Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –b–

İçerik: Hayal dünyasına ben bazı bazı (*)

Fizik –15 / b–
Hemen bir sorgulama ile başlayalım: Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –a– yazımızın Eşitlik 3’ündeki denklemde değişken değiştirelim ve x yerine t ile f(x) yerine y(t) yazalım. ‘Denklemin anlamında herhangi bir değişiklik yapmış olmayız.’ savı doğru mudur, değil midir? Yapılmış olanın sadece, harf değiştirmekten ibaret olduğuna dikkat edelim.
Bu satırların yazanına göre, anlamda herhangi bir değişiklik oluşmaz.
Şimdi de, ne demek olduğunu bilmediğimiz kütleye sahip bir –yine ne demek olduğunu bilmediğimiz–noktasal cisim hayal edelim. Böyle bir şeyi hayal etmek bile hayli zor çünkü ne öylesine ne de benzerine hiç rastlamadık. Yine de, hayal edebileceğiz kadar küçük bir nesne hayal edebiliriz. Ama, kütle konusunda tam olarak çaresiziz.
Şimdi de, hemen yukarıda tanımladığımız cismin, evrenin diğer bazı cisimleriyle etkileştiğini varsayalım ve bütün bu etkileşmeleri özetleyip ‘cismimiz üstündeki F kuvveti’ diye adlandıralım.

İşte şimdi, karşılığı gerçeklikte kısmen de olsa var olan bir varsayıma sahip olduk. Yine de, dikkatli okuyucu fark etmiştir ki, Kütleçekim (‘Gravity’), Elektromıknatıslık (‘Elektromagnetism’), Zayıf Etkileşim (‘Weak Interaction’) ve Kuvvetli Etkileşim (‘Strong Interaction’) diye ve sadece dört tür olarak bildiğimiz etkileşimlerin nasıl olup da meydana geldiğini hiç mi hiç bilmiyoruz. Örneğin, nasıl olup da Yer’e bastığımızı veya mıknatısın nasıl olup da demiri çektiğini bilmiyoruz.
Bütün bu zayıflıklara karşın, çok sayıdaki şu ya da bu hassalıktaki (duyarlı) ölçümlere dayalı olarak yapılmış gözlem ve deney sonuçlarına göre şu kadarını gayet iyi biliyoruz: Gerçeklikte, m kütleli ve ‘miniminnacık’ bir cismim üstüne uygulanan F kuvveti, o cismin gidiş yönünde ise, cismin anlık süratini F/m kadar arttırır. Bu gerçeklik, kitaplarda Newton’un 1. Yasası olarak geçer. F’nin yönü ile gidiş yönü aynı değilse, hızın yönü de gidiş yönü de değişir. Örneğin, kuvvet gidiş yönüne göre ters yönde uygulanıyor ise, anlık hız azalır. Not etmekte yarar var; hız vektörel değer, sürat de o vektörün boyu yani hızın büyüklüğü anlamındadır.


Ne dersiniz; bu iki denklemdeki benzeşim, örtüşüm nereden kaynaklanıyordur acaba?

(*)https://www.google.com/search?q=Hayal+d%C3%BCnyas%C4%B1na+ben+baz%C4%B1+baz#fpstate=ive&vld=cid:bc85d6ea,vid:MshSf5Q-mTc,st:0
https://www.google.com/search?q=Hayal+d%C3%BCnyas%C4%B1na+ben+baz%C4%B1+baz%C4%B1

(**) Eşitlik 1’de kuvvetin türü yani Kütleçekim mi, Elektromıknatıslık mı, Zayıf Etkileşim veya Kuvvetli Etkileşim mi olduğu hiç önemli değildir. Önemli olan kuvvetin büyüklüğü ve yönüdür. Demek ki, her türden kuvvet, eğer büyüklüğü ve yönü aynı ise, aynı ivmeye yol açar. İşte Büyük Birlik Kuramı’nın ana fikri bu denli yalındır. Bkz., https://www.google.com/search?q=grand+unification+theory .

Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –a–

İçerik: Hayal ve gerçeklik de dense olur, özgürlük ve kader dense de.

Fizik –15 / a–

Fizik konulu bir önceki yazımızdan devam edelim. Bkz., https://blog.metu.edu.tr/caglart/2024/12/30/fizikte-belirlilik-belirlenircilik-belirlemecilik-determinism/
Asıl konumuza girmezden evvel de not düşelim; hayallerimizi gerçekleştirebiliriz ama hayallerimizdekileri evrenin parçası haline getiremeyiz. Örneğin, Kuzey Kutbu’na gitmeyi hayal ediyoruzdur. Bu ediş sırasındaki hayalleri (sanki bir filmmişçesine) evrenin parçası haline getiremeyiz; buna rağmen o hayallerimizi gerçekleştirip Kuzey Kutbu’na gitmeyi başarabiliriz.
Yukarıdaki örnekteki gibi; Matematik fonksiyonları da tümüyle hayalidir ve ancak bir yere yazarsak evrenin parçası haline getirebiliriz onları. Bu durum ise, o fonksiyonların evrende karşılığı olduğu anlamına gelmez.


