SAYI, ŞEKİL, ÖLÇÜM –e–

Fizik –11 / e–

İçerik: Ne yaptığımızın farkında olmak ya da ol_A_mamak!

Aksiyom, postulat, varsayım, iddia etmek ile eşanlama sahip ‘hypothesis’ sözcüğü, alt tez, alt sav, ön sav demektir güzel Türkçe’mizde.
Herhangi bir kişi için en alttaki sav şudur: ‘Ben varım.’
Bunun üstüne (ardına) şu yerleştirilebilir: ‘Dış dünya var.’
Peki, acaba, bu iki varlık yani ‘ben’ ve ‘dünya’ birbirinden bağımsız mıdır? Dünya ‘ben’i etkiler de (*), ‘ben’ de dünyayı etkiler miyim? Etkilersem, ne kadar?
Baruch Spinoza’ya göre, ‘ben’ evreni biçimleyebilir bile. Örneğin, ağaç bir bakışla var edilir. Bkz., https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/717054 Daha genişi için; https://www.google.com/search?q=russell+bat%C4%B1+felsefesi+tarihi

Gelgelelim, fizik camiasında genel kabul şudur: Dış dünya insandan bağımsız olarak işler. Yani, dış dünyanın işleyişinde gözlemcinin etkisi yoktur. Dikkatli okuyucu anımsayacaktır ki, Einstein’ın Özel Bağıllılık Kuramı şu alt sava yaslıdır: Nesnelerin hızları gözleyenden gözleyene değişse bile fizik (örneğin ışık hızı) aynı kalır.

Buna rağmen Fizik, uzayın parçasız ve kaplamsız noktalardan mı, zamanın da süresi uzunluksuz olan anlardan mı oluştuğu konusunda dilsiz gibi suskundur. Kütlenin de ne olduğunu bilmez ama, bunların hepsini de fütursuzca kullanmaktan hiç çekinmez.
Örneğin, ilk kez zaman parametresinin kullanıldığı denklem olan Galilei Eğik Atış Denklemi yazıldığında, Dünya’da hassas saat bile yoktu. Bugün bile kullanılan sarkaçlı saatlerin mucididir Galileo. O, çeperi delik bir kaptan, derinliğe bağıl olarak hızlı veya yavaş fışkıran su kolonu vasıtasıyla ölçerdi zamanı. Şunu fark etmesi de çabucak olmuştur: Delikten çıkarkenki suyun düşey hızı olamayacağı için, o su kolonunun biçimi yatay atışa maruz kalmış cismin yörüngesi ile tıpatıp benzeş olmalıydı.
Su aktıkça, kaptaki suyun derinliği azaldıkça, delikten çıkan suyun debisi de yani yatay hızı da azalacak ve su çepere daha yakın yerlere düşer olacaktı. Bu da Galileo’ya hem zamanı ölçmek hem de yatay hıza bağıl olarak yatay erimİ (‘range’) gözlemek, ölçmek ve bu ikisi arasındaki ilişkiyi saptamak olanağını vermiş olmalıdır. O arada, ‘Zaman anlardan mı oluşur?’, ‘Bir anın süresi ne kadardır?’ gibilerden sorular ‘abesle iştigal’ kategorisindedir zira.
Ama, biz gibi, daha iyi zaman ve mekân ölçü aygıtlarına sahip bilimciler açısından, şu soru sormadan, sorulmadan geçilesi değildir pek.
Y(t) = Y(0) + vtsin(Θ) – ½gt²
X(t) = X(0) + vtcos(Θ)
“–Üstteki Galilei denklemlerine (**) geçmişte uymuş olan, şimdi uymakta olan ve gelecekte uyacak olan herhangi bir parçacık, cisim var mıdır, olabilir mi?” (***)
Her şeyden önce, Galilei Denklemleri noktasal yani parçasız ve kaplamsız cisimler için geçerlidir. Ama, ‘Evrende kütlesi olup da parçası ve kaplamı, cirimi (cirmi) olmayan cisim var mıdır?’ sorusunu ‘Evet!’ diye yanıtlamak henüz mümkün değildir. Çünkü, kütlesi olup da parçası ve kaplamı, cirimi (cirmi) olmayan herhangi bir cisim keşfedilmiş, gözlenmiş değildir henüz.
Ayrıca, atış açısı olan Θ sıfır, otuz ve doksan dereceden farklı ise sin(Θ) kaçtır ve Θ sıfır, altmış ve doksan dereceden farklıysa da cos(Θ) kaçtır bilemeyiz.
Yerçekim ivmesi olan g’yi 9,81 metre_bölü_saniye_kare_almak alışkanlıklarımız arasındadır ama tam değeri tamı tamına, yani virgülden sonraki tüm basamakları ile nedir acaba? Yükseklikle değişeceğini biliyoruz da, Dünya magmasının değişimi ile de değişir mi mesela?
İlk hız olan v değerini tamı tamına ölçmüş olabilir miyiz; virgülden sonra kaçıncı basamağa dek?

Bu koşullar bağlamında yineleyelim bu yazının konusu olan soruyu: Galilei denklemlerine geçmişte uymuş olan, şimdi uymakta olan ve gelecekte uyacak olan herhangi bir parçacık, cisim var mıdır, olabilir mi?

Daha da vahim soru şu değil midir? “Olmadı! Yok! Olmayacak!” diye yanıtlanıyorsa, bir tek parçacık dahi tamı tamına uymuyorsa da Galilei Denklemleri ve dahi diğer benzeri Fizik denklemleri acep niye yazılıyordur ki?

İşte geldik en alttaki, en öndeki, en zor soruya: “Acaba, Fizik’e yaklaşımımız mı yanlış?”
O da ne? Daha altta, daha önde, daha zor olan şu soru mu var? Sahi, Fizik nedir? (****)

(*) Örneğin, Karl Marx’a atfedilen ama çok daha öncesinden beri bilinen şu sözde olduğu gibi; ‘İnsan sarayda başka, kulübede başka düşünür.’ Örneğin, Güneş ‘ben’i ısıtır da kar üşütür.
(**) https://tr.wikipedia.org/wiki/At%C4%B1%C5%9F_hareketi
(***) Bu soru, bu satırların yazanı bencileyin fakirin, Harun Rızatepe (Saygı, sevgi ve borçlulukla anarım.) ile başladığı Bilim Felsefesi Doktora’sının başlangıç sorusudur.
(****) Daha çok sayıda harf kullanarak aynı soru şöyle de sorulabilir: Sahi, (bilinen, bildiğimizi iddia ettiğimiz) Fizik nedir?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *