ÇTÜ 1: Çaycı

Merhaba!
Fen Fakültesi’nin çaycısıyım. Daha önce de Çanakkale 18 Mart Üniyersite’sinde çalışırdım. Orada da çaycıydım. ÇTÜ açılınca, oradan ayrılıp, evime yakın diye ÇTÜ çaycılığı için müracaat ettim. Kabul ettiler, Allah razı olsun! Şimdi evden çıktım mı, iki adımda inerim nizamiyeye. Öyle, ÇOMÜ zamanındaki gibi günde iki posta dolmuş parası vermekten de kurtuldum doğrusu. Benim için önemli tabi, önemli olmaz mı? Çoluk çocuğun nafakası.
Bir de tabii, burada telefon var. Büyük rahatlık. Üniversite, her hocaya da her çalışana da cep telefonu hediye etti. Yeni kuruldu ya, o bakımdan. Ama kampus harici kullanmak yasak. Dışarıda sinyal verirse yandın. HTS ile tespit ediyorlar. Ossaat yapıştırırlar cezayı. Sen ne bahane bulursan bul! Dinleyen kim?
“-Alo Memet effendi! Misafirim var! İki demli çay lütfen!”
“-Merhaba Mehmet abi! Bana bi koyu espresso!”
Mehmet bey diyen de var. Melâhat hoca mesela! “Mehmet bey! İki az şekerli, bir de bana üç kahve rica edeceğim. Üç de soğukça su lütfen!” Hiç değişmez, “-Bana” dediği, şekersiz, sade kahve.
“Yuvarlanıp gidiyoruz, işte!” diyeceğim ama ciddi bir müşkülüm var burada. Bizim dekanla aramız biraz limoni. Çünkü, çay da sevmez kahve de. İçtiğine şahit olmadım bu zamana dek. Konuğu geldiğinde çay kahve siparişi verir ama özel bir kupası var. Onunla getiririm. Üstü cam altı seramik. Salladıkça üstteki çay kahve dibe çöküyor. Karşıdaki de sanıyor ki, dekan çay kahve içiyor. Bir de kapı üstüne kırmızı yanan bir lamba yaptırdı geçenlerde. Yandığı zaman, “TOPLANTI VAR” yazıyor. Ama toplantı falan olduğu yok, hiç görmedim. Hep öğle yemeği sonrası bir saatliğine toplantı mı olurmuş! Ama ne demişler, “Emir demiri keser!” O lamba yandığı zaman, gürültü çıkarmak, kahkaha şöyle dursun telefonda falan yüksek sesle konuşmak bile yasak!
Ah, diyeceksiniz ki, “Odasına kimler girip çıkıyor o saatlerde?” de toplantı yapılıyor. Giren çıkan yok tabii odaya. Toplantı sanal olarak, bilgisayar veya telefon üstünden yapılıyormuş. Öyle diyorlar!
Hem bana ne canım! Kim ne istyorsa yapsın! Üstüme vazife değil a!
Dekanla aramın limoni olmasının bir nedeni daha var! Onun da adı Mehmet! Asıl neden de bu zaten! Bir çalışanı neyse de, çaycısıyla adaş olmayı bir türlü hazmedemiyor anladığım. “Memet effendi!” sesini her işittiğinde tüyleri diken diken oluyordur eminim.
İlk günlerde bir iki, “Sen değiştir ismini!” demeye gelecek lâkırdı ettiydi. Ama ben de benim adım Mehmet değil, diyemedim. Benim adım Çağlar! Dedemin adı! Çağlar Tonozcugil. Taa Bin Dokuz Yüz Doksan Beş’de ÇOMÜ’ye çaycı, daha doğrusu çaycı çırağı olarak girdiğimde ustam “-Ülen, Çağlar diye çaycı mı olur len!” diye şarladıydı da bir iki gün sonra “-İyisi mi sen adım Memet de! Kim bilecek!” tesellisiyle orta yolu bulmuştuk.
İşte o gün bugündür, “Mehmet”lik ederek geçirmekteyim günleri. Gece, evde Çağlar’ım ama!
Yine de zoruma gidiyor! Yakındır, bir ara çıkacam karşısına dekanın ve diyecem ki, “-Sen benim kim olmadığımı biliyor musun?”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *