki günlerde yazarız.  Ama sıcağı sıcağına birkaç kareyi paylaşalım, iyi ve keyfimizin yerinde olduğunu sizlere aktaralım istedik.

Gözden kayboluyoruz!

Artık 2500 metredeyiz! Sanki suyun icinde degil de başka bir gezegendeyiz. Bulundugumuz yer okyanus tabanının oluştuğu, iki tarafı bu tip ‘duvar’larla kaplı dar bir koridor aslında. Lavanın hızla soğuması ve kırılıp çökmesi ile oluşmuş çeşitli yapılar var. Fotograflar denizaltının içinde bize verilen kamerayla çekildi.

İşte bir hidrotermal baca:

Ve karşımızda Riftia tüp solucanları: buradaki birincil üretici işte bunlar.

Çok yoğun bir çalışma temposu var Alvin’in. Ölçüm yapmak, doğru açıdan kamera görüntüleri kaydetmek ve not tutmak gözlemcilerin görevi.

İşimizi başarıyla tamamlıyor, RV Atlantis’e sonuç raporumuzu kısaca geçiyoruz ki yukardakiler hazırlanmaya başlasın. Bir buçuk saat süren yüzeye çıkış sırasında, pilotumuz Phil’in çaldığı güzel müzikler eşliğinde Alvin ile son saatimizin keyfiniz çıkartıyoruz.

Alvin Atlantis’e, evine dönmek üzere.

Batuhan, okyanus tabanına ilk dalışının anısına buz gibi iki kova suyla kutsanıyor!

Seferde ve dalışı sırasında şu ana kadar büyük başarı gösteren, herkesin övgüsünü kazanan ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitümüzün yükseklisans öğrencisi Batuhan’ı tebrik ediyor, buradan onun bir ekolog olarak yetişmesinde büyük emeği olan danışmanı Korhan Özkan hocaya da bir selam gönderiyorum.

En büyük teşekkürü tabi ki pilotumuz Phil Forte hakediyor. Bizi çok iyi ağırladı ve her türlü konuda yardımcı oldu. Alvin grubu dünyanın en seçkin mühendis ve teknisyenlerini içeriyor, ileride onlardan da detaylı bahsedecegiz.

Ilginiz için teşekkürler!

 

Alvin’in ilk dalışı: sorun yok, veri ve örnek çok!

-Mustafa

Bugün ilk bilimsel dalış başarıyla tamamlandı. Örnekler ve veri işleme ile epey meşgul oldugumuzdan, sözü çok uzatmadan buyrunuz Alvin dalışı içeren bir günün hızlı bir özetini:

İşte Alvin, sepetinde herşey kurulu derinleri bekliyor.

Geminin kıç tarafındaki güçlü A-Frame denizaltıyı denize indirip geri kaldırmakla görevli.

İşte ‘dalgıçlarımız’: Don ve Nicole. Don’un bu 16. Alvin dalışı olurken Nicole ilk defa dalacak. Don derin deniz için analitik sensör sistemleri geliştiriyor, Nicole ise Delaware Üniversitesi’nde bir lisans öğrencisi. Yanlış okumadınız, Amerikalılar için pratik eğitim çok önemli, yer ve imkan oldukça öğrencilere her türlü tecrübeyi kazandırmak istiyorlar.

Alvin dalışlarında bir pilot ile iki bilimsel gözlemci yer alıyor. ‘İskele gözlemcisi’ denen kişi mutlaka tecrübeli, daha önce dalışlara katılmış bir biliminsanı olurken (burada Don) ‘sancak  gözlemcisi’ genelde daha az tecrübeli oluyor. Denizcilikte iskele-sancak sol-sağ demek, bu durumda Don denizaltının içinde pilotun solunda, Nicole ise sağında oturacak.

Yüzücüler de OK veriyor ve Alvin artık denize indirilebilir.

Saat sekiz gibi aşağıya inen Alvin genelde akşam 5 gibi geri çıkıyor. Alvin yukarı çıkışına başlamadan gemiye toplanan örnekleri ve verilerin kısa bir özetini geçiyor ki gemideki bilim ekibi ona göre hazırlansın. Tahtada yazanlara göre, dalış çok başarılı geçmiş bu da demek ki en az geceyarısına kadar labdayız!

İşte Alvin tekrar yüzeyde!

Yüzücüler Alvin’i gemiye çıkarma işlemleri için denizaltının üzerine bırakılıyor.

Don, başarılı bir dalışın  mutluluğuyla gülümser halde geri çıkıyor!

Nicole ise başına gelecekleri aslında biliyordu! Alvin ile ilk defa dalanlar bir çeşit ‘tören’e tabi kalıyor: Buz gibi bir kova su! Dokuz saat denizaltının içinde kaldıktan sonra iyi geliyor olmalı.

Artık örnekleri görme vakti. Riftia’nın adını tahtada gören Batuhan, hemen sepetin başında bitmiş bile!

Batuhan ilk derin deniz örneğine kavuşuyor böylece! Boyu bir metreyi aşan bu canlı, sadece ve sadece kimyasal enerjiyle besleniyor! Yakında size bu tuhaf canlılardan bahsedecegiz.

Hidrotermal kaynaklar tamam da üzerindeki denizi nasıl çalışıyoruz?

-Batuhan

İnsan seferde veya arazide olunca evdeki hesap çarşıya uymuyor. Genel olarak besin zincirini anlatan son bir yazı yazmayı düşünüyordum, derken bir de bakmışım çalışma alanımıza varmışız. 31 Mart’ta buranın saatiyle 20:40’ta gemimiz tam gaz seferi durdurdu ve motorlarını yerini korumak için kullanmaya başladı. Boş bir vaktimde bu teknoloji ile ilgili daha ayrıntılı bilgi alırsam sizlerle paylaşmak isterim. Gemi seyrini bitirdikten sonra oşinografinin temeli diyebileceğimiz CTD için hazırlıklara başlandı. CTD, Conductivity (iletkenlik), temperature (sıcaklık) ve depth (derinlik) sözcüklerinin kısaltması. İletkenlik su kütlesinin tuzluluğunu ölçmenin dolaylı ancak güvenilir bir yolu. Sıcaklık ve tuzluluk suyun yoğunluğunu etkileyen temel faktörler. Yoğunluk da suyun kimyasından akıntı sistemlerine, hatta larvaların yayılışına kadar bir çok şeyi etkileyen önemli bir özellik. Farklı derinliklerde suyun yoğunluğunu bilmek o noktadaki su kolonunun özelliklerini modellerde kullanmak için bir anahtar. Denizbilim ilerledikçe bu sensörlere bulanıklığı da ölçen florometre ve oksijen sensörleri de eklenmiş, böylece denizler hakkında daha çok veri üretip daha sağlam teoriler üretebilir hale gelmişiz. Aynı zamanda Nansen Şişesi adı verilen örnekleyiciler ve bu şişelerin kapanmasını kontrol eden sistem sayesinde farklı derinliklerden örnekler de alabiliyoruz.

Ekran sayısı, sensörlerin kalitesi ve şişe büyüklüğü dışında CTD atılması olayı deniz bilimde dünya lideri Woods Hole ile ODTÜ’de aynı. Telsizler vızıldıyor, vinç kükrüyor, rozet suya inip, pompa çalışmaya başlayınca CTD ölçümleri başlıyor.

CTD verilerini henüz bilgisayarıma aktaramadığım için grafikleri koyamıyorum; bir blogta çok çok derin oşinografik yorumlar yapmaya da gerek yok ancak şunu söyleyebilirim ki, bulunduğumuz bölgede fitoplankton miktarı çok yüksek değil (florometre sayesinde bunu söyleyebiliyoruz); yüzeyde ısınan denizlerde (yazın Akdeniz gibi) beklendiği üzere görece yüzeye yakın derinliklerde ani bir sıcaklık düşüşü ve tabakalanma oluşuyor. bir de, bulunduğumuz bölgede çözünmüş oksijen miktarı oldukça düşük. CTD, 2500 metre olan derinliğe yaklaştığında birden bire florometre değerleri düşüyor, bu da suyun bulanıklaşması demek oluyor; tebrikler, hidrotermal aktiviteyi derinlere inmeden de gözlemlediniz! CTD yukarı çıkarken 2500 metre ve farklı derinliklerde şişeler örnekleme için kapatıldı, bu örnekler gemimizdeki mangan çalışan insanlar tarafından kullanılacak. Önümüzdeki günlerde yapılacak derin deniz örneklemelerinde ben de metagenom için örnek almayı planlamaktayım. 31 mart oldukça uzun bir gün oldu; 1 nisan yani bugün de erken başladı. Alvin ilk dalışını yaptı, örneklerimizi yerlerine yerleştirdikten sonra bu yazıyı yazdım, yarın Alvin daldıktan hemen sonra bugünün olaylarından ve hayatımda gördüğüm ilk Riftia’dan bahsedeceğim.