FİZİK (Fizik nedir? Bilim nedir? ‘Bilimler’in birleştirilmesi mümkün mü? Bir önceki soruda niçin ‘Bilimler’ kullanıldı? Matematik bilim mi? Matematik icat mı, keşif mi? Peki ya Bilim, icat mı keşif mi?) <> FİNANSAL FİZİK (Fiyatlar, fizik sayesinde öngörülebilir mi? Bu sayede –çok– para kazanmak mümkün mü? Başarılı finans tahminlerinin örnekleri, kanıtları var mı?) <> TARİH (Ders alınsa da alınmasa da 'tekerrür' mü eder yoksa şaşmaz akışı mı var? Var ise, bilim dalı mıdır? <> ÇANAKKALE ÖYKÜLERİ (Yalnızlık dediğin Çanakkale’de bir …) <> AYKIRI SORULAR (Adı üstünde.)
ŞAHISLAR:
Director: Luigi Vanzi
Writers: Tony Anthony, Roberto Infascelli, Giuseppe Mangione
Stars: Tony Anthony, Daniele Vargas, Ettore Manni
SORULAR:
1) Şemsiyenin gölgesi niçin atlının (Tony Anthony) başı üzerinde değil? Dahası Güneş, seyrciye göre, sağ tarafta ama şemsiye sol elle tutulmakta.
2) Şemsiye niçin (pembe oluşunu geçtik de) mendil kadar küçük?
3) Yol boyu tutarken atlının kolu yorulmamış mı? Örneğin, alt ucun eyere sabitlenmesi akıl edil_E_memiş midir? (Şemsiyenin sapı sırt taraftan boyundan aşağı sokulmuş da olabilirdi.)
Doğaldır ki bu sorular filmin hemen başında şu üç soruya dönüşmektedir.
A) Atlının zekâ seviyesi mi düşüktür?
B) Yukarıdaki listede yer alanlar mı zekâ seviyesi düşük kişilerdir?
C) Yukarıdaki listede yer alanlar, seyircileri mi zekâ seviyesi düşük kişiler sanmaktadır?
Filmin linki için bkz., https://www.youtube.com/watch?v=aoq3-XkWzc4
(*) Ankara Büyülü Fener’in patronları İnci ve İrfan Demirkol’u selâmlayarak analım! Beyazperde dergisinde yayımlanan (Z. Livaneli’nin Sis adlı filmine ilişkin) ‘Siz Bir Sis Sever Misiniz?’ başlıklı yazım nedeniyle yazdıklarımdan ötürü kazandığım ilk paramı (o zamanki parayla 50TL) telif ücreti olarak ödeyen İrfan Demirkol idi.
SORU: Üstteki grafik niçin oraya konmuş olabilir?
CEVAP: Ons altın fiyatlarında
A) yükseliş
B) yatay seyir
C) düşüş
beklendiği için.
İPUCU: B) şıkkı geçersiz. Diğer iki şık için neyin yapılmasının yararlı olabileceğini eski bir iki yazımızda tartışmıştık.
Benzer bir eylem, grafiği altta verili BIST30 (XU030) için de yararlı olabilir.
Finansal okur yazarlık (←her ne demekse) konusunda tam bir zır_cahilim. Finansal okur yazarlığımın olmadığını da hiç gizlemeyip, bileakis pek çok kez açık açık belirtmiştim. Örneğin, bilanço değerlendirmeyi bilmem. Doğrusu ya, borsa ile ilgilenmeye başladığım günlerde bilanço analizi yapacağım diye göbeğim çatlardı ama sonra sonra tümden bıraktım. BIST’daki organik bağlantılı şirketleri de bilmem, hiçbir şirketin sermayesini veya ortak yapısını da bilmem. Örneğin, KOÇ grubu hangi şirketlerden oluşur bilmem. Örneğin, İş Bankası’nın (SİSE, bir zamanlar sıklıkla işlem yaptığım IZMDC, ISYAT, ISGYO gibi beylik olanlar dışındaki) iştiraklerini de bilmem.
Lâkin, illâ da uzunca bir süre, diyelim yıl sonuna dek taşıyacağım (Nefret ederim hisse taşımaktan!) bir hisse alacaksam ve bu da illâ banka olacaksa, ISCTR’yi yeğlerim. Sebebi ise, hemen alttaki son bir aylık takas değişim grafiklerinde ayan beyan görülebilir.
Portföy dağılımı (*) hiç yapmadım. Ne için yapılır, yapılması ne için önerilir? Bu soruların da yanıtlarını bilmem. Bu meyanda çeşitli kelâm işitmişliğim, görmüşlüğüm vardır ama, anlamışlığım yoktur.
Hisse taşıyıcılığı yaptığım eski zamanlarda paramı, kapitalimi hep üçe böler bir parçasıyla bir hisse alır (kademeli veya toptan), ikinci parçayla da başka bir hisse alır (kademeli veya toptan), üçüncü üçte biri de yedek akçe olarak tutar; elimdeki hisselerden birinde, kazanç elde etmezden evvel, sürpriz ucuzlama olursa paçal yapardım.
Ben aklımı severim, ne diye seksen doksan tür hisse taşıyayım ki? Riski yaymak mı? İçine yumurta koyacağım ikinci, üçüncü, ilh. sepetler sebebiyle dibi çıkabilecek sepet sayısını arttırmış ve dolayısı ile yeni riskler üstlenmiş olmaz mıyım öylelikle? Riskimi büyütmüş olmaz mıyım öylelikle?
Sözü daha fazla yaymadan deyivereyim ki, taşımalık ikinci hisseyi de alttaki listeden seçerdim.
Liste müthiş! Müthiş değil mi?
Devasa onca şirketin piyasa değeri (PD), defter değerinin (DD) yani o şirket şimdi kurulmaya kalkılsa gereken mali değerin altına düşmüş! Üstelik, şirket değerlendirmeleri de bu yakınlarda değil, hayli yıllar önce yapılmış.
Siyasetin bilim olup olmadığı konusunda Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne sahip Ankara Üniversitesi mi, yoksa Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümüne sahip ODTÜ mü haklı acaba? Yoksa, şu soru mu daha mühim: Siyaset ve ekonomi mi Bilim’in sultası altına girmekte, girdi mi acaba?
Ayrıntıyı okuyucuya bırakıp 20.yy öncesi Avrupa ideallerinden olan demokrasi ile ‘Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler!’ düsturu ile bilinen serbest piyasa ekonomisinin güncel halini irdelesek mi?
Yeryüzü’ndeki ülkelerin (*) kaçında demokrasi var dersiniz? Peki ya, pek çok emtiya kaleminin fiyatı serbest piyasa tarafından mı belirleniyor yoksa ABD Başkanı’nın sözcülüğünü yaptığı (gerideki) bir grup tarafından mı? (**)
Neyse ki, ODTÜ bloglarında siyaset hakkında yazmak yasak! Yoksa, bu yazı epeyce uzar giderdi.
Yine de sormadan geçiştirmeyelim; ABD’nin tüm gücü sahip olduğu bilim yetkinliğine dayanıyor değil midir?
3) b) SORU: Fotonun (elektron, vd.) tüm özelliklerini biliyor muyuz? YANIT: Fotonun (elektron, vd.) tüm özelliklerini bilip bilmediğimizi bilemeyiz. Ama, güncel bilgimiz kapsamımda kütlesi olan her nesnenin (doğrusal) momentuma da, bu kütle ve momentum değerlerine bağıl olarak dalga boyu hesaplanabilen (bkz., Planck, Einstein ve De Broglie bağıntıları) dalga özelliğine sahip olduğunu biliyoruz. Yani foton ya tanecik ya da dalga gibi veya şu kadar dalga gibi bu kadar tanecik gibi davranmaz. Dolayısı ile, bunların olasılıklarının karelerinin toplamı 1 falan da yapmaz.
Blogumuzun arama motoru kullanılarak bulunabileceği gibi, dalga_parçacık ikiliği (‘wave particle duality’) konusuna geçmişte pek çok kez değinmiş idik. Örneğin, bkz., DALGA MEKANİĞİ – c – başlıklı yazı. (https://blog.metu.edu.tr/caglart/2024/11/15/dalga-mekanigi-c/) Herhangi bir nesnenin parçacık özelliğini mi yoksa tanecik özelliğini mi gözleyeceğiniz, ölçeceğiniz size kalmıştır. Kilonuzu öğrenmek isterseniz tartı aracı (terazi, baskül, kantar) kullanabilirsiniz, boyunuz için de uzunluk ölçüm aracı (mezura, cetvel, lazerli ölçer) kullanabilirsiniz. Ah, tabii! İnsan boyu ile kilosu arasında hafif tertip bir ilişki (‘correlation’) de vardır. Örneğin, boyu bir metreden kısa olanların kilosu altmış kilogramın altındadır (, genellikle).
3) c) Hemen alttaki satırlar, hemen üstteki vidyonun 3dak14sn ile 3dak44sn arasındaki bölümüne dairdir.
Geçenlerde vefat eden Yiğit Bulut’un yıllar önceki bir gazete yazısındaki şu soruyu çevremdekilere sorarak hayli eğlenceli zamanlar geçirir idim. Mealen nakledeyim: Diyelim ki, beş on gramlık bir nesnede Avogadro sayısı (yaklaşık olarak 6,02214199×1023) kadar elektron var. Bunlar, nasıl oluyor da birbiriyle çarpışmadan müthiş hızlarla hareket ediyorlar, dönüyorlar?
Akla ilk gelen ve dolayısı ile hep verilen karşılık şu idi: Elektronlar aynı (eksili) elektrik yüke sahip olduğu için, yakınlaştıklarında aradaki (Coulomb) itme kuvveti mesafenin karesi ile ters orantılı olarak büyüyor. Bu sebeple de çarpışma olmuyor, ol_A_mıyor.
Hemen üstteki paragraftaki ifade doğru ama cevap yanlış. Çünkü, elektronlar çarpışmıyor değil, sürekli olarak ve her an çarpışıyorlar.
Gelgelelim, elektronlar bilardo topları imişçesine hayal edildiği için ancak bilardo topları gibi çarpışabileceği varsayılıyor.
Oysa, fizikte çarpışma (‘collusion’) ile etkileşim (‘interaction’) eşanlamlıdır. Akla hayale ilk geldiği biçimde yani iki parçacık arasında temas oluşan etkileşme yoktur, tanımlı değildir. Açıkçası, parçacıklar temas etmeksizin etkileşir; temas etmeden çarpışır, her mesafede çarpışır.
4) “Yangından çıkardım, şu anda su veriyorum. Galiba yanmış bu sıcaktan dolayı. Köye götüreceğim, yangın bitene kadar ona bakmak zorundayız, sonuçta bir can. Elimizden geleni yapacağız. Kurtarabildiğimiz kadar kurtarıyoruz.”
Vidyomuzun adresi: https://www.youtube.com/watch?v=hAN5gck5774 .
Bu vidyoda 2 önemli eksik var. Biri, dkk: 15:30 “Bugünün matematiği, elimizdeki bazı problemleri çözmeye yetmiyor.”
Buradaki eksiklik, ‘elimizdeki bazı problemleri’n tam da bugünün matematiğinden kaynaklanıyor olduğunu gör(e)memekten kaynaklanıyor.
İkinci eksiklik de tamı tamına bugünün matematiğinin eksikliğinden kaynaklanıyor.
Gelgelelim, matematiği tam ve mükemmel sananlar kahir ekseriyet! (**)