Doğalcı Epistemoloji

Doğalcı epistemoloji ve eleştirileri

[BU YAZI SİTENİN TEKNİK OLANAKLARINI ve VERİLİ AYARLARINI KEŞFETMEK İÇİN BURAYA KONMUŞTUR. GERÇEK BİR YAZI DEĞİLDİR. LÜTFEN ALINTI YAPMAYINIZ!]

İçindekiler

  1. Kuş Bakışı
  2. Sözcük üzerine
  3. Giriş
  4. Geleneksel epistemoloji
  5. Epistemolojinin otonomluğu iddiasına karşı DE
  6. DE kökler: Descartes, Nietzsche, Psikolojizm ve Klasik Pragmacılar
  7. Dünya felsefelerinde doğalcı epistemoloji ve oradaki kökleri
  8. Doğalcı epistemoloji: çeşitli tanımlar
  9. Doğalcılığa gelen yaygın eleştiriler ve yaygın yanıtları
    1. Doğalcılık için bilim temel fizikten ibarettir
    2. Doğalcılık için bilim fizikten ibarettir
    3. Doğalcılık için bilim fiziksel bilimlerden ibarettir
    4. Doğalcılık için bilim doğa bilimlerinden ibarettir
    5. Doğalcılık sadece betimsel olana bakar ve neyin nasıl olması gerektiği hakkında bir şey söyleyemez
    6. Kanıt-kuram boşluğu, nedenler ve gerekçelendirme
    7. Doğalcılık normatif olgulara yer bırakmaz
    8. Normatif öğeler: anlam, değer ve sebep
    9. Doğalcılık, bilimci, indirgemeci ve fizikalisttir
    10. Doğalcılık bugün Anglo-Amerikan felsefe dünyasında başat konumdadır
  10. Doğalcı epistemoloji: ana figürler
  11. Quine 1948 (OWTI), 1951 (TD) ve 1969 (“Epistemology Naturalized”)
  12. Doğalcı epistemoloji ve bilim
  13. Bilimsel epistemoloji ve doğalcı epistemoloji
  14. Normatif olmak ne demek değildir
  15. Şüphecilik ve doğalcı epistemoloji
  16. Tümevarım problemine yaklaşımı
  17. Apriori bilgi
  18. Sezgisel bilgi ve düşünce deneyleri
  19. Döngüsellik itirazı üzerine
  20. Sosyal, bilişsel, sinirsel ve evrimsel epistemolojiler
  21. Doğalcı epistemolojinin radikali veya ılımlısı olabilir mi?
  22. Bitirirken
  23. Kaynakça
  24. İlave okumalar
  25. İlgili girdiler
  26. Yazar ve atıf bilgileri:

1.    Kuş Bakışı

“Benim kendi görüşüme göre, hakiki oldukları oranda epistemolojinin çoğu problemi gerçekte fizik ve fizyolojinin problemleridir; Dahası, ben inanıyorum ki fizyoloji sadece, fiziğin komplike bir dalıdır. Bilgiye gizemli ve şaşılacak bir şeymiş gibi yaklaşma alışkanlığı bana uygunsuz gözükmektedir.”[1] (Russell, 1923) (Kalınlaştırılmış vurgular eklendi.)

“Bazıları bir felsefe kitabında teolojik fikirlerin ciddiye alınması skandal olarak görebilir; ben bunu, (örneğin) kuantum mekaniği, kozmoloji ve evrimsel biyolojiden gelen bilimsel fikirlerin felsefeye girmesinden daha skandal olarak görmüyorum.”[2] (Alvin Plantinga, “Warranted Christian Belief”) (Vurgular eklendi.)

Epistemoloji, bilginin doğası, bilgi kavramını, bilginin çeşitleri, geçerliliği veya elde edilme yöntemleri gibi birçok problemle uğraşan bir felsefe dalıdır. Doğalcı epistemoloji ise, bilgi kuramının (“epistemology”) gerçek insan bilme süreçleri ve ürünlerini temel alması gerektiğini öneren bir yaklaşımdır. Aktüel bilgi süreçleri görgül şeyler olduğu için bunların incelenmesinde dilbilim, psikoloji ve evrimsel biyoloji gibi bilimsel disiplinler ile kaynaşma gerektiği genel fikri doğalcı epistemolojinin kalbi olarak görülebilir. Burada kaynaşma sözcüğünü çok gevşek anlamda kullanıyorum. Aşağıda bu mesele ayrıntılarıyla tartışılacaktır. Dileyen kaynaşma kelimesi yerine, etkileşim, asimilasyon, alt kümesi olma, bilgilendirme veya ikame etme ifadelerini de tercih edebilir. Burada önemli olan şey psikoloji ve benzeri görgül bilimler ile epistemolojinin ne derecede doğrudan bir ilişkiye girmesi gerektiği meselesidir. Bu mesele doğalcılık içerisindeki kampları belirler (Kornblith, 1994, s. 3).

Pek çok bilgi kuramcısı bugün bile gerekçelendirilmiş doğru inancı veya türevlerini bilgi olarak görmekte ısrar etmektedir. Halbuki doğalcılar açısından bilgi sözcüğünün kendisi sorunludur. Onun yerine gerekçelendirilmiş inanç veya rasyonel inançlardan bahsetmek daha uygundur. Aksine, ülkemizde birçok felsefeci bu tanımın bilginin özüne aykırı olduğunu düşünür. Sanırım günümüzdeki haliyle geleneksel epistemoloji açısından her bilgi bir doğru inançtır. Ama tersi tartışılabilir (bilgi ve inanç terimleri arasındaki ilişkinin bir analizi hakkında eski tarihli bir makale için bkz. Malcolm, 1952).

Bilgi veya benzerleri nasıl doğar, gelişir, değişir, kabul edilir, gözden geçirilir veya terk edilir? Gündelik hayatta, felsefede veya bilimde sahip olduğumuz bilme süreçlerini nasıl iyileştirebiliriz?

PhilPapers sitesinin Naturalized Epistemology kısmının editörünün yazdığı konu özeti şöyledir:

“The project of naturalized epistemology is that of identifying a substantial and constructive role for the sciences in epistemological theorizing. One popular way to think about the continuity between the sciences and epistemology is in terms of how normative questions about how we ought to form our beliefs cannot be answered independently of descriptive questions about how we do form beliefs. Understood thus, the challenge for the naturalized epistemologist is to spell out in more detail the respective contribution by (traditional) epistemology and the sciences, and in particular the extent to which the latter is to replace or simply complement the former.” (Kristoffer Ahlstrom-Vij, tıklayınız)

2.    Sözcük üzerine

“Bilim ancak her doğrunun sorgulanabilir olduğunu kabul eden ortamlarda yeşerebilir.” (tıklayın)

Doğalcı epistemoloji ifadesi ilk defa hangi dilde, ne zaman ve nasıl bir bağlamda kullanılmıştır? Aynı fikri içerisinde taşıyan daha eski zamanlarda hangi ifadeleri bulabiliriz? Sözlük ve ansiklopedi tanımları: güncel ve tarihsel. Önce, Oxford English Dictionary (OED Online) kaynağına gidip doğalcılık sözcüğünün tarihsel kullanımlarına ve evrimine bir bakalım (OED, “naturalism”).

Önce SEP (Rysiew, 2017) anlatımını ve paralel olarak IEP (Wrenn, y.y.) anlatımını konu sıralaması olarak takip etmeyi deneyeceğim. Ardından Türkçe ders kitapları ve ansiklopedilerine sıra gelecek.

Doğalcı epistemoloji ismi yakın zamanlıdır. Ama fikir veya yöntem eskidir. SEP böyle diyor ve ben de ona katılıyorum. Yine de bazı yazarlar doğalcı epistemoloji tartışmasının özellikle “Quine 1969’dan itibaren daha da fazla tartışılmaya başlandığını” söyler (Batak, 2017, s. 9). Doğalcı epistemolojinin bir tanımını vermek çok zordur. Zaten doğalcılık bir felsefi okul olarak çok büyümüş ve dallanmıştır. Dolayısıyla doğalcılık artık birbirine pek de benzemeyen felsefe yapma biçimlerini anlatmak için kullanılmaya başlandı. Paralel olarak doğalcı epistemoloji de oldukça farklı sayılabilecek olan epistemoloji tarzlarının genel adıdır.

Bilgi felsefesinin ana soruları nelerdir? Türkiyeli yazarlara öncelik verirsek ilk alacağımız cevap şu: “Ne biliyoruz? Ne kadar biliyoruz? Nasıl biliyoruz? Bilme süreçleri ve yetileri nelerdir? Doğru bilgi nedir? Ve benzeri sorular bilgi felsefesinin ana sorularıdır” (Çüçen, 2012, s. 9). Bu sorular gerçekten de bilgi felsefesinin temel soruları ise aslında doğalcı epistemolojiyi bir alternatif olarak görmek yerine onu tek alternatif olarak görmek bazıları için bir seçenek haline gelecektir.

Ahmet Cevizci’nin Felsefe Ansiklopedisi’nin üçüncü baskısına göre bilginin tanımı şöyledir: “Öznenin amaçlı yönelimi sonucunda, özneyle nesne arasında kurulan ilişkinin ürünü olan şey. Bir şeyin ayırdına ya da bilincine varma. Öğrenilen şey. Bir şeyle aktüel deney yoluyla kurulan yakınlık ya da tanışıklık. Olgu, doğru ya da ödev olarak görülen bir şeye ilişkin açık algı.” (Cevizci, 1999, s. 123)

Bilginin tanımı aslında nasıl bir epistemoloji okuluna yakınlık hissedeceğimiz üzerinde önemli bir etkide olacaktır. Fakat burada doğruluk, gerekçelendirme ve inanç gibi kendisi çok problemli kavramlarla karşılaşıyoruz. Ama yine de başlangıç olarak üç alternatifi sıralayabiliriz: gerekçelendirilmiş doğru inanç, rasyonel inanç veya sinirsel aktivasyon örüntüsü. İlki klasik epistemoloji, ikincisi Quine-tipi ve sonuncusu Churchland-tipi epistemoloji olarak görülebilir. “Bilginin “gerçek, gerekçeli inanç” olduğuna ilişkin kavramı reddetmemin arkasındaki genel motivasyon şimdiye dek kabaca görünür olmuş olmalı …” (P. M. Churchland, 2017, s. 49).[3]

“”The question “How is knowledge possible?”…as an abbreviation for the question “How is knowledge possible for beings like us in the world as it is?”” (aktarıldığı yer Rysiew, 2017, böl. 1.2) SEP kaynağındaki “Reliabilist Epistemology” makalesi bize tüm bilgi kuramlarının bilgi-hakikat arasında bağ kurduğunu söylüyor (A. Goldman ve Beddor, 2016, böl. 1). Ama bu doğru değil. Örneğin Quine ve Churchland hakikat türünden kavramları kabul etmez ve epistemolojilerine dahil etmezler.

Sözcük ile ilgili çok ilginç bir şeyse şudur. Türkçede bilgi ve bilmek aynı sözcük kökünden türüyor. İngiliz dilinde de aynı şekilde böyle. Ama örneğin Almancada (“wissen” vs “Erkenntnis”) durum farklı. Orada bilmek fiilinin kökü bilgi sözcüğünden farklıdır (Vaesen, Peterson ve Van Bezooijen, 2013, s. 567). Vaesen, Peterson ve van Bezooijen yaptıkları deneysel felsefe çalışmasında totolojiler söz konusu olduğunda İngiliz katılımcıların önlerine gelen cümlelere daha sıklıkla bilgi dediklerini ama Alman, İsveç ve Flemenk dillerini konuşanların daha az şekilde bilgi dediklerini bulguladı. İkinci grup daha çok insan bilgi birikimine gerçekten katkı olan şeylere bilgi derken ilk grup böyle yapmamıştı. Nitekim Wittgenstein Tractatus’ta “A, p’nin öyle olduğunu biliyor” tümcesi, p bir yinelemeyse, anlamsızdır” demiştir (Wittgenstein, 2013, 5.1362). Her iki sözcüğün kökünün aynı olup olmaması bile hangi dildeki felsefecilerin ne türden inançları bilgi olarak görmeye eğilimli olduğunu etkiler gibi gözükmektedir. Gerçi Türkçe ve İngilizcede örneğin bir insanı bilmek-tanımak ve nesneyi bilmek-tanımak anlamında kullandığımız “bilmek” sözcüğü Almancada “wissen” yerine sanırım “kennen” ile ifade ediliyor. Bu da “Erkenntnis” sözcüğü ile aynı köke sahip gibi duruyor. Fakat çalışmanın yazarları buna dair herhangi bir not düşmemişler.

3.    Giriş

Sorun şu ki her şeyin bilimle bağlantısı vardır. Bütün bilim insanları şüphecidir ve tüm bilimsel bilgiler şüphelidir. Bir şeyin bulunmaması onun var olmadığı anlamına gelmez.

Doğalcıların bakış açısından, analitik yönelimli bilgi kuramcılarının ana sorunlarından bir tanesi gerçek yani aktüel pratiklerimizi göz ardı etmeleridir. Örneğin bazı dillerde “yanlış bilmek” diye bir ifade olmasına rağmen bilgi kuramındaki analitik yönelimli klasik yaklaşım böyle bir ifadeyi kabul etmez (bu husus için bkz. ve krş. Baç ve Irmak, 2011). Aslında bu oldukça tuhaf bir tartışmadır. Çünkü bilgi ve bilmek sözcüklerini en çok ve en güvenle kullandığımız yaşam sahası bilimdir ve bilimde bilgi denilen herhangi bir şeyin sorgulanamaz bir kesinliği olduğunu kimse düşünmez. O sürekli değişir. Bir şeyi biliyorum diyen bilim insanı aynı zamanda “evet o şey gayet de yanlış olabilir” cümlesini rahatlıkla kurabilir ve zaten kurar. Bilgi denilen şey bilimcilerin için “bugün itibarıyla kabul edilen olgular veya bilimsel gerçeklerdir.” Daha fazlası asla değildir. Zaten aslında İngiliz dilinde bilim ve bilgi sözcükleri sıklıkla yer değişebilir şekilde kullanılmaktadır: kimya bilgileri veya kimya bilimi. Dahası bilim sözcüğü Merriam-Webster Synonym Discussion kısmına göre bilgi ile yer değiştirse de daha çok bilim kelimesi kesinliğe ve güvenilir olmaya çağrışım yapmaktadır. Bilimciler açısından bilimsel bilgi bile gayet yanlış olma ihtimali olan bir şeyse genel olarak bilgi demek ki İngilizcede daha da öyledir. Gerçi ülkemizde olsun Batı’da olsun özellikle İngilizce konuşulan ülkelerde eğitim almış analitik felsefeciler bunun böyle olmadığını on yıllardır ısrarla iddia etmeye devam etmektedir (Bird, 2007; İnan, y.y.).

Reichenbach, 1935, Descartes and Rasyonalizm

“Fakat kendisini ilgilendiren meselelerle uğraşmakla filozofun muhtelif bilimsel disiplinlerden uzaklaştığı da görülmektedir. Bu yüzden bilimlerle felsefe arasına bir yabancılık girmiştir.”

Filozofun bilime yabancılaşması Reichenbach için ciddi bir sorun. Ama normatif epistemoloji tam da bu sonucu üretiyor. Bunu üretmeye de mahkum gibi gözüküyor.

“Bilim adamının filozofun incelediği meseleleri görmediğini, onun ne istediğini anlamadığını sık sık gözlemekteyiz; bununla hatanın daima bilim adamında olduğunu söylemek istemiyorum; aksine çok defa kabahat filozoftadır. Soyut meselelerle uğraşmak yüzünden filozof, çoğu defa ayağının altındaki sağlam zemini kaybetmiştir.”

Bu pasajda Reichenbach tam bir doğalcı bilgi kuramcısı ve bilim felsefecisi gibi konuşmuştur. Ayağımızı sağlam zemine basabilmek için soyut meseleler yerine bilimin somut işleyişine bakmamız gerektiğini önermiştir. Elbette buradaki soyut mesele ifadesini bağlamından koparmamak lazım. Sonuçta tüm düşünce kelimenin bir anlamında soyuttur. Burada vurgusu yapılan şey var olan bilgi ve bilim pratiğini umursamayan şekilde felsefe yapmanın kusurlarıdır.

“O zaman bilginin nasıl olduğunu soracağı yerde, bilginin nasıl bir manzara arz etmesini istediğini yahut fikrince nasıl bir manzara sunması gerektiğini tasvir etmiştir; o, çok defa içinde her şeyi güzel bir deruni ahenk halinde toplayan, fakat insanların bilgi adı altında anladıkları şeylerle hiçbir münasebeti olmamak gibi yalnız bir tek hatası bulunan ideal binalar kurmuştur. Böyle bir felsefe, hakikat bilgisinden daha ziyade şiire yakın olduğundan “kavramlar şiiri” adını alabilir. (Reichenbach, 2013, s. 40).”[4]

Bu pasaj gerçekten çok ilginçtir. Tam olarak aynı cümleler Thomas Kuhn tarafından yazılan Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı çığır açan kitabında kullanılan cümlelerdir. Daha doğrusu cümle Kuhn’un sonraki makalelerinde geçse de ana mantık tıpatıp aynıdır. Reichenbach mantıksal deneyimciliğin en önde gelen figürlerinden biridir. Kuhn ise genel olarak bu akımın katillerinden biri olarak bilinir. Gerçi bunun böyle olmadığı Türkçe literatürde de birkaç kere söylenmiştir (Irzık, 2010; Serin, 2015).[5]

“Bu türden felsefelerin psikolojik kaynağı, dilin çift fonksiyonlu olmasıdır. İnsanların dili, yalnız bilgiyi formül haline koymaya ve bildirmeye yaramakla kalmayıp aynı zamanda insanların duygusal tavırlarını da ifade etmeye hizmet eder. Dilin his ifadesinden ibaret olan bu fonksiyonu bilgi fonksiyonundan daha önemsiz olduğu hiçbir vakit iddia edilemez; aksine bu fonksiyon şiir ve edebiyatta önemi ve etkisi fevkalade büyük olan bir uygulama yolu bulmuştur.”

Bu son pasajda gerçekten ilginç gözlemlerini bildirmiştir Reichenbach bize.

“Lakin asıl şiir, bilimsel bilgi vermek iddiasında bulunmadığı halde, kavramlar şiiri, mahiyeti gereği, dilin duygu ifadesi fonksiyonunu bilgi fonksiyonu ile karıştırmaktadır. İşte bu tür şiir bu bakımdan bir tehlike arz etmekte olduğu gibi, bilimsel düşünen ve hisseden insanları tatmin edememektedir.”

Burada kuramsal meseleler ile şairane tutumun iç içe geçirilmesine şiddetli bir itiraz vardır. Bu tam da Carnap’ın itirazı ile aynı şekilde ifade edilmiştir (Carnap, 2014).

“Kavramlar şiirine her devirde rast gelinebilir; mesela Platon’un eserleri gibi bizi sevindiren ve bahtiyar eden yüksek bir estetik kıymete sahip olabilir; fakat hakikat ve açık bilgi arzularını tatmin edemez.” (Reichenbach, 2013, s. 41)

Öyleyse belki de doğalcı epistemolojinin yirminci yüzyıldaki macerasını Berlin Çevresi ile başlatmak iyi olabilir. Sonuçta doğalcılık olsun doğalcı epistemoloji olsun belirli tezlerden çok bir yöntemi anlatmaktadır.

Doğalcılık nedir? Doğalcılık bilimcilik veya psikolojizm etiketiyle anılan fikirlerden ayırt edilmelidir. Doğalcılık ontolojik, metafizik, yöntemsel ve uygulamada olarak dörde ayrılmalıdır. Bilim insanlarının bir kısmı ontolojik olarak doğalcı değilken tüm bilim insanları tanımı gereği yöntemsel doğalcıdır. Felsefede ise durum tam tersidir. Çoğu felsefeci ontolojik doğalcı olsa da yöntemsel doğalcılığı ya kabul etmezler ya da uygulamaya sokmazlar:

“20. yüzyılda üretilen felsefi görüşler ve yaklaşımlar içinde en çarpıcı olanlardan biri kuşkusuz “doğalcılık” olmuştur. Ontolojik anlamda doğalcılığın tezi şudur: “Evrende her ne varsa doğanın bir parçasıdır ve evrende doğal unsurlar dışında bir şey yoktur”. Epistemolojide ise doğalcılık bilginin elde edilme yöntemleriyle ve bilginin doğasıyla ilgili bir görüş olarak anlaşılır.” (Baç, 2011, s. 246)

Görüldüğü üzere doğalcılık ontolojik ve epistemolojik olarak farklı şekillerde ifade ediliyor. Doğalcı epistemoloji ise doğrudan doğalcılığın epistemolojiye uygulanmasıdır denmek yerine belirli bir görüş olarak ifade ediliyor.

“Doğalcı bilgi kuramcıları, bilinebilecek tüm doğruların doğaya ait olduğunu, bizim için doğanın dışında bilgi nesneleri olmadığını düşünürler. Tahmin edilebileceği gibi, epistemolojik doğalcılık bilgiye ulaşma konusunda usçulardan ziyade deneyimcilere yakın bir felsefi duruş sergiler. Dahası 20. yüzyılın en önde gelen doğalcıları bilime çok özel bir değer atfetmişler, epistemoloji ile fiziksel bilim arasında önemli bir ilişki olduğunu veya olması gerektiğini öne sürmüşlerdir.” (Baç, 2011, s. 246)

Felsefi doğalcılığın ne zaman başladığı sorusu aslında doğalcılığın doğası hakkında önemli bir şeyler söyler. Bazıları bunu Quine (1908-2000, en önemli eserleri 1948-1969 arasıdır diyebilirim) ile başlatır. Benim gibi bazısı doğalcılığı on dokuzuncu yüzyıl Almanca konuşulan felsefe ve erken dönem Amerikan pragmacılığına götürür. Bir diğer yaygın fikir doğalcılığı David Hume (1711-1776) ile başlatmaktır. Bu fikre benim de ciddi bir sempatim var.

Şimdi de Türkiyeli felsefecilerin gözünden doğalcı epistemolojisinin geleneksel epistemolojiye yönelttiği genel eleştiriyi dinleyelim:

“Quine’ın karşı çıktığı epistemoloji esas olarak, Platon ile başlayıp Descartes’ın bilgi kuramında yeni bir şekil alan ve 19. yüzyılda bazı felsefecilerin psikolojik unsurları mantıksal ve bilimsel çalışmalardan uzak tutma çabasını da içine alan usçu yaklaşımdır.” (Baç, 2011, s. 246)

Gerçekten de Quine felsefi doğalcılığın en önde gelenlerinden biri olarak bilinse de kendisi doğalcılığa bazen psikolojizm de demiştir (bkz. Kusch, 1995). Bence böyle denmesinde hiçbir mahsur yoktur. Sözcüğün çağrışımlarından kaynaklı problemler ise doğalcılık sözcüğünün çağrışımlarından kaynaklı problemlerden daha fazla değildir. Ne doğalcılık ne de psikolojizm homojen bir fikirler kümesine götürmez bizi. Bu çalışmamın sınırları içerisinde ben doğalcılıktan Quine, Kuhn ve Churchland gibi isimlerin yaptığı türden epistemoloji veya bilim felsefesini anlıyorum. Her durumda bilgiye ve rasyonel inancın ne olduğuna veya olması gerektiğine dair fikirleri bakımından bu üç ismin Platon ve Dekart’tan son derece ayrıştıkları rahatlıkla söylenebilir. Her şeyden önce kesinlik anlayışları arasında önemli farklar var. Doğalcılar için kesinlik daha çok bir algı meselesi. Pratik bir mesele desem daha doğru olur. Şeylerin kendisiyle değil ama bizim bilgimizle veya cümlelerimize dair bir özellik. Buna rağmen ülkemizde kesinlik arayışının doğa bilimlerinin amaçlarından birisi olduğuna dair felsefeciler arasında yaygın bir inanç vardır. Örneğin Yücel Yüksel’e göre:

“Bütün bilimsel edimlerin, ucu açık olmayan, üzerinde tartışmasız bir uzlaşı sağlanabilecek kesin bir sonuç, kesin bir tanım, kesin bir bilgi elde etmek gibi bir amacıyla olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle doğa bilimleriyle uğraşan bilim adamları, tarih boyunca bu amaç doğrultusunda sayısız başarılı sonuçlar elde etmişlerdir ve bu durum “kesinlik” kavramına verilen önemi son derece anlaşılır kılmaktadır.” (Yüksel, 2011, s. 518)

Doğalcılar açısından kesin bilgi yerine nesnel bilgidir hedef. Ama nesnel bilgi de doğallaştırılmıştır:

“Quine’ın önerdiği doğalcı yaklaşım, felsefede yer etmiş olan “zihnini kullanarak nesnel bilgiye ulaşan özne” veya “anlamsal bir iç dünyası olan özne” kavramlarını bir kenara atarak onun yerine, “fiziksel ortamında baş edip ayakta kalabilen gelişmiş organizma” ve “dilsel unsurları gözlemlenen olgu ve davranışlarla bağdaştırabilen ve bunu dilsel davranışlarla iletebilen canlı” gibi kavramları getirmeyi hedefler.” (Baç, 2011, s. 246)

Nesnel bilgi gibi ifadeler doğalcılar açısından sorunlu kavramlardır. Elbette nesnel bilginin doğalcı bir tanımı daha doğrusu yeniden inşa edilmiş bir tanımı olabilir. Nitekim Thomas Kuhn bu mesele üzerine ilginç gözlemlerde bulunmuştur. Kuhn açısından nesnelliği bilim insanlarının ürettikleri bilginin zorunlu bir niteliği olarak görmek yerine bilim insanları kolektif olarak hangi bilgiyi kabul ediyorsa ona nesnel bilgi demek daha işe yarar bir hamle olacaktır (Kuhn, 1994a). Bu herhalde Dekart açısından kabul edilemez bir fikirdir:

“Quine’a göre, insanların bilme süreçleri aldıkları sınırlı miktarda algısal veriyle başlar ve soyut kuramlarla biter. “İnsan” denilen varlık, etkilere tepki verebilen fizyolojik bir yapıdır. Bizim son derece etkileyici “zihinsel” yetilerimizin olması, aslında bilginin ardında tümüyle fizyolojik ve deneyimsel yapı taşlarının olduğu gerçeğini değiştirmez.” (Baç, 2011, s. 246)

Öncelikle yukarıdaki alıntıda güzel şekilde özetlenen Quine tipi insan bilme süreçlerine dair neyin aşikar ve neyin tartışmalı olduğuna bir bakalım.

4.    Geleneksel epistemoloji

Öncelikle insan bir fizyolojik varlık. Bilme süreçleri yaşıyor. Ama burada bilmeden çok genel bir şey anlamak lazım. Belki bilme yerine öğrenme demek daha az değer-yüklü bir tercih olur. Beyne sahip her hayvan bu anlamıyla öğrenen bir fizyolojik varlıktır. Beyin doğası gereği sınırlı miktarda algısal veriyi işleyebiliyor. Çoğu veriyi ya göz ardı ediyor ya da kalıcı hale getirmeden yok olup gidiyor. Ayrıca insan türünün kuramlar yaratabildiğini biliyoruz. Kuramlar tanımı gereği soyut şeyler. Demek ki insan soyutlayabiliyor. Ama bir bakıma tüm öğrenme süreçleri beyin sahibi canlılar için bir tür soyutlama yapıyor demek de eşit derecede mümkün. Yine de bu son dediğim felsefeciler arasında fazla iddialı bir fikir olarak nitelenebilir. Çünkü geleneksel epistemoloji soyutlama ile anlam ve doğruluk arasında kuvvetli bir bağ kurar. O nedenle o tür epistemolojinin konusu anlam ve doğruluk kuramlarını da kapsar. Hayvanlar dünyası söz konusu olduğundan felsefeciler anlam ve doğruluk gibi kavramları kullanmaktan kaçınırlar. Her durumda hayvanların da yaşamda kalabilmek için çevrelerinin fiziksel ve sosyal sabitlerini bulabilmesi elzemdir. Soyut evrenseller ifadesi bundan başka ne olabilir ki? Girdi somut duyusal olduğuna göre hayvanlar bu sabitleri soyutlama yoluyla elde ediyor olmalıdır. İşte böylelikle özellikle kendi yüzyılımızın epistemolojisi insan ve hayvan arasındaki bilişsel ayrımı kategorik olmaktan çıkarır. Eski epistemoloji önemli bir hata yapmıştır ve günümüzün doğalcıları bu hatayı düzeltmek isterler:

“Epistemolojinin ana konusu soyut gerekçelendirme, anlam ve doğruluk kuramları değildir ve bu konuda geleneksel felsefeciler önemli bir hata yapmışlardır. Epistemoloji deneyimsel yöntemlere başvurarak, kanıtlarla kuramlar arasında nasıl bir bağ olduğunu inceler. Quine’ın şok eden sözleriyle, epistemoloji deneysel psikolojinin bir alt ünitesi olmak durumundadır.” (Baç, 2011, s. 246)

Quine epistemolojiyi “bilimin temellerini inceleyen bir dal” olarak nitelemişti (2004a, s. 259) ve felsefeyi bilim felsefesi olarak görmek gerektiğini söylemişti. Quine başka bir yerde de yaptığı epistemolojik incelemenin “rasyonel inançların kısa bir incelemesi” olduğunu ima etmiştir (Quine ve Ullian, 2001, s. 9). Doğalcılaştırılmış epistemolojiyse “psikolojinin bir alt disiplini” (2004a, s. 269) veya “psikoloji ve dilbilimle birleşmiş” (2004a, s. 274) olacaktı (bu her iki önermeden de daha hafif ve sloganvari olmayan ifadeleri ve gerekçeleri için bkz. özl. 2004a, ss. 263–265). Başka bir yerdeyse Quine “epistemoloji veya ona en yakın şey hayvanların nasıl oldu da sadece oldukça eksik [sketchy] sinirsel girdiye rağmen bilim diye bir şeyi icat [contrived] edebildiklerini” araştırmaktır (Quine, 1981a, s. 21). Fakat yine de Quine, aynı zamanda “doğalcı epistemoloji epistemolojinin inkarı değil ama onun görgül psikolojiye asimilasyonudur” der (1981b, s. 28, krş. 2004b, s. 305). Quine başka yerlerde ise geleneksel metafizik soruların dünyadaki toplam bilimsel görgül sistemin içerisinden cevaplanabileceğini ve şaşırtıcı şekilde kendisinin aslında ılımlı bir doğalcı olduğunu, felsefeyi doğa biliminin bir parçası olarak görmediğini söyler (Verhaegh, 2017a, ss. 96–97, bu yazar bunları Quine’ın çeşitli eserlerinden derleyerek aktarmıştır). Aynı kaynak Quine açısından epistemolojinin doğallaştırılma sürecinde normatif karakterinin yitirilmediğini de savunur.

