Kadın Gazetecilere Cesaret Ödülü

27 October 2011

Gazetecilikte Cesaret Ödülleri dünyanın farklı yerlerinde tehditlere ve politik baskılara rağmen habercilik yapan dört kadın gazeteciye verildi.

New york – BİA Haber Merkezi
27 Ekim 2011, Perşembe

Bu seneki Gazetecilikte Cesaret Ödülleri (Courage in Journalism Award) dünyanın farklı yerlerinden dört kadın gazeteciye verildi.

Tehlike, tehditler ve politik baskılara direnen Meksika’daki Zeta gazetesi editörü Adela Navarro Bello, Reuters Haber Ajansı İran Şefi Parisa Hafezi ve Tayland gazetesi Prachatai‘ın web editörü Chiranuch Premchaiporn Gazetecilikte Cesaret ödülünü,  BBC muhabiri Katie Adie Uluslararası Kadın Medya Derneği’nin (International Women’s Media Foundation, IWMF) Hayat Boyu Başarı Ödülü’nü aldı.

IWMF yöneticisi Liza Gross, “Yaşadıkları ülkelerde gerçekleşen olayları tüm baskılara rağmen aydınlatmak için çalışan bu cesur kadınları tanımaktan mutluluk duyuyoruz. Onlar basının toplumdaki önemli rolünü temsil ediyorlar” diye konuştu.

IWMF üyesi Judy Woodruff, “IWMF olarak, bulundukları yerlerdeki önemli haberleri duyurmak için hayatlarını tehlikeye atan bu kadınları ödüllendirmekten onur duyuyoruz” dedi.

Tehditlere ve şiddete rağmen haberciliğie devam

Navarro yüzde 60′ı kadınlardan oluşan bir ekibi yönetiyor. Suç ve yozlaşma konulu haberlerine sansür uygulanmasını reddeden Navarro, 1988′de ve 2004′te öldürülen iki Zeta editörünün cinayetiyle ilgili araştırmalar yaptı ve Tijuana’daki uyuşturucu kartellerinin üyelerinin isimlerini yayınladı. Navarro ödülünü alırken “Biz her yere gidip, herşeyi haber yapıyoruz. Sessiz kalmayacağız” diye konuştu.

Hafezi polis şiddetine uğradı, İran Devrim Muhafızları tarafından tehdit edildi ve İran’daki baskıları dünyaya duyurmak için çalışmaya devam etti.

Premchaiporn, editörlüğünü yaptığı web sitesinde bir okuyucunun Tayland hükümetini eleştiren yorumunu silmediği için saatlerce sorguya çekildi ve 20 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya. Baskılar karşısında pes etmeyen Premchaiporn, dünya çapında internet özgürlüğü için bir kampanya başlattı.

Adie ise birçok savaş bölgesinde muhabirlik yaptığı için IWMF’den Hayat Boyu Başarı Ödülü aldı.

Gazetecilikte Cesaret Ödülü nedir?

Gazetecilikte Cesaret Ödülleri, tehlikeli koşullarda muhabirlik yapan kadın gazetecilere veriliyor. Hayat Boyu Başarı Ödülü ise habercilikte öncülük yapan ve sektörde kadınların yerini sağlamlaştırmak için kararlılıkla çalışan kadın gazetecilere veriliyor.

Bu seneki ödüller de dahil olmak üzere, şimdiye kadar 72 kadın Cesaret Ödülü ve 20 kadın Hayat Boyu Başarı Ödülü aldı.(ÇT)

“Çocuk Gelinler” TBMM’deydi

27 October 2011

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, Sabancı Vakfı’nın desteğiyle hayata geçirdiği “Çocuk Gelinler: Yıkıcı Gelenekler ve Ataerkil Sosyal Mirasın Mağdurları” projesinin final toplantısını 27 Ekim 2011 Perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptı. Parlamentodan başlayarak ilgili tüm kurum ve kuruluşların işbirliğiyle, çocuk evliliklerine karşı harekete geçilmesini hedefleyen proje kapsamında 18 ay boyunca gerçekleştirilen çalışmalar ve 10 ilde gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları aktarıldı.

tbmm

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun (KEFEK) desteğiyle düzenlenen kapanış toplantısında, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Sabancı Vakfı Genel Müdürü Zerrin Koyunsağan, 23. Dönemde KEFEK Erken Evlilikleri İnceleme Alt Komisyonu’nun başkanlığını yürüten Öznur Çalık, 24. Dönem KEFEK Başkanı Azize Sibel Gönül ve Başkanvekili Binnaz Toprak birer konuşma yaptı.

Sabancı Vakfı’nın Toplumsal Gelişme Hibe Programı çerçevesinde desteklediği “Çocuk Gelinler: Yıkıcı Gelenekler ve Ataerkil Sosyal Mirasın Mağdurları” projesi, 54 ilde uygulandı. Edirne’den Ardahan’a, Sinop’tan Osmaniye’ye, Şırnak’tan İzmir’e kadar Türkiye’nin dört bir köşesinde çocuk evliliklerine karşı farkındalık yaratmak için yola çıkan Uçan Süpürge, bu evrensel soruna film gösterimleri, seminerler ve imza kampanyasıyla dikkat çekerken, yerelden başlayarak çözüm aranmasını da teşvik etti. Bir hak ihlali, bir istismar ve şiddet biçimi olan küçük yaşta ve zorla evlilikleri proje kapsamındaki illerde kamu yöneticileri, sivil toplum örgütleri, yerel yöneticiler ve yurttaşlarla yapılan görüşmelerde gündeme getirdi ve medya aracılığıyla bu sorunu tartışmaya açtı.

Çocuk gelinler için bir kitap, bir de belgesel hazırlandı

“Çocuk Gelinler”in öyküleri, “Küçük Yaşta Evlilik Büyük Geliyor: Çocuk Gelinler” adlı bir kitapta toplandı. Kitap, proje boyunca illerde kadınlarla ve farklı kurumlardan yetkililerle yapılan görüşmelerden elde edilen “Çocuk Gelinler”in hikayelerini içeriyor.

Uçan Süpürge’nin proje kapsamında hazırladığı, çeşitli kentlerde yapılan çekimler ve özel röportajlarla oluşturulan “Çocuk Gelinler” belgeseli, çocuk evliliklerini farklı açılardan ele alıyor ve kişilerin anlatımları üzerinden sorunun boyutlarını ortaya koyuyor.

Haberin devamı için: http://www.ucansupurge.org/turkce/index2.php?Hbr=371

BİRKAÇ ARPA BOYU: 21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Feminist Çalışmalar

22 October 2011

Serpil Sancar’ın derlediği “Birkaç Arpa Boyu… 21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Feminist Çalışmalar” kitabı kadın çalışmaları alanında yapılanları ve yapılamayanları sorgulayan eleştirel bir bakış sunuyor.

İstanbul – BİR Haber Merkezi
22 Ekim 2011, Cumartesi

birkaç arpa boyu“Kadın çalışmaları alanının akademiye girişinin en önemli sonuçlarından biri şüphesiz ki Türkiye  tarihinin, kadınların deneyimlerini, topluma katkılarını görünür kılan bir açıdan yeniden yazılmasını sağlayan feminist tarih çalışmaları olmuştur. Bu çalışmalar sayesinde  yakın  tarihimizi kadınların deneyimlerini de içerecek biçimde yeniden yazmaya-yorumlamaya başladık.”

Serpil Sancar’ın derlediği “Birkaç Arpa Boyu… 21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Feminist Çalışmalar” kitabı Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı.

İki ciltlik kitapta 1980′lerin başından bu yana Türkiye’de görünürlük kazanan kadın çalışmalarını gözden geçiren değerlendirmeler, bu alanda yapılmış çalışmaları, araştırmaları, temaları, yazarları ve görüşleri tartışan yazılar yer alıyor.

35 kadın akademisyenin katkılarıyla hazırlanan kitapta Türkiye’de kadın çalışmalarının yakın geçmişine bakış, kadın emeğinin biçimleri ve sorunları, küresellik-kamusallık ve mekanda cinsiyet, medya-yazın ve sanatın cinsiyeti, kimlik-inanç ve beden politikaları ve hukukun getirdiği kazanımlar gibi konulara değiniliyor.

Sancar, bu derlemenin “kadın çalışmaları alanında yapılanları ve yapılamayanları sorgulayan eleştirel bir bakış için bir adım atmayı amaçladığını” söylüyor.

Kitap, feminist kadın akademisyenlerin sembol ismi Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’a armağan edilmiş. Sancar’ın Unat’la yaptığı Türkiye’de kadınların yaşamı, kadın örgütlerinin ve kadın hareketinin siyasal anlamı, kadınlarla ilgili kamu politikaları ve üniversitelerdeki kadın çalışmalarının gelişimi hakkında yaptığı bir söyleşi de kitapta yer alıyor.

Kitapta yazıları yer alan kadınlar Eser Köker, Deniz Kandiyoti, Yıldız Ecevit, Gülay Toksöz, Çağla Ünlütürk Ulutaş, Sema Erder, Ayşe Gündüz Hoşgör, Emel Memiş, Özge Özay, Feride Acar, Özge Özay, Yakın Ertürk, Meryem Koray, Ayten Alkan, Oya Çitçi, Ayşe Durakbaşa, Belkıs Kümbetoğlu, Serpil Çakır, Funda Şenol Cantek, Elif Ekin Akşit, Pınar Melis Yelsalı Parmaksız, Çiler Dursun, Mine Gencel Bek, Ruken Öztürk, Güzin Yamaner, Aslı Güneş, Özgen Dilan Bozgan, Zehra Yılmaz, Elifhan Köse, Berna Arda, Hülya Durudoğan, Gülriz Uygur, İrem Çağlar, Sevgi Usta.

Nermin Abadan Unat kimdir?

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat 1921′de Viyana’da doğdu. Lİsans eğitimini 1944′de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Doktorasını ise 1955′de Ankara Üniversitesi Kamu Hukuku Bölümü’nden “Halk Efkarı Mefhumu ve Tesir Sahaları” baaşlıklı teziyle aldı. Kadın konulu ilk çalışması 1967′de Raphael Patai’nin Women in the Modern World kitabı için yazdığı “Turkey” makalesidir. Abadan Unat, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde yarı zamanlı öğretim üyesidir.

Serpil Sancar kimdir?

Prof. Dr. Serpil Sancar, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde siyaset bilimi alanında çalışıyor. Siyaset kuramı, siyaset sosyolojisi, feminist kuramlar, Türkiye’nin cinsiyet rejimi, siyasal hareket olarak kadın hareketi ve toplumsal araştırmalarda epistemoloji ve metodoloji sorunları üzerine çalışmaları var. Ankara Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi’nin ve Kadın Çalışmaları Anabilim Dalının kurucuları arasında yer alıyor.(ÇT)

Erkekler Haziran’da 24 Kadın Öldürdü

18 October 2011

bianet’in derlediği çeteleye göre erkekler Haziran’da 24 kadını öldürdü, 13 kadına tecavüz etti, 20 kadını taciz etti, 11 kadını yaraladı. En çok şiddet vakası İstanbul’da yaşandı.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler Haziran’da 24 kadını öldürdü. Fail erkeklerin beşi intihar etti, ikisi intihara teşebbüs etti. Böylece 2011′in ilk altı ayında erkekler 129 kadının ölümüne neden oldu.

Haziran ayında 13 kadın tecavüze, 20 kadın tacize ve cinsel şiddete maruz kaldı. Erkekler 11 kadını yaraladı, beş çocuk aile içi taciz-tecavüz ve şiddete maruz kaldı.

Basına yansıyan haberlere göre kadınları en çok kocaları öldürdü. Onları boşandıkları eski kocalar, eski sevgililer ve tanıdıkları erkekler izledi.

Haberin devamı için: http://bianet.org/bianet/bia-medya-gozlem/133495-erkekler-haziranda-24-kadin-oldurdu

AB Kadın Gündeminde de Şiddet Var

13 October 2011

Avrupa Birliği İlerleme Raporunda Türkiye’de, kadın haklarının korunması, cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi ve kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda aşılması gereken ciddi zorluklar olduğu belirtiliyor.

Avrupa Birliği’nin 2010 Ekim/2011 Ekim dönemini kapsayan İlerleme Raporunda “kadına” geniş yer veriliyor. Raporda cinsiyet eşitliği ve kadın haklarında sınırlı bir ilerleme olduğu belirtiliyor ve aşağıdaki noktalara dikkat çekiliyor:

Kadınların işgücüne katılımı 2009′da yüzde 26′dan 2010′da yüzde 27.6′ya yükseldi.

İlköğretimde cinsiyet ayrılığı azalmaya devam etti.

2011 seçimlerinde kadınların parlementoya katılımı yüzde 9′dan yüzde 14′e yükseldi.

Yeni Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının atanmasından beri kadın sivil toplum örgütleriyle ilişkiler gelişti. Yine de cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddetle mücadele, namus cinayetleri, erken yaşta evlendirme konusunda Türkiye’nin aşması gereken zorluklar var.

Anketler kadınların siyasete katılımının artması için geniş bir kamu desteği olduğunu gösteriyor olsa da kadınların siyasette, idari pozisyonlarda, siyasi partilerde ve sendikalarda temsili sınırlı.

TBMM Komitesi raporları, erken yaşta evliliklerin fakirlik ve eğitimsizlikle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor ve gelenekler ve dini yanılgılara işaret ediyor.

Kadın istihdamı ve eğitim

Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü raporları, kadınların görece daha yüksek oranda çalıştığı eğitim sektöründe kadınlarla ilgili raporu, okullardaki idari pozisyonların sadece yüzde 9′unda kadınların çalıştığını gösteriyor. Yüksek eğitim kurumlarında ise rektörlerin yüzde 5′i, dekanların yüzde 15′i kadın.

Kadınların üçte biri kayıt dışı ve ücretsiz aile işlerinde çalışıyor. Kadınların iş sahibi olmasına yönelik fonlar ise yetersiz kalıyor. İş pazarı ölçütlerinin ve meslek eğitimlerinin cinsiyet temelli ayrımcılıktan sakınacak şekilde tasarlanması gerekiyor. Araştırmalar beyaz yakalı kadınlar arasında işsizliğin arttığını gösterirken, işe alımlarda ayrımcılık uygulandığı bildiriliyor.

Erkeklerin işgücüne katılımı yüzde 70 civarındayken; kadınlarınki yüzde 30′un bile altında.

Genç ve kadın istihdamında gerçekleşen artış, ekonomik şartların geliştirilmesi için yeteri kadar etkili değil.

Kadın istihdamı ve işgücüne katılım ise düşük oranda artarak sırasıyla yüzde 26.6 ve yüzde 29.8′e yükseldi.

Ortaeğitimde cinsiyet ayrılığı arttı. Okul kitaplarından toplumsal cinsiyete dayalı önyargıların çıkartılması arzu edildiği oranda sonuç vermedi. Toplumsal cinsiyet  tektipleştirmesi medyada devam ettiriliyor.

Kadın istihdamını engelleyen tektipleştirme ile savaşmak ve kadınların uygun fiyatlı çocuk bakım olanaklarına erişimi için daha fazla çaba gösterilmeli.

Haberin devamı için: http://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/133381-ab-kadin-gundeminde-de-siddet-var

Dumansız fabrikanın görünmez işçileri

28 August 2011

Gaziantep’te kadınlar fıstık çıtlatma, dantel, ayakkabıya boncuk işleme, kuruyemiş ayıklama, kazak üzerine boncuk dikme, sebze kurutma ve salça yapımı gibi birçok alanda ev eksenli çalışıyor ve kendini halen ‘ev hanımı’ olarak tanımlıyor. Ev eksenli çalışanlar ne işçi olduklarının ne de kapitalist sistemin dişlisi olduklarının farkındalar.

Özlem Bozyer
Uçan Süpürge Yerel Kadın Muhabirler Ağı, Bartın
26/08/2011

Çocukluğumdan beri yaşadığım ortamlarda dantel, kazak ve patik ören kadınlar görürdüm hep. Bu ördükleri kazakları, dantelleri satarlar ve neden sattıklarını sorduğumda “evin eksiklerini karşılamak için” derlerdi. Komşumuzun sağdığı sütleri peynir, yoğurt yapıp neden sattığını sorduğumda yine “evin eksiklerini karşılamak için” cevabını alırdım. O zaman herhalde kadının çalışmasının tek nedeni evine katkı sağlamak, diye düşünürdüm. Aradan on beş yıl geçti ve tekrar Gaziantep’te ev eksenli çalışan kadınlara aynı soruyu yönelttik. Ve yine o yanıtı aldık: “Evin eksikliğini karşılamak için.”

Gaziantep’in yoksulluğun ve ev eksenli çalışma oranının fazla olduğu Perilikaya, Düztepe ve Yeşilevler semtlerinde bir araştırma yaptık. 15 kadınla yüz yüze görüştük. İşte araştırmamızdan çıkan ilginç sonuçlar:

Gaziantep’te kadınlar fıstık çıtlatma (kırma), bastık sarma, dantel, Antep işi, ayakkabıya boncuk işleme, kuruyemiş ayıklama, kazak üzerine boncuk dikme, patlıcan ve biber kurutma ve salça yapımı gibi birçok alanda ev eksenli çalışıyor ve kendini halen ‘ev hanımı’ olarak tanımlıyor. Ev eksenli çalışanlar ne işçi olduklarının ne de kapitalist sistemin dişlisi olduklarının farkındalar.

Gaziantep’te ev eksenli çalışmada en çok yapılan iş Antep fıstığı çıtlatma işi. Fıstık kırma 3-70 yaş kuşağı çocuk, genç, yaşlı tüm kadınların uğraş alanına giriyor. Tüccarlar tarafından getirilen ve bizzat bu işle uğraşan iş yerlerine bırakılan kabuklu fıstıklar, ev eksenli çalışanlar tarafından alınıyor. Bir zembil fıstık 16 kg. 1 günde iki kişi 12 saat çalışarak bu işten 12 TL kazanıyor.

Kadınlar daha fazla fıstık kırma gayretinde. Bu yüzden ailenin bütün fertleri, özellikle de kız çocuklar fıstık kırma işiyle uğraşıyor. Tüccarlar zembil başına ne kadar fıstık geldiğini bildiğinden fıstıkların eksik olduğunu görürse bunu ücretten kesiyor.

Gelir dağılımına baktığımızda ortalama olarak aile başına 567 TL düşüyor. Ev eksenli çalışan kadınların çoğunun eşi işsiz, çalışanlar ise düşük ücretli vasıfsız işlerde. Kadınların bel, baş ve ayak ağrısı, ellerin uyuşması, göz ağrısı, eklem ağrıları gibi yaptıkları işlerden kaynaklanan birtakım sağlık sorunları olabiliyor. Ev eksenli çalışanların bir kısmının sağlık güvencesi yok.

İşle ilgili sorunları dile getirdiklerinde, ‘bir daha tekrarlanırsa iş verilmeyecek’ tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar. 1 TL için olsa dahi bu işi yapacaklarını ve yapmaya mecbur olduklarını belirtiyorlar. Çocuklarının küçük olmasından dolayı başka işte çalışamadıklarını, ev eksenli işe mecbur olduklarını söylüyor kadınlar. Çok emek harcayıp az ücret alıyorlar.

Haberin devamı için:  http://www.ucansupurge.org/turkce/index2.php?Hbr=303

Kadınların Kaleminden Bu Sefer “Mor” Akacak

23 August 2011
Haber: Kaos GL
Bu sene 7.’si düzenlenecek Kadın Kadına Öykü Yarışması’nda kadınların kaleminden “Mor” öyküler bekleniyor.
Kaos GL’nin düzenlediği ve teması “Mor” olarak belirlenen 7. Kadın Kadına Öykü Yarışması’na katılım başladı. Öykülerin son teslim tarihi 16 Nisan 2012.
Onur Jüri üyeliğini Pınar Selek’in yapacağı yarışmanın ödülleri, Mayıs ayında gerçekleştirilecek olan 7. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’da sahiplerini bulacak.
7. Kadın Kadına Öykü Yarışması Çağrı Metni
2006 yılında “Mutlu Aşk Vardır” temasıyla yola çıktığımızda hedef “belleklere kazınmış karanlık bir imajı silmek”ti. Bugüne dek kadınların kadınlara olan aşkını anlatan filmler, romanlar ve öykülerde canavarlaştırılmış lezbiyenler ve biseksüel kadınlar görmüş, sonu hep mutsuz biten, ruhsal çalkantılar içinde gidip gelen, şiddetle bezeli ve yaralayıcı ilişkilere tanık olmuştuk. Mutlu ve umutlu biten öykülere hasret kalmıştık. Kurgu ya da gerçek, kendi hikâyelerimizi kendimiz anlatalım, mutluluklarımızı paylaşalım, bizi görmezden gelenlere, hiçe sayanlara ve duygularımızın üzerinde tepinenlere inat birbirimize öykülerimizle gülümseyelim istemiştik.

