Sevgili Fizik öğretmenim Ertuğrul Coşkuner pek anımsamıyor ama birlikte gayet güzel deneyler kazandırmıştık lisemizin Fizik Laboratuvarına. Bunlardan biri Atwood Makinesi idi. (*) Bir diğeri de batarken Güneş’in niçin kızıla çaldığına ilişkindi. Cam bir kutu havuz içinden geçen beyaz ışık, sudaki kükürt yoğunluğu arttıkça kızıllaşmaktaydı.
Ertuğrul öğretmenimin amcası, Erkek Lisesi’nde Felsefe Öğretmeni idi. Bir kez karşılaştık, tanıştık. Şu fikri gayet filozofça idi; “Teknolojik araç gereç edindiğimizde, örneğin eve buzdolabı aldığımızda (**) buz dolabı yapılırken yararlanılan bilim ve teknolojiyi de evimize sokmuş olmuyoruz.”
ODTÜ’ye girince fark ettim ki, bilimsel düşünceyi kavramak hayli müşkül bir zenaat idi.
Kolonya Suyu (***) dökünerek bir nebze olsun serinlemek modern soğutucuların dayandığı temel fikir olmasına karşın, bu ilinti pek bilinmez.
Bol makaleli bir hocama sorduğum şu iki soruya verdiği yanıtlar kulağımda çınlar halen:
i- Bir fizik olgusuna ilişkin kaç deney yapmalıyız ki, bu olgunun yasa olduğu sonucuna varabilelim?
Demişti ki, “—Psikolojik olarak tatmin olana kadar.”
İkinci sorum ise, bu blogdaki birkaç yazıda da değindiğimiz Karacisim Işıması konusunda beklenmedik bulgu, aslında ekmek, pasta fırınlarından sızan ışımanın incelenmesiyle keşfedilmişti. Bu nedenle, işin başında ‘Cavity Radiation’ olarak anılırdı. (#) Ben de hinlik edip aynı hocaya şunu sormuştum.
ii- ‘Cavity’ boşluğunu doldurup çevresindeki maddeyi yok etsek elde edeceğimiz bu küre de ‘Cavity Radiation’ yayar mı?
Dikkatinize arz edeyim ki, kitaplarda ilgili şekillerde ‘cavity’ hep küresel olarak tasvir edilir. Neyse, aynı hocam dedi idi ki, “—Hiç olur mu öyle şey?! Adı üstünde, ‘Cavity Radiation’ değil mi?”
Tabii ki, karşılık vermedim, veremedim, veremezdim. Ama dersimi almıştım. Diploma, makale sahibi olmak Fizikçi olmaya yetmeyebiliyordu.
Yahut, beşer (bazen) şaşıyordu!
Örneğim, bu satırların yazanı da şimdiye dek bir hayli gaf yapmış olmalı. Bu gaflardan (hata, yanlışlık dense de olur) biri bu blogun 11. NOT’unda mevcut. (##)
Bu blogun 11. NOT’undaki yanlışlığım şudur: Yazı tura atışlarında, atış sayısı arttıkça gerçekleşme oranları aynı değere yani ½ değerine yakınsar mı yakınsamaz mı, bilemeyiz. Çünkü, her şeyden önce, ‘atış sayısı arttıkça’ ifadesi tanımsızdır. Bu sayı ne kadar artarsa artsın, o sayının, en basiti, karesine varmak için bile hayli uzun bir yol vardır. İkincileyin, o sayı ne olursa olsun, ondan sonraki herhangi bir N kez (N bir Doğal Sayı olmak üzere) atışta Yazı veya Tura (ardışık olarak, ardı ardına) gelme olasılığı sıfır değildir. Bu durumda da herhangi bir yakınsamadan söz etmemek gerekir(di).
Demek ki, en hafifinden, ‘Ezberden konuşma!’mak gerekiyor.
(*) https://www.google.com/search?q=atwood+machine&rlz=1C1YTUH_trTR1162TR1162&oq=atwood+machine&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyCQgAEEUYORiABDIICAEQABgWGB4yCAgCEAAYFhgeMggIAxAAGBYYHjIICAQQABgWGB4yCAgFEAAYFhgeMggIBhAAGBYYHjIICAcQABgWGB4yCAgIEAAYFhgeMggICRAAGBYYHtIBCDE2MzdqMGo3qAIIsAIB8QXtZKgjswKLZg&sourceid=chrome&ie=UTF-8
(**) O zamanlar ‘buz dolabı’ denirdi. Kim bilir, belki de daha öncesinde mutfaklarda ‘telli dolap’ kullanılır olduğundandır.
(***) Almanya’nın Köln kentinde yaşayan bir girişimci bulduğu için, eskiden Kolonya Suyu tamlaması ile bilinirdi. (****) Köln kenti de eski bir Roma kolonisi idi; adı oradan gelir.
(****) https://www.google.com/search?q=Kolonya+nas%C4%B1l+bulundu&rlz=1C1YTUH_trTR1162TR1162&oq=Kolonya+nas%C4%B1l+bulundu&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyCQgAEEUYORiABDIKCAEQABiABBiiBDIKCAIQABiABBiiBDIKCAMQABiABBiiBDIKCAQQABiABBiiBNIBCDE1ODNqMGo5qAIDsAIB8QU2fWp-Di5BUA&sourceid=chrome&ie=UTF-8
(#) https://www.google.com/search?q=cavity+radiation&rlz=1C1YTUH_trTR1162TR1162&oq=cavity+radiation&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyCwgAEEUYExg5GIAEMgkIARAAGBMYgAQyCQgCEAAYExiABDIJCAMQABgTGIAEMgoIBBAAGBMYFhgeMgoIBRAAGBMYFhgeMgoIBhAAGBMYFhgeMgoIBxAAGBMYFhgeMgoICBAAGBMYFhgeMgoICRAAGBMYFhge0gEHOTUwajBqN6gCCLACAfEF83hPfCg25Z0&sourceid=chrome&ie=UTF-8
(##) https://blog.metu.edu.tr/caglart/2025/03/29/insanligin-zeka-duzeyi-ve-bilim/
11. NOT
Derler ki, “—Yazı tura atışlarında yazı (Y) veya tura (T) gelme olasılığı ½’dir.” Karşı taraf da şöyle yanıtlar; “—Eh, mantıklı! İki seçenek (Y veya T) olduğuna ve bu seçeneklerin her birinin gerçekleşme olasılığı eşit olduğuna göre Y ve T’nin gerçekleşme olasılığı ½’dir.” Bu satırların yazanı da der ki, “—Deney yapalım şu halde! Parayı ardı ardına iki kez havaya fırlatalım. Bakalım herhangi bir atışta Y ve diğerinde T geliyor mu?”
Hemen itiraz ederler: “—Gelmeyebilir. Ancak çok sayıda atış yaparsanız gerçekleşme oranları ½ ve ½ olur!”
Hayır, olmaz! Diyelim ki, sıfırdan farklı ve Doğal bir çift Sayı olarak M (=2, 4, 6, … ) kez atış yapıldıktan sonra gerçekleşme oranları tam da ½ ve ½ oldu. Hemen bir sonraki atışta bu eşitliğin bozulacağı açık!
Tahminen şöylen kınayacaklar bu fakiri; “—Siz ‘gerçekleşme olasılığı’ ile ‘gerçekleşme oranı’nı karıştırıyor olabilir misiniz?”
Yoo, hiç de değil! “—Atış sayısı arttıkça gerçekleşme oranları aynı değere yani ½ değerine yakınsar. Ama, eşitlik, bu durumda tanımlı değildir.”
Haksız mıyım?