Monthly Archives: March 2025

AVRUPA mı ABD mi?

FİNANSAL FİZİK -13-

Herhangi bir olayın sebep_LER_inin ne_LER olduğunu tam olarak bilemiyoruz, ayrıştıramıyoruz. 2024 yılında, bu olanaktan mahrumuz henüz. İşin kolayına kaçıp; ya tek bir sebebe bağlıyoruz herhangi bir olayın meydana gelişini, ya da ‘Öyle rasgeldi.’ (‘random’) diyoruz. (*)
Buradaki esas soru da şu: Sebep_LER_ini bilmediğimiz herhangi bir olguyu öngörebilir miyiz?
Evet, bu mümkün! Örnekleri de var zaten! En ünlüsü, günümüzden yaklaşık 2500 önce Milet’li Tales’in ilerideki bir Güneş tutulması olayının saatini bilebilmesidir. (**)
O tarihlerde ne Kopernik, ne Kepler, ne Newton ne de Einstein tarafından ileri sürülmüş kütleçekim kuramları bilinmekteydi. Hoş, bunların hiçbiri, yere basıyor olmamızın sebep_LER_ini,, Yer tarafından çekişimizin ve bizim Yer’i çekişimizin sebep_LER_i hakkında herhangi bir açıklamayı bir kenara koyalım, ipucu bile veriyor değiller. Bu denli çaresiziz işte!
Bir de ‘Tüm sebep_LER_in neler olduğunu bilebilmiş olsak, kim bilir ne denli öngörüler yapabilirdik.’ diyerek AVRUPA/AMERiKA terazisinin horozuna (***) gözümüzü dikelim.
Şimdilik, hemen herkes ABD’nin boğa gibi güçlü AVRUPA’nın ise, gayet zayıf bir konumda olduğu fikrinde. Lâkin, bu fakir tam tersi kanıda. İlkin, aşırı tehdit ve gerilim altındaki AVRUPA’nın ortak ordu ve bu nedenle de ortak maliye sahibi olup ortak tahvil çıkarabileceği kanısındayım. Bu yönde atılacak adımlar ve ilgili haberler yıllardır sıkışmakta olan EURUSD’yi aniden çok yükseğe fırlatabilir.

Önceki sıkışmaların yukarı sert hareketlere dönmüş olması, aynı olgunun yineleneceğini gerektirmez elbet. Dolayısı ile, yakın takipte olmakta yarar var.
Şimdilik, olasılıklar dışında, hemen hiçbir gerekçe gösteremeyecek oluşumla birlikte, New York DOW, NASDAQ ve S&P500 endekslerinde çok ciddi geri çekilişler görüleceği kanısındayım.

(*) Tabii, hiçbir şeyin tesadüf olmadığını iddia edenler de var.
(**) Bu olayın en lezzetli anlatımı için, Heredot Tarihi’nin giriş bölümüne bakılabilir.
(***) https://embed-3dwarehouse-classic.sketchup.com/model/427e731a4c56cb52be76a61dc29e614d/teraziscales

NOT 30 Üçlü çete

Üçlü tepelerden (Omuz Baş Omuz dâhil) kaçınmakta yarar var. Bir üçlü tepenin genişliği, düşüşün derinliği ve süresi hakkında ipucu verir, genellikle.
Üçlü tepelerin oluşum koşulları ise, doğrudan doğruya Finans Fiziği’nin konusu içindedir ve umulur ki, Finans Fiziği’ne yakın zamanda, örneğin Tarih konusunun ardından, bu sayfalarda değiniriz ayrıntısıyla.

FİZİK ÖĞREN_me_MENİN YARARI

İçerik: Hangi fizik?

Fizik -17-

Şimdiye dek çözdüğüm, aldığım veya verdiğim sınavdakiler dâhil, en gerçekçi soru şöyle bir şeydi: Durmaktayken düşmeye başlayan bir saksı, pervazından tepesine dek yüksekliği H olan bir pencere önünden T kadarlık bir süre içinde geçtiğine göre, saksının hangi yükseklikten (pencere pervazına veya tepesine göre) düşmeye başladığını bulunuz. Diğer soruların hepsi de günlük hayatla ilgisiz, gayet soyut olaylara ilişkindi.
Yukarıdaki sorunun çok benzeri 1.sınıf mekanik konularından birinin sonunda mevcut olsa gerektir.
Bu nedenle de, bir sınavda sorduğum bir problem şöyle bir şeydi: Tanju Çolak, bir penaltı atışında falsosuz vurarak tam doksandan gol atmak istiyor. Penaltı noktasının kaleden uzaklığı A metre ve kale ölçüleri de B metre ve C metre olduğuna göre, topa vuruş anındaki açı ve hız değerlerini bulunuz.
İtiraf edeyim; şu yukarıdaki soruların fizikle ilgisi olmadığının farkında değildim. Çünkü, saksı da top da noktasal tanecik değildir. Mekanik de noktasal parçacıklara ilişkindir. Dolayısıyla Tanju da topa bir tek noktada kuvvet uygulayamaz, topa tek noktada vuramaz.
Bütün bunların da elbette ve özellikle yeni başlayan öğrencilerin kafasını hayli karıştırması kaçınılmazdır. Ya bir de öğrenci, sözel bölümlerin birinden ise…
Nasıl da büyük bir çelişkidir amma; fizik, hayattaki hiçbir şeye karşılık gelmiyor, hayattakilere dair de fizik yok. “E, o zaman ben ne diye fizik öğreneyim ki?” diye düşünmüş olan herkes haklıdır, hem de tepeden tırnağa, sonuna dek.
Arkadaş Yayınları sahibi arkadaşım ve ODTÜ (‘Pure’) Fizik’ten tertibim, Yeni Foça Sokak’tan komşum Cumhur Özdemir ve sevgili Server Tanilli çok söyle_N_mişler idiler, ‘Uygarlığın Seyir Defteri’ni ve ‘Fiziğin F’si’ni ders kitabı olarak düzenleyeyim diye de ‘—Yok, onlar pilajda bile okunabilsin diye öyle yazıldı.” diyerek karşı çıkmışlığım vardır. ‘Keşke söz dinleyeydim.’ diye (bir itiraf daha) çok hayıflandım son zamanlarda.
Şimdilerde, gayet ısrarcıyım; güzel Türkçe’mizi her konuşanın kolaylıkla anlayacağı bir fizik kitabı eksikliği bir an önce giderilmeden bu ülkede bilim eğitiminden fazla bir şey beklemek abestir, fuzulidir. Kitaptaki problemler de gayet akıllıca seçilmeli, açık bir dille ifade edilmeli. Fiziğin tüm olumlu yanlarıyla birlikte eksiklik ve zayıflıkları da açık seçik belirtilmeli. Yoksa fizik öğretilmiş olmaz ki. Çünkü, güncel Fizik eksikli ve zayıflıklıdır pek çok bakımdan.
İnsan gövdesinin hareketi tamamen mekanik, duyular dâhil sinir sitemi tamamen elektomanyetik olgulara dayalı iken, bu olguların fizik ders kitaplarında hemen hiç yer almamasını nasıl anlamlandırmalı? Açıktır ki, spor faaliyetleri, böylesi fizik kitapları için gayet hoş konulardır. Örneğin, kinetik sürtünme katsayısının şu kadar olduğu bir yüzme yarışında, dönüşler hariç tutulduğunda, 1500 metreyi T süresinde tamamlayan bir yüzücünün harcadığı enerji ve güç hesabı ilgi çekici olmaz mı?
Peki ya şu hususa ne demeli? ‘Saniyede A metre küp su ekleyen bir borudan beslenen havuzdaki bir delikten saniyede B metreküp su boşalmaktadır. Eni, boyu ve derinliği P, Q ve R olan o havuz kaç saniyede dolar?’
Böyle bir soruyu çözen öğrenci mi, yoksa havuzun dolmasının tanımlı olmadığını öğrenip kavrayan öğrenci mi daha kazançlıdır acaba?
Daha basiti, bir çay bardağı kaç damlada dolar acaba?
Denemesi bedava; asla bulunamaz! Açıkçası, her deneyde olmasa da, her on deneyde en az üç, dört kezindeki damla sayısı çoğunluğu oluşturan damla sayısından farklı çıkacaktır.
Dolayısı ile, hayatta mutlak ölçüm olmadığını, ölçüm sonuçlarının bir dağılım oluşturacak olduğunu öğrenen bir öğrencinin kazanımı çok büyük olmayacak mıdır? Şu ya bu kadar tane damla ile dolmuş olan yukarıdaki bardaktaki suyun sıcaklığının asla bilinemeyeceğini öğrenip kavrayan bir öğrencinin zekâsının, anlağının, dimağının ne denli genişlediği, geliştiği karşıdan bakan biri tarafından anlaşılabilir mi? Hele aynı öğrencinin, o kavrayışını kendi çocukları başta olmak üzere yakın çevresine aktararak yaygınlaştırdığını bir düşünsek?
Şu tercihin yapılmasının gerekliliği gayet açık: Ya yukarıdakiler ve benzer fazlası öğretilecek, ya da var olan, alışıldık (‘usual’) fizik! Tabii ki, ikisi birden, aynı anda olmaz!
Hoş, asıl müşkül taraf şudur; zayıflığıyla, eksikliğiyle (gerçek) fiziği bilen (bilebilen (?)) kaç tane öğretmen, hoca bulunabilir ki?
Ah, bir de diyebilirler ki, ‘Tüm Dünya’da okutulan fizikten başkasını mı okutalım?’
Hayatım boyunca bu tür sorulara yanıt vermek için, ağzımı açmışlığım yoktur!
Arkamdan da ne konuşul(acak ol)duğunu hiç umursamadım.
Fizik mi dediniz? Hangi fizik?