İkinci yarışmamızda “İlk Adım, İlk Kadın, İlk Aşk”dedik ve “ilk”lerin hissettirdikleriyle buluştuk yeniden. Üçüncü yarışmamızda, kadınların kaleminden akan “Ten ve Tutku” dolu öyküleri okuduk coşkuyla. 2009 yılında, bu coşkuyla “Ütopya”larımızın peşine düşelim dedik. Beşinci yarışmamızda, ütopyalarımızın gülümsemesini hep yanımızda taşıyarak, gördüklerimize, duyduklarımıza, yaşadıklarımıza ve bunların bize düşündürdüklerine, hissettirdiklerine geri döndük ve “Bir Kadın (mı) Sevdim(?) dedik. Geçen sene de “Her Yerdeyiz” diyerek saklandığımız, hapsedildiğimiz mekânlardan seslendik. Bu sene ise kalemlerimizden “Mor” aksın istedik.

Bu Sene Tema “Mor”…
Gerçek olan hep elle mi tutulur? Herkes için tek bir gerçeklik mi var? Değişmez mi? Bize sunulan gerçeklik, gördüğümüz her şey bizim mi? Renkleri aynı mı görürüz? Hepsi herkes için aynı şeyi mi simgeler? Görünenin hissettirdiği aynı gibi dursa da; yaşadıklarımızın, yorumlarımızın, hissettiklerimizin, renklere yüklediğimiz anlamların farklılığı içinde başka türlü algıladık bazı renkleri.
“Mor” gibi…
Görmekle kalmadık “Mor”u, hissettik, işittik, tattık, sevdik belki “Mor” olanı, belki de nefret ettik “Mor” olandan… Bazen aşkın nişanesi bazen neftetin izi oldu tenimizde düşen mor ama hep kadınlığımızın rengi. Kimi zaman ağırlığını hissettik hatta belki de hayatımızın bir dönemine bu rengin adını verdik, bu renkle andık, hatırladık o zamanları. Kimi zaman avucumuzun tam ortasında tuttuk sımsıkı hiç bırakmamacasına, kimi zamansa meydanlarda sesimizin rengi oldu isyanımızın ateşiyle…
Kadın kadına aşklarımızın, heyecanlarımızın, hüsranlarımızın ve sevinçlerimizin neresine düşer “Mor”? Ya sizin için “Morneydi ve hayatınızın neresinde şimdi? Heyecanla bekliyoruz “Mor”a bulanmış öykülerinizi…

Haberin devamı ve yarışma koşulları için: http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=9473

Almanya’da Feminizm ve Naziler

23 August 2011

Kalkedon Yayınları, Kadın Kitaplığı Dizisi’ne başladı. Dizinin ilk kitabı, “Alman Feminizmiyle Nazi yönetimi” arasındaki ilişkiyi de ele alan “Biyoloji Kader Olunca” çalışması.

Göksun YAZICI
goksun@bianet.org
İstanbul – BİA Haber Merkezi

Kadın Kitaplığı Dizisi’ne Kalkedon Yayıncılık “Biyoloji Kader Olunca” başlıklı çalışmayla başladı. Dizinin ilk kitabı olarak seçilen bu kitap feministler arasında tartışma yaratacak bir soruya sahip. Kitabın editörleri, Renate Bridenthal, Atina Grossmann ve Marion Kaplan, çelişkili bir mesele olan Alman feminizmiyle faşizmin yükselişindeki pozitif  ilişkiden söz ediyor. Editörler, “Alman feminizmi güçlü biçimde milliyetçiydi ama küçük ve önemli bir barışçı azınlık da yetiştirdi” diyorlar.

