Atlantis ile Buluşma

Kosta Rika’nın başkenti San Jose’ye Paris üzerinden yaklaşık 12 saatte ulaştık. Varışımızın ertesi günü, tüm ekip buluştuktan sonra bir otobüs ile Pasifik kıyısı liman kenti Puntarenas’a vardık. Artık bize bir ay boyunca evsahipliği yapacak Atlantis gemisi ile buluşmaya can atıyoruz.

Atlantis açıkta, demirde bekliyor. Bu durumda gemiye yerel bir tekneyle ulaşmak gerekecek. Tüm bagajlarımızı – kiminin içinde aletler, malzemeler de var – bizi gemiye götürecek tekneye yükledik.

En sonunda: Atlantis’e artık yaklaşıyoruz!

İşte Alvin denizaltısının evi, R/V Atlantis ile ilk karşılaşmamız. 83 metre uzunluğunda,  tüm dünyadaki araştırma gemileri arasında en özel gemilerinden birisi Atlantis:

Batuhan en sonunda gemiye çıkabildiği için çok mutlu!

Şu anda geminin laboratuarlarına yerleşiyor, aletlerimizi kurmaya ve test etmeye başlıyoruz. İki gün daha gemide, açıkta bekleyeceğiz. Pazar günü de vira demir diyip batı istikametinde yola koyulacağız.

Yol sırasında sizlere seferin amaçları, Atlantis gemisi ve tabi ki Alvin denizaltısı ile ilgili bilgiler vermeye başlayacağız.

Takipte kalın!

Orta Amerika’dan ilk izlenimler

Söz yine Batuhan’da…

Toplamda 24 saatten fazla süren uzun bir yolculuğun ardından 22 mart akşamı (Türkiye için 23 mart sabahı) Kosta Rika’nın başkenti San Jose’ye ulaştık. Kosta Rika nemli ve sıcak bir iklimin hakim olduğu, Pasifik Okyanusu ve Karayip Denizi’ne kıyısı olan, yeşil ve koyu kahverengi tepelerden oluşan sıcakkanlı bir halka sahip güzel bir ülke. Bilimsel liderimiz George Luther havaalanına yakın bir otelde yer ayırtmış, otele yerleşip diğerlerini beklemeye koyulduk. Bizden yaklaşık bir saat sonra ekibimizin kalabalık bir grubu daha otele vardı. Farklı alanlarda uzman, oldukça renkli insanlardan oluşan bir ekibimiz var, ilerleyen günlerde bazılarını ve çalıştıkları konuları tanıtabilirim.

Kosta Rika’da jet lag ile mücadele ederek geçirdiğim ilk gecenin ardından güne hayatımda duymadığım kuş seslerini dinleyip, merak ederek uyandım. Otelin bahçesine çıktığımda bizim kumrulara benzeyen fakat sesi ve görünüşü çok farklı olan kumrular ilk dikkatimi çeken kuşlar oldular. Ve daha bir sürü ilginç küçük ötücü ile karşılaştım ama maalesef çantamda dürbünüme yer kalmamıştı. Kuş bahsini şunu söyleyerek kapatayım: ülkemizde gördüğümüz kuşların birer benzerinin burada olması ve ekosistemdeki yerlerini almış olması oldukça ilgi çekici ve üzerine okuyup düşünmeyi gerektiren bir konu. Kahvaltımızı yaptıktan sonra ekibin derin deniz sensörlerini geliştiren  ve en renkli kişiliklerinden biri olan Don Nuzzio bir araç ayarladı ve otelin yakınlarındaki Alajuela isimli küçük kenti ziyarete gittik. Alajuela, en yükseği üç katlı olan evlerin ızgara şeklinde dizilmesiyle oluşmuş kabaca dikdörtgen şeklinde küçük bir kent. Mango ağaçları ve diğer tropikal ağaçların olduğu geniş bir meydana bakan, Güney Amerika kolonyal mimarisinin özelliklerini yansıtan büyükçe bir katedrale sahip.

Katedrale girdiğimizde bir bebeğin vaftiz töreni vardı ve herkes çok mutlu görünüyordu, selam verip yolumuza devam ettik. Bir sonraki durağımız Juan Santa Maria Müzesi’ydi. Juan Santa Maria 1800lerdeki bir iç savaş sırasında ülkesi ve halkı için kendini feda etmiş bir halk kahramanı, Kosta Rika’nın karmaşık bağımsızlık ve savaşlar tarihini anlatan bir müze ona adanmış. Bu geziye çıkarken aklımda hep okyanus ve derin denizdeki yaşam olduğundan Kosta Rika ile ilgili dersime yeterince çalışmamış olmanın burukluğunu hissettim müzede, zamanım olunca biraz daha öğreneceğim.  Karides, pirinç ve tortilladan oluşan yemeğimizi yedikten sonra Kosta Rika’nın karmaşık trafiğinde çılgın bir şoföre emanet otele döndük ve Atlantis’in bizi beklediği Puntarenas’a yolculuğumuz için hazırlıklara başladık.