Eşitlik 3’de yan yana üç noktanın ∞’u temsil ediyor oluşundan başkaca bir hile barınmamaktadır. Ama, Eşitlik 3’deki terimleri de 10, 100, 1000 gibi sınırlı sayıda tutabileceğimizi ve böylelikle her türlü hileden arındırmış olacağımızı aklımıza yazalım.
Şimdilik, burada soluklanalım ve Eşitlik 3’ün herhangi bir gerçeklik yani evrenin herhangi bir parçasını içerip içermediğini, inceden inceye sorgulayalım. Çünkü buradan Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –b–‘ye devam edeceğiz ve bu sorgulamanın sonucunu orada tartışacağız.

(*) https://en.wikipedia.org/wiki/Power_series

NOT 23 Pisagor ve Harvard Üniv.

Alttaki görüntü şu adrestendir: https://www.youtube.com/watch?v=ytGtlTbBqP4

Belli ki, vidyodaki matematikçi şu yazımızı okumamış: https://blog.metu.edu.tr/caglart/2024/12/22/pisagor-zeno-g-galileinin-babasi-ve-kuvantum-tunellemesi-quantum-tunelling/

Keşke okumuş olsaydı. (!)

Okumuş olsaydı, x ve y adlı Doğal Sayıların Çift (2 sayısının katlarından) olması gerekliliğini hemencecik görüverir ve sonuca çabucacık erişebilirdi.

Kırmızı daire

AYKIRI SORULAR -7-
SORU 1: Alttaki dairenin rengini sizin gördüğünüzün tıpa tıp aynısı kırmızı olarak gören başka bir kişi bulunabileceğini kanıtlayabilir misiniz, bundan %100 emin olabilir misiniz? (Gördüğünüz rengi başkasına nasıl tarif edersiniz?)

SORU 2: Alttaki daireye yarın baktığınızda da renginin bugünkü ile tıpa tıp aynı görüneceğini kanıtlayabilir misiniz?

İpucu: O daireyle sizin aranıza hiçbir aygıt veya hiçbir kimse giremez. Evren mâhkumu olmak işte tam da böyle bir şey!

TARİH (3) Kleopatra’nın Burnu ve İki Dünya Savaşı

İçerik: Fizikokimya, Biyofizik gibi Tarihselfizik mümkün mü?

Ön not; bu yazıda tarih sözcüğü geçmiş, Tarih sözcüğü ise, geçmişte önem atfedilmiş olaylar hakkındaki bilgi dizisi (dizgesi) anlamında kullanılmıştır.

‘Küt burunlu Kleopatra’nın o özelliği başka türlü olsaydı, iki Dünya Savaşı çıkmazdı.’ önermesi doğru mudur? Peki ya tersi, yani ‘Küt burunlu Kleopatra’nın o özelliği başka türlü olsaydı da iki Dünya Savaşı çıkardı.’ önermesi doğru mudur?
Üstteki iki önermenin de doğru olup olmadığı bilinemez elbet. Çünkü, onların doğruluğunu veya yanlışlığını saptayabileceğimiz herhangi bir yöntemimiz, teknolojimiz yok, ne yazık ki.
Daha derindeki soru ise şudur: ‘Tarih, deterministik midir?’ Dikkatli okuyucu fark etmiştir ki, Tarih bilgimizi oluşturan bilgi ve belgelerin sayısı çok büyük olsa da ve giderek büyüse de; bir Doğal Sayı’ya eşittir eninde sonunda. Dolayısı ile, o bilgi ve belge bütünlüğüne bağıl olarak şöyle sormak da mümkün: ‘Tarihteki yani geçmişteki herhangi bir olayın sebebini şimdi belirleyebilir miyiz?’
Böyle bir çabanın herhangi bir ölçüme dayanmayacağı açıktır. Bu durumda, salt ‘uslamlama’, ‘akıl yürütme’ yani ‘muhakeme’ gibi gayet öznel yöntemler kullanmaktan başka çare yoktur henüz. Aynı durumda, herhangi bir olayın tüm etkilerini belirleye_BİL_mekten de mahrum olduğumuz açıktır.
Düzenli olarak, her hafta başında o gün için çok yakın geçmişimizde kalan örnek olaylar, kısaca futbol maçlarını değerlendirecek olursak, şunu ayan beyan görürüz. Çok çeşitli yazılı ve görüntülü belge ve bilgiye kolay erişim mümkün iken ve on binlerce yaşayan tanık olmasına rağmen; ofsayt, korner, serbest vuruş, taç, penaltı vd. önemli olaylarda hakemlerin doğru karar vermiş olup olmadıkları konusunda oydaşmaya (‘consensus’) nadiren rastlanır. Oysa futbol, öyle pek de rastlantısal değildir. Onlarca yıl içinde süzüle gelmiş sıkı kurallar altında oynanır. Gelgelelim, 90 dakika sonundaki sonucun sebebi (bir tane değilse) sebepleri konusunda hemfikir olmuş aynı renklerin iki fanatiğini bile bulmak mümkün olmaz çoğunlukla. Düşünün ki, o maçın izlemişleri o maçın 90 dakikalık Tarih’ini yazmış olsalar, o yazılarda pek nadiren ortak görüşler var olacaktır. Dahası, o izlemişlerden kaçı maçın yüzde onunu, kaçı yüzde yirmisini net olarak anımsayabilir dersiniz? Tamamını net anımsayan, ‘film şeridi’ gibi gözü önünden berraklıkla geçirebilecek bir kişi bile çıkar mı dersiniz?
Kim bilir, belki de şöyle diyeceksiniz; “—Zaten Tarih, ilgili olayların üstünden ancak makul bir süre geçtikten sonra yazılabilir.”