Editörler, kitabın oluşum sürecini şöyle anlatıyorlar:   ”Bu kitabı bir araya getirmek için dürtümüz hem siyasal hem de kişiseldi. 1960 sonlarından itibaren eylemci ve öğretim üyeleri olarak, öğrenci hareketlerinden ve Yeni Soldan ortaya çıkan feministler ve tarihçiler olarak kendi tarihlerimizden harekete geçtik.”

“Kitaba, ekonomik krizin ve siyasal gericiliğin toplumsal refah kaynaklarını daralttığı ve ‘yeniden üretim politikaları’ tartışmasını keskinleştirdiği Reagan’ın ilk yıllarında niyetlendik.”

Alman tarihi hakkındaki denemeler kadın ve aile konularının siyasallaşması -ve siyasal bakımdan tahrif edilişi- kadar, kadınların deneyimini de tartışıyor. Yoğun siyasal karışıklık ve ekonomik yeniden yapılanma dönemine odaklanan editörler,  1920′ler sırasında Alman ekonomisinin rasyonelleşmesi, 1930 başlarının Büyük Buhranı, Nazi zaferi, II. Dünya Savaşı’nın gelişi ve Holocaust temalı makaleler toplamış. Kitapta Nazizmin yükselişi ile sorular soruluyor:

“Almanya’da yanlış giden neydi? Weimar Cumhuriyeti ile Nazi Almanyası arasındaki kopukluklar ve devamlılıklar nelerdi? Weimar’ın vaadinin bu kadar çabuk yok edilip, Adolf Hitler’in şansölye olması nasıl mümkün oldu? Auschwitz nasıl mümkün oldu?”

“Bu sorularla özellikle takılıyoruz, çünkü bizler de Alman-Yahudi ailelerinin ve kimliklerinin yükünü taşımaktayız. Alman tarihi araştırmamız daima bu özel hikâyenin kendi bildiğimiz sonuyla gölgelenmiştir; bu bizim ya da ailelerimizin doğrudan yaşamış olduğu bir tarihtir.”(GY)

*Renate Bridenthal (derl.), Biyoloji Kader Olunca, Çev. Cumhur Atay, Kalkedon Yayınları, 492 s.

Esengül Civelek Yalova Valisi oldu

18 August 2011

Yeni valiler kararnamesi Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. Kararnameyle 23 valinin yeri değişti. Kadının Statüsü Genel Müdürü ve Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yapan Esengül Civelek, Yalova’ya vali oldu. Civelek, Türkiye’de Lale Aytaman’dan sonra valiliğe atanan ikinci kadın.

ntvmsnbc ve Ajanslar
18/8/2011

Eski Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Esengül Civelek Yalova Valiliğine atandı. Maliye kökenli Civelek, daha önce Türkiye Kalkınma Bankası genel müdür vekilliği yaptı. Müsteşarlık görevinden önce Kadının Statüsü Genel Müdürü olarak görev yapıyordu. Civelek, Nimet Çubukçu’nun bakanlığı döneminde Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilk kadın müsteşarı olarak çalışmıştı.

Türkiye’nin ilk kadın valisi, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde Anavatan hükümeti tarafından atanmıştı. Cumhuriyet tarihinde bu göreve getirilen ilk kadın olan Lale Aytaman, 1991-1995 yılları arasında Muğla’da görev yaptı.

2005 yılında Kazan Kaymakamı Özlem Gevrek Bozkurt, Nevşehir valisi yapılmak istenmiş,  Bozkurt’un kararnamesi zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından geri çevrilmişti.

http://www.ucansupurge.org/turkce/index2.php?Hbr=294

Gender and Sexuality in Middle Eastern Uprisings

17 August 2011

2012 Cultural Studies Association

full name / name of organization:
Cultural Studies Association
contact email:
gender.panel@gmail.com

Seeking paper proposals for a panel at the Cultural Studies Association Conference to be held March 28-April 1 at the University of California in San Diego. This panel will consider the role of gender and sexuality in recent uprisings in the Middle East – from the Arab Spring to Iran’s Green Movement. Papers engaged with queer theory and/or spatial theory are encouraged, though we welcome all relevant papers and will formulate our panel direction once we finalize all panelists. Please send a 150 word abstract to by September 1st to gender.panel@gmail.com.

http://www.culturalstudiesassociation.org/