Floridi, Quine’ın bu cümlesini “doğalcılık, epistemolojinin bitişinin gizli bir ilanıdır” olarak niteledi (2017, böl. Introduction). Floridi’ye göre, asimilasyon özümseme, dahil etme, tersine çevirme ve nihayetinde asimile olanın asimile edilen lehine yok olmasıdır diyerek kendi yorumunu gerekçelendirir. Floridi burada durmaz. En azından İngilizce-konuşan felsefe bölümlerinde doğalcılığın baskın paradigma haline gelmiş bulunduğu şeklindeki şahsi gözlemine dayanarak, bir sonraki sayfada “doğallaştırma felsefenin epistemoloji dışındaki alanlarında yayılmasıyla birlikte doğalcılık aslında felsefenin kendisinin ölümünü ilan etmenin öteki haline gelmiştir” diyor. Floridi, bu sonucun iki ana gerekçeye dayandığını ve gerekçeler doğru olsaydı argüman geçerli olmuş olacaktı diye sonucun da doğru kabul edilmesi gerekeceğini belirtir. Fakat ona göre her iki öncül de hatalıdır. İlk öncül, felsefi problemlerin kapanabilecek türden olduğudur. Aksine kendisi, felsefi problemlerin özü gereği akla uygun ve bilgiye-dayalı anlaşmazlığa, ilkesel olarak kapanamaz olması derecesinde, açık olduğunu savunur. İkinci öncülse felsefi problemlerin bilimsel araştırmaya açık olmasıdır. Floridi ise tersini savunur: felsefi problemler “bilimsel araştırmaya asimile edilmeyecek türdendir” (aynı yönde bir görüş için bkz. ör. Sarıhan, 2017; Ural, 1984, s. 31). Bu çalışmamda ben, hem Floridi’nin gösterdiği bu iki gerekçeye hem de bunlara dayanılarak vardığı sonuca (yani, “felsefi problemlerin ilkesel olarak da olsa akılcı-uzlaşmazlığa “kapalı” olmasının keşfi durumunda, bu problemler doğallaştırılmıştır ve felsefenin kapsamı dışına itilmelidir; bu artık konunun felsefe açısından kapanması ve bilimin başlamasıdır”), şu temellerde itiraz ediyorum:

  1. Felsefi problemlerin akılcı ve bilgiye-dayanan anlaşmazlığa açık olduğu doğrudur. Fakat bu bilimsel problemler için de geçerlidir. Bu noktada bilimsel problemlerle felsefi problemler arasında bir kategorik ayrım yoktur.
  2. Herhangi bir problem bu türden bir anlaşmazlığa, ilkesel olarak kapalıysa o problemin kaderi felsefeden itilerek doğallaştırılıp bilimin sahasına gönderilmek değildir. Aksine, o problem bilimsel sahanın kapısından içeri bile giremez. Bilimsel problemlere karşı geliştirilen istisnasız tüm çözümler rasyonel-temellerde ve bilgiye-dayalı bir anlaşmazlığa açıktır; çünkü istisnasız tüm bilimsel problemler her daim hem eş-zamanlı hem de art-zamanlı olarak farklı kuramlar veya paradigmaların katkısına ve ayrıca farklı ama eş-kuvvette çözüm önerilerine (ilkesel bakarsak) açıktır. Bu nedenle, ilkesel olarak “kapalı” olduğu keşfedilen sorunların yeri felsefe olmadığı gibi bilim de değildir. Onun yeri olsa olsa dogmaların erdem sanıldığı alanlardır.
  3. Bilimde kapanmış ve üzeri toprakla örtülmüş meseleler yoktur. Bilimde “kesinlik” büyük bir sözdür ve pek kimse o sözcüğü kullanmak istemez. Aslına bakarsanız bilimin gelişiminin ta kendisi ancak makul, epeyce kabul görmüş ve hatta kanıta ihtiyaç duymayacak kadar açık ve belli gözüken şeyleri sorgulayarak mümkündür (Morris R. Cohen, s. 153). Emile Duclaux: “Zaten bilimin ilerlemesini sağlayan şeyin kendisi bilimin hiçbir şeyden kesin olarak emin olmamasıdır” (s. 153). Yani bilim hiçbir zaman kimseye “hiç şüphen olmasın” demez. “Bilim bisikletin üzerindeki adam gibidir, ya ilerler ya da çöker” E. E. Free. Herkesin iyi bilinen olgu dediği şeylerdeki anormalliği görmek bilimsel zekanın alametifarikasıdır (Gaither ve Cavazos-Gaither, 2000, s. 153ff).

Felsefi problemler ve çözümlerle bilimsel problem ve çözümler arasında elbette farklılıklar vardır; ama bunlar ilkesel olmadığı için kategorik de değildirler (P. S. Churchland, 1986, ss. 2–3). Bu doğalcılık karşıtı eleştiri felsefi problemlerin normatif bir boyut taşıdığını ve onun asla tümüyle bilime indirgenemeyeceğini savunur (benzer bir eleştiri için bkz. ör. Putnam, 2010). Epistemolojinin doğallaştırılamayacağı iddiasındaki bu eleştiri aslında Floridi’nin de itirazlarının temelinde yatan arka plan kabulüdür. Felsefenin genelini bir kenara bırakıp epistemolojiye odaklanırsak, doğalcı epistemolojinin, sanılabileceğinin aksine normativiteyi yok saymadığı, onu normatif olmayandan türetmeye kalkmadığı ve onu betimleyici olana indirgemek gibi bir hedefinin olmadığı söylenebilir.

Buradaki epistemoloji elbette bilginin nasıl doğduğunu, ilk nasıl kabul edilmeye başlandığını, yayıldığını ve artık sanki besbelli bir şeymiş gibi kendini sunabildiğini anlayabilmek için, başta psikoloji, dilbilim, bilişsel bilim, evrim kuramı ve nörobiyoloji olmak üzere ilgili bilimlere başvurur. Ama burada durmaz. Buradan başlayarak ne türden bir bilginin bize lazım olduğunu inceler. Bunun kendisi düpedüz (kesinlikle inceleme başlamadan önce değil ama inceleme süreci içerisinde) felsefeci tarafından belirlenmiş (yani: tercih edilmiş) ama süreç içinde sürekli dönüşüme açık olan normlara göre yapılır. Bu normun kendisi felsefenin, bilimin veya gündelik hayatın ihtiyaçları olabileceği gibi başka türlü bazı kısıtlar ve onların tatmini için kabul edilmesi gereken bir takım yönlendirici ilkeler de olabilir. Normlarımızın pragmatik olması onların rasyonel olmasının önünde herhangi bir engel teşkil etmez. Paradigma veya kavramsal çerçeve veya dil seçimimiz de Quine için pragmatik karaktere sahipti ama yine de rasyonel kabul etti Quine bu faktörleri (bkz. en son cümle Quine, 1951a, 1987).

5.    Epistemolojinin otonomluğu iddiasına karşı DE

Doğalcı epistemolojinin bence en net özgül noktası epistemolojinin bağımsızlığını kabul etmemesidir. Tabii burada neyin neyden ne anlamda bağımsız veya özerk olabileceğinin iyi anlaşılması gerekir. Epistemoloji eğer idealize edilmiş değil de gerçek insan bilgisini merkeze alacaksa zaten bilimlerden bağımsız olması söz konusu olmaz. Peki idealize edilmiş veya aktüel bilgi ayrımı gerçekte manası olan bir ayrım mıdır? Bu ayrımı yapanlar sanırım normatif epistemolojinin bilgiyi geliştirici (“meliorative”) bir rolü olması gerektiği inancı üzerine ayrımı kuruyorlar. Yani onlara göre epistemolojiyi psikolojinin alt kolu yapmak onun normatif veya iyileştirici işlevini bırakmaya çağırmak anlamına geliyor. Fakat burada ilginç bir durum söz konusudur. Psikoloji bir bilim olarak salt betimlemeye indirgeniyor bu akıl yürütmede. Bunun gerçeklerle bağdaşıp bağdaşmadığını bir inceleyelim.

6.    DE kökler: Descartes, Nietzsche, Psikolojizm ve Klasik Pragmacılar

Descartes Meditasyonlar’ın son kitabının son kısmında evrimsel epistemolojiye çok benzeyen fikirlerini dile getirmiştir. Bilgimizin son derece yanılabilir olmasını kabul etmekle birlikte o dış dünyaya dair bilgimizin aslında çoğu kez gündelik ihtiyaçlarımızı tümüyle karşılayabilecek kadar doğru olduğunu belirtir. Gündelik hayata dair Descartes gayet naif realist diyebileceğimiz bir tutum takınır. Fakat esas önemli olan bu değildir. Duyum yoluyla gelen bilginin neden çoğu defa doğru olduğunu, eğer bu şekilde edinilen bilgiler sürekli yanlış olsaydı insan yaşam kavgasında sınıfta kalırdı diyerek açıklar. Bu gerçekten şaşırtıcı. Aslında Quine ve diğer doğalcı felsefeciler de aynı akıl yürütmeye dayanırlar.

7.    Dünya felsefelerinde doğalcı epistemoloji ve oradaki kökleri

Bu konu hakkında hiçbir fikrim henüz yoktur. Bunun için bakmak istediğim yerler Kadim Mezopotamya, Kadim Çin ve İslam Medeniyeti düşünce tarihleridir. Belki de yazılı tarihin ilk başladığı topraklar olan Eski Irak civarından kurulmuş Sümer ve Babil medeniyetleri araştırmamız için uygun bir başlangıç noktasını oluşturabilir.

Yoruba epistemolojisi diye bir alan var literatürde. Yoruba Batı Afrika’da Nijerya ülkesinde bir kabile. Ayrıca taş çağı benzeri koşullarda yaşayan son kabileleri de incelemek elzemdir.

8.    Doğalcı epistemoloji: çeşitli tanımlar

Doğalcı epistemolojiyi tanımlamak gayet zordur. Genellikle onu Quine ile başlatırlar. Ülkemizde doğalcı epistemoloji 1969’da Quine’ın bir makalesi ile başlamıştır diyen bile vardır. Fakat Quine radikal bir deneyimciliğe içkin bir tür kuvvetli doğalcılığı savunurken ondan esinlenen birçok doğalcı felsefeci felsefenin veya özelde epistemolojinin tümüyle önsel olamayacağı fikrini almakla yetinmiştirler (krş. Baç, 2011, ss. 246–247). Burada iş yine dönüp dolaşıp bilimle epistemoloji daha doğrusu hangi bilim bile epistemolojinin hangi sorunu veya boyutu arasında ne türden, kapsamda ve derinlikte ilişki kurma hususunda takınılan farklı tutumlarda kilitlenir (bkz. Wrenn, y.y.).

Doğalcı epistemolojiyi tanımlamanın iyi bir yolu onu karşıtlarından neyi ayırdığına bakmaktır. Öncelikle doğa bilimlerin bulgu ve yöntemlerinden faydalanmaya hiç gerek görmeyen türde epistemolojiden farklıdır. Özellikle deneysel psikoloji ve dilbilimden çokça faydalanır. Sadece önsel kavramsal analiz veya gerek-yeter koşulların tespiti gibi yöntemlerle insan bilgisi, inancı veya ilişkili diğer meselelere dair hüküm vermeye çalışmaz (krş. Wrenn, y.y.). Yine de burada bilim ve epistemoloji arasında ilişkinin nasıl olması gerektiğine dair öneriler ve ayrıca arada kurulan ilişkinin uygulamada aldığı biçim son derece farklılık göstermiştir. Örneğin Quine, Kuhn ve Paul Churchland her üçü de paradigmatik doğalcı felsefeciler olarak görülmeyi hak etmelerine rağmen son derece farklı tarzda epistemolojiler icra etmişlerdir (P. M. Churchland, 2012; Kuhn, 1970a; Quine, 1951b, 1963). Quine her ne kadar tümüyle holistik bir bilgi kuramına sahip olsa da bilgi veya onun deyişiyle inançlarımız tümcesel karakter taşır. Kuhn için bilimsel bilginin tamamı ve tümüyle tümcesel olarak ifade edilmez. Churchland ise bilginin tümcesel kavranışına şiddetle itiraz etmiştir. Bu çok önemli bir farktır ama önemi hemen göze çarpmaz. İleride bunu detaylıca tartışacağım.

Quine için felsefe, bilim felsefesinden, o da bir tür doğalcı epistemolojiden ibaretti. Sınırlı ve parçalı duyusal girdiden nasıl oluyordu da kuramsal sonuçlar üretebiliyorduk? İşte Quine en çok bunun üzerinde kafa yormuştu. Ona göre “kuram gemisinin römorkörü gözlem” idi. Römorkör yedeğinde özellikle deniz taşıtı götüren taşıt olarak tanımlanıyor. Aslında motoru olmayan şeyleri çeken çok kuvvetli küçük bir bot. Kuramın gemisi kendi başına hareket edemiyor. Onun motoru gözlemdir. İnsan kendi biyolojisi, psikolojisi, kişisel öğrenme geçmişi ve ortak bilginin evrimsel gelişimi duyusal girdi ile kuramsal yapı arasındaki ilişkiyi belirliyor. Burada kaçınılmaz olarak evrimsel biyoloji ve zihin-beyin bilimi devreye giriyor. Şu anda ise bilim-bilgi sosyolojisi adı altında doğalcı epistemoloji çok daha geniş bir çalışma alanı bulmuştur. Tarihsel ve sosyal epistemoloji denilen çalışmalar ve bilim-teknoloji çalışmaları denilen alanlar bizim ülkemizde bilinen türde doğalcı epistemolojinin çok ama çok ötesinde ve bir o kadar da önemli bir literatürü oluşturmaktadır. Epistemoloji eğer doğalcıların düşündüğü üzere her türden rasyonel inancı kapsıyorsa örneğin memetik (yani: fikirlerin genlerin yayılmasına analojik şekilde yayıldığı fikri) denilen alanı da doğalcı epistemolojinin sahasında saymak gerekir. Fakat her durumda burada esas neyin veri alındığını asla gözden kaçırmamalıyız: bilginin en iyi örnekleri her ne ise onun neden en iyi örnek olduğuna gözümüzü dikmek. Bu bize Kuhn’un bilimsel ilerleme ile ilgili yorumunu anımsatıyor: “Bilim –güvenilir bilgimizin en tartışmasız örneği–[6] her nasıl ilerliyorsa önce onu bulmalıyız ve sonra onun neden o şekilde ilerlediğini anlamız gerekir” (Kuhn, 1994b, çeviri düzeltildi.). Aslında Quine da bunu yapmak istiyor gibi. Dolayısıyla epistemoloji bilimlerin kraliçe olmaktan da uygulamalı mantık olmaktan da uzaklaşıyor. Aksine doğalcı epistemoloji bilimlerin hizmetçi veya bilimsel mantığın nasıl uygulandığının sistematik çalışması haline geliyor.

9.    Doğalcılığa gelen yaygın eleştiriler ve yaygın yanıtları[7]

  1. Doğalcılık için bilim temel fizikten ibarettir. Bu iddia doğru olmak şöyle dursun tümüyle gülünçtür. İnsan bilgisi doğalcı epistemolog açısından insan sinir sisteminin bir ürünüdür. Sinir sistemlerini kimya, biyoloji, beyin bilim ve psikoloji gibi disiplinler inceler. Temel fizik denilirken sanırım görecelik kuramı ve kuantum fiziği kastedilmektedir. Bu alanlar ile doğalcı epistemolojinin şu an için herhangi bir alakası yoktur. Sanırım burada şöyle tuhaf bir akıl yürütme vardır. Doğalcılık epistemolojiyi bilime emanet etmek ister. Bilimsel olan her şey temel fizik ile uyumlu olmak zorundadır ve en azından ilkesel olarak tüm biyolojik, kimyasal ve biyolojik olaylar fiziğe indirgenebilir. Öyleyse fizik, temel fiziğin üzerine kurulu olduğuna göre doğalcıların bahsettiği bilim temel fizikten ibarettir.
  2. Doğalcılık için bilim fizikten ibarettir. Bu iddia tam fikir şehir efsanesidir. Doğru değildir. Esasında bilgi öylesine karmaşık bir olgudur ki bir tarafı biyokimyasal ama diğer tarafı tarihsel ve sosyaldir. Quine veya Churchland hiçbir zaman bilimi fizikten ibaret görmemişlerdir.
  3. Doğalcılık için bilim fiziksel bilimlerden ibarettir (ör. fizik, kimya ve astronomi). Örneğin Quine doğalcı epistemolojiyi fizik ve kimya ile değil ama psikoloji ve dil bilim ile birleştirmek istemişti. Dolayısıyla davranış ve insan bilimleridir esas doğalcı epistemolojinin kalbinde yer alması beklenen bilimler.
  4. Doğalcılık için bilim doğa bilimlerinden ibarettir. Doğalcılar bilginin oluşum, yayılma, gözden düşme ve tümüyle reddedilmesi gibi süreçlerin tarihsel, sosyal ve kültürel boyutlarını asla ıskalamamıştır. Dilbilim bunun en iyi örneğidir. Quine açısından bilim felsefesinin en büyük yardımcılarından bir tanesi dilbilimdir.
  5. Doğalcılık sadece betimsel olana bakar ve neyin nasıl olması gerektiği hakkında bir şey söyleyemez. Aslında burada söylenmek istenen şey doğalcı epistemoloji bilimi epistemolojinin çok fazla içerisine soktuğundan ve bilim betimlerden ibaret olduğundan doğalcı epistemoloji sadece aktüel bilgi süreçlerimizle ilgili konuşabilirken geleneksel epistemolojinin görevi olduğuna inanılan ideal bilginin ne olduğu veya mevcut bilgi süreçlerimizin iyileştirilmesi gibi görevleri yerine getiremeyeceği iddiasıdır. Aslında Quine açısından kanıt ve kuram arasındaki boşluğun nasıl doldurulduğu epistemolojinin kendisidir. Ve bu epistemolojinin temel problemlerinden biridir. Fakat burada karmaşık bir durum devreye girer. Acaba Quine kanıt derken geleneksel epistemolojinin kanıt dediği ile aynı şeyden mi bahsediyordu yoksa o nedensel bir takım süreçleri mi kastediyordu (bkz. Rysiew, 2017, böl. 3.1)? Cevap aslında bana oldukça açık geliyor. Cevap olumludur.
  6. Kanıt-kuram boşluğu, nedenler ve gerekçelendirme. Gerekçelendirme epistemik normativitenin kalbidir. Ama zaten Quine da kanıt ile kuram arasındaki ilişkiyi anlamanın yolu olarak doğalcı epistemolojiyi önermiştir. Burada kanıt kavramı ile gerekçelendirme kavramı arasındaki ilişkiyi hem Quine hem de karşıtları açısından incelemeye tabi tutmalıyız.
  7. Doğalcılık normatif olgulara yer bırakmaz (DeCaro ve Macarthur, 2010, s. 1). Bunun nedeninin normatif olguların doğa biliminin ilgilendiği türden nedensel (nesnel) olgulara indirgenemediği oranda doğalcılığın normatif olguyu yer bırakmadığı iddia edilir. Sanırım normatif olgu denilen şeylerin kendisi ile doğalcıların radikal bir uzlaşmazlığı vardır. Fakat bu mesele göründüğünden çok daha çetrefillidir. Aslında Quine “normatif doğalcı epistemolojiden” bahseder bize (Quine, 1992, ss. 19–21, kesim 8). Normatif epistemolojiyi, kuramsal epistemolojinin karşıtı veya tamamlayıcısı olarak görebilirsiniz.
  8. Normatif öğeler: anlam, değer ve sebep. Bu üçlünün normatif olduğu ve doğa bilimlerinin nedensel nesnel olgularına indirgenemeyeceği söylenir. Benzer problemlerin bilinç, yönelimsel zihin halleri ve soyut bazı varlıklar için de ortaya çıktığı söylenir. Her üç kavramdan yakından bakılmadığı sürece özel bir statüye sahipmiş gibi gözükür. Bunlar özellikle analitik felsefenin bırakmamakta ısrarcı olduğu çok sayıda ve birbirleriyle bağlantılı ikiliğinden sadece üç tanesidir. Sebep vs neden, anlamlı vs mekanik, değer ve kural. Bu üç ikilik aslında felsefedeki birçok probleme verilen yanıtların etrafında kümeleştiği nehir kenarlarını oluşturur.
  9. Doğalcılık, bilimci, indirgemeci ve fizikalisttir. Bu iddiayı analiz etmek çok zordur. Çünkü içerisinde çok sayıda ne olduğu hususunda felsefecilerin birbiriyle bir türlü anlaşamadığı dört büyük terim vardır. Bilimci (“the defender of scientism”) genelde aşağılama veya kötüleme ifadesi olarak vücut bulur. Bilime gereğinden daha çok önem atfedildiği veya onun kendi üzerine vazife olmayan işlere burnunu soktuğu şeklindeki itirazın tek kelimelik ifadesidir bazen de. Bilimcilik indirgemecilikle el ele gider. En azından eleştirmenler böyle söyler. Bilimci açısından insan dünyası buz gibi maddeden ibarettir. İnsanın sosyal ve tarihsel yanı, insan varoluşunun özel bir anlamı yoktur. he rşey mekaniktir. İnsanlar sebeplerle değil nedenlerle hareket eder. Böylelikle insan aşağı seviye hayvanlara ve hatta makineler benzer. Değerlerimiz yok sayılır, onun yerine var olan her nasıl var oluyorsa öyle var olmaya devam etmelidir. Hatta o kadar ki bazen bilimciliğin eleştirmenleri, bilimcilerin tecavüz dünyada yaygın olduğuna göre iyi bir şey olmalıdır dediklerini bile iddia ederler. İndirgemecilik yine benzer eleştirilere uğrar. Zaten her iki kavram da karşıtları tarafından sıklıkla birbirinin yerine kullanılmaktadır.
  10. Doğalcılık bugün Anglo-Amerikan felsefe dünyasında başat konumdadır. Hiçbir ölçüte göre bu doğru değildir. Doğalcı epistemoloji tarihinin hiçbir döneminde bırakın başat olmayı ikincil yaygınlık seviyesine bile yaklaşamamıştır. Sanırım bu başatlık iddiasını ortaya çıkaran şey İngilizce konuşulan ülkelerde süper-natüralizmin gözden iyice düşmesidir. Süper-natüralizmin karşıtı herhalde natüralizm olarak görülmektedir. Bu ciddi bir düşünce yanılgısıdır. Doğaüstücülük ontolojik bir iddiadır. Var olan şeyler arasında bazılarının doğal olmadığını söylemesi bakımında bu bir tür ontolojik doğalcılık karşıtıdır. Var olan şeylerin nasıl incelenmesi gerektiği hakkında buradan doğrudan bir çıkarım yapamayız. Mesela dünya üzerinde birçok bilim insanı yerel veya küresel dinlere inanır. Bu insanlar ontolojik anlamda doğalcı değildirler. Ama bilim insanıdırlar ve pratikte her gün yaptıkları iş yöntemsel olarak doğalcıdır. İşte buna yöntemsel doğalcılık deniyor. Ontolojik doğalcılığın Batılı felsefeciler arasında yaygın olması muhtemeldir. Ancak konu yöntemsel doğalcılık olduğunda işler tümüyle değişir. Yöntemsel doğalcılık esasında var olanların doğal mı yoksa başka türlü mü olduğuyla ilgili değildir. Önemli olan şey incelenebilecek her şeyin bilimsel yöntemlerle incelenmesidir. Fakat bunun kabulü aslında son derece radikal bir tutumu gerektirir. Eğer bir kitabın başlığında söylendiği gibi meseleyi koltuk mu yoksa laboratuvar mı diye koyarsak felsefecilerin ezici bir çoğunluğu koltuk diyecektir. Kuşkusuz koltukta yapılan her şeye apriori damgası vurmak büyük bir hata olur (Nolan, 2014).

10. Doğalcı epistemoloji: ana figürler

Thomas Kuhn, Willard van Orman Quine, Patricia Smith Churchland. Charles Pierce ve William James. Başkaları bu listeye pragmacıları katmaz ama onun yerine örneğin Alvin Goldman’ı eklerler (en önemli makalelerinden biri için bkz. A. I. Goldman, 1967). Hilary Kornblith, Paul Churchland (P. M. Churchland, 2012, 2017) ve doğalcı bilim felsefecileri de bu gruba mutlaka eklenmelidir. Böyle bakıldığında aslında Larry Laudan, Ronald Giere,  Donald Campbell, Paul Thagard, William Wimsatt (Wimsatt, 2007), Callebaut veya Bechtel de bu listeye kolaylıkla dahil edilebilir. Kimlerin bu kategoriye dahil edileceği son derece tartışmalı olmakla beraber bu makalenin konuyu ele alışı bakımından Quine paradigmatik örnek sayılmalıdır. Elbette günümüzde birçok doğalcı bilgi kuramcısı Quine’ın fikirlerini gereksiz derecede radikal bulmakta ve onun görüşleriyle geleneksel epistemoloji arasında bir uzlaşma aramaktadırlar. Böylelikle bilgiye dair felsefi problemlerin çözümünde, bulunmasında veya yeniden yapılandırılmasında herhangi bir bilimin katkısını kabul edenlerin birçoğu kendisine doğalcı bilim kuramcısı demeye başlamıştır. Fakat bu durum ciddi kafa karışıklığı yaratmaktadır.

11. Quine 1948 (OWTI), 1951 (TD) ve 1969 (“Epistemology Naturalized”)

Günümüzde doğalcı epistemoloji tartışmalarının merkezinde Quine’ın birkaç makalesi yer almaktadır. Esas tutulan makale Quine tarafından 1969 senesinde yayımlanan ve adı “Epistemoloji Doğallaştırıldı” olan bir yazıdır. Bazen bu makalede dilimizde “Doğallaştırılmış Epistemoloji” olarak anılır. Makalenin son derece yakın tarihli olması nedeniyle doğalcı epistemoloji gibi bir fikrin son derece yeni bir fikir olduğu izlenimine kesinlikle kapılmamak lazımdır. Her ne kadar birçok Quine uzmanı onun ancak geç bir tarihte tam boy bir doğalcı olduğunu iddia etse de ben kendi adıma bu görüşü son derece temelsiz buluyorum (krş. Verhaegh, 2017b, s. 317).

12. Doğalcı epistemoloji ve bilim

Doğalcı epistemoloji aynı anda bilimsel psikoloji ve dilbilimden faydalanmaya çalışır. Ama en son yükselen doğalcı epistemoloji bunların ötesine geçmiştir ve sinirbilim, bilişsel bilim ve yapay sinir ağı çalışmalarının derinlerine dalmıştır (P. M. Churchland, 2012). Bilginin biyolojisi üzerine dilimize çevrilmiş kitaplar bile bulunmaktadır.

Quine gibi doğalcı epistemoloji taraftarları bilim ve sağduyu arasında bir süreklilik görmüşlerdi (krş. Baç, 2011, s. 75). Bu fikir geleneksel epistemoloji ile doğalcı epistemoloji arasındaki büyük bir farka işaret eder.

Doğalcı epistemolojin, epistemolojinin en önemli problemlerinden birisi olduğuna inanılan şüphecilik meselesine verdiği yanıt da onun alametifarikalarından biridir.

Cosmos: Bir Uzay Serüveni:

“Beş basit kuraldan şaşmamak sayesinde bilim bunları başarabilmiştir.

  1. Otoriteyi sorgulayın. Ben dahil herhangi biri öyle dedi diye hiçbir fikir doğru olmaz. Bizim bizden öncekilerin göremediklerini görmemiz gibi, onlar da bizim göremediklerimizi göreceklerdir.
  2. Kendiniz düşünün. Kendinizi sorgulayın. Bir şeye sırf inanmak istediğiniz için inanmayın. Bir şeye inanmak onu doğru kılmaz.
  3. Gözlem ve deneylerle elde edilen delillerle fikirleri sınayın. Beğenilen bir fikir iyi tasarlanmış bir deneyi geçemiyorsa yanlış demektir. Bunu kabullenin.
  4. Deliller sizi nereye götürüyorsa oraya gidin. Bir deliliniz yoksa hüküm vermeyiniz.
  5. Ve belki de en önemli kural şudur: Unutmayınız, yanılıyor olabilirsiniz! Newton ve Einstein gibi en iyi bilim insanları bile bazı konularda yanılmışlardır. Tarihteki her büyük bilim insanı hata yaptı. Elbette yapacaklardı. Onlar da insandı.

Bilim kendimizi kandırmamamız için bir yoldur. Tabii birbirimizi de.

Çünkü neyin gerçek olduğu önemlidir. Ve doğanın muhteşem gerçekliği karşısında bizim hayal gücümüz bir hiçtir.” (Tyson, 2014)

Bilimde nasıl rasyonel anlaşmazlık olabilir ki? (Samsun VII. Mantık Çalıştayı, Elif’in sorusudur.)

Bilimin olgularla muhatap olması bilimde uzlaşmanın felsefeden fazla olmasını sağlıyor olabilir mi?

13. Bilimsel epistemoloji ve doğalcı epistemoloji

Doğalcı epistemoloji, epistemolojinin bilimi ile aynı şey değildir. Epistemolojinin bilimi derken bilgi denilen şeyin görgül yöntemlerle incelenmesini kastediyorum. Mesela buna bilgi biyolojisi diyebiliriz. Türkçede bu adlı bir çeviri kitap olması lazım. Deneysel psikoloji insanın aktüel bilgi edinme süreçlerini incelemek için yeterli araçlar sahiptir. Aklıma hemen gelen deneysel bir çalışma şunu araştırmıştı. Bir insan iki cümleye baktığında hangi koşullarda bunların tutarlı veya tutarsız olduğuna karar verir. Bu sanıldığından çok da görgül araştırmaya açık bir problemdir.

14. Normatif olmak ne demek değildir

Normatiflik problemi geleneksel epistemolojinin bir insanın neye inanmasının doğru veya yanlış olacağına dair hüküm vermesine rağmen doğalcı epistemolojinin böyle bir hüküm vermesinin konu dışı kalacağını söyler. Normatif epistemoloji de normatif değildir. Normatif olma tartışması gerekçelendirme ve kanıt tartışmalarıyla el ele gitmektedir.

Doğalcı epistemoloji yaklaşımına gelen en yaygın iki eleştiriden biri budur. Bilimin ve bilim insanlarının nasıl işlediklerini incelerseniz, onların doğru bilgiye ulaşabilmek için bir sürü kılavuz ilke geliştirdiklerini görürsünüz. Bunlar aslında yükseltici (“meliorative”) işleve sahiptir.

Normatif ve betimsel epistemoloji ayrımı üzerinden eleştiriler sadece Quine gibi felsefecilere değil aynı zamanda Piaget gibi epistemolojiye ilgi duyan psikologlara da yöneltilmiştir (ör. Öztürk, 2017, s. 254).

15. Şüphecilik ve doğalcı epistemoloji

Pek çok yazar epistemolojinin temel sorunlarından biri olarak şüphecilik meselesini gösterir. Halbuki Quine veya Churchland tipi doğalcılar için şüphecilik hiç de merkezi bir husus değildir. Örneğin Quine şüpheciliğin kendisi bilimsel bilgimizin bir türevi olarak görmüştür. Bilimsel bilgimiz geliştikçe neyin doğru ve neyin yanılsama olduğuna karar veririz. Doğrular hakkında daha çok fikrimiz oldukça ne zamanlarda gördüğümüzün hatalı olduğuna daha iyi karar verir ve yanılıyor olabileceğimizin daha keskin şekilde bilincine varırız.

16. Tümevarım problemine yaklaşımı

İlginç bir şekilde tümevarım problemi bilim felsefesi, epistemoloji, metafizik ve hatta zihin felsefenin her problemine öyle veya böyle dokunur. Doğalcı felsefe bilimden daha kesin-güvenilir bir zeminin reddidir. Tümevarım da bizi bu sonuca götürür. Yani tümevarım ile gelen bilgi yanılabilir bilgidir. Aynı bilimsel bilgi gibi. Metafizik sanki yanılamaz ilkelerin peşindeymiş izlenimini verir. İşte burada tümevarım problemi doğalcı epistemoloji ile doğrudan bir bağ kurar.