Böyle olsa bile, şurası kelimenin tam anlamıyla belirlidir: Hem o makul sürenin nasıl saptanacağı hem de olaylardaki önemin neye göre, kime göre saptanacağı da hayli belirsizdir. Yani, sözü edilen belirsizlik belirgindir.

Bu gibi ve benzeri pek çok başka nedenle, hoş göreceğinizi umarak İngilizce’de ‘The’ harfi tarifi ile başlayan Tarih kitabı olmaz. Yani, Tarih ‘unique’ değildir, yazanına bağıldır, özneldir. (*) İkincileyin de, yapısı gereği, özettir. Yoksa, örneğin, up uzun bir Orta Çağ’ı hangi kitaba sığdırmak mümkün olabilir ki?

Bir önceki yazımız, Fizik gibi ölçüme dayalı ve nesnel bir bilgi dizgesindeki belirlenebilirlikle ilgili çeşitli zorlukları konu edinmişti. Eh, şimdi diyebiliriz ki, Fizik’te bile onca belirlenemezlik varken Tarih’te çok daha fazlasının oluşuna şaşmamalı.
Bugünkü haliyle Tarih, ağırlıkla muhakeme üstünden tartışılmakta. Bununla birlikte, yakın ileride sözünü edecek olduğumuz bazı tarihsel konularda sayısal veri elde edilebildiği biliniyor. Örneğin, herhangi bir bölgedeki pişmiş topraktan yapılma kap kacaktaki kalıntılardan, o tarihteki insanların beslenme alışkanlıkları, tükettiği gıdalar ve buna göre de beslediği hayvanların nitelik ve nicelikleri sayılara dökülmüş olarak inceleniyor ve işleniyor. Buradan da ağız ve diş yapılarının evrimi, boy, pos, ağırlık gibi türev veriler elde edilebiliyor. Keza, Batık Arkeolojisi’nde olduğu gibi, çıkarılan veya yerinde yapılan gemi kalıntısı ölçümlerinden, özellikle antik dönemlerin Gemicilik Tarihi’ne, taşınan yüklerden ticaret kalemleri, yolları ve hacimlerine ilişkin pek çok sayısal veri elde edilebiliyor. Belki, daha ileride, tarihin bazı konularına ilişkin olacak denklemlerinin de var olduğu keşfedilebilir.

Bütün bu yukarıdakilerin ışığında, işbu TARİH dizisi içinde yer alacak ileriki yazılarda tartışmaya devam edeceğimiz üzere, ‘tarihin şaşmaz akışı’ vardır. Dahası, Tarih’in bir bölümü, tıpkı Fizik gibi Bilim olmanın, Bilim sayılabilmenin tüm özelliklerini taşımaktadır.
Fizik hakkında, önceki yazılarda söz ettiğimiz zayıflıkların nasıl giderilebileceği ve dahası ‘Bilimler’in birleştirilmesin mümkün olup olamayacağını da zaman içinde irdeleyeceğiz.

(*) Bu sitedeki geçmişe dair bilgiler de aynı kategoridendir.

Fizik’te belirlilik, belirlenircilik, belirlemecilik (‘determinism’)

İçerik: Kader ve özgürlük hakkında

Fizik –14–
Başlıktaki konumuz hakkında Britannica şöyle diyor: ‘Determinizm, bir kişinin belirli bir karar verdiği veya belirli bir eylemi gerçekleştirdiği bir durumda, başka bir karar vermiş veya başka bir eylemde bulunmuş olmasının imkânsız olmasını gerektirir. Başka bir deyişle, insanların gerçekte yaptıklarından başka türlü karar verebilecekleri veya hareket edebilecekleri asla doğru değildir.’ (*) Buradan şu anlaşılıyor olabilir: Herhangi bir şeyi yapıyorum, çünkü başka herhangi bir şeyi yapamıyorum. (**)
İslam Ansiklopedisi de şöyle diyor: ‘Sebep kavramının metafizik, kozmoloji, epistemoloji ve ahlâk bahislerini içine alacak şekilde bir zorunluluk fikri çerçevesinde yorumlanışından doğan determinizm fikri, felsefe tarihi boyunca canlılığını korumuş en belirgin tartışma konularından biri …’ (***) Burada da şu görülüyor: İslam Ansiklopedisi konuyu ‘kader’ ile, kadercilik ile bağdaştırmış değil.

Konuyu beşeri yönlerinden arındırıp, Fizik açısından irdeleyecek olursak; ‘Herhangi bir nesnenin devinimi yahut devinimsizliği deterministik midir yani belirlenebilir midir?’ diye sorabiliriz.
Hemen notlamakta yarar var; ‘deterministik’ sözcüğü burada ‘rasgele olmayan’ anlamındadır. İkincileyin, evrenin külliyen ve tam olarak anlaşılabilir ve kavranılabilir (‘comprehensible’) olduğu varsayımına yaslıdır. Yani, herhangi bir olay henüz tam anlamıyla anlaşılmamış, kavranmamış olabilir. Ama ileriki bir zamanda (Öylesi bir zaman olduğunu (!) da belirlemiş olduk.) tam anlamıyla anlaşılmış ve kavranmamış olacaktır. Üçüncüleyin, ‘rasgele olan’ ile deterministik olan arasında hiçbir örtüşme yoktur. Yani, ya biridir ya da öteki. Dördüncüleyin; bir üstteki paragraftaki ‘belirlenebilir’ sözcüğü şu anlamlarda kullanılmıştır; i) ‘öngörülebilir’, ‘tahmin edilebilir’ ii) (çünkü) belirleniş doğa tarafındandır.
Açıktır ki, iki üst paragraftaki soruya verilmiş “—Evet!” yanıtı şu varsayıma dayanmıştır: ‘Aynı sebepler, aynı koşullar altında, aynı sonuçlara yol açar!’
Sözü uzatmadan, salvoya başlayalım:
1- Sonuçların aynı olup olmadığını anlamak kolay! Herhangi bir olaydan sonra gözlem parametrelerinde öncekilere kıyasla değişiklik olmadı ise, ‘sonuçlar’ aynıdır demek ki.
2- Ama, koşulların aynı olup olmadığını anlayamayız. Çünkü, ‘koşullar’ Doğal Sayılar ile sayılabilir değildir. Buradaki hile, birkaç koşulu odağa alıp gerisini ‘Ceteris paribus’a tıkıştırmaktır.
3- Hemen üstteki gibi, ne sebeplerin kaç tane olduğunu bilebiliriz ne de onların ilgili olay gerçekleşirken birbiri ile etkileşip değişime uğrayıp uğramadığını bilebiliriz. (****)
Dikkate şayandır; etmenler birbiriyle etkileşmiyor olsa bile, onları ayrıştırmak, herhangi bir zamanda gerçekleşmekte olan olaylardan hangilerinin ilgilendiğimiz olay üstünde etkiye (ağırlıklı olarak desek bile) sebep olduğunu bilebilmek mümkün değildir. Bu mümkün olsaydı, Dünya’nın yarısını dolaşabilecek kasırganın sebebi olacak kelebeğin kanat çırpmasını da önceden ayrıştırmak mümkün olabilirdi, siyah kuğuların ortaya çıkmasını da.

Şimdi, Fizik’ten yalın ve somut bir örnekle konuyu toparlamaya çalışalım. Önceden de değinmiş olduğumuz gibi, Fizik’te devinim, noktasal parçacıklar yani kütlesi olup uzamı, kaplamı olmayan (ve tabii ki, gerçekte olmayan, hayali, düşsel) nesnelere (#) ilişkindir. Dahası, sadece bire bir etkileşimleri kapsar. Yani, üç ya da daha çok sayıda noktasal nesne (##) etkileşmesini dışlar.
Şu adresteki çizimde olduğu gibi (###) beş nesnenin andaş olarak etkileştiğini varsayalım. (####) Fizik, en azından şimdilik bu konuyu çözümleyebilmekten acizdir. Bu nedenle, bu kütlelerden (m, #) herhangi biri üstündeki kuvvetleri toplayıp F ile temsil edelim ve evrenin gerisini yok sayalım. Yahut, nesne dışındaki evrenin tüm unsurlarını F ile temsil etmiş olalım.

İşte bu durumda Fizik deterministik haldedir hele ki, F’in de hem yeğinliği (‘amplitude’) hem de yönü sabitse.
Matematik yani eşit işareti bir yana salt sözel simgelerle yani sözcüklerle ilerleyecek olursak, deriz ki;
A- F kuvveti m kütlesinin ivmesini (a) kuvvetin kütleye oranı olarak belirler.
Bu yasa deneyle belirlenmiştir. (@)
B- İvme, bir birimlik zaman süresi içindeki hız artış miktarının kısa adıdır.
C- Kuvvet sabitse, hızın birim süredeki artış miktarı da sabittir. (Bir hoş rastlantı olarak Yer yüzünden yükseklik sabitse, Yerçekim Kuvveti de, virgülden sonra en az altıncı basamağa dek sabittir.)
D- Gözlemin başladığı veya kuvvet uygulanmaya başladığı andan itibaren geçen süre t ise, nesnenin son gözlem anındaki hızı v(t), ilk andaki hıza v(ilk) kıyasla kuvvet ile ve süre ile doğru orantılı ama kütlenin büyüklüğü ile ters orantılı olarak değişmiş demektir.
E- Hız ise, birim zamanda gidilen yoldur.
Demek ki, salt ivmeli devinimle yani duruştan başlayan devinim ile gidilen yol aradaki sürenin karesi ile doğru orantılıdır. İvme olmasaydı, gidilen yol, salt ilk hıza ve aradan geçen süreye doğru orantı ile bağıl olacaktı. Yine deney ile yani deneme ile Galileo tarafından bulunmuştur ki, durmakta olan bir nesneye kuvvetin uygulanmaya başladığı ilk andan itibaren gidilen yol, kuvvet ile ve sürenin karesi ile doğru orantılı ama kütlenin büyüklüğü ile ters orantılıdır. Orantı sabittir ve ½ değerine eşittir. Sabit bir doğrultuda sabit ivme ile devinen bir nesnenin gittiği yol, ilk ve t anındaki konumları olan x(ilk) ve x(t) farkına eşit olacaktır.
Türkçe değil de Matematik dili yani eşit işareti kullanarak aynı gerçekler ifade edilirse;
a = F/m,
v(t) = v(ilk) + at
x(t) = x(ilk) + v(ilk)t + ½at².
Üstteki eşitlikler Galilei Denklemleri olarak bilinmektedir ve açıktır ki, yukarıda anılan pek çok koşul altındaki bir olgu biz insanlar için belirlenirdir. Yine açıktır ki, doğada Doğal Sayılar ile sayılamaz çoklukta etmen andaş olarak mevcuttur. Bu nedenle de, önceki yazılarımızda değindiğimiz gibi, Galilei Denklemleri’ne tıpa tıp uyan herhangi bir nesne belirlenemez.
Şunu da dağarcıklarda bulundurmakta yarar var: Ortak noktaları dışındaki noktalar ihmal edilirse, çember ile (küre ile, elips ile, elipsoid ile, v.d.) teğet, tıpa tıp aynıdır.

(*) https://www.britannica.com/topic/determinism
https://plato.stanford.edu/entries/determinism-causal/#LawNat

(**) Bu paragraftaki son önerme hakkında ‘Düşünüyorum, demek ki varım.’ sözünün patent sahibi R. Descartes’in herhangi bir yorumu olmuş mu acaba; ‘Düşünüyorum, çünkü başka bir şey yapamıyorum.’ gibi? Uygun bir zamanda, incelemeye değer.

(***) https://islamansiklopedisi.org.tr/determinizm

(****) İlgilenilen olay gerçekleşirken, ilgili sebeplerin birbiriyle etkileşerek değişime uğrayışı, asıl olarak “Nonlinear Phenomena, Nonlinear Physics” alanındaki araştırmaların konusudur.

(#) Bundan sonra sadece ‘nesne’ veya ‘kütle’.

(##) Many Body Problem
https://www.google.com/search?q=Many+Body+Problem
https://www.google.com/search?q=N-Body+Problem
https://www.jstor.org/action/doBasicSearch?Query=N-Body+Problem&so=rel
https://www.jstor.org/action/doBasicSearch?Query=Many+Body+Problem&so=rel

(###) https://www.askamathematician.com/2011/10/q-what-is-the-three-body-problem/ ←Ayrıca, gayet ilginç sorular ve konular barındırmakta.

(####) Klasik Fizikte etkileşim hızı sonsuzdur ama Bağıllılık Kuramı ışıktan daha hızlı hiçbir bilgi yayılamayacağını savlar. Yani, bir sihir sonucu Güneş aniden yok olsa bile onu görmeye yaklaşık 8 dakika daha devem ederiz ki, Dünya’mız da aynı süre içinde Güneş’in Çekim Kuvveti etkisi altında dönmeye devam eder, sonrasında serbest yörüngeye geçer.

(@) Toplumsal yasalar günümüzden 4050 kadar önceye gitse de Mezopatamya’da yerleşik Babil’li Kral Hammurabi’nin Güneş Tanrısı Şamaş’ın yazdırdığını söylediği Hammurabi Yasaları günümüzden 3750 yıl kadar önce yazılı hale gelmişti. Bkz., https://tr.wikipedia.org/wiki/Hammurabi_Kanunlar%C4%B1.
Arşimet’in Kaldıraç Yasası ve Suyun Kaldırma Kuvveti diye yanlış adlandırılmış yasası hariç tutulursa, Newton Yasaları, Roma Hukuk ve Yasaları’ndan sonra yine benzeri beşeri hukuk ve yasalara dayalı olarak yönetilen Birleşik Krallık topraklarında ve Magna Carta Libertatum’un (“Büyük Özgürlükler Sözleşmesi”) imzalanışından 500 yıl kadar sonra ortaya çıkmış ilk Fizik Yasaları sayılır. Bkz., https://plato.stanford.edu/entries/laws-of-nature/

Tavuk, yumurta, kelebek

Fizik –13–

İçerik: Bildiklerimiz, Bil_E_mediklerimiz

‘Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?’ sorusuna hemen herkes aşinadır sanırım; yani Yeryüzü’nün tüm ülkelerinde. Yanıtı da kolay bulunur cinstendir; “Yumurtadan tavuk çıkmaz. Civciv çıkar.” O da sonrasında ya tavuk olur ya da horoz.
Lâkin bu yukarıdaki, ilgili sorunun hayli sulandırılmış hâlidir. Çünkü ilgili soru şudur: ‘Hangisi önce tezahür etti? Tavuk mu (sonradan ilk tavuk yumurtasını yumurtladı) yoksa tavuk yumurtası mı (sonradan içinden ilk civciv çıktı)?’
İşte bu son sorunun biçimi de, yanıtı da itikata bağıldır. Evrim yanlıları için ‘Evrimleşerek tavuk mu yumurtadan önce ortaya çıktı?’ şeklinde sorulabilir. Yaradılış (Genesis) (*) yanlıları için ise, ‘Tanrı önce yumurtayı mı yarattı ondan tavuk çıktı; yoksa tavuğu mu yarattı da bu ilk tavuk ilk tavuk yumurtasını yumurtladı?’
Heyhat! Ne Bioloji’nin ne de Teoloji’in bu konuda (bu satırların naçiz yazanın bilgisine göre) hiçbir yanıtı yoktur. Yani, ‘İlk olarak tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan?’ sorusunun yanıtını bilmiyoruz. Dahası, bil_E_miyoruz. İleride öğrenir miyiz? Bunu da bil_E_miyoruz. Hadi, öğrendik! Ama en basiti, yumurtlayış yoluyla üreyen, ne çok tür var geride. Onların ilklerini de bil_E_bilir miyiz acaba?
Aslında, bilgisizliğimizi yahut gayet sınırlı olan bilgi dağarcığımızı örneklemek için o denli uzağa da gitmeye gerek yok. Kendimize bakalım. Sürekli nefes alıp verişimiz nasıl sağlanıyor acaba? Kalp atışlarımız nasıl düzenleniyor? Ağzımızdan girenlerin çeşitliliğine rağmen dışkılarımız niçin hep aynı? Yiyecekleri, içecekleri nasıl oluyor da, adeta kuyumcu terazisi hassalığında ayrıştırabiliyoruz ve gövdemizin değişik yerlerine ‘adrese teslim’ biçimde yolluyoruz? Nasıl oluyor da hem sıcağı soğutmak hem de soğuğu ısıtmak için aynı havayı aynı ağızdan üfleyebiliyoruz? Peki bunların hangisinin farkındayız? Gözümüzden, kulağımızdan giren elektromanyetik, mekanik; ışık, ses dalgalarını nasıl oluyor da elektrokimyasal sinyallere çevir_E_biliyoruz? Hadi daha ileri gitmeden, ‘Hücrelerimizin zarları arasındaki geçişkenlik ve yine örneğin hücrelerimizin amitoz bölünüşü nasıl denetleniyor da gerçekleşiyor? Alın bir tane daha! Atomlar(ımız)da elektronlar dönüyor mu yoksa bulut halindeler mi? Sahi, elektron nedir? Birbirini nasıl oluyor da itiyorlar?
Zaten π sayısının, karekök ikinin; sıfır, otuz ve doksan dereceler hariç hiçbir açının trigonometrik sinüs değerini bilmiyoruz. Kaptaki suyun sıcaklığını, bir elektronun hem konumunu hem doğrusal momentumunu aynı anda tam olarak ölçemiyoruz.
İtikata bağıl; Hz. Adem gibi veya en eski atalarımız gibi ateş yakıyor, onlar gibi giyiniyoruz. Vücut kıllarımızı kesmekte kullandığımız araçlara ‘traş bıçağı’, tırnaklarımızı keserken kullandıklarımıza da ‘tırnak makası’ diyoruz; bıçak ve iki bıçaktan oluşma makas insanlığın ilk buluşlarındanken üstelik. Yazıdan bile binlerce yıl önce bulunmuşlarken hem de.
Yani?
Yanisi şu! İnsanlık, bırakın yetişkin olmayı, henüz emeklemeye bile başla_YA_mamış olabilir. Baksanıza, Fizik’in tanımı var mı? Lütfen açın bakın ansiklopedilere, kitaplara, makalelere, internet arama motorlarında bakın! Yazılanlar nedeniyle gülesiniz gelir, cehaletimiz için ağlayacağımız yerde.
Bakın bakalım Bilim ne imiş? Bilim olmayan ne imiş? Coğrafya bilim mi imiş? Astronomi bilim mi imiş?
Geçenlerde konuştu idik; ‘Bilim ölçümle elde edilmiş niceliklere dayanır. Ölçümle elde edilmiş niceliklere dayanmayan Felsefe gibi bilgi dizgeleri Bilim değildir.’ diye. Gel gör ki, Bilim’in ilk gereksinimleri olan ölçümleri hatasız da yapamıyoruz.
Dahası, Viyana Çevresi’nin (**) ilk kez sorduğu gibi, ‘Herhangi bir tabiat yasasını kaç tane deney yaparsak doğrulamış oluruz?’ Bilim, ölçüme yani gözlem ve deneye dayanacak olduğuna göre kaç ölçüm veya gözlem veya deney sonucu bilimsel nitelikte veri elde edeceğimizi de bil_E_miyoruz.
İşte bütün bu kısıtlılıklar altında üretebildiğimiz Bilim için, ‘Niçin ve neden sorularına yanıt aramaz Bilim, ancak ne kadar ve biraz da nasıl sorusuna yanıt sunar.’ denmez mi? Denir!
Zaten bakınız, şu iki sözcük de ne denli şaibelidir aslında; neden, niçin. İlk sözcük “Ne’den ötürü?” anlamındır. Yaygınca ve sıklıkla kullanıldığı için, yuvarlanıp o hâle bürünmüştür. İkincisi de “Ne için?” sözcüklerinin yuvarlatılmışıdır. İlki, olgunun öncesine yani kaynağına ikincisi de sonrasına yani hedefine yöneliktir ve bu durumda açıktır ki, ikisi de İngilizce’deki ‘reason’ ve Arapça’daki ‘sebeb’ (sebep) (***) sözcüklerinin karşılığı değildir.
Aynı gerekçe ile, bundan sonra sebep ve sonuç sözcüklerini, günümüzde Fizik’in ana dili sayılan İngilizce’deki ‘reason’ ve ‘result’ sözcüklerinin karşılığı olarak kullanmayı yeğleyeceğiz.

‘Anastas mum satsana.’ cümlesini Türkçe bilen hemen herkes henüz çocukken öğrenir. Latince’de bir benzeşi vardır; ‘Gecenin içinde dönüyoruz, ateş bizi yutuyor.’ anlamına gelen ‘In girum imus nocte et consumimur igni.’
‘Diğer tüm durumlar sabitken.’ anlamına gelen ‘Ceteris paribus’ deyişi ise, daha yaygındır; elbette ‘Veni vidi vici!’ deyişi kadar yaygın olmasa da.
‘Ceteris paribus’ deyişini ekonomistler pek sever. (****) Çünkü işlerine pek yarar bu deyiş. Tahminleri tutarsa, ne ala! Yok, tutmaz ise, “—Zaten diğer tüm durumları sabit var saymıştık. Ama sabit kalmadı.” falan demelerine beis olmaz.
Şu gök kubbe altında sabit kalan, değişmez kalan ne var ki? Bu nedenle ‘sabit’, ‘değişmez’ gibi sözcükler π-sayısı gibi, ikinin karekökü gibi, otuz bir derecenin sinüsü gibi şu gök kubbe altında karşılığı olmayan tümüyle hayal ürünlerindendir.
Bir yandan da ‘Ceteris paribus’ deyişi π-sayısını üç, üç virgül onda bir ya da üç virgül yüzde on dört almaya cevaz verdiği için severek kullanılır. Yan etkisi, ayrıntıda farklı pek çok nesneyi aynı zannetmektir; örneğin, matematiksel fonksiyonları.

