İyi akşamlar değerli okurlar. Ya da günaydın, iyi geceler veya iyi günler, sizin ne zaman okuduğunuza bağlı.
“Ben Kerem, geliyorum!” desem ne hissederdiniz? Aranızdan birtakım kişiler bu cümlenin devamını bekleyecektir. “Geliyorsun da, nereye geliyorsun kardeşim?” diye sormaları muhtemel olan bu şahıslar, meraklı bir tutum içerisinde olacaklardır.
Başka bir güruh ise olayı komikliklere şakalara çekip, sakıncalı espiriler yapmaktan cekinmeyeceklerdir.
Ancak şunu söylemeliyim ki, üstte belirttiğim 2 grubun mevcudunun toplamından daha büyük bir insan topluluğu, bu cümleyi okuduğu veya duyduğu zaman acı bir tebessümle gökyüzüne, tavandaki floresan lambaya, kapıya veya ceylan desenli duvar halısına bakacaktır. işte bu yazı, o acı tebessümü paylaşan vatandaşlarımız içindir.
1. Mayıs Seçimleri
Biliyorsunuz 2023 yılı Türkiye için çok karmaşık, kafa karıştırıcı ve kaotik bir yıl oldu. Burada madde madde ne olduğunu anlatmak istemiyorum, bahsetmesi bile moral bozucu ancak bu yıl, Türkiye’nin en önemli genel seçimlerinden birine tanık olduk ve ben o seçimlerde Türkiye’de değildim.
Ben Mayıs ayında Almanya’daydım ve Turist Ömer gibi, Berlin’i karış karış geziyordum.
Almanya’da olmamın sebebi de Erasmus’tu. Bir donemligine Paderborn Üniversitesindeydim ve ilk tur seçimleri için 2.5 saatlik bölgesel tren seferiyle Essen Büyükelçiliğine gidip (Pauline’e selamlar) oy kullanıp sonra Essen nasıl bir yer diye gezinip Paderborn’a geri döndüm. (Her dışarı çıktığımda demlenen uluslararası öğrenci topluluklarına da selam olsun, çok güzel zamanlar geçirdik beraber)
Bundestag ve Brandenburg Kapısı önünde Müttefik askerleri gibi horozlanıp Clark Kentvari pozlar vererek fotoğraflar çektikten sonra o müze senin bu müze benim diye ve sanki 40 yıllık Berlinliymisim gibi dolaşırken beynim Türkiye’deydi ve orada yarın oy attığım adayın ilk turda kazanacağını düşünüyordum hatta buna adım gibi emindim.
Harbi safmisim.
Türkiye’deki arkadaşlarım da buna inanıyordu. Elleriyle kalp işareti emojileri paylaşan onlarca arkadaşım vardı.
Harbi safmışız.
Hatta anket şirketleri, onlardan beklenmeyecek bir şekilde, ilk turda Kılıçdaroğlu’nun kazanacağını belgeliyorlardi. Bu sonuçları görenler de, özellikle Elon Musk’in oyuncak gibi oynadığı DSP güvercinine benzeyen sosyal platform müdavimleri; uçuyor, kaçıyor ve ülkeyi yıkıp yeniden kuruyordu.
Ta ki 14 Mayıs 2023, Türkiye saatiyle 17.00’ye kadar.
Ben o sırada, Ay-Yıldız (Almanya’daki bir telefon operatörü) internet paketiyle seçim sonuçlarını takip etmeye uğraşıyordum, kalan herkes uyuyordu. Sonra dinlenme tesisine geldik. Ben otobüsten aşağı indim ve terden mutant olmuş bir haldeydim.
Pia, bana uyuyup uyumadığını sordu. Dinlenme tesisinde PET suların 2 € olduğunu gören Alman arkadaşım, matarayi lavaboda doldurduğunu söylüyordu.
Ona diyemedim ki “Kızım bizim ülkede kıyamet kopuyor sen ne diyorsun?” Aklım Almanya sınırlarından dışarıdaydı.
Sonra ilk turda bitmeyeceğini görünce izlemeyi bırakıp otobüsün yolun üzerinden geçmesini izledim. Heyecanım bitmişti. Paderborn’a Almanya saatiyle 19.30 gibi gelip, oradan hemen bisikletimle yurda vardım. Sonuçları izledikten sonra canım çok sıkıldı, uyudum.
Pazartesi sabahı derse gittim ancak o kadar moralim bozuktu ki ders ile alakam yoktu. Yemek yiyecek motivasyonum bile yoktu. Akşamüstündeki Almanca dersinde, hocamızın “Türkiye’deki seçimleri izledim” demesiyle moralim daha da düştü ancak seçimler 2. tura kalmıştı.
Biliyorsunuz 2023 yılı Türkiye için çok karmaşık, kafa karıştırıcı ve kaotik bir yıl oldu. Burada madde madde ne olduğunu anlatmak istemiyorum, bahsetmesi bile moral bozucu ancak bu yıl, Türkiye’nin en önemli genel seçimlerinden birine tanık olduk ve ben o seçimlerde Türkiye’de değildim.
Ben Mayıs ayında Almanya’daydım ve Turist Ömer gibi, Berlin’i karış karış geziyordum.
Almanya’da olmamın sebebi de Erasmus’tu. Bir donemligine Paderborn Üniversitesindeydim ve ilk tur seçimleri için 2.5 saatlik bölgesel tren seferiyle Essen Büyükelçiliğine gidip (Pauline’e selamlar) oy kullanıp sonra Essen nasıl bir yer diye gezinip Paderborn’a geri döndüm. (Her dışarı çıktığımda demlenen uluslararası öğrenci topluluklarına da selam olsun, çok güzel zamanlar geçirdik beraber)
Bundestag ve Brandenburg Kapısı önünde Müttefik askerleri gibi horozlanıp Clark Kentvari pozlar vererek fotoğraflar çektikten sonra o müze senin bu müze benim diye ve sanki 40 yıllık Berlinliymisim gibi dolaşırken beynim Türkiye’deydi ve orada yarın oy attığım adayın ilk turda kazanacağını düşünüyordum hatta buna adım gibi emindim.
Harbi safmışım.
Türkiye’deki arkadaşlarım da buna inanıyordu. Elleriyle kalp işareti emojileri paylaşan onlarca arkadaşım vardı.
Harbi safmışız.
Hatta anket şirketleri, onlardan beklenmeyecek bir şekilde, ilk turda Kılıçdaroğlu’nun kazanacağını belgeliyorlardi. Bu sonuçları görenler de, özellikle Elon Musk’in oyuncak gibi oynadığı DSP güvercinine benzeyen sosyal platform müdavimleri; uçuyor, kaçıyor ve ülkeyi yıkıp yeniden kuruyordu.
Ta ki 14 Mayıs 2023, Türkiye saatiyle 17.00’ye kadar.
Ben o sırada, Ay-Yıldız internet paketiyle seçim sonuçlarını takip etmeye uğraşıyordum, kalan herkes uyuyordu. Sonra dinlenme tesisine geldik. Ben otobüsten aşağı indim ve terden mutant olmuş bir haldeydim.
Pia, bana uyuyup uyumadığını sordu. Dinlenme tesisinde PET suların 2 € olduğunu gören Alman arkadaşım, matarayi lavaboda doldurduğunu söylüyordu.
Ona diyemedim ki “Kızım bizim ülkede kıyamet kopuyor sen ne diyorsun?” Aklım Almanya sınırlarından dışarıdaydı.
Sonra ilk turda bitmeyeceğini görünce izlemeyi bırakıp otobüsün yolun üzerinden geçmesini izledim. Heyecanım bitmişti. Paderborn’a Almanya saatiyle 19.30 gibi gelip, oradan hemen bisikletimle yurda vardım. Sonuçları izledikten sonra canım çok sıkıldı, uyudum.
Pazartesi sabahı derse gittim ancak o kadar moralim bozuktu ki ders ile alakam yoktu. Yemek yiyecek motivasyonum bile yoktu. Akşamüstündeki Almanca dersinde, hocamızın “Türkiye’deki seçimleri izledim” demesiyle moralim daha da düştü ancak seçimler 2. tura kalmıştı.
İkinci turda da Münster Havalimanına gidip oyumu kullandım. Aradaki 14 günlük sürede Türkiye garip bir süreçten geçti, hatta olmaz denilen oldu ancak 28 Mayıs gecesi Kılıçdaroğlu yine kaybetti.
2. Otuzsekizinci Olağan Kurultay Hk.
Yarın Cumhuriyet Halk Partisinin 38. Olağan Kurultayı düzenlenecek ve aylardır bu kurultay hakkında konuşuluyor. Iki olasılık var: Ya Kemal Kılıçdaroğlu seçilir, ya da Özgür Özel.
2.1 Kılıçdaroğlu Kazanırsa
Samuel Beckett’in bir sözü vardır, deneyip yenilmekle ilgili ancak sayın Kılıçdaroğlu bu sözü o kadar benimsemiş olacak ki Beckett yaşasaydı bu sözü ona atfederdi.
Kılıçdaroğlu’nun seçimi kaybetmesinin tek sorumlusu kendisi değildir ancak onun yerinde başka birisi cumhurbaşkanı adayı olsa su anda başka konuları konuşuyor olabilirdik.
Milyonlarca defa, İmamoğlu veya Yavaş cumhurbaşkanı adayı olsun denildi. Hatta sayın Akşener bile bunu söyleyip altılı masadan ayrılmadı mi? Mart ayından önce yapılan anketlerde, kazanamayacak tek aday kimdi?
Elinden geleni yapmış veya yapmamış olsun, ancak bu saatten sonra Cumhuriyet Halk Partisi, Kılıçdaroğlu ile devam ederse işi zor. 1999 Genel Seçimlerinde olduğu gibi, baraj altında bile kalabilir.
2.2 Özel Kazanırsa
Sayın Özel’i çok tanıyan birisi değilim, ancak bir keresinde yaşadığım ilçeye gelmişti. İlginç bir şekilde, “Cumhurbaşkanı adayımız sizsiniz.” diye ortaya karışık çoban salatası bir argümanla konuşmasını bitirip milleti gaza getirdikten sonra ilçeden ayrıldı.
Eğer genel başkan seçilirse ve parti politikalarını optimize ederse, Cumhuriyet Halk Partisi %25 barajını aşıp meclis aritmetiğini kayda değer bir biçimde değiştirebilir, ancak göstereceği Cumhurbaşkanı adayının Cumhurbaşkanı seçilmesi ihtimali, Türkiye’nin ideolojik yapısı nedeniyle çok da yüksek olmaz.
Sağlıcakla kalın.
Kerem