17. Apriori bilgi

Apriori bilgi, deneyim öncesi bilgidir. Bazı şeylerin deneyimden bağımsız olduğunu söyler. Ama burada “deneyim” sözcüğünden ve “bağımsız” kelimesinden ne anlamamız gerektiği gerçekten muazzam derecede tartışmalıdır. Fakat önemli olan bu tartışmanın detayları değil ama tartışmanın doğalcı epistemoloji fikrine dair çıktılarıdır.

Apriori bilgi kesin veya zorunlu bilgi diye bir şeyin varlığına inananlar için elzemdir. Bu insanlar bilimin zorunlu değil ama sadece olumsal olan ile ilgili olduğuna inanırlar. Natüralizm bilimsel bilgiye kendini hapsettiği için zorunlu bilgiye ulaşamaz. Eğer apriori bilgi varsa demek ki natüralizm bunu açıklayamaz veya ortaya çıkaramaz (bkz. “Varieties of Naturalism” http://www.naturalisms.org/).

Doğalcılar apriori (“önsel”) bilginin hiçbir türünü kabul etmez (Giere, 1998, s. 728). Daha doğrusu edebilir ama son derece yerel, pragmacı ve tarihsel olması kaydıyla. Bu kadar anlamı değiştiğinde Kuhn ve Quine örneğin Foucault ile ortaklaşabilir. Bu yerel ve dar anlamlı apriori artık hiçbir şekilde deneyimden bağımsız değildir. Deneyime karşı aşırı dirençlidir diyebiliriz. Bu iki önerme kesinlikle birbiriyle gerilim içerisinde değildir.

18. Sezgisel bilgi ve düşünce deneyleri

Analitik normatif bilgi kuramları sıklıkla sezgilerimize dayanır. Örneğin Gettier verdiği ünlü karşı-örneklerinin gerekçelendirmiş doğru inanç (“justified true belief”) olmasına rağmen bilgi (“knowledge”) olmadığını öne sürmüştür (Gettier, 1963, s. 123). Birçok felsefeci Gettier tarafından verilen örnekler üzerinden geliştirilen savın mantıksal olarak hatasız ilerlediğini varsayar (Baç, 2011; Grünberg, 1999). Çok az sayıda felsefeci ise bahsi geçen durumlarda sezginin temel alındığını ve gayet de yanlış olabileceğini öngörerek bunlar görgül yöntemlerle eleştirel bir tahlile tabii tutmuşlardır (Knobe ve Nichols, 2008). Sezgilerin doğruya götüren güvenilir kılavuzlar oldukları fikri artık çokça tartışmalı gözükmektedir (bkz. Tümkaya, 2014, 2017). Sezgilerimizin birbirimizden ne kadar farklı olduğunu görmek için bkz. (Bourget ve Chalmers, 2014).

Alvin Goldman 1967 tarihli ve “Biliyor Olmanın Nedensel Bir Kuramı” başlıklı makalesinin ilk cümlesinde Gettier’in savının özünün aslında Russell tarafından ta 1912 tarihli “Felsefenin Problemleri” isimli kitabında savunulduğunu belirtir (A. I. Goldman, 1967, s. 357, ve n1). O nedenle Goldman “S’nin p’yi biliyor olduğunun geleneksel analizinin önemli bir eksiğini bize yakın zamanda hatırlatan Gettier” şeklinde bir açılış cümlesi kullanır (aynı yer, vurgu bana aittir).

19. Döngüsellik itirazı üzerine

Döngüsellik itirazı felsefi paradigmaların rakip paradigmalara yöneltmesi en beklendik itiraz biçimidir. Bunun bir benzerini de Heidegger belirtmiştir (Heidegger, 1962, s. 27): Temellerin sorgulandığı yerde döngüsel akıl yürütülüyor şeklindeki itiraz son derece kolayca yapılır ama bir o kadar da kısırdır.

20. Sosyal, bilişsel, sinirsel ve evrimsel epistemolojiler

Bugün doğalcı epistemoloji kapsamına girebilecek çok sayıda yeni epistemoloji türü vardır: sosyal, feminist, bilişsel, sinirsel ve tarihsel epistemolojiler. Burada örneğin Darwin’den veya genel olarak evrim kuramından yola çıkılarak geliştirilen kuramlar olduğu gibi büyük oranda yapay sinir ağları çalışmalarının sonuçlarına yaslanan fikirler de bulunabilir. Sosyal epistemolojiyse zaten kendi başına devasa bir çalışma alanı haline geldi. Bu durum özellikle sosyoloji bölümleri için geçerlidir. Bilişsel bilimler alanından etkilenen örneğin Thagard gibi insanlar yine kesinlikle doğalcı epistemoloji genel başlığının içerisine giren yaklaşımlar geliştirmiştir.

21. Doğalcı epistemolojinin radikali veya ılımlısı olabilir mi?

Olmaz. Doğalcı epistemoloji bilim ile felsefe arasında kategorik bir ayrımı tanımaz. Burada ilişkinin nasıl kurulması gerektiği pragmatik bir meseledir. Ilımlı doğalcı epistemolojiler sanırım hem bilimle etkileşmek hem de felsefenin asal görevleri olduğuna inandıkları şeyleri korumak istiyorlar.

22. Bitirirken

Bu makalede şunları göstermeye çalıştım. Bilimsel sahada kesin olduğuna kanaat getirilen yani artık tekrardan kanıt veya mantık yoluyla değerlendirilmeye ihtiyaç duymadığına karar verilen bir şey yoktur. Bu türden kararlar bilimin doğasına aykırıdır.

Doğalcı epistemoloji her şeyden önce “dışarıda ne olup bittiğine bakmaktır.” Bu tanım çok saçma gözükse de doğalcılık bir tez değil ama bir felsefe yapma tarzı olduğundan ötürü verdiğimiz betim son derece işe yarardır. Doğalcı epistemoloji ile bilim arasında çok yakın bir ilişkisi olmasının nedeni birçok meselede dışarıda ne olup bittiğinin cevabının vermenin en güvenilir yolunun bilim olduğuna inanılmasıdır. Burada bilimden kastedilen “tarihsel coğrafyadan kozmolojinin en spekülatif uçuşlarına kadar” bilimcilerin ürettiği her şeydir.

23. Kaynakça

Baç, M. (2011). Epistemoloji. (D. Taşdelen, Ed.). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi. Açıköğretim Yayınları.

Baç, M. ve Irmak, N. (2011). Knowing Wrongly: An Obvious Oxymoron, or a Threat for the Alleged Universality of Epistemological Analyses? Croatian Journal of Philosophy, XI(33), 305–321.

Batak, K. (2017). Naturalizm Çıkmazı. Dennett’ten Dawkins’e Yeni Ateizm’in Felsefi ve Teistik Eleştirisi. İstanbul: İz Yayıncılık.

Bird, A. (2007). What Is Scientific Progress? Nous, 41(1), 64–89. doi:10.1111/j.1468-0068.2007.00638.x

Bourget, D. ve Chalmers, D. (2014). What do Philosopher’s Believe? Philosophical Studies, 170(3), 465–500. doi:10.1007/s11098-013-0259-7

Carnap, R. (2014). Dilin Mantıksal Analiziyle Metafiziği Eleme. Dört Öğe, (6), 165–181. http://www.dortoge.org/wp-content/uploads/2015/09/14-Dilin-Mantıksal-Analiziyle-Metafiziği-Eleme.pdf adresinden erişildi.

Cevizci, A. (1999). Paradigma Felsefe Sözlüğü (3. bs.). İstanbul: Paradigma Yayınları.

Churchland, P. M. (2012). Plato’s camera: how the physical brain captures a landscape of abstract universals. Cambridge, Mass: MIT Press.

Churchland, P. M. (2017). Platon’un Kamerası. (M. C. Mutlu, Çev.). İstanbul: Alfa Bilim.

Churchland, P. S. (1986). Neurophilosophy: toward a unified science of the mind-brain. Cambridge, Mass: MIT Press.

Çüçen, A. K. (2012). Bilgi Felsefesi (4. bs.). İstanbul: Sentez Yayıncılık.

DeCaro, M. ve Macarthur, D. (2010). Introduction: Science, Naturalism, and the Problem of Normativity. M. DeCaro ve D. Macarthur (Ed.), Naturalism and Normativity içinde (ss. 1–19). New York, N.Y: Columbia University Press.

Floridi, L. (2017). A Plea for Non-naturalism as Constructionism. Minds and Machines. doi:DOI 10.1007/s11023-017-9422-9

Gaither, C. C. ve Cavazos-Gaither, A. E. (Ed.). (2000). Scientifically Speaking. A Dictionary of Quotations. Bristol and Philadelphia: Institute of Physics Publishing.

Gettier, E. L. (1963). Is Justified True Belif Knowledge? Analysis, 23(6), 121–123. http://links.jstor.org/sici?sici=0003-2638%28196306%2923%3A6%3C121%3AIJTBK%3E2.0.CO%3B2-1 adresinden erişildi.

Giere, R. N. (1998). Naturalized Philosophy of Science. (E. Craig, Ed.)The Routledge Encyclopedia of Article. Taylor & Francis.

Goldman, A. ve Beddor, B. (2016). Reliabilist Epistemology. (E. N. Zalta, Ed.)The Stanford Encyclopedia of Philosophy. http://plato.stanford.edu/archives/win2016/entries/reliabilism/ adresinden erişildi.

Goldman, A. I. (1967). A Causal Theory of Knowing. The Journal of Philosophy, 64(12), 357–372. doi:10.2307/2024268

Grünberg, T. (1999). Bilgi Teorisi ve Gettier Problemi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 40(1), 97–104. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/743/9482.pdf adresinden erişildi.

Heidegger, M. (1962). Being and Time. (J. Macquarrie ve E. Robinson, Çev.). Oxford, OX, UK ; Cambridge, Mass., USA: Blackwell.

Irzık, G. (2010). 20. Yüzyıl Bilim Felsefesi Tarihini Yeniden Yazmak. S. Kibar, S. Bayram ve A. Sol (Ed.), Anlam Kavramı Üzerine Yeni Denemeler içinde (ss. 33–46). Legal Yayınları.

Irzık, G. ve Sober, E. (2009). Introduction to the Synthese special issue on Hans Reichenbach, Istanbul, and Experience and Prediction. Synthese, 181, 1–2.

İnan, İ. (y.y.). Kavramsal Relativizm, Çeviri ve Düşünsel Asimilasyon. Kavramlar Çevrildikçe Sempozyumundaki konuşmanın genişletilmiş halidir. içinde . Basılmamış metin., Turkey. https://www.academia.edu/310472/kavramsal_relativizm_çeviri_ve_düşünsel_asimilasyon adresinden erişildi.

Knobe, J. ve Nichols, S. (Ed.). (2008). Experimental Philosophy. New York, N.Y: Oxford University Press.

Kornblith, H. (1994). What is Naturalistic Epistemology. H. Kornblith (Ed.), Naturalizing Epistemology içinde (2. bs., ss. 1–14). Cambridge, MA: MIT Press. A Bradford Book.

Kuhn, T. (1970a). The Structure of Scientific Revolutions (2. bs.). Chicago, IL: The University of Chicago Press.

Kuhn, T. (1970b). Logic of discovery or psychology of research? I. Lakatos ve A. Musgrave (Ed.), Criticism and the Growth of Knowledge içinde (ss. 1–23). Cambridge, MA: Cambridge University Press.

Kuhn, T. (1994a). Nesnellik, Değer Yargısı ve Kuram Seçimi. Y. Şahan (Çev.), Asal Gerilim. Bilimsel Gelenek ve Değişim Üzerine Seçme İncelemeler içinde (ss. 381–404). İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Kuhn, T. (1994b). Bulgulama Mantığı ya da Araştırma Ruhbilimi. Y. Şahan (Çev.), Asal Gerilim. Bilimsel Gelenek ve Değişim Üzerine Seçme İncelemeler içinde (ss. 319–350). İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Kusch, M. (1995). Psychologism: A Case Study in the Sociology of Philosophical Knowledge. London: Routledge.

Malcolm, N. (1952). Knowledge and Belief. Mind, New Series, 61(242), 178–189. doi:10.2307/2252293

Nolan, D. (2014). The A Posteriori Armchair. Australasian Journal of Philosophy, 93(2), 211–231. doi:10.1080/00048402.2014.961165

OED. (2017). “naturalism, n.” OED Online. Oxford University Press. http://www.oed.com/view/Entry/125337?redirectedFrom=naturalism& adresinden erişildi.

Öztürk, A. B. (2017). Piaget’nin Genetik Epistemolojisi, Carnap ve Mantık ile Matematiğin Temelleri Sorunu. Mediterranean Journal of Humanities, VII(1), 253–267. doi:10.13114/MJH.2017.334

Putnam, H. (2010). Science and Philosophy. M. DeCaro ve D. Macarthur (Ed.), Naturalism and Normativity içinde (ss. 89–99). New York: Columbia University Press.

Quine, W. V. O. (1951a). Main Trends in Recent Philosophy: Two Dogmas of Empiricism. Philosophical Review, 60(1), 20–43.

Quine, W. V. O. (1951b). Ontology and Ideology. Philosophical Review, 2(1), 11–15.

Quine, W. V. O. (1963). Two Dogmas of Empiricism. From a Logical Point of View. 9 Logico-Philosophical Essays (Second Edition, revised) içinde (Harper., ss. 20–46). New York and Evanston: Harper&Row Publishers.

Quine, W. V. O. (1981a). Theories and Things. Cambridge, MA and London, England: The Belknap Press of Harvard University PRess.

Quine, W. V. O. (1981b). The Pragmatists’ Place in Empiricism. Pragmatism: Its Sources and Prospects içinde (ss. 21–39). University of South Carolina Press.

Quine, W. V. O. (1987). Bir Deneycilik Doğması. V. Hacıkadiroğlu (Ed.), Felsefe Tartışmaları 1. kitap içinde (ss. 9–22). İstanbul: Panorama.

Quine, W. V. O. (1992). Pursuit of Truth the Revised Edition. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Quine, W. V. O. (2004a). Epistemology Naturalized. R. F. Gibson (Ed.), Quintessence: basic readings from the philosophy of W. V. Quine içinde (ss. 259–274). Cambridge, Mass.: MIT Press. A Bradford Book.

Quine, W. V. O. (2004b). Five Milestones of Empiricism. R. F. Gibson (Ed.), Quintessence: basic readings from the philosophy of W. V. Quine içinde (ss. 301–306). Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press.

Quine, W. V. O. ve Ullian, J. S. (2001). Bilgi Ağı. (A. H. Adanalı, Çev.). Ankara: Kitabiyat.

Reichenbach, H. (2013). Descartes ve Rasyonalizm. R. Demir ve İ. Kalaycıoğulları (Ed.), Bilime Yeni Pozitivist Bakış. İstanbul Konferansları içinde (ss. 39–49). Ankara: Epos Yayınları.

Russell, B. (1923). Vagueness. Australasian Journal of Psychology and Philosophy, 1(2), 84–92. doi:http://dx.doi.org/10.1080/00048402308540623

Rysiew, P. (2017). Naturalism in Epistemology. (E. N. Zalta, Ed.)The Stanford Encyclopedia of Philosophy. https://plato.stanford.edu/archives/spr2017/entries/epistemology-naturalized/ adresinden erişildi.

Sarıhan, I. (2017). Philosophical puzzles evade empirical evidence: Some thoughts and clarifications regarding the relation between brain sciences and philosophy of mind. J. Leefman ve H. E (Ed.), Human Sciences after the Decade of the Brain içinde . San Diego, CA: Elsevier.

Serin, E. F. N. (2015). Tamamlanmamış Bir Proje Olarak Viyana Çevresi Felsefesi: Düşünsel – Tarihsel Bir Arkaplan Soruşturması. Kilikya Felsefe Dergisi, (1), 45–60. http://philosophy.mersin.edu.tr/2148-7898/15-1/15-1-045.pdf adresinden erişildi.

Tümkaya, S. (2014). Is a Cultural Neurophilosophy Possible? Unpublished Master Thesis. http://etd.lib.metu.edu.tr/upload/12617708/index.pdf adresinden erişildi.

Tümkaya, S. (2017). The Tractatus, Logical Space, and Zombies. FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), Bahar(23), 291–306.

Tyson, N. deGrasse. (2014). Cosmos: Bir Uzay Serüveni. USA: National Geographic Channel.

Ural, Ş. (1984). Felsefi Açıdan Bilim. Felsefe Arkivi, (24), 27–53. https://www.safakural.com/makaleler/felsefi-acidan-bilim adresinden erişildi.

Vaesen, K., Peterson, M. ve Van Bezooijen, B. (2013). The Reliability of Armchair Intuitions. Metaphilosophy, 44(5), 559–578. doi:10.1111/meta.12060

Verhaegh, S. (2017a). Quine on the Nature of Naturalism. The Southern Journal of Philosophy, 55(1), 96–115. doi:10.1111/sjp.12213

Verhaegh, S. (2017b). Boarding Neuraths Boat: The Early Development of Quine’s Naturalism. Journal of the History of Philosophy, 55(2), 317–342. doi:https://doi.org/10.1353/hph.2017.0031 For

Wimsatt, W. C. (2007). Re-Engineering Philosophy for Limited Beings: Piecewise Approximations to Reality. Harvard University Press.

Wittgenstein, L. (2013). Tractatus Logico Philosophicus. (O. Aruoba, Çev.) (7. bs.). İstanbul: Metis.

Wrenn, C. B. (y.y.). Naturalistic Epistemology. The Internet Encyclopedia of Philosophy. ISSN 2161-0002. http://www.iep.utm.edu/nat-epis/ adresinden erişildi.

Yüksel, Y. (2011). Kesinlik ve Puslu Mantık. Sosyoloji Dergisi, (22), 517–531. https://www.academia.edu/1635419/Kesinlik_ve_Puslu_Mantık adresinden erişildi.

 

24.  İlave okumalar

Denemedir: Philpapers: naturalized epistemology; Psychologism in Britannica; Duncan Pritchards, What is this thing called knowledge?; Karl Popper, The Logic of Scientific Discovery; Ben Bayer, Quine’s Pragmatic Solution to Skeptical Doubts; The Routledge Encyclopedia of Philosophy, Naturalized Epistemology, ss. 721-728; The Routledge Encyclopedia of Philosophy, Naturalized Philosophy of Science, ss. 728-731.

25.  İlgili girdiler

Bulunmak üzeredir. Denemek için tıklayınız: SEP “Epistemolojide Doğalcılık”; IEP “Doğalcı Epistemoloji”; Murat Baç “Epistemoloji” İçinde Cevizci cilt 5

26. Yazar ve atıf bilgileri:

Ad: Serdal Tümkaya
Kurum: ODTÜ (METU)
Bölüm: Felsefe
Unvan: Araştırma görevlisi (2012-)
Doktora derecesi nereden: ODTÜ Felsefe bölümünde doktorasına devam ediyor.
Uzmanlık alanları: metafelsefe, nörofelsefe, bilim felsefesi, Kuhn, Churchland
İlgi alanları: bilim tarihi ve psikoloji felsefesi
CV: tıklayınız
Web sayfası: Academia

 

Şu şekilde atıfta bulunabilirsiniz: Tümkaya, S. (2018). Doğalcı Epistemolojiye Gelen Temel Eleştiriler. (S. Tümkaya, Ed.) Türkiye Felsefe Ansiklopedisi. Erişim adresi (01 Ocak 2018): https://blog.metu.edu.tr/e184159/2017/07/10/105/

[1] Orijinali: “My own belief is that most of the problems of epistemology, in so far as they are genuine, are really problems of physics and physiology; moreover, I believe that physiology is only a complicated branch of physics. The habit of treating knowledge as something mysterious and wonderful seems to me unfortunate.”

[2] Orijinali: “Some may find it scandalous that theological ideas should be taken seriously in a book on philosophy; I find it no more scandalous than the ingression into philosophy of scientific ideas from (for example) quantum mechanics, cosmology, and evolutionary biology.”

[3] Orijinali: “The general motivation behind my rejection of the ‘true, justified belief’ conception of knowledge should be roughly apparent already…” (P. M. Churchland, 2012, s. 30).

[4] Bu alıntıların buraya aktarılmasında bana yardım eden dostum ve meslektaşım Yavuz Recep Başoğlu’na büyük teşekkür etmek isterim.

[5] Dahası bazıları Reichenbach’ı zaten insanların kafasındaki pozitivizm imgesinin kısmen karşısına koymuştur. Yani Reichenbach mantıksal pozitivizmin bazı önemli fikirlerine doğrudan karşı çıkmıştır (Irzık ve Sober, 2009, s. 2).

[6] “We must explain why science—our surest example of sound knowledge—progresses as it does, and we first must find out how, in fact, it does progress” (Kuhn, 1970b, s. 20).

[7] Bu başlık daha önceden farklı ve uygunsuzdu. Bu konuda beni uyaran arkadaşım Bilkent Üniversitesi felsefe bölümünden Ali Kerem Eroğlu’na çok teşekkür etmek isterim.

Leave a Reply