Burada a_0=b_0 alıp ardından da “—Ceteris paribus!” demek aldatmaca, hile hurda değil midir? Hatta, a_0=b_0, a_1=b_1, a_2=b_2 olsa da ne değişir, ne kadar değişir?
Bu üstünde konuştuğumuz konu, aslı esasında ve doğrudan doğruya zihinsel kısıtlılığımızın işareti, göstergesi ve kanıtıdır. Bu nedenle itiraz görmez pek; tersine, yaygınca ve peşinen kabul görür. ‘Çoklu durumları bulgulaya_BİL_mekten, değerlendire_BİL_mekten ve dolayısı ile kullana_BİL_mekten aciz oluşumuz nedeniyle boş boş otura kalmaktan daha evladır bulgulaya_BİL_diğimiz, değerlendire_BİL_diğimiz ve dolayısı ile kullana_BİL_diğimiz etmenlerle iş görmeye çalışmak.
Çerçeveyi biraz daha daraltalım. Çok yaygınca, ‘Her olayın, olgunun bir sebebi vardır.’ diye düşünürsünüz. Değil mi? Eğer “—Evet!” dedi iseniz, bir kez daha düşünmenizi öneririm. O arada, şu alttaki satırlara katılır mısınız acaba?
Neden_Sonuç ilişkisi doğrudan doğruya ‘p ise q’ mantık önermesindeki gibi, bire bir ilişki sanılır. Acaba, tam böyle midir? Örneğin, sizin doğuşunuzun sebebi nedir? Efendim? Çabucak yanıt veremediniz mi? Peki, herhangi bir futbol maçının şu ya da bu sonuçla bitmesinin sebebi nedir? Sahanın bozuk ya da düzgün oluşu mu? Hakemin tarafgir olması, yanlış düdük çalışı ya da son derece başarılı kararlar vermiş olması mı? Teknik direktörlerin başarısı mı, başarısızlığı mı?
Fikrim şudur ki, zihinsel sınırlılığımız nedeniyle herhangi bir olgu üstündeki etmenleri etki ağırlıkları ile bulgulayabilmekten aciziz. Bu nedenle, pek çok etmeni göremiyoruz ve aklımız bir iki etmeni kavrayabilecek düzeyde ancak olduğu için de, her olayı, her olguyu, her sonucu bir tek sebebe bağlıyoruz.
Yine aynı yetersizlikle, yani Sebep_Sonuç ilişkilerini tam olarak çözümleyemediğimiz pek çok durum için ‘Şeytan aldı götürdü!’, ‘Bir kelebeğin kanat çırpması, Dünya’nın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.’ (#), ‘kara kuğu’ ve benzeri daha pek çok saçmalığın gizleyici pelerini altına sığınıyoruz.
İşte, Sebep_Sonuç bağlamındaki bu yetersizliğimiz tamı tamına demokrasinin, düşünsel çeşitliliğin ve fikir özgürlüğünün de temelinde yatar. Bir birimize hoşgörüyle yaklaşmamız gerekliliğin de temelidir. Bilim özgürlüğü tamı tamına budur.

(*) Yaratılış ve Yaradılış ayrı anlamlara sahip sözcüklerdir.
(**) https://tr.wikipedia.org/wiki/Viyana_%C3%87evresi
https://www.jstor.org/action/doBasicSearch?Query=Vienna+Circle&so=rel
https://plato.stanford.edu/search/searcher.py?query=Vienna+Circle
(***) https://islamansiklopedisi.org.tr/arama/?q=sebep&p=m
(****) https://www.mahfiegilmez.com/p/ekonomi-sozlugu.html
(#) https://tr.wikipedia.org/wiki/Kelebek_etkisi

NOT 21 DXY, EURUSD ve Bakır Vadelisi

Yaklaşık 1 hafta içinde DXY endeksi düşüp parite(EURUSD) yükselecek kanısındayım. Olası tetikleyici haber hakkında hiçbir fikrim olmasa da EURUSD yükselişinin pek çok borsa endeks fiyatının yanı sıra BIST’ı da olumlu etkileyebilir. Aynı nedenle, alttaki grafikte görüleceği gibi, son zamanlarda hayli sıkışmış olan Bakır vadeli fiyatları da yükselebilir.