Sıra bizde: Seferin üçüncü dalışını Batuhan ve Mustafa yaptı!

*Mustafa

Aslında dördüncü dalış bize ayrılmıştı, ama üçüncü dalışın bilim ekibinden birisi ufak bir soguk algınlığı geçirince riske girmeyip bizi öne aldılar. Deniz çalışmasında herşeye hazır olmak lazım!

Batuhan ile harika bir gün geçirdik aşağıda, deniz tabanındaki surreel arazi çalışmamızı başarıyla tamamlayıp döndük. Orada ne yaptık, ne gördük ve neler keşfettik önümüzdeki günlerde yazarız.  Ama sıcağı sıcağına birkaç kareyi paylaşalım, iyi ve keyfimizin yerinde olduğunu sizlere aktaralım istedik.

Gözden kayboluyoruz!

Artık 2500 metredeyiz! Sanki suyun icinde degil de başka bir gezegendeyiz. Bulundugumuz yer okyanus tabanının oluştuğu, iki tarafı bu tip ‘duvar’larla kaplı dar bir koridor aslında. Lavanın hızla soğuması ve kırılıp çökmesi ile oluşmuş çeşitli yapılar var. Fotograflar denizaltının içinde bize verilen kamerayla çekildi.

İşte bir hidrotermal baca:

Ve karşımızda Riftia tüp solucanları: buradaki birincil üretici işte bunlar.

Çok yoğun bir çalışma temposu var Alvin’in. Ölçüm yapmak, doğru açıdan kamera görüntüleri kaydetmek ve not tutmak gözlemcilerin görevi.

İşimizi başarıyla tamamlıyor, RV Atlantis’e sonuç raporumuzu kısaca geçiyoruz ki yukardakiler hazırlanmaya başlasın. Bir buçuk saat süren yüzeye çıkış sırasında, pilotumuz Phil’in çaldığı güzel müzikler eşliğinde Alvin ile son saatimizin keyfiniz çıkartıyoruz.

Alvin Atlantis’e, evine dönmek üzere.

Batuhan, okyanus tabanına ilk dalışının anısına buz gibi iki kova suyla kutsanıyor!

Seferde ve dalışı sırasında şu ana kadar büyük başarı gösteren, herkesin övgüsünü kazanan ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitümüzün yükseklisans öğrencisi Batuhan’ı tebrik ediyor, buradan onun bir ekolog olarak yetişmesinde büyük emeği olan danışmanı Korhan Özkan hocaya da bir selam gönderiyorum.

En büyük teşekkürü tabi ki pilotumuz Phil Forte hakediyor. Bizi çok iyi ağırladı ve her türlü konuda yardımcı oldu. Alvin grubu dünyanın en seçkin mühendis ve teknisyenlerini içeriyor, ileride onlardan da detaylı bahsedecegiz.

Ilginiz için teşekkürler!

 

Alvin’in ilk dalışı: sorun yok, veri ve örnek çok!

-Mustafa

Bugün ilk bilimsel dalış başarıyla tamamlandı. Örnekler ve veri işleme ile epey meşgul oldugumuzdan, sözü çok uzatmadan buyrunuz Alvin dalışı içeren bir günün hızlı bir özetini:

İşte Alvin, sepetinde herşey kurulu derinleri bekliyor.

Geminin kıç tarafındaki güçlü A-Frame denizaltıyı denize indirip geri kaldırmakla görevli.

İşte ‘dalgıçlarımız’: Don ve Nicole. Don’un bu 16. Alvin dalışı olurken Nicole ilk defa dalacak. Don derin deniz için analitik sensör sistemleri geliştiriyor, Nicole ise Delaware Üniversitesi’nde bir lisans öğrencisi. Yanlış okumadınız, Amerikalılar için pratik eğitim çok önemli, yer ve imkan oldukça öğrencilere her türlü tecrübeyi kazandırmak istiyorlar.

Alvin dalışlarında bir pilot ile iki bilimsel gözlemci yer alıyor. ‘İskele gözlemcisi’ denen kişi mutlaka tecrübeli, daha önce dalışlara katılmış bir biliminsanı olurken (burada Don) ‘sancak  gözlemcisi’ genelde daha az tecrübeli oluyor. Denizcilikte iskele-sancak sol-sağ demek, bu durumda Don denizaltının içinde pilotun solunda, Nicole ise sağında oturacak.

Yüzücüler de OK veriyor ve Alvin artık denize indirilebilir.

Saat sekiz gibi aşağıya inen Alvin genelde akşam 5 gibi geri çıkıyor. Alvin yukarı çıkışına başlamadan gemiye toplanan örnekleri ve verilerin kısa bir özetini geçiyor ki gemideki bilim ekibi ona göre hazırlansın. Tahtada yazanlara göre, dalış çok başarılı geçmiş bu da demek ki en az geceyarısına kadar labdayız!

İşte Alvin tekrar yüzeyde!

Yüzücüler Alvin’i gemiye çıkarma işlemleri için denizaltının üzerine bırakılıyor.

Don, başarılı bir dalışın  mutluluğuyla gülümser halde geri çıkıyor!

Nicole ise başına gelecekleri aslında biliyordu! Alvin ile ilk defa dalanlar bir çeşit ‘tören’e tabi kalıyor: Buz gibi bir kova su! Dokuz saat denizaltının içinde kaldıktan sonra iyi geliyor olmalı.

Artık örnekleri görme vakti. Riftia’nın adını tahtada gören Batuhan, hemen sepetin başında bitmiş bile!

Batuhan ilk derin deniz örneğine kavuşuyor böylece! Boyu bir metreyi aşan bu canlı, sadece ve sadece kimyasal enerjiyle besleniyor! Yakında size bu tuhaf canlılardan bahsedecegiz.

Hidrotermal kaynaklar tamam da üzerindeki denizi nasıl çalışıyoruz?

-Batuhan

İnsan seferde veya arazide olunca evdeki hesap çarşıya uymuyor. Genel olarak besin zincirini anlatan son bir yazı yazmayı düşünüyordum, derken bir de bakmışım çalışma alanımıza varmışız. 31 Mart’ta buranın saatiyle 20:40’ta gemimiz tam gaz seferi durdurdu ve motorlarını yerini korumak için kullanmaya başladı. Boş bir vaktimde bu teknoloji ile ilgili daha ayrıntılı bilgi alırsam sizlerle paylaşmak isterim. Gemi seyrini bitirdikten sonra oşinografinin temeli diyebileceğimiz CTD için hazırlıklara başlandı. CTD, Conductivity (iletkenlik), temperature (sıcaklık) ve depth (derinlik) sözcüklerinin kısaltması. İletkenlik su kütlesinin tuzluluğunu ölçmenin dolaylı ancak güvenilir bir yolu. Sıcaklık ve tuzluluk suyun yoğunluğunu etkileyen temel faktörler. Yoğunluk da suyun kimyasından akıntı sistemlerine, hatta larvaların yayılışına kadar bir çok şeyi etkileyen önemli bir özellik. Farklı derinliklerde suyun yoğunluğunu bilmek o noktadaki su kolonunun özelliklerini modellerde kullanmak için bir anahtar. Denizbilim ilerledikçe bu sensörlere bulanıklığı da ölçen florometre ve oksijen sensörleri de eklenmiş, böylece denizler hakkında daha çok veri üretip daha sağlam teoriler üretebilir hale gelmişiz. Aynı zamanda Nansen Şişesi adı verilen örnekleyiciler ve bu şişelerin kapanmasını kontrol eden sistem sayesinde farklı derinliklerden örnekler de alabiliyoruz.

Ekran sayısı, sensörlerin kalitesi ve şişe büyüklüğü dışında CTD atılması olayı deniz bilimde dünya lideri Woods Hole ile ODTÜ’de aynı. Telsizler vızıldıyor, vinç kükrüyor, rozet suya inip, pompa çalışmaya başlayınca CTD ölçümleri başlıyor.

CTD verilerini henüz bilgisayarıma aktaramadığım için grafikleri koyamıyorum; bir blogta çok çok derin oşinografik yorumlar yapmaya da gerek yok ancak şunu söyleyebilirim ki, bulunduğumuz bölgede fitoplankton miktarı çok yüksek değil (florometre sayesinde bunu söyleyebiliyoruz); yüzeyde ısınan denizlerde (yazın Akdeniz gibi) beklendiği üzere görece yüzeye yakın derinliklerde ani bir sıcaklık düşüşü ve tabakalanma oluşuyor. bir de, bulunduğumuz bölgede çözünmüş oksijen miktarı oldukça düşük. CTD, 2500 metre olan derinliğe yaklaştığında birden bire florometre değerleri düşüyor, bu da suyun bulanıklaşması demek oluyor; tebrikler, hidrotermal aktiviteyi derinlere inmeden de gözlemlediniz! CTD yukarı çıkarken 2500 metre ve farklı derinliklerde şişeler örnekleme için kapatıldı, bu örnekler gemimizdeki mangan çalışan insanlar tarafından kullanılacak. Önümüzdeki günlerde yapılacak derin deniz örneklemelerinde ben de metagenom için örnek almayı planlamaktayım. 31 mart oldukça uzun bir gün oldu; 1 nisan yani bugün de erken başladı. Alvin ilk dalışını yaptı, örneklerimizi yerlerine yerleştirdikten sonra bu yazıyı yazdım, yarın Alvin daldıktan hemen sonra bugünün olaylarından ve hayatımda gördüğüm ilk Riftia’dan bahsedeceğim.

Artık çalışma bölgesindeyiz, başlıyoruz!

-Mustafa

Birkaç saat önce çalışma bölgesine vardık. Artık başlıyoruz, geceleri su kolonu örneklemesi yapılırken gündüzleri de Alvin dalışlarına ayrılacak. Alvin’in hazırlıklarının son aşaması hayli hummalı geçti.  Resimlerden birçoğu Alvin’in ‘sepeti’ denilen, bilimsel örnekleyici ve cihazların durduğu denizaltının ön bölgesinden. Pilotun penceresinin hemen önünde bu sepet.

Batuhan, Bill ve Peter yeni bir araya getirip test ettikleri titanyum su örnekleyicilerini Alvin sepetine kuruyor.

Alvin sepetine George, Don ve Mustafa elektrokimyasal sensör sistemini kuruyor.

Yukarıda kurdugumuz  elektrokimyasal sensörler geminin kütüphanesinde bilimsel ekibe anlatılıyor: Kemosentetik canlıların kullandığı kimyasal bileşenler bu sensörler ile ölçülecek.

Akşam yemeği sonrası, ekip günbatımı molasında:

Alvin, 16 gün sürecek  dalış mesaisine artık hazır!

Hidrotermal bacalar etrafında yaşam 2: Görece kısa bir besin zincirinin tüketicileri

-Batuhan

RV Atlantis hedefine doğru tam gaz ilerliyor; deniz sakin, hava güzel. Sabahları geminin burnundan yunuslara sesleniyorum, sağolsunlar kırmayıp selam veriyorlar (fotoğraf çektirmeyi de seviyorlar). Sümsük kuşları dün pek uğramamıştı ama bugün geri geldiler, yanlarında daha beyaz bir türden arkadaşları da vardı. Tüm bu güverte gözlemleri boş bir iki saatimde gerçekleşiyor. Gemideki yoğun hazırlık temposuna ben de kapılmış durumdayım, bugün beş kişilik bir ekip olarak örnekleyicileri söküp nasıl çalıştığını çözüp temizleyip tekrar bir araya getirdik; çalışmadılar. Bir kaç farklı şekilde denedik ve doğru şekilde çalıştırmayı başardık. Günde bir kez yapılan bilimsel toplantıların ardından Alvin ekibinden insanlar bizlere denizaltı ve güvenlik ile ilgili bilgi veriyor.

Bilgi vermek demişken, hidrotermal bacalar etrafındaki ekosisteme genel bakışımıza devam edelim. Geçtiğimiz gün kimyasal reaksiyonlardan çıkan enerji ve karbondioksiti kullanarak organik madde üreten bakterilerve onlarla simbiyotik yaşam kurmuş tüp solucanları ve midyelerden bahsetmiştik, şimdi de başlıca besini tüp solucanları olan eklembacaklılardan biraz bahsedelim.

Derin denizde yaşayan eklembacaklılarda gözümüze çarpan ilk şey genellikle beyaz olmalarıdır. Derin denizlere ışık ulaşmadığı için renklerin pek bir önemi yoktur ve evrim de bu yönde ilerlemiştir. Derin denizde, hayvanlarda deride renklenmeyi ve güneşin zararlı ışınlarından korunmayı sağlayan melanin isimli pigmenti üretmeye harcanacak enerjiyi başka işlere harcamaya yönelik adaptasyonlar seçilmiştir. Bu yazıda gün ışığının hakim olduğu denizlerden tanıdığımız yengeç ve karideslerin uzak kuzenlerinden bahsedeceğim.

Bu türlerden biri Bythogerea microps. Tahmin edebileceğiniz üzere bu yengecin de Türkçe ismi yok. Bu beyaz yengeçler en fazla 4 santimetreye kadar büyüyebiliyorlar. Ana besin kaynaklarını tüp solucanlarının kırmızı kısımları oluşturuyor, bu sebeple tüp solucanları etrafında karşılaşma ihtimali çok yüksek. Sülfür ve oksijeni yakalamak için çıkan tüp solucanlarından bir parça kopartıp ağızlarına götürüveriyorlar, alvinellidler de bir başka besin kaynakları. Bu arada, bu yengeçlerin ilginç bir özelliği var, o da sülfürü takip etmeleri. Eğer ortamda sulfur konsantrasyonu artarsa orada toplanıveriyorlar, konsantrasyon düştüğünde yine dağılıyorlar. Bu, çok yüksek bir olasılıkla sulfur toplamaya çıkan riftiaları yakalayabilmek için gelişmiş bir adaptasyon.

Bythogerea microps (Fotoğraf: The Field Museum) Sağda yengecimizi beslenirken görmektesiniz.

East Pacific Rise’a dalışımızda tüp solucanları arasında karşılaşacağımız bir başka eklem bacaklı yaklaşık 2 cm uzunluğunda bir karides türü. Aslında bir tür değil, her dalışta yeni bir türü bulunan bir cins: Chorocaris. Temel besinleri tüp solucanları olan bu karidesler şeffaf denebilecek bir görünüme sahip.

Planladığımız genetik çalışma için bu karides türünü de örneklemeyi hedeflemekteyiz, örnekleme için çok basit ama iyi düşünülmüş bir tuzağımız var. Tuzak, iki tarafında birer kapak bulunan bir boru. Tuzağın kapakları birer lastiğe bağlı, içine yem olarak midye ve balık parçaları yerleştirdikten sonra lastikleri çekerek gereceğiz ve iki lastik arasına magnezyumdan bir tetik yerleştireceğiz. Su ile reaksiyona giren magnezyum tetik eriyecek ve lastikleri serbest bırakacak, bu da içeride beslenmekte olan karideslerin yakalanmasını sağlayacak. Çalışıyor olamayacak kadar basit bir system ama denenmiş ve başarılı olduğu görülmüş.

31 Martta buranın saatiyle 4 sularında dalışların yapılacağı bölgeye varmış olacağız, o zamana kadar sefer ve Alvin ile ilgili bilgilendirilmeye ve hazırlıklara devam edeceğiz. Boş vakitlerimde hidrotermal bacalar etrafındaki ekosistemle ilgili bir şeyler yazmaya devam edeceğim. Gelecek yazının konuğu hidrotermal bacalar etrafında yaşayan omurgalılar olacak .