İnsanların kişisel eşyaları, bilimsel araç gereç derken oldukça ağır ve hacimli bir yüke sahip olduğumuzu farkettim, tüm bu eşyalar ve yirmi insan ve o kadar eşya için küçük sevimli, mavi bir otobüs geldi. Hassas sensörler ve bilgisayarları otobüsün tepesine bağlamak ile arka koltuklara yığma seçenekleri arasından en azından uçup gitme riskinin daha az olduğu ikincisini tercih ettik ve bir zincir oluşturarak yüklemeye başladık.

Yeşil tepeler, nehirler, vadiler, volkanik kayalar arasında bir buçuk saatlik bir yolculuğun sonunda Pasifik karşımıza çıktı, yaşadığım mutluluk ve heyecanı kelimelere dökmem mümkün değil. Bu heyecan ve mutluluk biraz açıkta demirli bizi bekleyen R/V Atlantis’i gördüğümde katlandı, kabıma sığamaz oldum. Kendimi otobüsten dışarı attığımda sıcak ve nemli bir hava kütlesi beni sarmaladı ayakkabılarımı fırlatıp sahile koştum, Puntarenas’ın volkanik kökenli simsiyah kumları ayaklarımın etrafında, gözüm açıktaki Atlantis’te bir süre öylece durdum.

Pasifik Okyanusu’nun Derinliklerine Yolculuk

 

Merhaba! Biz ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden iki araştırmacıyız. Ben Mustafa Yücel, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyesiyim. Batuhan Çağrı Yapan da lisansüstü öğrencimiz.

22 Mart – 22 Nisan arası yapacağımız bu bilimsel seyahati sizlerle buradan paylaşacağız. Bazen ben, bazen Batuhan sizlerle olacak.

Dünya okyanuslarının en özel yerlerinden birisine yolculuk yapacak olmamızın heyecanı içindeyiz. Su yüzeyinin yaklaşık 2500 metre altında Pasifik Okyanusu’nda derin deniz volkanlarınının bulunduğu bir bölgeye yapılacak bir araştırma seferine katılıyoruz. Bu seferin araştırmacıları yaklaşık 2500 metreye, Alvin denizaltısı ile dalarak derin deniz volkanlarının kendine has jeokimyasını ve ekolojisini çalışmayı planlıyorlar. Elde edilecek bulgular derin okyanusların ekstrem koşullarında hayatın oluşma koşullarını ortaya koyacak. Üstelik, derin deniz volkanlarından okyanusa giren kimyasal bileşenlerin iklim değişimi ve küresel karbon döngüsünde nasıl bir rol oynadığı keşfedilecek. Bu keşiflerin yanında, iki ODTÜlü araştırmacı olarak derin denize yapacağımız yolculukları blog ve sosyal medya üzerinde duyurarak bu ekstrem habitatları geniş kitlelere tanıtmak, bu ekosistemlerin kırılgan yapısına ve küresel iklim değişikliğinden etkilenebilecekleri gerçeğine vurgu yapmak istiyoruz.

Teşekkürler, takipte kalın!

Batuhan anlatıyor: Neden denizleri araştırmalıyız?

Sözü şimdi Batuhan’a bırakalım:

İnsanlık olarak Dünya’yı keşfetmeye, keşiflerimiz üzerine düşünmeye ve yeni fikirler geliştirmeye, hatalar yapmaya, düzeltmeye ayıracak oldukça uzun vaktimiz oldu. Bu süreçte bir çok şey öğrendik, örneğin ufak bir hata ile Yerküre adını verdiğimiz gezegenin aslında neredeyse dörtte üçünün okyanuslarla kaplı olduğunu öğrendik; neyse ki okyanusların tabanı da kayalar ve çökelmiş kayalarla kaplıydı da ismi değiştirmek zorunda kalmayacaktık. Aşağı yukarı 1 milyon yıldır sürdürdüğümüzü düşündüğümüz (türümüzün tarihi de hevesle aydınlatmaya çalıştığımız, bilmediklerimizden biri) yolculuğumuzda, okyanusların ekosistemin denge durumunda olmasında büyük katkısı olduğunu da keşfettik, soluduğumuz oksijenin yarısı okyanuslarda fotosentez yapan canlılardan geliyordu. Güneş varsa fotosentez ve yaşam var, ve güneş yoksa yaşam yok; uzun bir süre böyle düşündük. Güneş ışınlarının ulaşamadığı derin denizler yaşam barındırmayan birer çöl olmalıydı. Bu fikrin kemosentezin keşfi ile hatalarımız hanesine doğru yolculuğu hızla sürerken, 1970lerin sonunda çarpıcı bir şey keşfettik insanlık olarak: Okyanusun binlerce metre altında, etrafında yaşam kaynayan hidrotermal bacalar. Buradaki bacalardan tüten, magmaya yaklaşarak ısınmış, mineral içeriği, oksitlenme derecesi, sıcaklığı, asitliği değişmiş olan deniz suyu kemosentez ile besin ve enerjisini üreten mikroorganizmalara gerekli enerjiyi sağlayarak bir besin zinciri başlatıyor; bu besin zinciri de tüp solucanlarından bizim kıyılarda yaşayan uzak kuzenlerini tanıdığımız yengeçlere kadar omurgasızlara yaşam sağlıyordu. İnsanlık yepyeni bir şey keşfetmişti, bildiklerimiz hanesine yepyeni bir şey yazılmıştı. En başta bu bacalar ve çevrelerindeki yaşamın çöldeki vahalar gibi kendi kendilerine yeten ve küresel ekosistemi etkilemeyen sistemler olduğu düşünüldü; o bölgelerde yapılan disiplinlerarası, uzun dönemli izleme çalışmaları ve seferler sayesinde bugün biliyoruz ki hidrotermal baca ekosistemleri küresel ekosistemle bağlantılı, dışarıya enerji ve madde akışı mevcut, bacalar arası gen akışları mevcut. Bu heyecan verici keşifler yanında merak edilen daha bir çok şey var: Dünya üzerinde yaşamın başladığı yer ve koşullar hidrotermal bacaların olup olamayacağı, yaşam burada başladıysa bunun nasıl bir  başlangıç olduğu belki de en dikkat çekeni.

RV Atlantis 2’nin East Pacific Rise 9 N’a seferi insanlığın keşif yolculuğunda kesinlikle küçük olmayan bir adım; benim içinse dev bir adım! Geçtiğimiz yıl başlayan deniz bilim yolculuğumda en çok ilgimi çeken konulardan biri derin denizlerde yaşam ve bu yaşamın evrimi olmuştu. Öğrendiğim her yeni şey bende büyük bir heyecan ve kafamda bir çok soru yaratmıştı. Yaklaşık üç gün sonra Kosta Rika Punto Arenas’tan  başlayacak sefer benzer soruların ve  bu sorular sonucu oluşturulan hipotezlerin sorgulanacağı, bir çok yeni bilginin bildiklerimiz hanesine yazılacağı ve daha bir çok sorunun sorulmasını sağlayacak bir sefer olacak. Bunun yanında, Dünya’nın en donanımlı araştırma gemilerinden birinde, Pasifik’te karadan yüzlerce kilometre uzakta bir kaç hafta boyunca bilimsel çalışmalarda bulunacağım. Bu süreç yeni bir şeyler öğrenmek için bulunmaz bir fırsat.  Ve eğer yeterince şanslıysam DSV Alvin isimli, hemen her çocuğun hayallerinin bir köşesinde bulunan küçük denizaltı ile hidrotermal bacaların dünyasına bir yolculuk yapacağım, oraya birinci elden tanık olup örnekler alma fırsatı yakalayacağım. Bu yolculuk sayesinde Mustafa Hocam’ın demirin hidrotermal bacalardan küresel ekosisteme taşınması sorusunun cevabına, bacaların etrafında yer alan canlı topluluklarının genetik yapısını öğrenmeye biraz daha yaklaşacağız.

 

 

Kosta Rika’ya Doğru

Yola koyulduk. Önce Ankara üzerinden İstanbul, şimdi de Paris’de Kosta Rika’ya aktarma uçuşumuzu bekliyoruz.

Alvin denizaltısının ‘ana’ gemisi R/V Atlantis, bizi Kosta Rika’nın PAsifik kıyısında bir liman kenti olan Puntarenas’da bekliyor. Tüm katılımcıların orada buluşmasından sonra, haftasonuna doğru gemimiz 1200 deniz mili, yaklaşık dört gün yol alacak ve bizi Doğu Pasifik Sırtı, 9.50 derece kuzey enleminin uzerindeki çalışma bölgesine getirecek.

Her bulduğumuz arada, bu fotoğrafta olduğu gibi başımızdan geçenleri hemen sizlerle paylaşacağız!