Paradoks mu absurd mu? – a –

Baştan başlayalım. Yarı tanrı Aşil, az ötedeki kaplumbağanın yanına gitmek ister. Ama oraya varmadan önce yarı yola, o yarıya varmadan evvel de o yarının yarısına varmak zorundadır. Böyle böyle, her yarının yarısına varmak zorunda olduğu ve bu yarıların yarıları da bitmeyeceği için Aşil kaplumbağaya asla erişemeyecektir, Zeno’ya göre. Dahası, Aşil ile kaplumbağa arasındaki uzaklık ne olursa olsun bu yarılama işi hiç bitmeyecektir. Demek ki, hiçbir yere hiç kimse gidemez, varamaz.
Bütün bunlar her nesne için geçerli olduğundan da hiçbir nesne hiçbir yere gidemez. Sözün özü, dünyada, kâinatta, evrende hareket yoktur. Hareket diye bilinen ise, sadece öyle sanıştır, halüsinasyondur.
Şu yukarıdaki iki paragraflık ifadenin nesi ve neresi paradoks? Olsa olsa gayet başarılı bir lâf ebeliği, hoş bir öykücük terziliği sayılabilir. Olay kahramanı sıradan bir insan değil. Tanrı da değil ama anne tarafından yarı tanrı. Kahramanımız henüz bebek iken, annesi, ölümsüzlük suyuna daldırır iken topucuğundan tutmuş da bu nedenle sadece topuğundan yaralanırsa ölümcül bir tehlikeyle yüz yüze kalabilirmiş. Zihni haylice meşgul edici bir öykü değil mi?
Kaplumbağa da öyle. Kendi halinde masum bir sevimli hayvancık iken dikivermişler Aşil’in karşısına.
Zeno’nun ifadesini okurken zihin bütün bunlarla meşgul olmaz mı?


Kaldı ki, bugünkü bilgi birikimimiz içinde nesnelerin nasıl olup da hareket ettiğine dair en ufak bir kırıntı bile yok. “Üstüne kuvvet uygulanan cisimler ivmelenir, yani F=ma!” mı dediniz?
Demesi kolay ama cisimlerin üstüne kuvvetin nasıl uygulandığını bilmiyoruz. Örneğin siz, sevgili okuyucu, Yer merkezine doğru nasıl çekildiğinizi bilebiliyor musunuz? Newton’un sözcükleriyle “action at a distance” nasıl oluşur? Güneş Dünya’yı nasıl çeker, elektron protonu nasıl çeker, mıknatıs demiri nasıl çeker? İşte bunu hiç mi hiç bilmiyoruz!
Vurgulamak amacıyla yeniden, hareket nedir, nasıl oluşur bilmiyoruz.
Anımsamaya değer; Zeno’nun ok ‘paradoks’u da, “Zaman ardışık anlardan oluştuğuna göre, ardışık iki an arasında ok bir konumdan diğerine geçemez. Demek ki, hareket yoktur.” diye kısaca özetlenebilir.
Oysa, doğru düşünüş biçimi şudur: Zamanın ardışık anlardan oluştuğu varsayımı okun ve diğer tüm nesnelerin hareketsizliği sonucuna götürdüğüne göre o varsayım yanlıştır, bir yana atılmalıdır. Yani, zaman, süreleri sıfır olan anlardan oluşmamaktadır!
Peki, öyle ise, zaman nedir?
Yanıt basit: Bilmiyoruz.
Yakın ileride sunacağımız ‘Paradoks mu absurd mu? – b –‘ başlıklı yazıda Hilbert Sonsuz Oteli ‘paradoks’una değineceğiz. O zamana dek en prestijli sayılan fizik dergilerinden Physical Review’da bu konuda çıkmış bilimsel yaftalı makalelere şu bağlantıdan erişmek ve layıkıyla değerlendirme yapmak mümkündür: https://journals.aps.org/search/results?sort=relevance&clauses=%5B%7B%22operator%22%3A%22AND%22%2C%22field%22%3A%22all%22%2C%22value%22%3A%22infinite+hotel%22%7D%5D

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *