Tavuk, yumurta, kelebek

Fizik –13–

İçerik: Bildiklerimiz, Bil_E_mediklerimiz

‘Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?’ sorusuna hemen herkes aşinadır sanırım; yani Yeryüzü’nün tüm ülkelerinde. Yanıtı da kolay bulunur cinstendir; “Yumurtadan tavuk çıkmaz. Civciv çıkar.” O da sonrasında ya tavuk olur ya da horoz.
Lâkin bu yukarıdaki, ilgili sorunun hayli sulandırılmış hâlidir. Çünkü ilgili soru şudur: ‘Hangisi önce tezahür etti? Tavuk mu (sonradan ilk tavuk yumurtasını yumurtladı) yoksa tavuk yumurtası mı (sonradan içinden ilk civciv çıktı)?’
İşte bu son sorunun biçimi de, yanıtı da itikata bağıldır. Evrim yanlıları için ‘Evrimleşerek tavuk mu yumurtadan önce ortaya çıktı?’ şeklinde sorulabilir. Yaradılış (Genesis) (*) yanlıları için ise, ‘Tanrı önce yumurtayı mı yarattı ondan tavuk çıktı; yoksa tavuğu mu yarattı da bu ilk tavuk ilk tavuk yumurtasını yumurtladı?’
Heyhat! Ne Bioloji’nin ne de Teoloji’in bu konuda (bu satırların naçiz yazanın bilgisine göre) hiçbir yanıtı yoktur. Yani, ‘İlk olarak tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan?’ sorusunun yanıtını bilmiyoruz. Dahası, bil_E_miyoruz. İleride öğrenir miyiz? Bunu da bil_E_miyoruz. Hadi, öğrendik! Ama en basiti, yumurtlayış yoluyla üreyen, ne çok tür var geride. Onların ilklerini de bil_E_bilir miyiz acaba?
Aslında, bilgisizliğimizi yahut gayet sınırlı olan bilgi dağarcığımızı örneklemek için o denli uzağa da gitmeye gerek yok. Kendimize bakalım. Sürekli nefes alıp verişimiz nasıl sağlanıyor acaba? Kalp atışlarımız nasıl düzenleniyor? Ağzımızdan girenlerin çeşitliliğine rağmen dışkılarımız niçin hep aynı? Yiyecekleri, içecekleri nasıl oluyor da, adeta kuyumcu terazisi hassalığında ayrıştırabiliyoruz ve gövdemizin değişik yerlerine ‘adrese teslim’ biçimde yolluyoruz? Nasıl oluyor da hem sıcağı soğutmak hem de soğuğu ısıtmak için aynı havayı aynı ağızdan üfleyebiliyoruz? Peki bunların hangisinin farkındayız? Gözümüzden, kulağımızdan giren elektromanyetik, mekanik; ışık, ses dalgalarını nasıl oluyor da elektrokimyasal sinyallere çevir_E_biliyoruz? Hadi daha ileri gitmeden, ‘Hücrelerimizin zarları arasındaki geçişkenlik ve yine örneğin hücrelerimizin amitoz bölünüşü nasıl denetleniyor da gerçekleşiyor? Alın bir tane daha! Atomlar(ımız)da elektronlar dönüyor mu yoksa bulut halindeler mi? Sahi, elektron nedir? Birbirini nasıl oluyor da itiyorlar?
Zaten π sayısının, karekök ikinin; sıfır, otuz ve doksan dereceler hariç hiçbir açının trigonometrik sinüs değerini bilmiyoruz. Kaptaki suyun sıcaklığını, bir elektronun hem konumunu hem doğrusal momentumunu aynı anda tam olarak ölçemiyoruz.
İtikata bağıl; Hz. Adem gibi veya en eski atalarımız gibi ateş yakıyor, onlar gibi giyiniyoruz. Vücut kıllarımızı kesmekte kullandığımız araçlara ‘traş bıçağı’, tırnaklarımızı keserken kullandıklarımıza da ‘tırnak makası’ diyoruz; bıçak ve iki bıçaktan oluşma makas insanlığın ilk buluşlarındanken üstelik. Yazıdan bile binlerce yıl önce bulunmuşlarken hem de.
Yani?
Yanisi şu! İnsanlık, bırakın yetişkin olmayı, henüz emeklemeye bile başla_YA_mamış olabilir. Baksanıza, Fizik’in tanımı var mı? Lütfen açın bakın ansiklopedilere, kitaplara, makalelere, internet arama motorlarında bakın! Yazılanlar nedeniyle gülesiniz gelir, cehaletimiz için ağlayacağımız yerde.
Bakın bakalım Bilim ne imiş? Bilim olmayan ne imiş? Coğrafya bilim mi imiş? Astronomi bilim mi imiş?
Geçenlerde konuştu idik; ‘Bilim ölçümle elde edilmiş niceliklere dayanır. Ölçümle elde edilmiş niceliklere dayanmayan Felsefe gibi bilgi dizgeleri Bilim değildir.’ diye. Gel gör ki, Bilim’in ilk gereksinimleri olan ölçümleri hatasız da yapamıyoruz.
Dahası, Viyana Çevresi’nin (**) ilk kez sorduğu gibi, ‘Herhangi bir tabiat yasasını kaç tane deney yaparsak doğrulamış oluruz?’ Bilim, ölçüme yani gözlem ve deneye dayanacak olduğuna göre kaç ölçüm veya gözlem veya deney sonucu bilimsel nitelikte veri elde edeceğimizi de bil_E_miyoruz.
İşte bütün bu kısıtlılıklar altında üretebildiğimiz Bilim için, ‘Niçin ve neden sorularına yanıt aramaz Bilim, ancak ne kadar ve biraz da nasıl sorusuna yanıt sunar.’ denmez mi? Denir!
Zaten bakınız, şu iki sözcük de ne denli şaibelidir aslında; neden, niçin. İlk sözcük “Ne’den ötürü?” anlamındır. Yaygınca ve sıklıkla kullanıldığı için, yuvarlanıp o hâle bürünmüştür. İkincisi de “Ne için?” sözcüklerinin yuvarlatılmışıdır. İlki, olgunun öncesine yani kaynağına ikincisi de sonrasına yani hedefine yöneliktir ve bu durumda açıktır ki, ikisi de İngilizce’deki ‘reason’ ve Arapça’daki ‘sebeb’ (sebep) (***) sözcüklerinin karşılığı değildir.
Aynı gerekçe ile, bundan sonra sebep ve sonuç sözcüklerini, günümüzde Fizik’in ana dili sayılan İngilizce’deki ‘reason’ ve ‘result’ sözcüklerinin karşılığı olarak kullanmayı yeğleyeceğiz.

‘Anastas mum satsana.’ cümlesini Türkçe bilen hemen herkes henüz çocukken öğrenir. Latince’de bir benzeşi vardır; ‘Gecenin içinde dönüyoruz, ateş bizi yutuyor.’ anlamına gelen ‘In girum imus nocte et consumimur igni.’
‘Diğer tüm durumlar sabitken.’ anlamına gelen ‘Ceteris paribus’ deyişi ise, daha yaygındır; elbette ‘Veni vidi vici!’ deyişi kadar yaygın olmasa da.
‘Ceteris paribus’ deyişini ekonomistler pek sever. (****) Çünkü işlerine pek yarar bu deyiş. Tahminleri tutarsa, ne ala! Yok, tutmaz ise, “—Zaten diğer tüm durumları sabit var saymıştık. Ama sabit kalmadı.” falan demelerine beis olmaz.
Şu gök kubbe altında sabit kalan, değişmez kalan ne var ki? Bu nedenle ‘sabit’, ‘değişmez’ gibi sözcükler π-sayısı gibi, ikinin karekökü gibi, otuz bir derecenin sinüsü gibi şu gök kubbe altında karşılığı olmayan tümüyle hayal ürünlerindendir.
Bir yandan da ‘Ceteris paribus’ deyişi π-sayısını üç, üç virgül onda bir ya da üç virgül yüzde on dört almaya cevaz verdiği için severek kullanılır. Yan etkisi, ayrıntıda farklı pek çok nesneyi aynı zannetmektir; örneğin, matematiksel fonksiyonları.

Burada a_0=b_0 alıp ardından da “—Ceteris paribus!” demek aldatmaca, hile hurda değil midir? Hatta, a_0=b_0, a_1=b_1, a_2=b_2 olsa da ne değişir, ne kadar değişir?
Bu üstünde konuştuğumuz konu, aslı esasında ve doğrudan doğruya zihinsel kısıtlılığımızın işareti, göstergesi ve kanıtıdır. Bu nedenle itiraz görmez pek; tersine, yaygınca ve peşinen kabul görür. ‘Çoklu durumları bulgulaya_BİL_mekten, değerlendire_BİL_mekten ve dolayısı ile kullana_BİL_mekten aciz oluşumuz nedeniyle boş boş otura kalmaktan daha evladır bulgulaya_BİL_diğimiz, değerlendire_BİL_diğimiz ve dolayısı ile kullana_BİL_diğimiz etmenlerle iş görmeye çalışmak.
Çerçeveyi biraz daha daraltalım. Çok yaygınca, ‘Her olayın, olgunun bir sebebi vardır.’ diye düşünürsünüz. Değil mi? Eğer “—Evet!” dedi iseniz, bir kez daha düşünmenizi öneririm. O arada, şu alttaki satırlara katılır mısınız acaba?
Neden_Sonuç ilişkisi doğrudan doğruya ‘p ise q’ mantık önermesindeki gibi, bire bir ilişki sanılır. Acaba, tam böyle midir? Örneğin, sizin doğuşunuzun sebebi nedir? Efendim? Çabucak yanıt veremediniz mi? Peki, herhangi bir futbol maçının şu ya da bu sonuçla bitmesinin sebebi nedir? Sahanın bozuk ya da düzgün oluşu mu? Hakemin tarafgir olması, yanlış düdük çalışı ya da son derece başarılı kararlar vermiş olması mı? Teknik direktörlerin başarısı mı, başarısızlığı mı?
Fikrim şudur ki, zihinsel sınırlılığımız nedeniyle herhangi bir olgu üstündeki etmenleri etki ağırlıkları ile bulgulayabilmekten aciziz. Bu nedenle, pek çok etmeni göremiyoruz ve aklımız bir iki etmeni kavrayabilecek düzeyde ancak olduğu için de, her olayı, her olguyu, her sonucu bir tek sebebe bağlıyoruz.
Yine aynı yetersizlikle, yani Sebep_Sonuç ilişkilerini tam olarak çözümleyemediğimiz pek çok durum için ‘Şeytan aldı götürdü!’, ‘Bir kelebeğin kanat çırpması, Dünya’nın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.’ (#), ‘kara kuğu’ ve benzeri daha pek çok saçmalığın gizleyici pelerini altına sığınıyoruz.
İşte, Sebep_Sonuç bağlamındaki bu yetersizliğimiz tamı tamına demokrasinin, düşünsel çeşitliliğin ve fikir özgürlüğünün de temelinde yatar. Bir birimize hoşgörüyle yaklaşmamız gerekliliğin de temelidir. Bilim özgürlüğü tamı tamına budur.

(*) Yaratılış ve Yaradılış ayrı anlamlara sahip sözcüklerdir.
(**) https://tr.wikipedia.org/wiki/Viyana_%C3%87evresi
https://www.jstor.org/action/doBasicSearch?Query=Vienna+Circle&so=rel
https://plato.stanford.edu/search/searcher.py?query=Vienna+Circle
(***) https://islamansiklopedisi.org.tr/arama/?q=sebep&p=m
(****) https://www.mahfiegilmez.com/p/ekonomi-sozlugu.html
(#) https://tr.wikipedia.org/wiki/Kelebek_etkisi

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *