İçerik: Al gözüm seyreyle salih, seyredebilirsen.
Fizik –15 / c–
Noktasal ve m kütleli bir nesne üstündeki kuvvet sabit ise, konumunun zaman içindeki değişimini veren denklemi, kinci dereceden bir polinomdur. Bu polinomun da iki tane bağımsız parametresi vardır ki, çoğu kez bunlara başlangıç konumu ve başlangıç hızı (sürati) denir. Tam da bu nedenlerle, ilgili Fizik için ‘deterministic’ sıfatı kullanılır.
Kuvvetin sabit oluşundan kaynaklanan bu ikinci dereceden polinomun hayli ünlü oluşunun bir nedeni, Yeryüzü’ne yakın yerlerdeki nesnelerin üstündeki Kütleçekim Kuvveti’min sabit oluşudur. İkinci nedeni de, zamana bağlı ve dolayısı ile karmaşık kuvvetlerin öneminin henüz farkında ol_A_mayışımızdır.
Örneğin, günümüzden 2000 yıl kadar evvel, uygarlık metre mertebesinde duyarlılığa (‘hassa’) dayalı idi. Sonra santimetre, milimetre derken; teleskop ve (tersten teleskop olan) mikroskop kullanımının yaygınlaşması ile mikrometre (‘micro’=milyonda bir) düzeyine indi. Günümüz uygarlığı ise, nano_teknolojiye (‘nano’=milyarda bir) dayalı.
Sabit olmayan kuvvetlerle haşır neşir olamayışımızın bir nedeni de, bunların çözümünün analitik fonksiyon olmayışıdır. Aynı anlamı başka bir deyişle söyleyecek olursak; sabit olmayan kuvvetler için analitik fonksiyon elde etmeyi henüz bilmiyoruz. Yapabildiğimizin en fazlası, nümerik ve yaklaşık değerler elde edebilmekten ibaret.
İşte bu gibi nedenlerle de ‘Matematik, Fizik, Futbol Maçı ve Tarih –b–‘ başlıklı yazımızın Eşitlik 7’sindeki ve temelde Newton’un Devinim Yasaları’na dayalı denklem, Yeryüzü’ne yakın, Yeryüzü’nde ve Yer altındaki olayların gayet mini minnacık bir oranındakilerde işe yaramaktadır. Örneğin, Bodrum ilçemizdeki bir villanın terasından düşen (itilen?) bir insanı kapsamaz. (*) Zaten, https://arxiv.org/’de de insan düşüşü ile ilgili makale bulunmaz. Çünkü, hem insan noktasal tanecik değildir, hem de düşerken hava ile temasta iken ’aerodinamik’ etmenler sebebiyle; etkisi altındaki net kuvvet sabit değildir. Dolayısı ile, ‘insan düşüşü’ Fizik’in konusu değildir henüz.
Futbol maçları da Fizik’in konusu değildir henüz. Zaten, herhangi bir anındaki topun üstündeki etkileri, yani sebepleri saptayabilmekten mahrumuz henüz. En başta, bir futbol maçının her anını top yekûn gözleyemeyiz. Çünkü, birbiriyle eşgüdümle çalışan iki gözümüz var topu topu. Sineklerinki gibi petek gözlerimiz olaydı belki maçları baştan sona an be an ve tam olarak gözleyebilirdik. O sırada, her andaki olayların her birinin sebep-sonuç ilişkilerini ayrıştıraMAyabilirdik yine de. Çünkü, o olayları hakkıyla değerlendirebilmek; gelişkin zihin, akıl, anlak, zeka işidir. Belki tam da bu nedenle, futbol maçları hayli eğlenceli, heyecanlandırıcıdır. Her an, (sebeplerini bilmediğimiz) her şey olabilir adeta.
Geçen de tartışmış idik ki, bir maç oynanırken veya bittikten sonra, hatta çok sonra bile tarihi yazılabilir mi acaba? Peki ya bilimi yapılabilir mi?
Yakın ileride de tartışacağımız gibi, Tarih’in Bilim’i (Bilimsel Tarih deyimi uygun olur mu acaba?) mümkündür.
Bu yöndeki ilerlemelerin başlangıcı da neden-sonuç ilişkilerinin ayrıştırılması (**) ve ardından ölçümlere dayalı nümerik değerlerin eldesi olacaktır diye öngörmek çok da abartılı sayılmasa gerektir.
Hazır, Trendyol Süper Lig 2024-2025 ilk yarısı henüz bitmişken bir öznel çıkarsayıştan söz etmek yerinde olabilir.
Alttaki PDF 2.sayfadaki grafikte (***) görüleceği gibi, takımların puanı (kırmızı, kahverengi çizgi) ile attığı gol sayısı (mavi çizgi) arasında gayet yakın bir ilişki var. Tabii ki, bu gözlem rastlantısal olabilir. Çok sayıda ligin (hem bu yıla hem de geçmiş yıllara ait) daha (****) incelenmesi elzemdir.
Yine de, anılan grafiğe dayalı olarak, ülkemizde bugünkü futbolun teknik direktöre değil sermayeye dayalı olduğunu iddia etmek mümkündür. Çünkü, ‘ne kadar golcü futbolcu o kadar puan’ ilkesi geçerliymiş gibi görünmektedir. Daha açıkçası, iyi kaleci(ler), iki_üç defans oyuncusu ve bolca ofans oyuncusu hayli çok puan sağlayıp takımı üst sıralarda tutabilir.
(*)https://www.google.com/search?q=asl%C4%B1+ba%C5%9F+cinayeti+odt%C3%BC&sca_esv=fb57592daf8c32c6&sxsrf=ADLYWIIZ3SVvEH0BGte7lakT8ykz3N9WBA%3A1736794892923&ei=DGOFZ630N9uQxc8PtbOriQw&ved=0ahUKEwitqo-VsfOKAxVbSPEDHbXZKsEQ4dUDCBA&uact=5&oq=asl%C4%B1+ba%C5%9F+cinayeti+odt%C3%BC&gs_lp=Egxnd3Mtd2l6LXNlcnAiGWFzbMSxIGJhxZ8gY2luYXlldGkgb2R0w7wyCBAAGIAEGKIEMgUQABjvBTIFEAAY7wUyBRAAGO8FSIAaUN8HWLkWcAF4AJABAJgBrQGgAf0EqgEDMC41uAEDyAEA-AEBmAIEoAKRBMICBRAhGKABmAMAiAYBkgcDMC40oAeRDQ&sclient=gws-wiz-serp
(**) Örneğin, Kleopatra’nın burnu Dünya Savaşı’nın sebebi olmayabilir ama Avusturya-Macaristan tahtının veliahtı Arşidük Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914’te Gavrilo Princip adında bir Sırp milliyetçisi tarafından Saraybosna’da öldürülmesi de olmayabilir. İlgili bir tartışma için; bkz., https://anabilgi.anadolu.edu.tr/?contentId=32567
(***) Kaynak: https://www.tff.org/Default.aspx?pageID=198&hafta=19#grpctl00_MPane_m_198_12491_ctnr_m_198_12491
(****) Ama kaç tane? Viyana Çevresi’ni ve Karl Popper’ı muhabbetle analım!

